23 Ekim 2010 Cumartesi

Yüzyılın Son Şampiyonu Yazı Dizisi...


Derbi öncesi eski maçlara göz atarken, Halil Özer'in güzel bir yazı dizisine rastladım. Galatasaray 1999'da 3. şampiyonluğu garantiler garantilemez yazmış ve 4 gün art arda Milliyet'te yayınlanmış. Ben de canım sıkılıyorken blog'a aktarayım dedim, unutulan ilginç bilgiler ve anılar var... Hazır Hagi, Terim ve Hakan Şükür yeniden konuşulmuşken...

Terim'i Ağlatan Maç (1. Bölüm)

Artık alıştık. Üç yıldır her mayın ayında Galatasaray'ın şampiyonluğunu kutlamak "geleneksel bir bayram" oldu. Yine sokaklarda, evlerin balkonlarında, yüksek yapılarda Sarı-Kırmızı bayraklar dalgalanıyor. Medyada yine Galatasaray'ın şampiyonluk öyküsü yazılıyor. Değişen sadece birkaç isim, birkaç resim. Ama bu kez şampiyonluğun başka anlamları da var:

- Terim, hat-trick (üçleme) yaptı. Bunu başaran ilk Türk antrenörü oldu.

- Galatasaray, 13. şampiyonluğuna ulaştı, Fenerbahçe'yi yakaladı.

- Cim-Bom, 20. yüzyılın son şampiyonu olarak tarihe adını yazdırdı.

İlkler Terim'den

Her başarının ardında mutlaka gözyaşı, acı, zafer, gerilim, tedirginlik, ter, emek, disiplin ve çok çalışmak yatar. Galatasaray'da bunların hepsi eksiksiz olarak yer aldı.

24 saatini Florya'da geçiren Terim ve ekibi, büyük bir özveri ile formasına ter akıtan oyuncular, ekonomik sıkıntılara rağmen oyuncularını mutlu etmek için kapı kapı para arayan, başarıya taş koymak istemeyen bir yönetim, karda yağmurda takımını hiç bırakmayan bir taraftar.

Galatasaray'da hiç şüphesiz birçok kahraman var. Perde önünde ve arkasında yer alan bu kahramanlar Galatasaray tarihinin en parlak dönemini taraftarına yaşatırken akıtılan terlerin hasadını topladıkları için büyük bir mutluluk yaşıyorlar.

Hiç şüphesiz bu kahramanların başında Teknik Direktör Fatih Terim geliyor. Terim kendine has ekolü, davranışları, konuşması, teknik bilgisi, insan psikolojisinden en iyi şekilde anlaması, her konuda fikir yürütebilecek birikime sahip olması, diyalogları, şakacılığı, sertliği, kızgınlığı ve karizması ile Galatasaray tarihinde kendisine oldukça kalın bir sayfa ayırdı.

Terim, oldum olası yapılmayanı yapmayı sever. Her zaman bir ilke imza atmayı hedefler. Futbolculuk hayatından bugüne kadar da geçmişe bakıldığı zaman yarattığı ilklerle efsane olmayı çoktan haketti.

İlk kez bir takımda 14 sene oynamayı, ilk kez Milli Takımı Avrupa Şampiyonası finallerine götürmeyi, ilk kez Galatasaray'da bir Türk antrenör olarak üç kez üst üste şampiyon olmayı, ilk kez Şampiyonlar Ligi'nde 9 puan toplamayı, ilk kez bir İtalyan takımı ile deplasmanda berabere kalmayı başardı. Ve 20. asrın son şampiyonunun teknik adamı olarak da tarihteki yerini şimdiden aldı.

Davidoff, Lolipop, Puro

Terim'i sadece televizyon ekranından, gazete sayfalarından tanıyanlar ona önce antipatik duygular besleyebilir. Hatta ona havalı ve kendini beğenmiş tanımlamasını kolaylıkla yapıştırabilir. Ama bir insanın duygularını değiştirmesi için Terim ile sadece beş dakika konuşması yeterli. Kalenderdir, yardımseverdir, sevecendir. Yeter ki, bam teline basılmasın. İşte o zaman bir kilometre uzağında durmak gerekir.

Galatasaray şampiyonluğa koşarken Terim ile ekibinin yaşadıkları birçok olay var. Bizim amacımız Terim ve futbolcularının yeşil sahaya yansımayan yönlerini biraz olsun anlatmak. O zaman insan bir şampiyonluğun kolayca gelmeyeceğini daha iyi anlar. İşte bu Galatasaray öyküsü insanoğlunun bir amaç için ne uğraşlar verdiğinin kanıtıdır.


Terim'in belki de hiçbir teknik direktörün bilmediği bir soyunma odası taktiği vardır. Maç öncesi asla sahaya çıkmaz. Her zaman takımdan sonra kulübedeki yerini alır. Kulübede oturmak için kendine sadece 10 dakika ayırır. Önce heyecandan paket paket Davidoff Light sigarası içerdi. Sonra lolipopa döndü, ardından dayanamadı küçük purolar içmeye başladı. Sahadaki futbolcuları ile sürekli diyalog halindedir. Her futbolcu bu konuda tembihlidir. Oyun durunca herkes kulübeye mutlaka göz atmalıdır. Hele hata yapıp, kulübeye bakmıyorsan bu büyük bir suçtur. Hemen kendini oyun dışında bulursun. Hata yapıp özür dilemek marifet değil, bir daha yapmamak marifettir. Kulübe çevresinde kimseyi istemez. Kendisine yönelen kameralara sürekli kızar. Kimi zaman kendini kaybeder. Yardımcıları Müfit Erkasap ve Bülent Ünder burada devreye girer onu sakinleştirir. Rakip futbolculara asla kızmaz. Onlara da kendi evladı gibi bakar. Örneğin, Fenerbahçe maçında önüne düşen Baliç'e yardım etmeyen Doktor Burhan Uslu'yu azarlamasını kimse unutmaz. Bir maçta da Kemalettin'in, Galatasaraylı futbolcuyu şikayet etmek için hakeme değil, Terim'e gitmesi hala hatırlanır.

Bilbao'da Dramatik Son

Fatih Hoca, soyunma odasında ise bir başka alemdir. Futbolcuya maç taktiğini ya Florya'da, ya da deplasmandaysa otelde verir. Maç öncesi hiç gülmez. Hep gergindir. Herkesin aynı ciddiyette olmasını ister. Ne yaparsa devre arasında yapar. Hata yapanlar hiç soyunma odasına gelmek istemez. Avaz avaz bağırır. Sesi koridordalarda çınlar. Bu yüzden soyunma odası çevresine basın mensuplarının girmesi yasaklanmıştır. Galibiyette futbolcularının tek tek öperek kutlar. Yenilgide ise sessizce oturur, duygularını belli etmemeye çalışır. İspanya'da oynanan Bilbao maçı sonrası önce futbolcularını tebrik etti, sonra duş bölümüne gidip, kapıyı kapattı ve gözyaşlarına boğuldu. Çünkü yenilgiyi hiç kabullenemezdi. Hele de böylesini.

Maç sonunda asla futbolcusuna bağırmaz. Hele antrenmanlarda basının önünde hiçbir zaman hatalı olan oyuncusunu yerin dibine sokmaz. Ama antrenmanda ya da maçta hata yapanın burnundan getirir. Kimi zaman kendi odasına çeker ne yaparsa yapar, kimi zaman antrenmanda hissettirmeden oyuncuyu yaptığına pişman eder. Hatta futbolcular arasında Florya'da Terim'in odasının bir ünü vardır. Oraya çıkanın nasıl ineceği kimi zaman bahis konusu olur.

Juventus Tahmini

Yedinci hissi inanılmaz bir şekilde etkilidir. Rakiplerin ne zaman puan kaybedeceğini hep bilir. Hatta kimi zaman  kendi maçlarının sonucunu bile tahmin eder. Hangi futbolcunun gol atacağını bile çoğu zaman tutturur.

Örneğin, İstanbul'daki Juventus maçı öncesi Terim, Suat'ı futbolcular sahaya çıkmadan yanına çağırır. "Bak Suat. Şimdi git otoban tarafındaki kaleye şöyle bir bak. Sen ikinci yarıda gireceksin ve oraya kafayla gol atacaksın. Şimdiden hazırlan" der. Suat önce şaşırır. Sonra gider kalenin içinde bir süre durur. İkinci yarıda da golünü atar, takımını yenilgiden kurtarır. Büyük bir sevinç içinde önce hocasına koşar.

Galatasaraylı Gibi Yaşayın (2. Bölüm)

Fatih Terim futbolcusu için her zaman "korkulu bir rüya" olmuştur. Hepsi Terim'in her zaman arkasında olduğunu bilir. Bu sezon devre arasında doğan ödeme krizinde futbolcularına, "Paranız ödenmezse ben istifa ediyorum. İşi bırakıyorum. Bunu yapacağıma dair de söz veriyorum" demesi oyuncular tarafından asla unutulmaz.

Terim hem baba, hem ağabey ve hem de teknik direktör görevini üstlenir. Futbolcu ile uğraşmanın zorluklarını çok iyi bilir. Her zaman onların yardımına koşar. Eşiyle kavga eden futbolcuları bile barıştırır. Futbolcusunun izin günlerinde sevgilileri ya da eşleri ile birlikte kaliteli yerlere gitmesini ister. Futbolcularına sık sık "Galatasaraylı gibi yaşayın" der. Özel yaşamlarını onlara hissettirmeden takip eder. Florya'ya sorun taşınmasını istemez. Herkesin derdini evinde bırakması O'nun için bir prensiptir. Florya'da sadece futbol düşünmek ise bir kuraldır. Bu yüzden oyuncu problemlerini yakından izler.

Önce Disiplin

Florya'da disiplin birinci kuraldır. Her futbolcu kurallara mutlaka uymak zorundadır. Birbirine saygı, disiplini takip eder. Dünya futbolunun en önemli yıldızlarından biri olan Hagi bile kapıyı çalmadan, önünü iliklemeden Terim'in odasına asla girmez. Hep O'na "sir" der.

İşte yıl içinde Florya'dan anılar... Bir gün Emre, antrenmana 5 dakika geç kalmıştı. Fatih Hoca bir şey söylemedi. Sadece Müfit Erkasap, Emre ile konuştu, saatlere uymasını istedi. Ama genç Emre, hiç beklenmedik şekilde ters yanıt verdi. Terim, yine bir şey söylemedi. Ama Emre iki hafta kadroya giremedi.

Emre ile ilgili bir olay daha... Genç oyuncu ehliyet aldı. Sonra yeni otomobili ile foto muhabirlerine poz verdi. Gazetelerde fotoğrafları çıktı. Televizyonların magazin programlarında ilk sıralarda yer aldı. Fatih Hoca, oyuncusunun ehliyet aldığını gazetelerden öğrendi. Bunun üzerine iki haftalık cezası beş haftaya çıktı.

Tugay, Milli Takım'dan sakat döndü. Bunu Terim'e söylemedi. Masör Rıza ile konuştu, "Sen hocaya haber ver" dedi. Oysa bu da bir suçtu. Suç işlediğini kadroya alınmayınca öğrendi.

Hagi Özür Diledi

Vedat, Adanaspor maçında sakatlandı. Buna rağmen ertesi gün sevgilisi ile Abant'a gitti. Burada gazetecilere yakalandı. Sonra Vedat tam bir ay forma yüzü göremedi. Karabükspor maçı. Hagi, ilk yarıda çok saldırgandı. Sürekli hakemle uğraştı. Fatih Hoca uyarmaya çalıştı ama Rumen Yıldız oralı bile olmadı. Ve Hagi ikinci yarıda yedek kulübesindeki yerini aldı. Acaba devre arasında soyunma odasında neler oldu? Bu sır gibi saklanıyor. Ama soyunma odası koridorunda dolaşanlar Terim'in Hagi'ye yükselen sesini duyduklarını etraflarına fısıldadılar.

Maçtan bir gün sonra... Florya'da Fatih Terim'in odasının kapısı çaldı. İçeri ceketinin önünü ilikleyip giren futbolcu Hagi'ydi. Rumen Yıldız, "Özür dilerim hocam" dedi, "Hatalıydım."

Ufuk'a Ders

Fatih Terimli Galatasaray'da dürüst davranan ise her zaman kazandı. Yalan en büyük suçtu. Fatih'in babası ameliyat oldu. Terim'den öğleden sonraki idman için izin istedi. "Hayır" yanıtını alınca şaşırdı. Ama Terim devam etti: "Bu süre yetmez. Git, iki gün sonra gel."

Hagi de babasını kaybedince "Bir gün izin" dedi. Şu yanıtı aldı: "Git, istediğin kadar kal. Kendini hazır hissedince dönersin." Hagi, iki gün sonraki antrenmana koşa koşa geldi.

Ufuk, Erzurumspor maçında ilk 11'deydi. Zemin sert ve kötüydü. Herkes özel kramponlardan giymişti. Ama Ufuk, yine bildiğini okumuştu. Oyun sürerken saha kenarına geldi, yedek kulübesine seslendi: "Yeni ayakkabı verin." Cevabı Terim verdi: "Ayakkabı burada kalsın. Sen kenara gel. Aklın başına yeni mi geldi?" Ufuk, yedek kulübesine çekildi.


Kocanla Gurur Duy

Galatasaray, devre arasında İspanya'daydı. Malaga'da Barcelona ile karşılaştılar. Maç öncesi soyunma odasında kaptanlık bandını Hakan Şükür takmıştı. Ama Terim, o bandı aldı, Popescu'ya uzattı. Amacı Popescu'nun eski takımına karşı gururlu çıkmasını sağlamaktı. Popescu, belki de hayatındaki en mutlu anlardan birini işte o an yaşadı.

Yine sezonun devre arası. Filipescu, artık Betis'e gitmeyi kafasına koymuştu. Doğru dürüst çalışmıyor, antrenmanlara "laf olsun" diye çıkıyordu. Terim, O'nu odasına çağırdı. Bir süre baş başa konuştu. Ertesi günkü idmanda en çok çalışan futbolcu Filipescu'ydu.

Hakan Şükür, bir türlü gol atamıyordu. Terim'e geldi. "Hocam, ben bir türlü gol atamıyorum. Ne yapacağım?" diye sordu. Terim, futbolcusuna güven verdi: "Senin gol atman önemli değil ki. Çık oyna, bu bana yeter."

Bülent, haftalarca kadroya giremedi. Ama ağzından tek laf çıkmadı. İsyan etmedi, çalışmasını sabırla devam ettirdi. Terim, bir gün Bülent'in eşi Banu Korkmaz'ı çağırdı. "Kocanla gurur duy" dedi. "Böyle iş disiplini çok az görülür" diye de ekledi. Sonra Bülent de formasına kavuştu.

Para Yoksa Oynamayız (3. Bölüm)

Arif, sezona iyi başlamadı. Takıma giremiyordu. Genellikle yedek kalıyordu. O sıralarda konuştuk Arif'le... Röportaj yapma isteğimizi kabul etti... Ve şöyle dedi: "Artık oynamak istiyorum. Hocam bana şans versin, yeter. Kulübe adamı değilim. Bir kez olsun 90 dakika oynamalıyım. O zaman beni kimse kesemez."

Ertesi gün Terim, bir araştırma yaptı. Acaba Arif, bu sözleri aynen kullanmış mıydı? Doğruluğunu öğrendi. Ve Florya'da şu ortak görüş çıktı: "Arif'e hoca çok kızacak."

Ama tersi oldu. Fatih Hoca, "Aferin Arif'e" dedi ve ekledi: "İşte bana böyle oyuncu lazım. Futbolcu cesur olmalı. Miskin ve küskün oyuncudan hayır gelmez."

İlk maça Arif ilk 11'de çıktı. Sonra sakatlanana kadar da formasını bırakmadı.

Suat'ın Kefili

Fatih Hoca, Florya'ya futbolculardan önce gelir. Onlardan sonra gider. O nedenle de her şeyden haberi olur. Suat'ın başına gelenleri de öğrenmesi o nedenle çok zor olmadı.

Suat, bir ev almıştı. Ama ödemelerde sıkıntıya düştü. Parasını zamanı gelince veremedi. İnşaat firması bunun üzerine devreye girdi. İstekleri belliydi: "Ya para, ya ev."

Bunun üzerine araya Fatih Hoca girdi. Kefil oldu, sorunu çözdü. Suat da evini kaybetmedi.

Florya'nın Mimarı

Fatih Hoca, tesislerde çalışan aşçıyı bile maç priminden yararlandırır. Florya'da her köşe başında güvendiği biri vardır. Bugün istifa etse, arkasından 20 kişi birden tesislerden ayrılır. Galatasaray'a emeği geçenlere de her zaman yardım elini uzatır. Muhammet'e olduğu gibi...

Bir gün talihsiz bir şekilde futboldan kopan Muhammet'i çağırdı. "Gel" dedi, "Alt yapıdaki takımlarımızın birinin başına geç. Böylece antrenörlüğe de ilk adımını at."

Ama aldığı yanıt şaşırtıcıydı. Muhammet, "Ben çocuk çalıştıracak adam değilim" dedi. O da Muhammet'e kapıyı gösterdi.

Terim, son oyuncu duşunu aldığı zaman duşa girer. Takımın izin gününde bile Florya'ya gelir. Üç dil bilen bir sekreteri vardır. Sekreterinden istediği birinci şart, ağzının sıkı olmasıdır. Basının kaynağını öğrenmek için insanları dener, tuzak bilgiler verir. Bu bilgileri basında görürse o kişiyi yakar. Sızmayı önlemek için inanılmaz önlemler alır. Mete Razlıklı ve Turgay Vardarlı ise onun eli koludur.


Terim sadece futbolcusu ile ilgilenmez. Florya Tesisleri'nin bugünkü mimarıdır. Değişen görünüm tamamen onun eseridir. Alt yapıdaki gençlerin tüm derdine çare bulur. Tüm kaynaklarını kullanır. Yeni yapılan alt yapı tesislerine yönetime külfet olmadan bir günde 15 adet televizyon, aynı sayıda bilgisayar, yatak bulur. Mali yönden yönetime büyük destek olur. Ökkeş Polat en büyük yardımcısıdır. Adidas ile anlaşması vardır. Ama tek kuruş almaz. Tek bir şartı vardır. Türkiye'de hiç kimsenin denemediği örnekleri giymek ister. Adidas Terim ile reklamını yapar, sonra piyasaya çıkarır. Ama Terim artık onu giymez. Bir gün malzemeci ile aynı T-Shirt'ü giydiğini görür. Dünyayı yıkar. Orhan Pamuk'un kitaplarını ise elinden hiç düşürmez.


Mangal Sefaları

Galatasaray teknik heyetinin mangal sefaları meşhurdur. Mangal işine hiç karışmaz. İşi uzmanı Müfit Erkasap'a bırakır. Kendisi Bülent Ünder ile masada oturur. Florya Menekşe'de bulunan seyyar köfteci değişmez uğrak yeridir. Sezon başında bazı transfer görüşmelerini bu köftecide yaptığı bilinir. Evine sıkıntı getirmez. Eşine hayrandır. Çocukları ise nadide bir çiçektir. Eşi Fulya Terim İsviçre'de okumuş, entelektüel bir insandır. Ama her zaman söylediği bir söz vardır: "Ben hayatı kocamdan öğrendim."

Para İsyanı

İyi ve güzel anıların yanında Terim'i üzen günler de geçti bu şampiyonluk yollarında. Örneğin, ilk yarıda oynanan Beşiktaş maçı.

Maçın başlamasına artık sayılı dakikalar kalmıştı. Fatih Hoca futbolcularıyla son konuşmasını yapacaktı ki... Ama oyuncuların yüzünden düşen bin parçaydı.

Paralarını aylardır alamamışlardı. Artık istiyorlardı ve ortak kararlarını bildiriyorlardı: "Hocam, biz maça çıkmayacağız."

Terim'in başından aşağıya adeta kaynar sular döküldü. Futbolcularına yarım saat dil döktü. "Alacaklarınızın kefili benim" dedi. Ve oyuncularını ikna etti. O günü anlatırken, hala terliyor: "Allah bana o günleri bir daha göstermesin. Yaşamayan anlayamaz. Sonra hiç taktik vermedim. Futbolcularım sahaya çıktılar, aslanlar gibi oynayıp, kazandılar."

Juventus Şoku

Şampiyonlar Ligi, Terim'in en büyük hedefiydi. İstanbul'daki Juventus maçı da bu nedenle büyük önem taşıyordu. Maça saatler kalmıştı artık. Terim, Florya'da odasında yardımcılarıyla toplantı yapıyor, taktiği belirlemeye çalışıyordu. İçeri Mete Razlıklı girdi: "Kötü haber. UEFA maçı bir hafta erteledi."

Fatih Hoca adeta donup kalmıştı. Bir haftadır oyuncularını tek tek hazırlamış, konsantrasyonu sağlamıştı. Büyük emek harcamıştı. Şimdi bunu oyunculara nasıl söyleyecekti? Bir gönüllü aradı. Ama kimse çıkmadı. Terim de o sırada yemekte olan oyuncularının yanına gitti. Kelimeler ağzından güçlükle çıkıyordu: "Herkes evine. Maç tehir edildi."

Hoca, Hakan'ın Juventus'a gitmesini de hiç istemedi. Ama Faruk Süren yönetimini hiçbir zaman yarı yolda bırakmadı. "Yönetim politikası" diyerek Süren'e destek çıktı. Ama sonra çok kızdı. Kızgınlığının hedefi Hakan'dı. Hakan bir türlü karar veremiyordu. Terim ise bekliyordu. İspanya kampından Hakan'a mesaj gönderdi: "Ya karar ver git, ya da dön. Ben de ne yapacağımı bileyim."

İstanbulspor ile yapılacak olan kupa maçı öncesi futbolcular paralarını alamadıkları gerekçesi ile yine isyan etti. Başkan Faruk Süren hemen Florya'ya geldi. Süren ve Terim saatlerce kafa kafaya verip sorunu çözmeye çalıştılar. İkili sonunda oyuncuları yine ikna etti. Ama Terim için o gece çok uzun ve sıkıntılı bir geceydi. Süren o gece hocasına söz verdi: "Bir daha bu sıkıntıları yaşamayacaksın."

"Kafa Koca!"

Sarı-Kırmızılı futbolcuların hepsinde de kaleci Taffarel'in yeri bir başka... Önce Taffarel'in transfer öyküsünü hatırlayalım.

Başkan Faruk Süren, Dünya Kupası devam ederken Monaco Teknik Direktörü Tigana'dan kaleci Barthez'i istedi. Tigana, "Olmaz" dedi, "Zaten gelmez. Ama size Taffarel'i tavsiye ederim. Şu anda hiçbir kulüpte oynamıyor."

Süren, Taffarel'le temasa geçti. Sonra da Terim'e bilgi verdi. Terim, önce tedirgin oldu. O sıralarda Suudi Arabistan'ı çalıştıran, Fenerbahçe'nin eski hocası Parreira'yı aradı: "Taffarel'i alalım mı?" Brezilyalı hoca, "Geliyorsa hemen alın" yanıtını verdi. Ve Terim de Taffarel'i transfer ettirdi.

Takım içinde Taffarel'in sevgisi apayrı. Futbolcuların neşe kaynağı. Kaptan Bülent, en yakın arkadaşı. Ailece görüşürler. Bülent'e bozuk ve komik Türkçesiyle "kafa koca" der. Kamplarda o inmeden kimse yemeğe başlamaz. Futbolcular hemen kapısına dayanır. Uykusu ağır olan Brezilyalıyı omuzlarda aşağıya indirirler.

Kahvaltılar Emre'den

Galatasaray'da birlik ve beraberlik hiçbir takımda rastlanmayacak şekilde. Bunda yine Fatih Terim'in rolü çok büyük.

Başka takımlarda bulunan "grupçuluk" belası Galatasaray'da yasakların en başındadır. Ama yine de yaşıt olanların birbirlerine olan bağlılığı göze çarpar. Örneğin; Arif, Okan, Küçük Hakan ve Emre birbirinden hiç ayrılmaz. K. Hakan evli olduğu için diğerleri Şenlikköy'de kiralık bir evde otururlar. Tam bir bekar hayatı yaşarlar. Kahvaltı işi en küçükleri olduğundan Emre'nin sorumluluğundadır. Akşam ise ya Kaşıbeyaz, ya da Carousel'in burgercıları mekan seçilir. Bu mekanda mutlaka Fatih de vardır.

En Cimri Galatasaraylı (4. Bölüm)

Galatasaray'da hayat Bakırköy'den öteye geçmez. Sadece Tugay ile Fatih Terim, Etiler ve Tarabya sırtlarında oturur. Diğerlerinin tümü Bahçeşehir, Florya veya Bakırköy'de mesken tutmuştur.

Ergün Bahçeşehir'de triplekste oturuyor. Büyük Hakan'ın artık yeni gelini bekleyen evi Florya'da. Hagi Yeşilköy'de yaşıyor. Popescu ile Taffarel komşu.

Yani bir, iki kişi hariç herkes bir taş atımı mesafede yaşar. Sokakta bile yürürken karşılaşırlar.

Futbolcuların eşleri haftada iki veya üç gün Florya Tesisleri'ne gelirler. Antrenman öncesi ve sonrası oyuncuların çocuklarının hepsi sahada oynar. Tam bir aile yuvası gibi. Ama tünelde Fatih Terim gözükünce çocuklar hemen kenarda bekleyen annelerinin yanına koşarlar. Onlar bile Florya'daki Terim kurallarını bilir.


Yönetim de Florya'da

Yediden yetmişe herke gününü Florya'da geçirirken yönetim de boş durmaz. Ali Dürüst ve Burak Elmas hep oradadır. Başkan Faruk Süren, haftada iki üç gün mutlaka gelir. Sezon içinde yaşanan sıkıntılar aradaki ilişkiyi asla bozmamıştır. Süren yönetimdeki az çalışan grubun omuzlarındaki yükün ağırlığı yüzünden yeni kongre yapmak zorunda kaldı. Kongre öncesinde ise Faruk Süren, Ali Dürüst, Burak Elmas, Mehmet Cansun, Osman Hattat ve Ateş Ünal Erzen dışında kalanlar Galatasaray'ı sadece basından takip ediyordu.

Krizli dönemlerde Süren, futbolcularına para bulmaya çalışırken, Mehmet Cansun da çalmadık kapı bırakmadı. Zaten Terim'i sıkıntılara rağmen Florya'da tutan yönetimin bu özverili çalışması oldu.

Yönetim hep hedef büyüttü. Dev stat projesi için düğmeye basarken, futbol takımı ve diğer giderler için de çalıştı, çabaladı.

"İnsan yaptıkları ile kendi heykelini diker" derler. Kim ne derse desin. Bunca eleştiriye, Türkiye gerçeğinde yaşanan mali krizin kulübe de yansımasına rağmen Galatasaray üçüncü kez şampiyon. Öyle ise, yiğidin hakkını vermek gerekli. Ne Terim efsanesi, ne de üç yıl kazanılan şampiyonluk... Yönetimin desteği ve çabası olmadan bunlar asla gerçekleşemezdi.

Çorapsız Hagi

Vefa, özveri, fedakarlık, cefa... Sarı-Kırmızılı futbolcular, bunların hepsini yaşadılar, yaptılar. Onlar, sonsuza kadar hatırlanacak. Ama bir var ki... O bambaşka. Hagi hiç unutulmayacak.

Takımda "gizli bir kaptan" Hagi. Bir lider, bir yönetmen.

O takımın saha içindeki eli, kulağı... Sihirli sol ayağı büyük bir güç. Kramponun içine çorap giymemesi ilginç bir özelliği. İlk geldiğinde bazı futbolcular O'nu taklit etti ama... Sonra facia!.. Hepsinin ayakları yara bere içinde kaldı.

O'nun için "Romanya ordusunda Albay" derler. Oysa eski Devlet Başkanı Çavuşesku O'na sadece beş dakika askerlik yaptırmıştı. Kendisine "Profesör" denmesini hiç sevmez. "Bana futbolcu deyin yeter" der. Saati saatine uymaz. Bir bakarsınız çok samimi... Ama sonra selam bile vermeyebilir.

Sezon içinde bir televizyon muhabiri Hagi'den randevu almıştı. Bir parkta röportaj yapacaktı. O sırada bir çiçekçi... TV muhabiri hemen çiçekçiyi alır, Hagi'nin yanına getirir. Birlikte görüntüsünü çekmek ister. Ama Hagi köpürür: "Sen Rumenler'i çingene mi sanıyorun?" Ve röportaj başlamadan biter.

Hagi içinde takım ruhu taşır. İşte bir örnek: Sezon içinde yönetim Hagi'ye transfer taksidini ödemek ister. Ama parasını almaz. "Önce arkadaşlarıma soracağım" der. Onların da parasının ödendiğinden emin olunca taksidini almayı kabul eder.

Hagi, iyi derecede İtalyanca ve İspanyolca konuşur. Biraz da İngilizce ve Türkçe.

En çok Fenerbahçe maçlarında tedirgin olur. Uche hayranıdır. Fenerbahçe Stadı'ndan ürker. Kendi seyircisini çok beğenir. "Kaliteli" der.

Popescu'nun devre arasında ülkesine giderken "Param ödenmezse geri dönmem" açıklamasına çok kızdı. Daha sonra Popescu'yu ikna edip elinden tutup İstanbul'a getirdi.

Hagi cimriliği ile de ünlüdür. Asla borç almaz, hiç de vermez. Kuruşunun hesabını yapar.

Barcelona'da oynarken teknik adamlar tüm futbolcuların IQ'sunu ölçtürmüş. Hagi en yüksek puanı almış. İnanılmaz zekidir. Penaltı kullanmayı sevmez. Şut atmaya bayılır. "Bu hissetme meselesidir. O ışığı gördüğüm anda vururum. Hem de nereden olursa olsun. Özel bir şey yapmıyorum. Öylesine vuruyorum. Topun odak noktasına vurmak gerekiyor. Önce inanmak, sonra ışığı görmek gerekir. Mesafe fazla önemli değildir" der.

Hagi, Hakan'ın Juventus'a gitmesine ise kahroldu. Hakan için o zamanlar "O Dünya'nın en büyük santrforu. Keşke gitse. Avrupa O'nu görse. O olmadan biz çok sıkıntı çekeriz. Ama kendisi için çok iyi olur" diyordu.

Hakan Kartal Gibi

Ligin devre arasında yaşanan Hakan öyküsü ise bu yıl Galatasaray'ın en çok sıkıntı duyduğu olayların başında geliyordu. Devre biter bitmez ortaya çıkan transfer olayı günlerce kamuoyunu meşgul etti. Gidip gitmeyeceği konusunda iddialar ortaya atıldı. Ama Hakan gitmedi. Yönetim ile arası açıldı. Köşe kapmaca oynadığı basın karşısına dikildi. O'na cehpe aldı. Bunalımlı günler geçirdi. Uzun süre kendini futbola veremedi. Bu nedenle bu yıl istediği gol sayısına ulaşamad. Vasat bir sezon geçirdi. Ama attığı kritik gollerle ve mücadeleci gücü ile yine takımını birçok kez kurtaran adamdı. Popescu, Fenerbahçe maçı sonrası O'nun için şu açıklamayı yapmıştı:

"İlk golde bir futbolcunun bu kadar yükselebileceğine kimse şahit olmamıştır. Hakan havada bir kartal gibiydi. Gözlerimle görmesem inanmazdım. O kafa şutunu hayatım boyunca unutmayacağım."

Hakan şimdi 10 Haziran'ı bekliyor. Evlenecek. Özel hayatında mutluluğu bulunca da eminiz ki daha başarılı olacak.

Bir şampiyonluk daha geride kaldı. Öykü bitti, yenisi başlayacak. Başta da dediğimiz gibi, bazı isimler değişecek, fotoğraflar yenilenecek.

Ama şimdi eğlenme zamanı. Ve bu da Galatasaray camiasının en doğal hakkı. Kutlu olsun Cim-Bom'a...

2 yorum:

  1. keşke özet geçseydin...

    YanıtlaSil
  2. 11 yıl öncesinin galatasaray'ı ile şimdinin galatasaray'ını karşılaştıran, neden başarısız olduğumuzu gözümüze yakın bir yazı olmuş. Teşekkürler.

    YanıtlaSil