21 Aralık 2009 Pazartesi

"Önümüzdeki Maçlara Bakacağız..."



Maçtan önce “Trabzonspor için sezonun ikinci yarısını nasıl bir şekilde planlayacağını, transferlerini, her bir planını yakından etkileyecek karşılaşma” demiştim. Alınan bu sonuçla şu çok net görüldü ki, çok çok büyük bir değişiklik yaşanmazsa, zirvedeki ekipler, ilk yarının sonunda olduğu gibi birkaç hafta üst üste puan kaybetmezse şampiyonluk bu sezon da çok uzak artık. Evet zaten yakın değildi ama bu maçta alınacak bir galibiyetle en azından telaffuzu kolay olurdu. Gelinen noktada görüntü o ki akılcı bir planlamayla artık hedef kesinlikle Avrupa Kupaları olmalı.

Daha üç hafta önce yokları oynayan, belki de tarihinin en kötü futbollarından birini sergileyip mağlup olan, hemen sonrasında ise tamamen karışan Trabzonspor’un bir sonraki hafta, Şenol Güneş’in takımın başına gelmesiyle 3 maçlık bir galibiyet serisi yakalaması sonrasında, hocanın elinde sihirli değnek olmadığını, futbol bilgisi sayesinde yaptığı bi iki ufak değişiklikle takımı toparladığını herkes dile getirmişti. Ancak bu seferki rakip Fenerbahçe’ydi ve maç sonunda, Hugo Broos döneminde futbolu unutan futbolcuların, kendilerine program yüklenmiş gibi bi anda Barcelona gibi olamayacağı ortaya çıkmıştı.

Maç öncesi en çok umut bağlanan futbolcular Gustavo Colman ve Alanzinho’ydu. Alanzinho son üç maçta gerçekten güzel bir futbol sergilemişti ama, bu sezon istatistiki anlamda açık ara Trabzonspor’un en iyisi olan Colman, aksine son üç hafta pek de etkili değildi. Bu iki futbolcudan birinin iyi oynaması bile aslında yeterli olabilirdi galibiyet için ancak özellikle Colman’ın son haftalardaki gibi etkisiz futbolu hep bir şeyleri eksik bıraktırdı takıma bu akşam. Etkisiz futbolunun üzerine sünger çektirebilecek gol fırsatını da kaçırınca o an bitti Colman ve geldiği günden beri oyuncu değişikliklerini olabilecek en uygun şekilde kullanan Şenol Güneş tarafından oyundan alındı, olası taraftar tepkisinin de önüne geçmiş oldu.

Alanzinho ise topu ayağında tutmayı seven her teknik futbolcu gibi yüksek top kaybıyla oynadı ve Şenol Güneş’in gelmesiyle toplu hücum toplu savunma yapan takımını çok yordu, zira onun aldığı ve ilerlettiği toplarla ileri doğru çıkan takım, kaptırdığı toplar sonucu aynı şekilde geri dönmek zorunda kaldı ve bu durum, aynen havayı döven boksör gibi takımı gereksiz yere yordu. Evet Alanzinho gerçekten topu ayağına aldığında inanılmaz işler yapan bir futbolcu ancak futbol zekası olarak aynı şeyleri söylemek mümkün değil, çünkü pas vermesi gereken yerlerde topu ayağında tutmaya devam ederek ne yazık ki el freni oldu takımın. Aynı geçen sezon Galatasaray’a attığı gol gibi bir gol atıp, bu olumsuz durumunu bi nebze olsun hafifletme şansını eline de geçirdi ancak bir türlü kaleyi bulamadı. Şenol Hoca kendisini olabilecek en iyi yerde oynatıyor ancak Alanzinho’nun da biraz işin afedersiniz piçliğini öğrenip doğru yerlerde doğru hamle yapması gerekiyor. Ama ne olursa olsun bu futbolcunun isme ilk 11 kağıdına tükenmez kalemle yazılmalı.



Bu maç bize şunu da gösterdi ki Trabzonspor kalecisini bulmuş. Yediği golde basireti bağlanıp hiç bir şey yapamamış olsa da net bi iki gol vuruşunu çok iyi çıkardı. Özellikle karşı karşıya pozisyonlarda Trabzonspor kalesinin son yıllarda gördüğü en iyi isim gibi duruyor. Şu an tek sıkıntısı maç eksikliği ve tecrübesizliği. Zor zamanda geçtiği Trabzonspor kalesinde elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. En büyük şansı da hocasının ülke tarihinin en iyi kalecilerinden biri olması ve Onur akıllı bir çocuk demek ki bu fırsatı olabilecek en iyi şekilde kullanıyor. Ha peşinen söyleyeyim, hatalı goller yiyecektir bu kaleci, belki maç da kaybettirecektir ancak onun kaybettirdiği maçların adı, elin oğlu 30 küsür yaşındaki Sylva’nın kaybettirdiği maçların yanında anılmayacaktır bile. Yani uzun lafın kısası, yapıyorsa hatayı, bizim oğlan yapsın, elin oğlu değil.

Gelelim bir de Gökhan Ünal’a. Kendisine ne demeli bilemiyorum. Herkes Umut Bulut’a yükleniyor, doğrudur, haklı olunan yönler var ancak bu arkadaşın durumu Umut’un halinden daha fazla kanser ediyor insanı. Oyuna girer girmez bir pozisyon sonrası gerdi ortalığı ve o ana kadar maç, hem saha içi hem de saha dışıyla gayet sakin ve olumlu gitmekteydi. Kendisi kötü oynadığı, topları ayağında ezip en az Umut Bulut kadar gol kaçırması yetmiyormuş gibi hem hala vurdumduymaz bir performans sergiliyor, hem de oyundan çok rakiple uğraşmaya çalışıyor. Çok para verildi kendisine, bir şekilde sabrediliyor belli ama nereye kadar gider bu böyle bilemiyorum. Eğer böyle devam ederse, devre arasında alınması olası bir forvet oyuncusu sonrası sahanın yüzünü kolay kolay göremez gibi duruyor ki bu durum da en hafif tabirle ona müstehaktır.

Attık, tuttuk, yedik, yenildik geldik öyle ya da böyle ilk devrenin sonuna. Şenol Güneş dönemi asıl bundan sonra başlıyor. Takımın durumunu, eksiklerini Şenol Güneş geldiği andan itibaren çok iyi etüd edip süzmüştür ve ona göre kafasında bir şeyler belirlemiştir. Yapılacak ilk iş, artık sağır sultanın bile dile getireceği üzere kaliteli bir forvet transferidir, daha sonrasında ise eldeki futbolcuların, körelmeye başlamış futbol yeteneklerini tekrar hatırlatmak olmalıdır. Geçen sene şampiyonluğu kovalayan takım bu takımdı, o yüzden bunlar kaliteli futbolcular, sadece iyi bir çalışma dönemine ve özgüvene ihtiyaçları var eminiz ki Şenol Güneş bu durumu başarıyla sağlayacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder