13 Eylül 2009 Pazar

Oradaydım - Derbi Gözlemleri


Öncelikli not: Teknik-taktik analizlerle ilgili 60'tan fazla köşe yazarı yazı yazdı, üstüne bloglarda ve sözlüklerde yazılanlar... Bu kadar kişi yazmışken, tribünde olan biri olarak saha dışı ağırlıklı bir yazı yazacağım. Bu tarz yazılardan hoşlanmayanlar zaman kaybetmesinler diye belirtme ihtiyacı duydum...

Okullar açılmadan bir maça gideyim diyordum. Yakın zamanda da dünkü derbi, Fenerbahçe-Twente ve Beşiktaş-Manchester United seçenekleri vardı. Manchester'a sempati duymadığımdan kafadan eledim. Twente maçının 22:05'te başlaması ve Avrupa yakasına dönüşte büyük sıkıntı yaşayacak olmam, ibreyi derbiye kaydırdı. Ki ayrıca derbi 50 tl iken, Twente maçı 55 tl idi. Sami Yen'de birkaç senedir hiç Galatasaray maçı izlememiştim -en son tam 1 yıl önce Türkiye-Ermenistan Ümit Milli maçına gitmiştim Ali Sami Yen'e Belgarath, Spirit ve Smerdyakov'la birlikte- gitmek lazımdı. Hayatında hiç ezeli rakibinin stadına gitmemiş insan, "onların taraftarı şöyledir, böyledir" diye atıp tutuyor. Kararımı vermiştim, derbiye gidecektim fakat deplasman tribününde, Beşiktaşlıların arasında olmak istiyordum. Daha önce deplasman tribününde birkaç kez bulunmuştum fakat iki ezeli rakibimin maçında ilk kez deplasman tribününde %5'lik azınlığın arasında olacaktım. Zaten böyle bir şeyi çok az insan yapmıştır herhalde hayatında.

1.000'e yakın bilet satışa çıkacaktı, almamın zor olduğunu biliyordum. ben İnönü Stadı'nda satılacağını düşünüyordum biletlerin ama bir de baktım Biletix internetten satacakmış. Okul tatilde olduğundan sabaha kadar oturup öyle yatıyorum, bu sefer 10:00'a kadar uyumadım bilet alabilmek için. 10:02'de de hemen aldım, hiç zorluk çekmedim açıkçası. İlk aşamayı atlatmıştım. Deplasmana gidiyoruz, her türlü şarta katlanacaksın. Katlanamayacaksan da gitmeyeceksin, bu kadar basit. 3. Lig'deki bazı maçlarda bile konuk ekibin taraftarları birçok zorluk yaşıyor. "Eziyet çekmeye" gidiyordum açıkçası maça. Bir de Çarşı'nın kemik tayfasını yakından gözlemlemeye...

Günlerdir yağmur yağacak deniyordu, yağmadı. Evden çıktım, acayip yağmaya başladı. Şemsiye almak zorunda kaldım, stada sokmayacaklarını da biliyordum. Biletimi almak için dolmuştan İnönü'de indim. Birkaç dakikada aldım biletimi ve Beşiktaş meydanına doğru yürümeye başladım. Yuki The Zorba ile buluşacaktık, ama trafik nedeniyle biraz gecikmek zorunda kaldı. Yemek yedikten sonra da cebimde 20 liradan fazla bozuk para kalmıştı, stada sokmayacaklardı nasıl olsa, ben de o parayla Kabalcı'ya girip ne zamandır almak istediğim 2 kitabı aldım. Bunu neden yazıyorum, utandım birden kendimden kitapları bu şekilde aldığım için. Cebimde bozuk para olmasa Aylak Adam ve Netoçka Nezvanova'yı belki de aylarca almayacaktım... Neyse Yuki The Zorba ile buluştuk, Beşiktaşlıların yanına gittik. Güzel bir blogu olan Noat Samisa ve sözlükten daha önce birkaç kez mesajlaştığım Threepoint'le de tanışma imkanı buldum. Hepsi süper adamlar.

15:30'dan beri ayaktaydım ve 18:00'den sonra topluca Mecidiyeköy'e doğru yürümeye başladık. Bizim grup da ikiye bölündü maalesef bu noktadan sonra... Threepoint, kankası ve ben ön gruptaydık. Evlendirme dairesinin ilerisindeki yokuştan -Fulya yokuşu deniyor galiba, tam bilmiyorum- yukarı çıkmaya başladık. Tabii belirli bir noktadan sonra acayip tıkandım. O yokuşu her gün yürüyerek çıkmak zorunda kalanlara Allah sabır ve güç versin. Threepoint birçok bilgi verdi bana bu yol sırasında sağolsun, tekrar söyleyeyim, çok kafa adam. Sonunda nefes nefese stada kadar geldim -geldim diyorum, çünkü hiç yorulmadan gelenler de vardı- , giriş kapılarının olduğu yere gittik. Şu ana kadar sorunsuz geçen yolculuğumuz, bu noktada tam da benim istediğim gibi eziyete dönüştü. Yani normal şartlarda çok küfür ederdim de, kendim kaşındığım için bir şey demeye hakkım yok. Önlerdeydik, normalde 5-10 dakika içinde stada girmemiz gerekiyordu. Ama turnike rezaleti yaşandı. Artık bilerek mi yaptılar, yoksa gerçekten bozuk muydu turnikeler bilemiyorum. Gerçi bunda ön alana yığılan, yan taraftan kaynayan ve biletsiz olduğu halde en öne geçen Beşiktaşlıların da suçu var. Adam gibi sıraya girilse, böyle bir izdiham yaşanmazdı. En son bizim İnter'i Deivid'in golüyle yendiğimiz maçta Migros tribününe girerken böyle bir rezalet yaşamıştım. Ama o bu kadar kötü değildi. Noat Samisa, Yuki The Zorba ve Threepoint de yazarlar, yalan atacak halim yok. Normalde 10 kişinin sığacağı yerde arkadaki insanların da öne baskısıyla 50 kişi durduk. Zaten asiliğiyle bilinen bu kemik tayfa, iyice sinirlendi ve bir 20 dakika daha geç girseydik, çok büyük olaylar çıkabilirdi. Örneğin, benim biletimi makina okumadı. Görevli bir de "okumuyor ben ne yapayım?" deyip, bileti elime verdi. En sonunda arkamdaki çocuğun biletini okumasıyla içeri girebildim. Ha bir de şu var, biletli 1.000 Beşiktaşlı varsa, en az 300-400 tane de biletsiz Beşiktaşlı içeri girdi. Nasıl oluyor, genelde bir biletle iki kişi içeri girdi. Veyahut görevlinin yanına geçen Beşiktaş'ın tanınan delikanlılarından biri, içeri giren ve biletini makinanın okumadığı insanlardan -bende olduğu gibi- bileti alıp arkadakilere veriyor... Şemsiyeyi de içeri soktum, kimse bir şey demedi. Daha fazla uzatmanın anlamı yok bu konuyu ama cidden rezaletti. Galatasaray gibi bir kulüpte böyle önemli maçlar öncesi bu tarz olaylar yaşanmamalı.

5.5 saattir 10 dakika bile oturmadığım için -ki bunun belirli bir kısmında yürüdüm- ayakta duramayacak hale gelmiştim. Ayaklarım çok kötüydü, hala da ağrıyorlar. Threepoint'lerin yanına çıktım ve maçın başlamasına çok az bir süre kalmıştı. Yazının ilerleyen bölümlerinde de tribünlerden bahsedeceğim ama başta da söyleyeyim, Galatasaray'ın eski açık tribünü çok iyi. Yani çok iyi derken, eski geldiğim Galatasaray maçlarına göre çok iyi. Bildiğim kadarıyla Ultraslan'ın önemli bir bölümü oraya geçti ve çok olumlu etkilemiş eski açığı. Bu sezon ilerleyen aylarda zaman ve para durumunu ayarlayabilirsem eski açıkta da bir maça gidebilirim... Yeni açık çok kötüydü, numaralı ve kapalıda da bir tane ayakta adam yoktu. Aslında normal bu, Saracoğlu ve İnönü'de de sadece 1 cephede adam gibi tezahurat yapılıyor. Eski açığı övdüm ama bir Kasımpaşa, bir Diyarbakır maçında nasıl olur bilemiyorum. Tamam Fenerbahçe maçlarının yeri ayrıdır ama Beşiktaş da Beşiktaş'tır sonuç itibariyle. Benim olduğum Beşiktaş tribününe gelince. Alen gayet akıllı bir adam, her zamanki gibi Galatasaraylılar sustuğunda "Beşiktaş" seslerinin duyulması ve Galatasaraylıları bastırmak için elinden yapıyor. Yalnız kafes gibi bir yerde bulunmak, insanı psikolojik olarak çok olumsuz etkiliyor. Bazı Beşiktaşlılar deplasman tribününün üstünün kapatılmasının da bilerek Beşiktaş maçının sonrasına ertelendiğini iddia ettiler. Ben doğrudur yanlıştır bilmiyorum, gözlemlerimi aktarıyorum.

Saha içine gelince... Maçtan önce çeşitli duyumlar geldi Beşiktaşlılardan şu oynuyor bu oynuyor diye.. Herkes Yusuf ve Tabata'nın bir arada oynamasına çok şaşırdı karşılaşma başlamadan. Herkes umutluydu, yenilmeye gelmiyor kimse o kadar yolu. Stada girdikten sonra telefonumdan maraton.com.tr'ye girip maçın kadrolarına baktım, Galatasaray beklenilen gibiydi ama Beşiktaş'ta birçok değişiklik vardı. Ne yalan söyleyeyim, Mustafa Denizli'nin karşılaşmaya santrforsuz, pardon tek santrforlu (Nihat'ı tek santrfordan saymadığım için böyle yazdım) çıkmasına hiç şaşırmadım. Yıllar önce Fenerbahçe'nin başındayken de Kennet Andersson ve Serhat Akın hatta Oktay Derelioğlu varken, Şampiyonlar Ligi maçlarına Rapaiç-Revivo çift forvetiyle sahaya çıkmıştı ve "0" çekmiştik.

Maçın başında gelen şok golle herkes karamsarlığa kapıldı 2-3 dakikalığına. Maçta o noktadan kim hatalı kim hatasız çözmek çok zor ama eve geldiğimde yapılan yorumları okudum, herkes sadece Rüştü'ye yüklenmiş ilk golde. Maçın özeti izlendiğinde Rüştü'nün de büyük hatası olduğu görülüyor, ama ön direk ve arka direklerdeki adamlar nerde!?!?! Bundan 2 yıl öncesine kadar sık sık halı saha maçı yapardık. Kaleci olduğum için sık sık ikaz ederdim arkadaşları en azından ön direği tutun diye. Çok önemli bir maçımızda -hiç unutmam karlı bir havada oynamıştık, kar doluydu kalenin içi ve rakibimiz bizden bayağı güçlüydü- birçok kez söylememe rağmen arkadaşım Murat ön direği açmıştı, gol yemiştik. Maç berabere bitmişti. Yani tamam Rüştü'yü çok seviyorum ama hata yaptığını kabul etmeyecek kadar da insanlık dışına çıkmadım henüz. Rüştü kadar ön ve arka direği tutmayan futbolcular da hatalıdır. Mustafa Denizli tutturmadıysa o hatalıdır... Golden sonra Beşiktaşlı taraftarlar desteğe devam ettiler, Serdar Özkan'ın direği sıyırıp geçen şutunda herkes yıkılırken, Kewell'ın güzel kafa vuruşunda derin bir oh çekildi.

İlk yarıda akıllarda kalan son pozisyon, Tabata-M. Sarp-Ferrari arasında yaşanan gerginlikti. Ben tam göremedim, ama Sarp'ın Emre Belözoğluvari hareketler yaptığı açıktı. Hakem Tabata ve Ferrari'ye sarı kart gösterip, Mustafa'ya kart göstermeyince Beşiktaşlıların tepkisini çekti. Meğer ona da göstermiş ama oyuna girdikten sonra. Ben görmedim gerçekten, maç bittikten sonra bizi bekletirlerken bir Beşiktaşlı söyledi... 45 dakikalık bölümde benim o zor şartlarda görebildiğim, Beşiktaş'ın daha iyi top yaptığı fakat pozisyona giremediği, Galatasaray'ın ise az ama öz geldiği idi. Örneğin Yusuf'un Tabata'ya verdiği bir pas var, Sabri o pası engellemese, %100'lük bir gol pozisyonuydu.

Devre arasında ayakta duracak halim kalmadığı için kendimi aşağıya attım. Aşağıya derken tribünden değil, tuvaletlerin olduğu kısıma. :) Maçtan önce 1 tl'ye satılan 250 ml'lik bardak sulardan kalmamıştı. Dolayısıyla satın alamadım ve çeşmeden içmek zorunda kaldım. 12 yaşında bir çocukla tanıştım, sigara içiyordu, 7 yaşında başlamış sigaraya...

Yeniden tribüne çıktığımda, Denizli Hoca'nın yaptığı değişiklikleri öğrendim. Oyuncu değiştirilebilir, tam tersi 3 oyuncu değişikliğini 75'ten sonra yapan hocalara kılımdır ama sen madem Nihat'a ve Tabata'ya güveniyorsun, neden 45 dakika oynatıyorsun? Ben futbolcu olsam acayip moralim bozulurdu ve güven kaybı yaşardım. Ki Tabata kötü de oynamıyordu. 2. yarının başında Serdar Özkan'ın düştüğü pozisyonda herkes penaltı bekledi ben de dahil. O saniye bana öyle gözüktü, gerçi çok da net görmemiştim. Eliyle itti gibi gelmişti. Önümde 62 numaralı forması olan Hüseyin Abi vardı -bütün maç Mustafa Denizli'ye demediğini bırakmadı- onla Mustafa Hoca'nın değişikliklerini tartışıyorduk. Özette baktım da alakası yokmuş. İşte böyle pozisyonlar hakemlere fazla kızmamamız gerektiğini hatırlatıyor bana... Ben nasıl yanlış görebiliyorsam, onlar da görebilir. Hemen ardından Serdar Özkan'ın kaçırdığı goller ve Leo Franco'nun tartışılan pozisyonu geldi. Herkes şimdi kızıyor Serdar Özkan'a o golleri kaçırdığı için ama Serdar Özkan zaten kimse tarafından beğenilmeyen bir futbolcu değil mi? En azından pozisyona giriyor, diğer yıldızları nerede Beşiktaş'ın, onlar neden çalım atıp, adam geçip pozisyona giremiyor? Ben beğendim Serdar'ı, böyle oynadığı sürece formayı vermez. Son vuruşlarda da kötü değildi. Az farkla auta gitti şutları. Tabii Mustafa Denizli'nin ne yapacağı belli olmaz... Leo Franco'nun pozisyonuna gelince... Tv'de net gözükmüyor, özetlere defalarca baktım. Gerçi özette de dışarıda gözüküyor ama staddaki kadar net değil. Çok net gözlerimle gördüm (bu sefer odaklanmıştım pozisyona), tam önümde oldu ve kesinlikle kırmızı kart. Leo Franco atılsaydı Beşiktaş maçı çevirebilir miydi bilinmez ama en azından son yarım saatin bu şekilde geçmeyeceği açık... Öncesinde Ernst elle oynadı diyor bazı Galatasaraylılar, bence çarpma o ama hakem değilim sonuçta. Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu'nu dinlemedim, onlar ne dediyse kabulümdür.

Beşiktaş'ın atakları sıklaştıkça Alen ve tayfası da tempoyu arttırdı fakat birkaç dakika sonra Galatasaray'ın golü geldi. Yine Rüştü'nün hatası var... Rüştü'nün yattığı zemin ıslak ve kaygansa fazla kızmam ama normalde Rüştü gibi bir ustanın böyle hataları yapmaması lazım. 2-0 olduktan sonra maçla pek ilgilenmedim, daha çok tribünleri gözlemledim. Galatasaray tribünleri özellikle eski açıktakiler coşarken, Alen de dahil olmak üzere Beşiktaşlılar yıkıldı. Son golün de pek önemi yoktu. Beşiktaşlılar kafalarında maçı bitirmişlerdi, hem futbolcular, hem taraftarlar.

Galatasaray'da en çok Keita'yı beğendim. Ofansif özelliklerini zaten herkes az çok biliyor, dün akşam defansa da zaman zaman yardımcı olup kritik toplar aldı. Önemli pas hataları yaptı birkaç tane ama olur o kadar. Keita böyle oynamaya devam ettiği sürece çok maç kazandırır Galatasaray'a. Yine sözlükte bazı insanların aralıksız her gün dalga geçtiği Sabri çok iyiydi. Tabii bu iki ismin bu kadar ön plana çıkmasında Yusuf-İsmail ikilisinin de payı büyük. Keita-Sabri ikilisi dışında Leo Franco ve Galatasaray'ın geri kalan defans oyuncularını sayabilirim. Beşiktaş'ta ise Ernst ve Serdar özkan diyorum...

Yeniden saha dışına dönecek olursam... Sözlükte de bazı yazarlar yazmış. Beşiktaşlı bazı kendini bilmezler Ali Sami Yen'e ve Alpaslan Dikmen'e küfür ettiler. Ne beşiktaşlı, Ne galatasaraylı ne de Alen'in akrabası olmayan birisi olarak söyleyebilirim ki, söylendiği gibi Alen'in bu çirkin tezahuratlarla hiçbir alakası yok. Yani belirli bir noktadan sonra Alen'in de yapacak bir şeyi kalmıyor. O başlattı falan denilmiş de, o yüzden belirtme ihtiyacı duydum. Yine Alen'in etkisiz kaldığı bir anı örnek gösterebilirim. Beşiktaşlılar İstanbul Belediyesi aleyhine tezahurat yaptılar maçın başında. Küfürlü müfürlü. Alen susturmaya çalıştı, eliyle susun işareti falan yaptı, ama o kadar insanı susturmak gerçekten güç. Sonuçta hiç de azımsanmayacak bir bölüm alkol alıp geliyor maça. Hap vs. alanları hiç söylemiyorum.

Maç bitti, Galatasaraylılar stadı boşalttı. Biz çıkmayı bekliyoruz, orta kısımdayız. Üst tarafta Beşiktaşlılar arasında çok büyük olaylar çıktı. Yani bu tarz olaylar yaşanırken, Ali Sami Yen'e küfredilmesi çok normal (yanlış anlaşılmasın, Ali Sami Yen'e küfredilmesine normal demiyorum, ama adamlar birbirlerini kesecek ruh halindeler, o an Ali Sami Yen'in kim olduğunu bile düşünmüyordur bazıları). Alen kavgalara vs. hiç karışmadı, alt taraftan izledi. Biri birini öldürse, orada kalırdı ve öldüren karambolde belli olmayabilirdi. Güvenlik gelmedi vs...

Sonuç olarak, istediğim eziyeti fazlasıyla çektim ve evime döndüm. 8.5 saat toplam 20-25 dakika oturabildim, o da tribün'deki koltuğun üstüne oturmak ne kadar rahatsa. Galatasaray iyi oynamadan 3-0 kazandı. Maçın en kritik anı yukarıda da belirttiğim gibi Leo Franco'nun elle oynadığı pozisyondu. Ama çok açık bir şey var, Galatasaray Franco atılıp bugün maçı kaybetseydi bile, Fenerbahçe ile birlikte şampiyonluğun en büyük adayı...

6 yorum:

  1. Bence her ne kadar Alen'in "Ali Sami Yen"e edilen küfürde dahli olmasa da haberdar oldugunu düsünüyorum. Cünkü mac baslamadan önce 19.40 civarlarinda bir kere daha yapildi ayni küfür. Amaclari Eski Acik'i tahrik etmekti, ettiler de.

    Sonra macin sonlarinda dogru yeniden yaptilar. Spontane gelismis bir sey degildi zannimca.

    Bir de ilk golden önce Eski Acik'Tan cikan o ses deginmemissin, bence önemli bir noktaydi orasi :)

    YanıtlaSil
  2. yanılıyor da olabilirim ama çok büyük ihtimal 19:40'ta alen stadda değildi. hatta beşiktaş'ın çoğu önde gelen adamı değildi. hatta ve hatta 19:40'ta çoğu kimse yoktu. 20:40 diyorsan eğer, alen yine yoktu. 20:40'ta ben aşağıdaydım alen de benim 1 metre ötemdeydi... haberdar olabilir, o ayrı konu.

    "Bir de ilk golden önce Eski Acik'Tan cikan o ses deginmemissin, bence önemli bir noktaydi orasi :)" bu kısmı anlamadım...

    YanıtlaSil
  3. baştan sona zevkle okudum.. senin için büyük tecrübe olmuştur :)

    YanıtlaSil
  4. Tamam, o zaman mesele anlasildi. Capulcu tayfa kendi arasinda kararlastirip bunlari böyle tahrik ederiz diye düsünmüs olmalilar. 19.40 da eski acik ile bayagi atismalara girildi, oradaki plastik kafesi kirdilar filan. O zaman ilk söylediler bunu. Sonra da yine bu 200-300 kisi ayni anda baslayinca, digerleri de eslik etmistir.
    Gerci ben Alen'in böyle bir seye izin verecegini düsünmüyorum, bizim tribünde de böyle bir sey yapilmaz, Sefa da izin vermez, kendi aralarinda gizli bir mutabakat var bu konuda.

    O ses derken de ilk gol öncesi Eski Acik bayagi cosmustu, onu demek istedim :) Cilgin gibi bagiriyordu herkes.

    YanıtlaSil
  5. ", Galatasaray'ın yeni açık tribünü çok iyi."

    yazmissin bir de. orasi "eski acik" olacakti herhalde

    YanıtlaSil
  6. evet yanlış yazmışım. oysa birkaç kez baştan okudum ama gözden kaçabiliyor. sağol söylediğin için.

    YanıtlaSil