9 Ocak 2010 Cumartesi

Rock-o* Ukić


Merhaba, sevgili futbolseverler! Blog'a futbolla alakasız yazılar yazarak adeta bir troll rolü üstlenmiş olan moroff tekrar karşınızda. Bu sayımızda Fenerbahçe Ülker'in ta Amerika'dan getirdiği oyun kurucu Roko Ukić'i inceleyeceğiz.

Kim Bu Ukić?

Herkesin aklına gelen ilk soru bu. 1984 yılının beşinci Aralık günü Split'te dünyaya geldi. Çocukluğuna dair çok az şey biliniyor, ancak bir önemi de yok; yalnız basketbola sekiz yaşında başladı. Profesyonel kariyerindeki ilk takım Split. 1999 ve 2000 yıllarında art arda iki kez ülkesindeki gençler şampiyonasında en değerli oyuncu seçilince, as takıma da seçilmeyi başardu. Bir yıl sonra da kaptanlığa yükseldi. Bosna-Hersek, Hırvatistan, Slovenya, Sırbistan ve Karadağ (o zamanlar Yugoslavya, sonrasında da Sırbistan-Karadağ idi tabi) takımları NLB de denen, Adriyatik Ligi'nde oynuyorlar. İşte Split'teki son yılı olan 2005'te bu ligde 18,5 sayı - 4,3 asist gibi ortalamaları vardı.

Ardından şimdilerde her genç ve başarılı Avrupalı oyuncunun yaptığını yapıp NBA draftına katıldı. İkinci turda 41. sıradan Toronto Raptors tarafından seçildi, ki kendisinin ismini ilk duyuşum o zamanlara denk gelir. Yılın sonunda kontratı bitmişti, Raptors da o zamanlar berbat durumdaydı. Demek istediğim, sanırım o günlerde Kanada yolunu tutmak kendi ellerindeydi. Fakat yedek kulübesinde oturup durmayı pek cazip bulmayıp Avrupa'da başka bir takım arayışına girdi. Sonuç olarak Tau Ceramica'yla anlaştı; Pablo Prigioni, Travis Hansen ve Serkan Erdoğan ile dakikaları paylaştı bir sezon boyunca. İspanya Kupası'nı kazandılar ve Euroleague'de Final Four yaptılar. Takımın yıldızı ise şimdilerde Houston Rockets'ta ilk beş çıkan Luis Scola'ydı.

Ukić İspanyol ligini çok sevmişti. Öyle ki, ertesi yıl da Winterthur Barcelona'yla anlaştı ve orada da Jaka Lakovič'i yedekledi. Gördüğünüz gibi, bu dönemlerde Avrupa'nın önde gelen kulüplerinde oynamış, fakat yedek rolünden kurtulamamıştı. Anlayacağınız, henüz büyük bir takımda ilk beş çıkmak için yeterince iyi değildi. Hatta önemli süreler almak için bile; bu takımlarda maç başına 15-16 dakika süre bulabilmişti. Ertesi yıl nispeten zayıf, ancak yine de bir Euroleague kulübü olan Virtus Roma'ya kiralandı.

Roma'da tahmin edebileceğiniz gibi bulduğu süre arttı, bununla birlikte istatistikleri ve kendisine oan güveni de. NBA kapısı kendisine tekrar açıldı ve bu defa o kapıdan geçerek Raptors'ın yolunu tuttu. Geçen sezonun başında oldu bu.

Raptors taraftarları kendisini yıllardır merakla bekliyorlardı. Birkaç yıl önce takıma kendisi gibi Avrupa'dan dahil olan José Calderón'un sürpriz performansı onları umutlandırmıştı. Ancak Ukić ikinci bir Calderón olamadı. Sezona onun ve herkesin bildiğini tahmin ettiğim Will Solomon'un arkasında, üçüncü oyun kurucu olarak başladı. Sonrasında ilk yedekliğe yükseldiyse de, bunun asıl sebebi kendisinin iyi bir oyun ortaya koymasından çok, Solomon'un berbat performansıydı; sonrasında da Fenerbahçe'ye geri döndü zaten.

Ukić'in zayıf olduğu konular Avrupa'da da biliniyordu, ancak NBA'de ayyuka çıktı. Ligin en kötü şut atan kısası idi öncelikle. Bunun yanı sıra, top elindeyken çok iyi kararlar da veremiyordu. Yine de NBA düzeyi için bile fazlasıyla atletikti. Bir oyun kurucu için uzun bir boyu vardı.

Başarısız bir sezon geçirdi. Takım da oldukça başarısız olmuştu zaten (Bunu kendisine bağlamak ne kadar doğru olur, bilemiyorum gerçi). Sezon sonunda Avrupa'dan yeni dönen Carlos Delfino ile birlikte Amir Johnson ve Sonny Weems karşılığında Bucks yolunu tuttu.

Yazın ise Hırvat milli takımıyla iyi bir turnuva geçirdi. İlk ve ikinci eleme gruplarını geçmeyi başarıp çeyrek finalde Erazem Lorbek ve arkadaşlarına; yani Slovenya'ya takıldılar. Yine de Ukić bu maçta 21 sayı, 5 asistle çok iyi bir performans sergiledi. Turnuvayı ise altıncı bitirerek Türkiye bileti almış oldular. Ukić'in istatistikleri ise şöyleydi: 8 maçta; maç başına
27,4 dakika (turnuva 18.si)/ 13,6 sayı (turnuva 10.su)/ 2,3 ribaund/ 3,8 asist (turnuva 12.si)/ 1,5 top çalma (turnuva 7.si).

Yeni sezona istediği gibi bir giriş yapamadı. Tıpkı kendisi gibi Virtus Roma'dan NBA yolunu tutan genç yıldız Brandon Jennings ve geçen yıl da takımda bulunan Luke Ridnour'un arkasında tekrar üçüncü gard konumuna düştü. Fazla süre bulamadı, ancak süre bulduğu tek maç olan Raptors maçında da eski takımından intikamını almış oldu: 25 dakikada 17 sayı, 2 ribaund, 4 asist ve +20'yle (kendisi sahadayken takımlar arasındaki skor farkı demek oluyor bu, basketbol için güzel bir istatistik). Bu maçtan bir diğer bahsetme nedenim benim sinirime dokunmuş olması. Sonuç olarak takımdan Avrupa'ya dönmek için izin istedi, oturup konuşuldu, sözleşmesine son verildi ve Fenerbahçe yolunu tuttu.

Ukić'in klasikleşmiş, "iyi şut atabilen ancak atletik olmayan Avrupalı gard" kümesinin bir elemanı olmadığı açık, hatta kendisi bu tanımın tam tersi özelliklere sahip. FIBA mesafesi için iyi-kötü bir şutu ve üçlüğü olsa da, oyunu daha çok içeri drive edip savunmanın tepkisine göre şutörleri bulmaya ya da potaya gitmeye dayanıyor. Süratli ve cesur bir oyuncu, ancak takımını oyuna dahil etme konusunda sıkıntıları var. Ayrıca bazen fazlaca acele edip doğru kararı vermekte zorlanabiliyor. Büyük takımlarda büyük süreler alamamış olmasının temel nedeninin de bu olduğunu düşünüyorum. Savunmada ise büyük ölçüde atletikliğini kullanıyor. Buna rağmen NBA'de bile pek bir sıkıntı çekmedi, ortalama bir savunmacı olarak anıldı. Yani bu açıdan Avrupa'da da bir sıkıntı yaşayacağını sanmıyorum. Zaten neler yapabileceği konusunda fikir sahibiyiz az-çok.

Peki Ukić'in yapabilecekleri Fenerbahçe'ye nasıl ve ne düzeyde bir katkı sağlar? Açıkçası bu yıl Fenerbahçe'yi (veya diğer hiçbir Euroleague takımını) fazla takip etme fırsatı bulamadım. Solomon'dan sonra geldiği için taraftarların Solomon'un yerini almasını beklemeleri normal, ancak kendisinin "maç kazandırabilecek bir yıldız"dan çok "sistemin bir parçası" rolünde oynarsa maksimum verim verebileceğini düşünüyorum ben. Ayrıca bir "sistem"in oluşturulmasına da önayak olabilir. Çünkü skorerden ziyade karşı tarafı yıpratacak, penetreleriyle savunmanın dengesini bozacak bir kimliğe sahip. Üstelik Avrupa basketbolu da otomatikman daha fazla top paylaşımını gerektiriyor. Yine de, NBA'in kendisini ne kadar değiştirdiği belli mi olur; bakarsınız oyununu bir üst düzeye taşımayı başarır ve Fenerbahçe'yi de sırtlar. Ancak ben çok olası görmüyorum.

Sonuç olarak, 25 yaşındayken Ukić gibi bir oyuncuyu kadroya katmak çok iyi bir hamle, her Euroleague takımı için. Ancak kendisine kahraman gözüyle bakılmamalı, çünkü hiçbir zaman için olmadı.

* başlıktaki kelime oyunu NBA'de taraftarların sürekli yaptıklarından biriydi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder