31 Ağustos 2009 Pazartesi

NBA'de 2009 yazı - Bölüm 1: Atlanta Hawks


Merhabalar! Ben Moroff. Kendime neden böyle bir nick seçtiğimden emin değilim. Ekşi Sözlük'e üye olacaktım ve beş saniyede bu geldi aklıma. Yani öyle üzerinde çok kafa yorulmuş bir şey değil. Eminim herhangi bir kimse çok daha yaratıcı bir nick bulabilirdi. Ben de bulabilirdim belki. Ama düşünmedim. Düşüncesizlik. Evet, evet. Üstüme kaldı işte.

Birkaç ay önce sevgili dostum Scugnizzi beni bu blog'a yazar yapmıştı. NBA yazıları yazmamı istiyordu. Geçen süre içerisinde tek bir şey yazmadım. Çok tembel biriyim. Neyse, artık yazıya geçeyim.


NBA'de garip bir yazı geride bırakmak üzereyiz. Bu yazı garip olarak nitelendirmemin esas sebebiyse takımların büyük bir kısmının şu çok konuşulan 2010 yazına hazırlık yapmak için önümüzdeki yılı çöpe atarken, şampiyonluk adayı takımlarsa kadrolarını güçlendirme yoluna gitmiş olması. Amerikanların rich gets richer, poor gets poorer diye bir sözü var; "zengin daha da zenginleşir, fakir daha da fakirleşir" anlamında. Bu da o hesap. Yani görünen o ki, önümüzdeki sezon takımların güçleri geride bıraktığımızdan daha da dengesiz olacak (Geçen yıl, Magic elli dokuz galibiyette kalmayıp bir maç daha kazanmayı başarsaydı, bu, NBA tarihinde dört takımın birden altmış galibiyet barajını aştığı ikinci sezon olacaktı).

Mademki 2010 yazı dedim, birazcık açayım. 2010 yazı, yaklaşık iki yıldan beri birçok takım taraftarını fazlasıyla heyecanlandıran, amerikan spor basınına da yine ziyadesiyle malzeme çıkarmayı başaran, eşine ender rastlanan bir doğa olayı. Bu heyecanın nedeni ise, bu ölü sezonda (ecnebîler buna off-season diyor) birçok yıldızın sözleşmelerinin bitecek olması. Bunları takım sırasına göre sayalım bakalım: Joe Johnson (Atlanta Hawks), Rajon Rondo*, Ray Allen, Paul Pierce** (Boston Celtics), John Salmons (Chicago Bulls), LeBron James***, Shaquille O'Neal (Cleveland Cavaliers), Dirk Nowitzki** (Dallas Mavericks), Tracy McGrady, Yao Ming** (Houston Rockets), Kobe Bryant*** (Los Angeles Lakers), Rudy Gay* (Memphis Grizzlies), Dwyane Wade*** (Miami Heat), Michael Redd** (Milwaukee Bucks), Amar'e Stoudemire** (Phoenix Suns), Manu Ginobili (San Antonio Spurs), Chris Bosh*** (Toronto Raptors), Carlos Boozer (Utah Jazz). Bunun dışında Tyson Chandler**, Randy Foye*, Marcus Camby, Zydrunas Ilgauskas, Luis Scola* gibi isimlerle liste uzatılabilir.

Listedeki yıldızlarının isimlerinin yanlarında da ufak tefek yıldızlar var gördüğünüz gibi. Bunlar gazetelerde yapılanlar gibi onlar hakkında yaptığım değerlendirmelerin sonuçları değil. Tek yıldızlı oyuncular "kısıtlı" free agent'lar. Bu oyuncular başka bir takımdan gelen bir teklifi kabul etseler bile, halihazırdaki takımları bu kontratı karşılarsa, yani aynısını önerirse takım değiştir(e)meden hayatlarına devam ediyorlar. Yanlarında yıldız bulunmayan veya iki ve üç yıldız bulunan oyuncuların ise ellerini kollarını sallayarak başka takımlarla anlaşma şansları var. İki ve üç yıldız bulunanların bunu yapmamak için opsiyonlarını kullanmamaları gerekiyor. Kısacası 2010 sezonu için oyuncu opsiyonları var. İki ve üç yıldızlıların opsiyonları arasında ise ufak farklar var, bu opsiyonları kullanmaları halinde ortaya çıkan.

(Konuya aşina olan kimseleri bu işkenceden kurtarmak için: * restricted, ** early termination option, *** player option)

Bu liste içerisinden basının gündemine en fazla oturan isimlerin başında LeBron James geliyor. Konu oldukça dallı budaklı olduğu ve hakkında pek çok şey yazılıp çizildiği için Cavaliers dışında en önemli (ve istekli) adayların Knicks ve Nets olduğunu söyleyerek geçeceğim. Bunun dışında Chris Bosh, Dwyane Wade, Amar'e Stoudemire gibi isimlerin de sık sık makalelere konu olduğunu da söylemek gerek. Listede Kobe de var mesela, ama ayrılması imkansız deyip geçebiliriz.

Tüm bu 2010 yazı ayrı bir yazının konusu olabilir. Bu yazının konusu farklı ama. 2009 yazı diyecektim, laf lafı açtı. Evet, 2009 yazını, dünyanın genel gidişatının NBA'e yansıması olarak değerlendirebiliriz. Daha fazla gevezelik etmeden, izninizle takım değerlendirmelerine geçmek istiyorum. Alfabetik sıraya göre gideceğim, haksızlık olmasın.

(Takım adı / Normal sezon derecesi / Play-offlarda yaptıkları)

1. Atlanta Hawks / 47-35 0.573 / Doğu'da ikinci turda LeBron'a tosladılar
Kim bunlar: 2008 play-off'larında şampiyon Celtics'i en çok zorlayan takımlardan birisi olarak dikkat çekmişlerdi. Geçen yıl da bir önceki yıla göre on maç daha fazla kazanarak ne kadar ciddi olduklarını gösterdiler, bu da son on bir yıl içindeki en başarılı sezonları oldu. Play-off'larda ise Wade'li Heat'i zorlu bir serinin ardından elemeyi başarsalar da Cavaliers'a karşı hiç direnç gösteremeden elendiler. Koç Mike Woodson tam beş yıldır takımın başında ve iyi kötü bir sistem oturtmuş gözüküyor. Oldukça savurgan ve serbest bir hücum sistemiyle oynuyorlar. Kadrolarında genç ve gelişmeyi sürdüren oyuncuların olması önemli bir avantaj, ki Woodson'ın takımın başında olduğu sezonlar arasında takımın galibiyet oranının sürekli arttığı bir gerçek.

En önemli isimleri, Phoenix Suns'tan geldiğinden beri takımın liderliğini üstlenen Joe Johnson. 2, 3 ve gerekirse 1 numarada bile oynayabilen bir isim. Çok iyi bir pasör, şutör ve savunmacı olmasının yanı sıra, kendi şutunu yaratmada da çok başarılı. Ancak içeri drive etmekten birazcık kaçınıyor. Yine de ligin en kaliteli gardlarından birisi. Oldukça istikrarlı olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Üç yıldır da all-star seçiliyor.

Kadro Johnson'ın dışında inanılmaz atletik, ancak oyun zekası yetersiz olan ve geçen yıl kontratı kaptıktan sonra performansı düşen Josh Smith, oyunundan çok Deron Williams ve Chris Paul'ün üzerinden seçilmesiyle bilinen Marvin Williams, eski performansından uzak olan Mike Bibby ve double-double makinesi Al Horford gibi isimleri barındırıyor. Bunlar da gayet kaliteli oyuncular. Zaten Hawks'ın asıl sorununu bench'te aramak gerekiyordu, yönetim de bu açığı kapatmak için önemli bir transfer yaptı.

Ne yaptılar: Büyük umutlarla takıma kattıkları, ancak hiçbir katkı vermeyen iki gardı (Acie Law ve Speedy Claxton) göndererek yerine Jamal Crawford'u aldılar. Crawford yetenekli bir skorer, ancak aynı zamanda 10 yıllık NBA kariyeri boyunca sürekli kaybeden takımlarda oynamaya alışmış, bir kez bile play-off yüzü görmemiş, savunması alt düzeyde, şut yüzdesi yerlerde sürünen bir isim. Böyle olunca da birçok kişi -haklı olarak- bu takasa kuşkuyla baktı. Crawford gibi oyuncular takıma yarar sağlamak adına rollerini küçültmekte oldukça zorlanırlar. Bu takasla aynı zamanda geçen sezon bench skoreri rolünü üstlenen Flip Murray'nin takıma dönmeyeceği de kesinleşmiş gibi.

Zaza Pachulia'yla yeniden anlaştılar. Türk asıllı Zaza, iyi bir uzun yedeği ve sisteme de alışkın.

Marvin Williams'ın sözleşmesini uzattılar. Williams her geçen sezon performansını yükseltiyor ve oyununa yeni boyutlar katıyor. Örneğin, öncesinde üç sayı çizgisinin gerisinde yokları oynarken, geçen sezon fena sayılmayacak bir yüzdeyle üçlük atmaya başladı. Hiçbir zaman all-star olmayacağını düşünsem de takımda tutulması çok önemli biri. Verilen kontrat da çok uçuk bir miktar değil, 40 milyon $/5 yıl.

Draftta 19. sıradan Jeff Teague'yi aldılar. Teague çok süratli, skor üretmekte oldukça başarılı bir gard. Kısa boylu bir iki numara demek sanırım yanlış olmaz. Geçen sezon Hawks'ın en önemli sorunlarından birisi de oyun kurucu yedeğiydi. Teague'yle bu sorunu çözebileceklerini düşünüyorum.

Son olarak, geçtiğimiz günlerde Joe Smith'le anlaştılar. NBA kariyeri boyunca hiçbir zaman kendisinden bekleneni verememiş, adını daha çok Timberwolves'a 3,5 milyon dolara ve 5 tane 1. tur draft pick'ine mal olan kontrat skandalıyla duyurmuş olan Smith, 34 yaşında olmasına rağmen hâlâ idare edebilecek bir 4 numara yedeği. Yine geçen sene bu bölgede de elle tutulur bir yedekleri yoktu.

Ne beklemeli: (ligde sakatlıklar sürekli dengeleri alt-üst edebileceği için yazının belki de en önemsiz kısmı bu) Açıkçası Crawford'un takıma adapte olabileceğine inanmıyorum. Aynı zamanda doğu takımları da genel olarak geçen yıla göre daha güçlendi. Hawks'ı play-off takımları arasına gözümüz kapalı sokabiliriz, ancak dört senedir yükselttikleri performanslarının bu sene düşüşe geçeceğini söylemek de gerçekçi bir öngörü olur. 43-50 galibiyet alıp play-off'larda da en iyi ihtimalle geçen sene geldikleri yere gelebileceklerini tahmin ediyorum.

Yazıma ve diğer takımları incelemeye de boş bulduğum zamanlarda devam edeceğim.

1 yorum:

  1. Eline sağlık, çok güzel bir başlangıç oldu bence. Daha da iyi devam edebileceğine inanıyorum. :)

    YanıtlaSil