6 Ekim 2009 Salı

Karanlıktakiler


Öncelikle saat sabahın 9'u oldu, hala uyumadım, anlatım bozuklukları vs. içeren bir yazı olabilir kusura bakmayın. Geçen gün Aylak Adam'a başladım, aralıksız 3 saate yakın keyifle okudum. Karakterimiz okuyanların da bildiği gibi sık sık sinemaya gidiyor, sinemayı çok seven bir insan olarak ben uzun zamandır gitmiyorum. Yusuf Atılgan'ın anlatımı beni sinemaya gitmeye teşvik etti açıkçası. Ayrıca en son sinemada izlediğim film de yine bir Çağan Irmak filmi Issız Adam'dı. Tarihini, o gün neler yaptığımı çok net hatırlıyorum çünkü filmden çok etkilenmenin yanında o gün Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi vardı. Bazı talihsizliklerden dolayı filme gündüz gidemediğim için maç saatinde gitmiştim ve Fenerbahçe'yi aldatmıştım... 29 Kasım olmalı. Ne diyordum, Aylak Adam'ı kıskandım bir nevi ve bugün sinemaya gitmeyi kafama koydum.

Sözlükçülerin deyimiyle Beyoğlu'nda -biz Taksim diyoruz da- bazı işlerim vardı ve saat 21:25 olmuştu. Son otobüsü kaçırıp taksiye boşuna fazladan para vermek istemiyordum -kim ister gerçi o da ayrı bir konu- bu yüzden çabuk karar verip bir filme girmek zorundaydım. Atlas Pasajı'na girdim, afişlere baktım. Karanlıktakiler ve Çağan Irmak yazılarını yan yana gördüm. Kendi kendime "bu adam yeni film mi çekmiş yahu?" dedikten sonra -bunu yazmış olmamın sebebi filmin reklamının bence yeterince yapılmaması, belki de ben gündemi yakından takip etmiyorumdur- saate baktım, 21:35'ti. Film 21:30'da başlıyor gözüküyordu, hemen görevliye filmin başlayıp başlamadığını sordum, "reklamlar var, hemen alın bileti, yetişirsiniz" cevabını aldıktan sonra bileti alıp içeri daldım. Dediğim gibi film hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Hiçbir beklentim yoktu "Çağan Irmak" markasından başka. Örneğin; Issız Adam'a büyük beklentilerle gitmiştim. Karanlıktakiler'in konusu nedir, başrol oyuncularından başka kimler oynuyor, afişte gördüklerimin dışında hepsi soru işaretiydi kafamda.

2 saatlik süreçte hissettiklerimi, filmin içeriği ile ilgili düşündüklerimi elbette yazacağım -sözlükteki tabirle spoiler içeren kısmı, fakat acayip uykum geldi sağlam kafayla yazmak en iyisi- ama filmi izlemeyenler için de bir şeyler yazayım... Eve geldim, sözlükte yazılanları okudum, gözlerime inanamadım. Sinema ve benzer dallar üzerine eğitim almadım, oyuncu da değilim, yönetmen de, eleştirmen de... Fakat şu var, bu filme çok kötü demek tek kelimeyle hakarettir, saygısızlıktır. Tabii ki eleştirilebilir, çok iyi değildi denilebilir. Ama bunun da bir sınırı var. Filmden çıktıktan sonra Atlas Pasajı'nın önünde bana, "filmle ilgili düşüncelerinizi tek cümleyle özetler misiniz?" deseler, diyeceğim şu olurdu: "Çağan Irmak bundan sonra dünyanın en dandik amatör küme maçını kayda alsa, yine de izlerim". Nokta. Özellikle Issız Adam için ölüp bitenlerin, Karanlıktakiler'e kötü demeye hakkı yok. Sıralama yapacak olursam, tartışmasız ilk olarak Babam ve Oğlum derim. Sonra Karanlıktakiler gelir, ardından da Issız Adam... Issız Adam'da beni en çok etkileyen müziklerdi, bu filmde müzik neredeyse sıfırdı, insanlar sırf bu yüzden de kötü diyor olabilirler. İzlemeyi düşünen, "acaba gitsem mi?" diyen kişiler için söylüyorum, "hiç düşünmeden gidin". Tamam, belki bir başyapıt değil Babam ve Oğlum gibi ama gerçekten çok etkileyici... Meral Çetinkaya zaten tüm Türkiye'nin yakından tanıdığı, yıllardır halkın gözlerinin önünde olan bir oyuncu. Tek kelimeyle "şov" yapmış. Bazı dizilerden gözümün ısırdığı fakat adını dahi bilmediğim Erdem Akakçe de beklentilerimin çok çok üstünde bir performans sergiledi. Helal olsun diyorum ikisine de...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder