8 Eylül 2009 Salı

NBA'de 2009 yazı - Bölüm 3: Charlotte Bobcats

Günaydın sevgili blog okurları, n'aber? Ben de iyiyim. Dün Litvanya'yı yendik ya, daha iyi oldum. Konuyu çok fazla bulandırmadan, Thunder'ı saymazsak NBA'in en yeni takımı olan Bobcats'i anlatmaya geçeyim. Bir kere, şunu söylemeden olmaz: takımın iki ortağından birisi Michael Jordan. Evet evet, şu altı tane şampiyonluk yüzüğü bulunan adam. Ancak saha içinde ne kadar iyi bir basketbolcuysa, saha dışında da o kadar kötü bir yönetici olduğunun sinyallerini veriyor yıllardır. Başka bir yazıda detaylıca incelenesi bir konu.

2. Charlotte Bobcats / 35-47 0.427 / Play-off yapamadılar

Kim bunlar: Yukarıda da yazdığım gibi NBA'in en yeni takımı. Beş yıllık bir mazileri var, bu beş yılın herhangi birisinde de play-off'lara kalabilmiş değiller; ancak galibiyet sayılarını bir grafiğe vursaydık düzenli bir yükselişin varlığını da görürdük (18->26->33->32->35). Geçtiğimiz sezonun başında Larry Brown koç olarak takıma dahil oldu. Ardından takımın en önemli isimlerinden Jason Richardson'ı Boris Diaw ve Raja Bell karşılığında Suns'a yolladılar. Birçok kişi bu takastan zararlı çıktıklarını düşünse de sonuç öyle olmadı ve öncesinde yirmi üç maçın on altısını kaybetmiş olan takım (galibiyet yüzdesi: %30,4) nispeten çok daha iyi bir performans göstererek kalan elli dokuz maçın yirmi sekizini kazandı (%47,5).

Takasın ardından takım tam bir "Larry Brown takımı"na dönüştü. Brown, çok başarılı bir isim olmasının yanı sıra, ligde genç oyuncuların performanslarını ileri taşımalarını en iyi şekilde sağlayan koçlardan birisi. Aynı zamanda hehangi bir oyuncunun ön plana çıkmadığı sistemiyle üç yıl çalıştırdığı Pistons'a bir şampiyonluk yaşatmayı başarmıştı. Öncesinde de Iverson'lı 76ers'ı çalıştırıyordu.

Geçen sezon Diaw takasının ardından takımın en önemli isimleri Gerald Wallace, Emeka Okafor, Boris Diaw, DJ Augustin, Raja Bell ve Raymond Felton oldu.

NBA'de yeni bir takım kurulduğunda, öteki takımlar kadrolarındaki şimdi hatırlamadığım sayıda oyuncuyu koruma altına alır, korunmayan oyunculardan seçilenlerle yeni bir kadro oluşturulur. Gerald Wallace da beş yıl önce Bobcats'e bu şekilde gelmişti. O zamanlar yalnızca "atletik bir oyuncu" olarak bilinen ve en büyük başarısı smaç şampiyonasında ikinci olmak olan Wallace, yeni takımında oynayacak oyuncunun da pek bulunmamasıyla süre almaya başlar. Hızla vites yükselten namıdiğer Crash, 2006 sezonunda lig tarihinde David Robinson ve Hakeem Olajuwon'ın ardından bir sezonda maç başına 2+ blok ve 2+ top çalma ortalamaları tutturan üçüncü oyuncu olur. Sakatlıklardan çok çeken bir oyuncu olsa da yıllardır çok iyi bir "iki yönlü" oyuncu.

Emeka Okafor ligde kendisinden beklenenleri tam olarak karşılamış sayılmasa da sağlam bir uzun. Ancak kendisinden uzunca bahsetmeye pek gerek duymuyorum, zira takas edildi.

Diaw Suns'taki kontrat yılında çıkış yapmış, sonrasında aynı takımda vasat bir performans sergilemiş çok yönlü bir oyuncu. Fransızın Bobcats'te yeniden kendisini bulduğu söylenebilir; ki zaten Suns'ta oynanan hızlı basketboldan ziyade, yarı saha hücumuna daha uygun bir oyun stiline sahip.

Felton zamanındaki draft'ta fazla yüksekten seçilmiş (ki bu takımın yüzü draftlarda hiç gülmedi), ortalama bir oyuncu. Oldukça iri yarı, çabuk, fena savunmacı değil, takımı yönetebiliyor, ancak pek hoşuma gitmeyen bir hücum anlayışı ve yine pek hoşuma gitmeyen bir şutu var.

Bell de Diaw'la birlikte takasla takıma dahil oldu. Yıllardır Suns'ın en iyi savunmacısıydı, play-off'larda Kobe'yi durdurmaya çalışmasını sürekli izlemiştik, ki Suns gibi bir takımda bu pek bir anlam ifade etmese de Bobcats'te işe yarıyor. Ayrıca iyi bir şutu var, iyi bir "rol oyuncusu," ancak yaşlanıyor.

Augustin henüz geçen sene lige dahil oldu. Koç Brown'ın sevdiği bir isim. Çabuk gard, iyi şutör, henüz 21 yaşında, potansiyeli çok ciddi.

Ne yaptılar: Drafttan Gerald Henderson'ı aldılar. O da Brown'ın seveceği bir oyuncu olsa da, gard mevkileri zaten oldukça kalabalık. Henderson da çok yönlü bir isim, özellikle iyi bir savunmacı ve Duke gibi en köklü kolej sistemlerinden birisinden geliyor.

Emeka Okafor'u Tyson Chandler karşılığında takas ederek kafalarda yeniden soru işaretleri yarattılar. İki oyuncunun karşılaştırmasını yapacak olursak; Chandler daha atletik ve daha uzun bir oyuncu. Ancak artıları burada bitiyor. Okafor'un Chandler'ın aksine sakatlık sorunlarının olmadığını hesaba kattığımızda Bobcats'in bu takası yapma nedeni kafa karıştırıyor. Akla uygun tek neden para. Chandler ve Okafor yıl başına benzer meblağlar alıyor olsa da ilkinin kontratının çok daha erken bitecek olması bir gerçek. Ancak Okafor yıl başına kazandığı yıllık 12-13 milyon doları birçoğuna göre hak ediyor. Yani kontratının uzun olmasında pek bir sakınca yok. Kısacası takas nerden tutarsanız elinizde kalıyor.

Ne beklemeli: Okafor takasından önce play-off yapma şansları olduğuna inanıyordum. Çünkü Brown gerçekten çok takdir ettiğim bir koç, ve umut da veriyorlardı. Ancak bu takas onları çok güçsüzleştirdi. Benzer şeyler Diaw takasından sonra da söylenmiş olsa da bence bu durum farklı. Muhtemelen Chandler sakatlıklarla boğuşurken New Orleans'ta Paul-Okafor ikilisi rakiplere kâbuslar yaşatıyor olacak ve Bobcats yönetimi de kafasını başını taşlara vuracak.

Görünüşe bakılırsa, bir başka 30 küsür galibiyetli sezon onları bekliyor. Chandler sakatlıklar yaşamazsa (düşük ihtimal) belki 40'a yaklaşabilirler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder