15 Eylül 2010 Çarşamba

23 Yaşında Bir Hakan Şükür...


Milliyet Arşiv'de dolaşırken 22 Mayıs 1994 tarihli bir Hakan Şükür röportajına rastladım. Tatil sohbeti adlı köşesinde Nazım Alpman gerçekleştirmiş röportajı. Tam sayfa ayırılmış, bayağı uzun ama gayet ilginç detaylara rastladığımdan blog'a taşımak istedim herkes okusun diye.

Durum, kırk bin kişilik "tribün korosu"nun sezon boyunca haykırdığı gibi gerçekleşti: Cim bom bom, Cim bom bom... Bu sene de şampiyon!..

1993-1994 futbol liginin şampiyonu Galatasaray, yıl boyunca üç cenahta mücadele etti. Avrupa Şampiyonlar Ligi, Türkiye Kupası ve 1. Lig.. Tüm kategorilerde "iddiasını" son ana kadar devam ettirdi. Türkiye'deki rakipleri hafta boyu hazırlıktan sonra maça çıkarlarken, cim - bomlar üç güne iki büyük karşılaşma sığdırdılar.

Son karşılaşmaya kadar Fener'in soluğunu enselerinde hissettiler... Hele, daha karşılaşmaya dört beş hafta varken, "Fener maçını almazsanız..." diye başlayan taraftar baskısı yok muydu?.. Cim bomlar gerildikçe geriliyorlardı.

Sonunda Türkiye Kupası finalini oynayıp kupayı Beşiktaş'a vermelerine karşın ligi FB'nin 1 puan önünde göğüslediler ve "Bu sene de Şampiyon" oldular...

Geçtiğimiz hafta Türkiye'de "Galatasaray Bayramı" yaşandı. Bu akşam Beşiktaş'la oynayacakları Cumhurbaşkanlığı Kupası maçını da kazanırlarsa, sarı kırmızılı şenlik önümüzdeki haftaya da yayılacak.

Galatasaray'da şampiyonluk kadar önemli bir mesele de takımı zafere taşıyan futbolcuların yeni sözleşmeleri oldu. Transferin odak sporcusu ise Hakan Şükür idi... Cim bomların "altın kafalı çocuğu" hafta boyu manşetlerden inmedi. Şampiyon takımın golcüsünü Milliyet'in Konuğu olarak sayfamızda ağırladık. Hakan ile "şampiyonluk namazları"ndan futbolcuların sorunlarına, hakemlerden transfer milyarlarına kadar hiçbir konuyu ıskalamadık.

YABANCILAR OYNASIN

- Şampiyonluğun temel taşları olarak üç isim istesek kimleri sayarsınız?

- Belki politik bulacaksınız ama, bu olay ekip işi... Yine de isim vermek gerekirse, bu takımı yaratan isim olarak Adnan Polat, futbolcularla kurduğu diyalog ve motivasyonla teknik direktörümüz Hollman ve tribünlerde bizi coşturan taraftarlarımızı sayabilirim.

- Siz bir ekipsiniz ama yabancı arkadaşlarınız yerli futbolcuları "katlayan" parasal imkanlarla top koşturuyorlar. Bu vaziyet sizi rahatsız etmiyor mu?

- Etmez olur mu?.. Bizim beş altı katımız para alıyorlar. Karşılaşma sırasında diyorsun ki, o parayı verdiğiniz adam alsın maçı da görelim. Bir gün Adnan Abi (Polat), "Ljung'u almakla hata yaptık galiba..." dedi. Aynı hatayı bir kere de yerli futbolcuya da yapsanıza!

- Yaranıza bastık galiba?

- Hem de nasıl... Örneğin Kubilay, özel anlaşma yapmış sakatlığı boyunca primlerden yararlanıyor. Sakatlığımız üç maçtan fazla sürerse bizim primler kesiliyor. Büyük kulüplere Anadolu'dan değil de Edirne'nin batısından gelmek varmış...

- Bu sadece sizin düşünceniz mi?

- Bütün arkadaşlar böyle düşünüyor.

- Niye şimdiye kadar sesinizi çıkartmadınız?

- Konuşamıyoruz ki... Basına ve tv'lere konuşma yapmamız izne bağlı. Bunları söylediğimiz zaman GS'den uzaklaştırılma gibi durumlar söz konusu olabiliyor. GS kimseye muhtaç değil, bir Hakan giderse başka Hakan gelir diye düşünüyorlar. Bizi kuzu yaptılar!

- Sizce takım disiplini için bu gerekli değil mi?

- Geçenlerde bir tv kanalından 6 bin Mark verdiler. İzin alamadığım için çıkamadım. Bunun disiplinle ilgisi yok. Bizler star olarak tv'lere çıkarsak, transfer değerimiz artacak diye düşünüyorlar.

MÜHİMSİN HAKAN

- TV yasaklarına reklam filmleri de dahil mi?

- Tugay'la bana Manchester maçı sonrasında bir televizyon reklam teklifi geldi. 600 milyon verdiler. Bunun %75'i kulübe kalacaktı. Adnan Abi izin vermedi.

- Ama Tugay çıkıyor reklama?

- Adnan Abi bu ne iş dedim. Senin için daha fazla para isterim dedi. Demek ki benim değerim fazla. O zaman transferde de hakkımı verin!

- Madem sözü buraya getirdiniz, şunu da açıklayın: FB'ye gidecek misiniz? Babanızın FB yöneticileriyle görüşmeler yaptığı doğru mu?

- Bu konuda sizin gazeteden Halil Özer'in cuma günü yazdıkları doğru. Babamı oyuna getirmişler. Ben profesyonel futbolcuyum. Ama Bülent'in yaptığı arkadaşlığa sığmaz.

- Profesyoneller her transferden sonra "şimdi esas renklerime kavuştum" derler. Sizce renkler mi yoksa para mı önemli?

- Ben bu konuda ne yazık ki amatörüm. Daha Bursa'dayken GS'li olduğumu açıkladım. Şimdi "ne biçim GS'lisin?" diyorlar, "at imzayı bitsin iş".

- Haksızlar mı?

- Galatasaray sevgimiz, bizi vuran silah olmamalı... İki yıl önce Bursa üç kat fazlasını verdiği halde GS'yi tercih ettim. Sırf renk aşkına... Ama geleceğimi de düşünmek zorundayım. Bakın bir Muhammed'in, bir Okan'ın durumları ortada... Ben formda olmasaydım, şimdiki gibi masaya oturabilir miydim? Sen on yıl top oynarsın, ileriki transferlerde alırsın parayı diyorlar. O zaman gelin 10 yıllık sözleşme yapalım. Yanaşmıyorlar...

- Paris Saint Germain takımının size 70 milyar verdiği doğru mu?

- Çok daha fazlasını verdiler. Aslında Fransızlarla iş bitti. Sadece imzaya kaldı. Ama işte yabancı bir ülke... Evi oraya taşımak, annemin babamın gelmesi gibi sorunlar var. Bunları düşünüyorum. Ancak Galatasaray'la bir noktaya gelmeden onlara "kabul veya red" gibi kesin bir şey diyemeyeceğimi bildirdim.

NAMAZLAR

- Biraz da saha içinden konuşalım. Hangi takıma gol atmak daha zevkli?

- Şimdi ayıp olacak ama Fener'e gol atmanın ayrı bir keyfi var! (Söyleşi sırasında FB'li Aygün de yanımızdaydı.) Biz yenince bir şey olmuyor. Ama Fener yenerse yer yerinden oynuyor. Basın alabildiğine büyütüyor.

- Sizin golcülük kadar "gol kaçırma" özelliğiniz de mevcut. Kaçırdığınız gollerle kaç kalp krizine sebebiyet verdiğinizi tahmin ediyorsunuz? (yalnız ne bomba sorular, şimdi böyle sorular nerede...)

- Ben pozisyona girdiğimde golü atacağıma o kadar eminim ki, gol sonrasını tasarlamaya başlıyorum. Golü atınca hangi tribüne koşacağımı düşünüyorum. İşte böyle düşünürken de golü kaçırıyorum!

- Başka faktörler yok mu?

- Biraz da deneyimsizlik var tabii... Mesela Tanju Abi gibi gol vuruşuna sahip olmadığımı biliyorum.

- Gol kaçırıyorsunuz ama Cuma namazlarını kaçırmazmışsınız?

- Evet, Cuma namazlarını kaçırmam... Sadece cumaları değil her zaman namaz kılarım. Bütün arkadaşlar namaz kılarız!

- Şampiyon olmak için dua ettiniz mi?

- Son Bursa maçı öncesinde Arif, Hamza, Cihat ve ben aynı odada kalıyorduk. Aslında herkesin ayrı bir odası var. Ama biz yatakları yere serer birlikte yatarız. O gece sabaha kadar uyuyamadık.

- Neden?

- Heyecandan... Sabah ezanı okununca kalkıp topluca namaz kıldık. Ondan sonra biraz uyuyabildik.

- Her maç öncesi bunu yapar mısınız?

- Bizim takımda yabancılar dışında bütün arkadaşlar namaz kılar. Namaz kılınca rahatlama oluyor. İnancımız çok fazla. Bize güç verdiğine inanıyoruz.

- Eh artık Refahlıları da tribünlere çekersiniz?

- Valla bizim ne Refah'la ne de öbür partilerle ilgimiz yok. Onlar politikaya alet ediyorlar. Hepsi götürücü!

BUGÜN NE OLUR?

- Bu yıl maç ve antrenmanlar dışında kalan zamanlarınızı ortopedi kliniklerinde geçirdiniz. Kolunuz çıktı, burnunuz kırıldı. Kemik yapınızda bir zafiyet mi var?

- Kemiklerim sağlam da, rakip takımlarda cerrahlar çok! BJK'li Alpay'ın tekmesine dayanacak burun kimde olabilir ki?

- Burnunuzun eskisinden daha güzel olduğu görüşüne katılıyor musunuz?

- Evet, güzel oldu.. Alpay adeta estetik profesörü... Bir tekmede kalem gibi burun yapıverdi! Hah ha ha...

- Bugünkü Cumhurbaşkanlığı Kupası maçı ne olur sizce?

- Valla iyi olur inşallah... Son maç, artık lig bitti, insanlar konsantrasyonunu kaybetti. Öte yandan önemi büyük bir karşılaşma. Maça daha iyi motive olan kazanır.

- Transfer işiniz bağlanmış olsaydı sizin motivasyon sorununuz kalmazdı herhalde?

- Maçtan sonra tatile çıkıyorum. Bu iş bir aya yayılır gibi geliyor bana.

GÜZEL KIZA DAYANAMAM

Hakan'a futbol dışı yaşamı konusunda da sorular yönelttik. Bizi şaşırtmayan yanıtlar aldık. Örneğin, otomobil kullanmayı çok seviyordu. Evin kapısında duran BMW'yi görüp de buna şaşırmak olası değildi.

Aynı zamanda iyi bir bilardo oyuncusuydu. Yüzmeyi de çok seviyordu. Ama futbol dışındaki en istekli olduğu "spor dalını" güzel kızlarla kurduğu "teşrik-i mesai" oluşturuyordu. Bu branşta yeşil sahalardaki kadar "gol" atmıştı. Sosyal meselelere girmek için golcüye soruyoruz:

- Spor dışında en çok neler ilginizi çekiyor?

- Güzel kızlar.. Güzel bir kız gördüğümde hemen gidip tanışıp konuşma isteği duyuyorum.

- GS'li Hakan için bu zor olmasa gerek?

- İşte mesele de burada. Beni tanıyıp hemen yanıt verenler bana göre değil. Peşinden koşmak istiyorum. Biraz uğraştıranlar bana hitap ediyor.

- Yani topu kovalar gibi mi?

- Tabii fazla naz da aşık usandırır sözünü anımsatmak isterim. Bayıltmayacaklar değil mi?

- Siz kadınlarla, kızlarla dolaşırken pek "paparazzi" olmadınız?

- Annem 42 yaşındadır ama daha genç gösterir. İnanın onunla bile birlikte gezmiyorum. Yeğenlerim var. Bizi gezdir falan diyorlar. Sonra kimseye anlatamam diye onları ekiyorum.

Hakan ile görüşmemiz yaklaşık iki saat sürdü. Bu süre içinde kapıda bekleyen dişi cim bomlar en az yirmi kez zile basıp Hakan'ı görmek istediler. Ancak taraftar konumunda bulunanlar onun "ilgi alanına" girmiyordu. Bu koşulun özellikle altını çiziyordu.


MÜTEVAZI BİR ŞÖHRET

Galatasaray'ın as futbolcusu Hakan Şükür, bulunduğu konumla pek "uyuşmayan" derecede alçakgönüllü bir genç. Şöhretin getirdiklerini bilmezden geliyor. Ya da önemsemiyor.

Sanki koca Galatasaray'ın yıldız elemanı değil de, amatör kümede yeni parlayan futbolcu adayı gibi... Ona "GS'nin as futbolcusu, şampiyon takımın golcüsü" gibi hak ettiği sıfatlarla hitap ettiğimizde "estağfurullah"sız söze başlamıyordu.

Genç yaşta aniden şöhrete ulaşanların pek çoğunda görülen "randevu erteleme", "sorulardan sıkılmış" havası yansıtmak türünden "hastalıklara" henüz yakalanmamış. İnşallah ilerde de yakalanmaz.

Hakan dışa dönük bir insan. Takımın sadece golcüsü değil, aynı zamanda fıkracısı da... Kafa golleri "şıklığında" fıkralar anlatabiliyor. Ancak fıkralarının önemli bir çoğunluğu (kendi tanımıyla) "poşetlik" olduğundan sayfamıza alamadık. Eğer kulübünün "tv ambargosu" kalkarsa, kendi sesi ve mimikleriyle ekranlarda ondan dinleyebilirsiniz.

Hakan kendisine yapılan bir şakaya karşı "anında görüntü" verebiliyor. Örneğin, bir gün önemli bir maç öncesinde televizyoncu Bekir Hazar "kamera şakası" düşüncesiyle yanına yaklaşıp diyor ki: "Sayın seyirciler şimdi GS'nin as oyuncusu Arif'in yanındayız. Arif maç için ne düşünüyorsun?" Hakan, "Valla Hüsamettin Abi ne düşüneyim..." diyerek, ava geleni avlayıveriyor...

Galatasaray'ın golcüsü lafını esirgemeyen bir yapıya sahip. Söyleşi içinde okuyacağınız "yönetim eleştirilerini" yapabilmek her babayiğidin harcı olmasa gerek...

Özeleştiriden de kaçınmayan biri... Kendisine "Neden çok gol kaçırıyorsun?" diye sorduğumuzda "Tanju Abisi gibi gol vuruşuna sahip olmadığını" çekinmeden ifade edebiliyor.

Bütün futbolcuların "geleneksel dertleri" hakemler konusunda da farklı düşüncelere sahip. Bu yıl tek sarı kart bile görmeyen Hakan, hakemlere haksızlık yapıldığını anlatırken de şöyle diyor: "Bütün gazeteci ve televizyoncular da takım tutuyor. Kendi takımları yenildi mi hemen hakemlere yükleniyorlar!

En çok Fenerbahçe galibiyetine seviniyor. Fener'e gol atmanın ayrı bir keyif olduğunu da ekliyor. Bu durumda son günlerde patlayan "Hakan Fener'e gitti!" bombalarının ne değeri olabilir ki?

Hakan görüşmemiz sırasında renk vermemeye dikkat etti. Ancak satır aralarının "sarı kırmızı" olduğunu anlamak zor değildi.

6 yorum:

  1. mevzuyu hakan şükür özelinde irdeleyenler çok olacaktır da ben biraz daha genel bakma taraftarıyım.

    bu röportajdan anladığım aradan geçen 15 senede aniden çok kaypak bir millete dönüştüğümüzdür. bugün bir futbolcunun (ünü yeteneği karakteri ne olursa olsun) böyle konuşması resmen imkansızdır.

    bırak futbolcuyu bugün bir insanın beş vakit namazımı aksatmam ama karı kızdan da geri durmam demesi hayal bile edilemez. (bu davranış doğrudur yanlıştıra girmiyorum) bu ifadeyi kullanacak adamı dakkasında afaroz ederler.

    kasmayalım örneğin sercan'ın ya da arda'nın (yaş ve kariyer gidişatı açısından benzeştiriyorum) çıkıp "bütün partiler götürücü" diyebilmesi imkansız. hatta bunu hayal etsen tutuklanırsın heralde.

    bu ne korkusuzlukmuş, bu ne açık sözlülükmüş birader. ne biçim bi toplummuşuz...

    hakan şükür'ün siyasete ve siyasetçilere bakışındaki 180 derecelik değişim de apayrı tabi...

    YanıtlaSil
  2. olumsuz yönlerinin bugüne kadar hiç değişmemesi ilginç. kız konusu dahada ilginç :D

    YanıtlaSil
  3. Röportajı okuyunca aklıma Kemal Sunal'ın kaleci olduğu inek şaban filmi geldi; profosyenellik, para, karı-kız mevzusu bambaşkaymışsın Torinolu Şaban ;) Raa'ya katılıyorum ayrıca 1994-2010 Türkiye'nin değişimini özetliyor bu röportaj...

    YanıtlaSil
  4. - Spor dışında en çok neler ilginizi çekiyor?
    - Güzel kızlar.. Güzel bir kız gördüğümde hemen gidip tanışıp konuşma isteği duyuyorum.

    bu soruya bittim:))
    krall hakaaan
    Anneanne usulü notebook testi

    YanıtlaSil
  5. ***Karşılaşma sırasında diyorsun ki, o parayı verdiğiniz adam alsın maçı da görelim*** bu cumleyi kuran adam bir gun bile takimda kalmamaliyken yillarca oynamis. Yabanci dusmanliginin kokenleri bayagi eskiymis.

    YanıtlaSil
  6. kral işte onu anlamak için gs nin son 3 sezondaki içler acısı haline bakılmalıdır başka söze gerek yok

    YanıtlaSil