7 Haziran 2009 Pazar

Christoph Daum


Daum'un Fenerbahçe'nin başında çıktığı son karşılaşmada yıkılmıştım, hiçbir karşılaşmadan sonra o kadar üzülmedim (bkz: 14 mayıs 2006 denizlispor fenerbahçe maçı/#16177413). Fakat aradan 3 yıldan uzun bir zaman geçti, artık daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilirim.

Bundan 6 sene öncesine gidelim, Fenerbahçe ligde 6. olmuştu ve takımın başına Daum geçmişti. O kadar kötü bir sezondan sonra takımı toparlamak kolay değildi ama iyi transferler yapılmıştı. Ümit Milli Takım 11'inin yarısı transfer edilmişti. İlk maçta şok bir mağlubiyetle İstanbulspor'a 3-0 yenilmiştik, Enke'nin tek maçı olmuştu. Erhan Albayrak ve Hakan Bayraktar'ın da kellesini kesti ve yola devam etti Daum. Art arda 4 galibiyet alındı, Galatasaray ile 2-2 berabere kalındı. Takım kötü gitmiyordu, 13. haftadaki Samsunspor maçına kadar mağlubiyet alınmadı. İkinci devrede Nobre'nin transferiyle işler yoluna girdi. 29. haftadaki Rize yenilgisine kadar işler iyi gitti. Kalan maçlarda da başarılı bir performans gösterilerek (deplasmandaki Beşiktaş maçı kırılma anıdır) 33. haftadaki Denizlispor maçında şampiyonluk ilan edildi. Van Hooijdonk ve Tuncay takımın en önemli isimleriydi, Daum da ilk yılında Fenerbahçe'yi şampiyon yaparak önemli bir başarı göstermişti. Türkiye Kupası'nda ise Gençlerbirliği'ne elenildi yarı finalde...

2004/05 sezonuna Alex gibi bir yıldızla başlandı. Kadro korunmuştu, hedef üç kulvarda da başarıydı. Lige yine iyi başladı Fenerbahçe, ilk 10 maçta 9 galibiyet, 1 beraberlik alınmıştı. Alex'in etkisi açıkça görülüyordu. Bu dönemde Şampiyonlar Ligi'nde 3 maç oynandı, Sparta Prag maçı kazanıldı, Manchester'dan 6 yendi ve Lyon'a da Kadıköy'de 3-1 yenildi Fenerbahçe. Manchester maçında aylardır oynamayan Fatih Akyel'i oynattı ve takım maça 3'lü defansla başladı. Bu hatalar yenilgiyi getirdi. Lyon maçında ise Daum'un yapabileceği fazla bir şey yoktu, yıldızlar kötü oynamıştı. Ligde 10 maçlık süper serinin ardından Beşiktaş mağlubiyeti geldi, yine 4 maç kazandı Fenerbahçe ve ardından Necati'nin golüyle Galatasaray mağlubiyeti geldi. Lyon, Manchester, Beşiktaş ve Galatasaray mağlubiyetleri acaba dedirtmişti taraftarlara. Lig 28. haftaya kadar Denizlispor kazası dışında iyi geçti, fakat Pancu'nun efsaneleştiği maçta Kadıköy'de 4-3 Beşiktaş'a kaybetti Fenerbahçe. Bu mağlubiyete rağmen Galatasaray'ın 4 puan önündeydi. Şampiyonlar Ligi'nde ise önce 88. dakikaya kadar 2-2 devam eden ve son dakikada yenilen gollerle 4-2 kaybedilen Lyon maçı, Sparta Prag maçında alınan kritik bir galibiyet ve Manchester'ın yedeklerle çıktığı maçta Tuncay'ın hat-trick'iyle gelen 3 puan. Grupta 3. olarak Uefa Kupası'na katılmaya hak kazanmıştı Fenerbahçe, 9 puan da fena değildi, rakip Zaragoza'ydı. Ayrıca devre arasında dünyaca ünlü golcü Nicolas Anelka transfer edilmişti. Herkes Zaragoza'nın geçileceğini düşünüyordu. Fakat 2 maçta da yenildi Fenerbahçe ve taraftarlar hayal kırıklığı yaşadı. Ligde ise kalan maçlarda art arda galibiyetler geldi, Galatasaray galibiyetiyle şampiyonluk kutlandı. Fakat Avrupa'da gelmeyen başarı ve Alex'in Avrupa'da ligdekine oranla kötü futbolu bu iş Alex'le ve Daum'la olmayacak mı acaba diye düşündürdü insanları. Türkiye Kupası'nda finale kadar gelindi fakat Galatasaray'a 5-1 gibi şok bir skorla yenildi Fenerbahçe. Kulüp, ekonomik bakımdan rakiplerine oranla bayağı güçlü olduğundan açıkçası ben bu sene gelen şampiyonluğa fazla sevinememiştim. Sonuçta rakiplerimizden güçlüydük, asıl 2. olmak çok büyük başarısızlık olurdu.

Daum'la 3. yıla gelinmişti, artık ligde gelen şampiyonluklar insanları kesmiyordu, herkes Avrupa'da başarı istiyordu. Appiah gibi çok önemli bir transfer yapılmıştı -ki Appiah bana göre o sezonun en iyi oyuncusudur- , ligde iyi bir başlangıç yapılmıştı yine. İlk 21 hafta mağlubiyeti yoktu Fenerbahçe'nin, Beşiktaş ve Galatasaray maçları deplasmanda kazanılmıştı. Şampiyonlar Ligi'nde ise Milan'a karşı 86. dakikaya kadar 1-1'lik skor fakat 3-1'le gelen mağlubiyet, güzel bir Psv galibiyeti vardı. Özellikle Psv maçından sonra herkes umutluydu. Schalke maçında Volkan'ın ayağının altından kaçırdığı topla gelen 3-3'lük beraberlik -Volkan o hatayı yapmasaydı belki her şey daha farklı olacaktı- , diğer Schalke maçında 55. dakikada takımın 9 kişi kalması ve 2-0'la gelen mağlubiyet işleri çok zorlaştırmıştı. Servet-Shevchenko kapışmasıyla gelen 4-0'lık Milan mağlubiyeti ve son maçta Hollanda'da Psv'ye karşı alınan mağlubiyet, Fenerbahçe'nin Avrupa macerasını sonlandırıyordu. açıkçası çok üzülmüştüm ve bu ekonomik güce karşın yerel başarılar kimseyi mutlu etmediğinden (olan varsa da nasıl Fenerbahçelidir bilemiyorum), Daum ve Alex'e karşı tepkiler artıyordu. Türkiye Kupası'nda ise Galatasaray elenmişti zor da olsa, finalde bu kez uzatmalarda Beşiktaş'a kaybedilmişti kupa. Açıkçası iki yıl final oynandığından Türkiye Kupası için bir şey diyemiyordum Daum'a. Ligde ise 34. haftaya kadar her şey çok iyiydi. Zaten son maçta olanları herkes çok iyi hatırlıyor.

Daum'dan sonra Zico ile iki yıl geçirildi, Aragones ile de bir yıl. Zico ile iki yıl da başarılı olundu Avrupa'da -ki 2. yılda gelen başarıyı hatırlatmama gerek yok- , fakat ligde ilk yıl gelen şampiyonluğa rağmen beni tatmin edecek futbolu oynatamadı Zico. Dışardan bakanlar için, yani Fenerbahçe'nin maçlarınının özetlerini ve Avrupa maçlarını izleyenler için Zico çok başarılı gibi gözükecektir fakat benim gibi bütün maçları 90 dakika izleyen bir insan Zico'nun iyi bir futbol oynattığını söyletemez genel olarak bakıldığında. Ki Daum'la 3 yılda alınan puanlara bakalım ligde, 76-80-81. Atılan gollere bakalım, 82-77-90. Zico'nun bakalım aynı istatistiklerine, aldığı puanlar 70, 73. Atılan goller 65, 72. Aragones dönemine hiç değinmek bile istemiyorum, o derece...

Bugüne gelelim, Aykut Kocaman ile Fenerbahçe'nin başına geçtiği söyleniyor, en azından %99 geçti diyebiliriz. Daum'un 3 yılına baktığımızda, ligde ve Türkiye Kupası'nda hep belirli bir standardı yakaladığını görüyoruz. Yine benzer performansı bekliyorum Daum'dan. Asıl önemli olan Avrupa. Daum'lu Fenerbahçe'nin Avrupa performansı yine o 3 yıldaki gibi olacaksa Daum hiç gelmesin. Ayrıca Daum'un karar vermesi gereken çok önemli bir konu var, Alex... Oyun sistemini Alex'e göre mi kuracak? Eğer Alex oynayacaksa, takımın her şeyi pozisyonunda olacaksa, Daum'un bir dönem denediği gibi 3 defansif yönü de olan orta sahayla 4-3-1-2 oynaması gerekir. Tabii Luca Toni tarzı bir santrfor alınmayacaksa. 4-3-1-2 oynamayacaksa da Alex'in gönderilmesi veya yedek bırakılması gerekiyor. Sezon uzun, bol bol konuşuruz bu konuları.

Ayrıca yine Daum'la Aykut ne derece uyum sağlarlar, o da bir kapalı kutu. Sonuçta Aykut uzun yıllardır teknik adamlık yapan bir insan. Sportif direktör olduğu söyleniyor, görevleri tam olarak ne? Transferleri kim yapacak, Daum mu, Aykut mu? Aykut teknik-taktik işlerde Daum'a yardımcı olacak mı? Daum kendine bu konularda karışılmasını ister mi? Aykut karışmadan yapabilir mi? Bunlar hep muamma olan sorular.

Tanım: Fenerbahçe'ye geldiği için, özellikle de Aykut Kocaman ile geldiği için çok sevindiğim, gerekli transferler yapılırsa, Fenerbahçe'ye ligde ve Türkiye Kupası'nda çok iyi futbol oynatacağına inandığım, fakat Avrupa'da yapacakları için kafamda soru işaretleri bulunan teknik adam. Tekrardan söylüyorum, "ligi kazanayım, Türkiye Kupası'nda da final oynayayım, Avrupa'da da rezil olmadığımız sürece ben başarılıyım" mantığıyla geliyorsa Fenerbahçe'nin başına, geldiği gibi geri dönsün. Denizlispor maçından sonra onu affedebilmek kolay olmadı, taraftarın asıl isteğinin ligde şampiyonluktan çok, güzel futbol ve Avrupa'da her sene belirli bir noktaya gelebilmek olduğunu aklından hiçbir zaman çıkarmasın... Fenerbahçe zaten bu ekonomik güç olduğu sürece her sene şampiyonluğa oynar, taraftar güzel futbol oynandıktan, Avrupa'da belirli bir başarı geldikten sonra ligde gelecek 2.'liğe fazla bir şey demez...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder