13 Aralık 2009 Pazar

Ikına Sıkına


Böyle bir başlık atmak istemezdim ama maalesef bu akşamki maçın iki kelimelik özeti bu. Fenerbahçe maçı ıkına sıkına kazandı.

Az önce sezon başından beri neler yazmışım, şöyle bir göz gezdirdim. 28 Eylül 2009'da, yani kazandığımız ve 7'de 7 yaptığımız Antalyaspor maçının ertesinde takımı, Hoca'yı, Başkan'ı ağır bir şekilde eleştirmişim. İsmi lazım değil bir arkadaş da yorum bölümüne "Sizler bu kulübün Alpaslan Eratlıları, Şansal Büyükaları, Hıncal Uluçlarısınız.. Bu nedenle 5 sene şampiyon olsak mutlu olmazsınız.." yazmış. Keşke ben eleştirilerimde haksız olsaydım da takım bu hale gelmeseydi...

Takımı iyi futbol oynamıyor diye eleştirirken, "nasıl oynarsak oynayalım da kazanalım" diyebileceğimiz bir maça çıktık bu akşam. 8 maçta 24 puandan sonra, 7 maçta 7 puan... Şaka gibi. Biraz Sivasspor maçı (özellikle 2. yarısı), Gençlerbirliği ve Galatasaray maçları. Ankaraspor maçını saymazsak 15 maç oynadık ligde, bu 3 maç -2.5 maç desem daha doğru olur- dışında şöyle yürekten "helal olsun be çocuklar" dediğimi hatırlamıyorum.

Bugüne gelelim. Dediğim gibi bugünkü maç çok ama çok önemliydi. Haftaya da Şenol Güneş'le yükselme dönemine giren Trabzon maçı oynanacağı için, 2 maçta toplam 5 puan kayıp, Daum'u ve bazı futbolcuları geçtim, Aziz Yıldırım'ın bile sonu olabilirdi.

Ankaragücü'nde kadronun büyük ölçüde değişimi, teknik direktör sorunu, yaşanan problemler, Fenerbahçe'nin kazanmaktan başka çaresinin olmaması, beni maç öncesi "Fenerbahçe fark atar" düşüncesine sokmuştu. Üstelik karşılaşma seyircisiz -bana göre taraftarsız- oynanacaktı ve böyle maçlarda Eyüpspor Barcelona'yı yense hiç şaşırmam.

İlk 10 dakikada oyun ortada geçse de, özellikle 10. dakikadan 35. dakikaya kadar Fenerbahçe iyiydi, hak yemeyelim. İyi pas yapıldı, o hep istenen "istek" vardı, kanatlardan özellikle Gökhan Gönül iyi geldi. Güiza'nın güzel topuk pasıyla -aslında pas dememek gerekir, çünkü kaleye vurdu, adama çarpınca pas oldu- Alex golü atınca tabii biraz rahatladım ama 1-0'ın hiçbir anlama gelmediğini biliyordum. Güiza için de bir parantez açmak gerek, Fenerbahçelilerin geneli ne düşünüyor bilmiyorum ama son golü atmasaydı dahi ben Güiza'yı beğendiğimi yazacaktım. En azından son maçlara göre. İyi koşular yaptı, pozisyonlara girdi, son paslar verdi, istekliydi. Golü attıktan sonraki yüz hali de eleştirilmemeli bence, adamın psikolojisi bozuk, ne yapsın yani?

Ankaragücü gole cevap verdikten sonra -çok güzel goldü bence, Metin'i eskiden beri takip eder ve beğenirim- Fenerbahçeli futbolculara bir şeyler oldu. Hakemin de sık sık düdük çalmasıyla sıkıcı bir 8-9 dakika izledik. Toplara dengesiz vuruşlar, gereksiz fauller vs... İlk 45 dakikada bizim birçok pozisyonumuz vardı -çoğu net olmasa da- onların tek... O da gol oldu zaten.


Ankaragücü'nün 2. golü ikinci yarının hemen başında gelince maç iyice zorlaştı. İtici güç olsa neyse de, o dakikadan sonra 3-4 olsa da sürpriz olmazdı benim için. Mayıs 2006'daki dramatik Denizli finalinden sonra heyecana dair çok şey yitirdim -en azından öyle hissediyorum- ve geçen 3.5 yılda çok az maçta "dokunsalar ağlayacak" moduna girdim. Bugünkü maçın son yarım saati de, 3.5 senede gerim gerim gerildiğim sayılı maçlardan biriydi (tabii bunda haftalardır yenilmemizin ve bu maçı dönüm noktası olarak kabul etmenin de payı büyük). Gol gelmedikçe yüzüm Güiza'nın yüzü gibi bir hal aldı. Evde önümde bardak, kül tablası vs. ne varsa tuzla buz oldu. Umarım az da olsa utanıyorlardır futbolcular, teknik heyet, yöneticiler ve Başkan taraftarları bu duruma soktukları için.

Neyse tekrar maça döneyim. Ona olan sevgimi kelimelerle anlatamayacağım Alex, yine sahneye çıktı ve bana göre çok zor bir gol attı. Alex o pozisyonu değerlendiremeseydi, maç döner miydi, yoksa 4 mü olurdu bilemiyorum. Yazının sonuna bırakmayayım, golün asistini yapan Özer'i bugün beğenmeyen yoktur herhalde. Tabii bir futbolcuyu tek maça göre göklere çıkarmak yanlış ama inşallah devamını getirir. Bu performansını devam ettirirse zaten o formayı Özer'den kimse alamaz.

2-2'den sonra iki takımın da pozisyonları var. Özellikle 3 pozisyon öne çıkıyor, Alex'in yaydan vuruşu, Meye'nin direkte patlayan şutu ve Konate'nin direğin dibinden auta giden plasesi...


Gelip giden bir maç oldu ve son dakikalarda artık neredeyse Fenerbahçelilerin %90'ının istemediği Güiza sahneye çıktı. Zor pozisyonda sol ayağıyla köşeyi gördü ve çok kritik bir gol attı. Burak'ın babası Fikret Yılmaz'ı, tüm Ankaragücü'lü futbolcuları da gösterdikleri performanstan dolayı tebrik edip mecburen hakeme geçiyorum. Mecburen diyorum çünkü hakemler hakkında konuşmayı sevmiyorum.

Maçta öne çıkan 2 pozisyon var. Tabii ki en önemlisi Özer'in çizgiden çıkardığı top. Hakem golü verse Ankaragücü 1 puan kazanacaktı, daha da önemlisi Fenerbahçe 2 puan kaybedecekti. Topun büyük bir bölümünün çizgiyi geçtiği görülebiliyordu ama tamamının geçip geçmediğinde kararsızdım ben. Piero sayesinde de topun çizgiyi geçtiği anlaşıldı. Fakat bu pozisyon yüzünden hakemlere yüklenmek ne kadar doğru? Net olsa, top bayağı bayağı içerde olsa tamam da... Ekranda bile net görülemeyen pozisyon için "Fenerbahçe hakem sayesinde kazandı" demek fazla adaletsiz bir açıklama değil mi? Bizim Deivid'in top neredeyse kalenin yarısına girdiği halde verilmeyen golü var hatırlanacağı gibi. Denizli maçıydı. Öyle olsa bile ben "hatalı karar" deme yanlısıyım da... Diğer pozisyon da Bilica'ya yapılan faul Ankaragücü'nün golünden önce. Erman Toroğlu'nu dinledim "faulun babası" diyor. Ha maç 2-2 veya 3-3 bitseydi de "Fenerbahçe maçı hakem yüzünden kazanamadı" demek de bir o kadar yanlış olacaktı...

90 dakikanın toplam bir 30 dakikası baskılı oynadı Fenerbahçe. Neyse ki liglere ara veriliyor, toparlanma zamanı. Son bir şey söyleyeyim, bu futbolcular sorunsuz ve dayanışma içinde olduğu takdirde Fenerbahçe'nin önemli bir transfere ihtiyacı yok (tabii kimse ayrılmadığı takdirde). Ayrılanlar olursa/oldukça, şu şu mevkiye futbolcu lazım derim ben de herkes gibi ama tekrardan söylemeliyim ki bu takımın sorunu kadro kalitesi değil...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder