2 Mart 2010 Salı

Şubat Biterken...



Geride bıraktığımız şubat ayının son haftasında, hem ülkemizde hem de dünyada futbol adına oldukça çarpıcı gelişmeler yaşandı. Scugnizzi ekibi olarak daha fazla kayıtsız kalamazdık. İşte o gelişmelerden bir demet;

- Galatasaray evinde aldığı şok bir mağlubiyetle Avrupa kupalarına veda ettiği hafta, moral bozukluğunu hızla üstünden atarak lige bomba gibi bir dönüş yaptı. Transferleri çokça tartışılan Meksikalı dos Santos ve Brezilyalı Jo, Galatasaray'ın Kasımpaşa'yı 4-1 mağlup ettiği maçta ortaya koydukları güzel futbolla kredilerini biraz daha artırdılar. Bir sürpriz olmazsa, Galatasaray sezon sonunda bu iki futbolcunun transferi için para harcar.

- Rijkaard ile Servet'in arası bozuk mudur değil midir bilinmez ama Servet ilk 11'deki yerine kavuşmuş görünüyor şu an için. Uzun sayılabilecek bir sakatlık döneminin ardından takıma geri dönen Sabri ise Galatasaray'ın yediği golde hatalı olsa da vasatın altına düşmedi.

- Ortaya koyduğu pozitif futbolla bu sezon taraflı tarafsız herkesten alkış alan Kasımpaşa ise oyunun büyük bölümünde maça ortak olmasına rağmen Koray Avcı'nın gördüğü kırmızı karttan sonra havlu attı. Yılmaz Hoca'nın Galatasaray'ın iki ağır stoperinden istifade edecek bir atak şeması oluşturamaması ve Cenk İşler'in gol yollarındaki beceriksizliği de Galatasaray'ın ekmeğine yağ sürdü. Yekta'nın çabası ise Kasımpaşa'ya puan kazandırmaya yetmedi.

- Fenerbahçe evinde (yani o ortama "deplasmanda" yazmaya dilim varmadı, lütfen idare edin) İstanbul Büyükşehir Belediyespor'a 2-1 mağlup olarak ligde bir iddiası kalmadığını dosta düşmana deklare etmiş oldu. Kimine göre kadro derinliğinin yetersizliği, kimine göre sakatlıklar, kimine göreyse Daum - Kocaman çekişmesi derken takım lider Galatasaray'ın 5 puan gerisine düştü. Üstelik bu süreçte şampiyonluktaki rakipleri Bursaspor ve Galatasaray moral/motivasyon olarak da ciddi bir üstünlük sağlamış oldular. Elbette ligde daha 11 maç ve kazanılacak 33 puan var. Ancak gerçekçi bir değerlendirme yapmak gerekirse, bu saatten sonra Fenerbahçe'nin hedefi ligi ne olursa olsun ikinci bitirmek ve gelecek sezon Şampiyonlar Ligi'ne gidebilmek olmalı.


- İtalya'da bir süredir bir takımın ligdeki pozisyonunu Inter ile arasındaki puan farkıyla tarif eder olduk. 58 puanlı Inter'i gün itibariyle 54 puanlı Milan takip ediyor. Inter bu hafta evinde Udinese'yi 3-2 mağlup ederken; Milan ise Atalanta'yı 3-1'lik skorla geçti. Milan'da özellikle Ronaldinho'nun eski günlerini hatırlattığını söylemek gerekiyor. Bugün Messi'ciler de Ronaldo'cular da (bir de Rooney'ciler çıktı gerçi şimdi) formda bir Ronaldinho'nun dünyanın en iyi futbolcusu olduğu konusunda benimle hemfikirdir eminim.


- Bu sezon pek fazla yankı uyandırmasa da bir Rangers - Celtic derbisi oynandı geçtiğimiz günlerde. Evlere şenlik bir kırmızı kartla on kişi bırakılan Celtic maçı 90+2. dakikada yediği golle 1-0 kaybetti. Ben şahsen katolik azınlığa mensup olsam dağıtırdım ortalığı... Bir de yıllardır kafama takılır; bu iki takımın maçında görev alan hakemler katolik mi oluyor protestan mı? Eyyamcılıkta zirve yaptım an itibariyle, neyse...

- Olağanüstü tesadüfler yaşandı bu hafta bir de. Örneğin Galatasaray - Atletico Madrid maçında verilmeyen penaltı ve kırmızı kart pozisyonunun aynısı bu hafta Atletico Madrid - Valencia maçında yaşandı. Ancak İspanyol hakem çizgi hakemine danışarak kırmızı kartı da penaltıyı da esirgemedi. Bu penaltı golüyle öne geçen Atletico maçı da tıpkı Galatasaray - Kasımpaşa maçı gibi 4-1'lik skorla kazandı. Anlaşılan hakemler bu sene Atletico'yu seviyor.


- Fransa liginde pek ilgi çekici birşey olmadı. PSG - Marsilya maçını izleme fırsatı buldum. PSG maalesef kan kaybetmeye devam ediyor. Aslında maç 0-0 devam ederken Mevlüt oldukça net bir pozisyondan yararlanamadı; hatta birkaç pozisyonda da gole yaklaşmasına rağmen ne kendisi ne de arkadaşları Marsilya ağlarını havalandırabildiler. Öyle bir takım düşünün ki, Kezman oyuna giriyor kurtarıcı olarak... Netice itibariyle PSG, Marsilya'ya Paris'te 3-0 yenilmeyi başardı. Taraftarlar da takımı protesto ettiler falan. Neyse ki kimse ağlamadı.

- Zidane, Materazzi'den özür dilememekte kararlı olduğunu açıkladı. Dünya tersine dönse, gökteki güneş sönse özür dilemem dedi. Materazzi ise duruma ilişkin yorum yapmaktan kaçınmış.

- Yılmaz Vural radyoda Christoph Daum hakkında zehir zemberek açıklamalar yapmış. Adam haklı.


- Tugay Kerimoğlu altyapı koordinatörü olarak Galatasaray'a geri dönüyor. Elbette antrenörlük yaşantısına Ada'da devam etmesini isterdik; ama bize şu saatten sonra yalnızca hayırlı olsun demek düşer. Resmi sözleşme 4 Mart Perşembe günü kameralar karşısında atılacak, imza töreninde Fatih Terim de hazır bulunacakmış. Nedendir anlamadım... Fatih Terim ile Tugay'ın arası bozuktu diye aklımda kalmış..!

- Özer Hurmacı ameliyat olmak için Almanya'ya gitmiş ve büyük ihtimalle sezonu kapatmış. Bir dönem Washington gibi Appiah gibi isimleri "futbol oynayamaz" teşhisiyle gönderen Fenerbahçe'nin bu sezon bu kadar sağlam(!) futbolcuyu bir araya getirebilmiş olması da takdire şayan. Özer'e geçmiş olsun diyoruz. Bizi Özer'i izleme keyfinden mahrum bırakan kadere(?) isyan ediyoruz.

- Bu hafta benzerlikler haftası oldu demiştim. Sizce de Fenerbahçeli Alex'in ve Galatasaray'lı Caner'in gördüğü kırmızı kartların tabiatı aynı değil mi? Hakeme sinirlenip, hıncını rakipten alma anlamında... bilemedim.

- Ruhr derbisi oynandı; Schalke, Dortmund'u 2-1 mağlup etti. Nuri Şahin'in penaltıdan attığı gol dışında kayda değer birşey olmadı. Klasik Schalke işte... Rakitic attı galibiyet golünü de zaten.

- Hamburg'u güç bela (1-0) yendikleri maç sonrası, namağlup Leverkusen'in Köln ile berabere kalması sonucunda liderlik koltuğuna oturan Bayern Münih teknik direktörü Van Gaal "Param olsa hepsini Bayern'in şampiyonluğuna basarım, yüklü girerim" demiş. Allahtan parası yok. Leverkusen'in Köln ile 0-0 berabere kaldığı maça ise kaleci Mondragon damgasını vurmuş.

- Bir futbolsever olarak Beşiktaş'la pek ilgilenmiyorum, ancak Nobre'nin çocuğunun başına gelenler herkes gibi beni de ziyadesiyle üzdü. Durumu iyi olmasına rağmen yanılmıyorsam bir hafta daha yoğun bakımda kalacakmış. Kendisine acil şifalar, Nobre'ye ve ailesine de sabırlar diliyorum.

Ne alakası var?

Bu hafta ile hatta genel anlamda şubat ayı ile bir alakası yok, ama söylemem gerek, bilmeyenler var. Arada duyuyoruz ya hani "Türkiye niçin Brezilya gibi, Afrika ülkeleri gibi süperstarlar üretemiyor?" diye. Hani ülkelerin dinamiklerini birbirine çok benzer falan zannedenler var. Arkadaş iyi hoş da Brezilya'nın nüfüsu 200 Milyon, senin haberin var mı? Bizim nüfus kadar orada lisanslı futbolcu vardır be!? Misal, Nijerya'nın da yaklaşık 155 Milyonmuş nüfusu. Evlere şenlik. Adamlar işi gücü bırakmış seks yapmışlar. Yani bizden en iyi ihtimalle Brezilya'dakinin üçte biri kadar futbolcu çıkar. Ona da razıyız gerçi ya, neyse... Bir de tabii Afrika'da doğa koşulları falan süper ağır olduğundan adamlar doğal seleksiyonla geliyor; bizdeki gibi sağ çapraz yan baz diz bağı kopan, bir sezonda sekiz defa omzu çıkan insanlar yok yani.

Şubat ayı böylece bitti. Bakalım mart kapıdan baktırıp kazma kürek yaktıracak mı...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder