31 Ocak 2011 Pazartesi

Kritik Maçtan Geriye Kalanlar...


Maçı az önce sakin kafayla tekrar izledim ve daha detaylı bir şeyler yazabilirim...

Öncelikle şuna değinmek lazım. Fenerbahçe geçen sezon kendi evinde oynadığı 26 resmi karşılaşmada da gol attı. Bu sene ise Trabzon maçına dek Kadıköy'de sadece Young Boys ve Galatasaray maçlarında gol atılamamıştı. Young Boys maçında 53. dakikada 10 kişi kalmıştık, zaten o maçta defansta Bekir, Bilica, İlhan, ileride de Gökhan Ünal oynamıştı. Trabzonspor'a karşı oynadığımız maçlarda ise, içeride dışarıda son 5 maçta golümüz var.

Tüm bu istatistiklere karşın, dün Trabzonspor sadece 2 kez gole yaklaştı. Onlara da net pozisyon demek zor. İlki, Umut'un kale dibinde dokunuşu ve Volkan'ın kurtarışı. Diğeri de, ikinci yarıda kullanılan serbest atışın direkt kaleye yönelmesi ve Volkan'ın topu kornere çelişi. Şenol Hoca gayet beğendiğim ve sevdiğim bir teknik adamdır ama özellikle 2-0'dan sonra hemen bir şeyleri değiştirmesi gerekiyordu. Zaten geçen hafta evinde berabere kalmışsın ve sonra da kupadan elenmişsin... Sanki bir kupa maçıydı bu, Şenol Hoca ilk maçı evinde 1-0 kazanmış, burada bir gol atarsam 2 gol yesem bile bir üst tura çıkarım anlayışındaydı...

Maç öncesi Twitter'a da yazdığım gibi, Kadıköy'e giderken kafamda "acaba?" sorusu yoktu. Bu maçı rahat kazanacağımıza inanıyordum. 6. hissin yanı sıra tabii bu düşüncemi destekleyen nedenler vardı. Birincisi, Fenerbahçe son yıllarda final maçlarını kazanamasa da -2006'daki Denizli, 2010'daki Trabzonspor maçı, bunlara ilave olarak Türkiye Kupası finalleri-, 2. yarıdaki kazanması gereken maçların çok büyük bir bölümünü kazanıyordu. En yakın örneklerimiz, geçen sezonki Galatasaray deplasmanı, ardından da Beşiktaş maçı. Galatasaray maçı öncesi lider Bursaspor'dan 6 puan geride olduğumuzu unutmayalım. Bunun yanında, zaten önemli maçlarda ekstra performans sergileyen Lugano, Volkan gibi oyuncuların, Mayıs ayında Fenerbahçe'yi yıkan Trabzonspor'a karşı yine aynı sahada daha da motive olacağını tahmin etmek güç değildi.

Bir de Aykut Kocaman faktörü var tabii... Teknik direktörlük kariyerinin en önemli maçına çıkıyordu. Bu maçta alınacak bir yenilgi, Fenerbahçe'yi şampiyonluk yarışından koparacağı gibi, Aykut Hoca'nın da teknik adamlık kariyerinin içine edecekti. O yükselme dönemine geçmek isterken, tek maç gerileme hatta dağılma dönemi noktasına getirecekti. Böyle olmaması gerekir ama burası Türkiye, maalesef kendine has kuralları var. Şenol Güneş bundan 15 yıl önce benzer bir karşılaşmaya çıkmıştı, yine Fenerbahçe karşısında. Aykut Kocaman o gün golü atarak şampiyonluğu Fenerbahçe'ye getiren isim olmuştu. Ama Şenol Hoca daha sonra toparlanarak Milli Takım'da önemli başarılara imza attı, yurt dışında çalıştı ve yine Trabzonspor'a döndü. Maçı elbette çok önemsemiştir ama Aykut Hoca'ya göre çok daha rahattı iki takımın ligdeki pozisyonu itibari ile. Aynı şekilde Trabzonsporlu oyuncular da Fenerbahçeli futbolculara oranla...


Stada girmeden 1 saat önce kadroları öğrenmiştim. Niang'ın sakatlığı geçmiş olmalıydı ki ilk 11'deydi. Trabzonspor'un en zayıf halkası bana göre sol bekleri Cale -ki eminim benim gibi düşünenler hiç de az değildir- ve ben onun karşısında Dia'nın oynamasını istiyordum. Cale'yi dağıtacağı düşüncesindeydim Gökhan Gönül'le birlikte. Ama Aykut Hoca sürpriz yapmadı ve onu Serkan'ın karşısında sol kulvarda oynattı.

Bugün Mehmet Demirkol'un da yazısında bahsettiği gibi, Fenerbahçe özellikle ilk yarım saatlik bölümde inanılmaz baskılı bir oyun oynadı. Sırf orta saha oyuncuları değil, Niang bile sanki bir "Diarra"ymışcasına müdahalelerde bulundu ve maçı izleyenlerin hatırlayacağı gibi, onun yere yatıp aldığı topla az daha gol atıyorduk maçın başında... Baskıyla birlikte başka bir şey de göze çarpıyordu, o da kaptığımız topları hatasız kullanabilmemiz. Hani bu taraftar zamanında Selçuk'a, Deniz'e, Maldonado'ya vs. pas hataları yüzünden, bir de hep geriye oynamaları yüzünden kızardı ya, dün böyle bir şey olmadı çünkü Selçuk, Mehmet Topuz, Emre üçlüsü -Gökhan Gönül'ü de katabiliriz girdiği kademelerle- yerinde müdahalelerden sonra minumum pas hatası yaptılar. Selçuk'un Niang'a attığı bir uzun pas hala gözümün önünde.

Futbolcuların maça böyle başlamasında taraftarın da etkisi muhakkak... Stat tıklım tıklımdı ve Fenerium Tribünü'ndekiler bile zaman zaman oyuna katkıda bulundular. Hani oyuncular maç seçiyor diye bir deyim oluştu ya son yıllarda, aslında bu taraftarla doğru orantılı. Taraftar maç seçince oyuncu da seçiyor, ya da tam tersi. Dün iğne atsan yere düşmezdi, geçen kupa maçında 2.000 kişiyi geçtim, belki de 1.000 kişi yoktu. Olacak iş mi bu Haşmet!


Dia, kendisi kadar çabuk olan Serkan'a karşı oynamasına rağmen, ilk yarıya ofansif anlamda damgasını vuran isimdi 22 futbolcu arasında. Tam da bizim tribünün önündeydi -Migros Tribünü'nün alt katında, en sağ taraftaydık- ve hepimizi mest etti. Aykut Hoca'nın en sevdiğim yönlerinden biri de bu, kim hakediyorsa ona veriyor formayı. Cristian'ı geçen sene o aldırdı yanılmıyorsam ve şimdi inat da edebilirdi sırf o getirdi diye. Ama dün kadroda yoktu, forma Selçuk'undu. Stoch-Dia ikilisinden şu an kesinlikle oynaması gereken isim Dia ve Stoch'u yedek bırakıyor.

Art arda attığımız 2 golden sonra biraz geriye çekilmemiz normaldi. Zaten Umut ve Burak başta olmak üzere, Trabzonspor'un hücum hattı da etkisizdi. Jaja için ayrı parantez açmak gerekir, dün "Ben farklıyım!" dedirtti izleyenlere... Ona yardımcı olan bir isim olsaydı, güzel işler yapabilirdi ama Fenerbahçeli oyuncular 2'li-3'lü pres yapınca ve bazen de faulle durdurunca o da gol yollarında etkili olamadı.

2. yarıya Yattara ile başladı Trabzonspor. Biz de 2-0 önde olmanın verdiği avantajla daha temkinli bir oyuna devam ediyorduk. O dakikaya kadar gayet iyi oynayan Selçuk çift sarıdan atılınca -hakemin kararı tamamen doğruydu- maç yeniden başlıyordu. Ta ki, Glowacki de Trabzonspor'u 10 kişi bırakana kadar... Selçuk oyun dışı kaldıktan sonra Trabzonspor 11 kişi devam edebilseydi maç sonuna kadar, skor değişebilirdi, ki biz taraftarları da az da olsa tedirginlik kaplamıştı. Tabii maçtan sonra konuşmak kolay, ama bizim 10 kişi kaldığımız anda, Şenol Hoca Alanzinho'yu oyuna soksaydı Burak'ın yerine, ileri uçta daha etkili olabilirlerdi.

Glowacki de atılınca art arda gördüğü kartlarla, her şey çok kolaylaştı Fenerbahçe adına. Dia'nın yerine Bekir girdi -bence Dia görevini fazlasıyla yerine getirdi ama ilk yarıdaki çizgideki çalımlarını ikinci yarıda atamadı ve 60'ta çıksa iyi olurdu- ve Gökhan Gönül de orta sahanın sağına geçti. Şenol Güneş ise Tayfun'u aldı defansa. Bu değişiklik de zaten Trabzonspor'un maçtan ümidini kestiğini ve farkın daha fazla açılmamasını istediğini ortaya koyuyordu. Şunu da eklemek lazım, Aykut Hoca Yattara'yı durdurmak için önce Dia'yı dikti onun karşısına, daha sonra da Niang'ı... Zaten Yattara da hiç etkili olamadı.

Hakem hakkında hiçbir şey yazmadım farkederseniz, dün yaptıkları ve yapmadıklarıyla göbek adının "Eyyam" olduğunu bize söylemek ister gibiydi... Bizim futbolculara kısa kısa yorumlar yazıp post'u sonlandırayım, zaten önümüzdeki maç öncesi yine bir şeyler yazarım...


Volkan Demirel: Hatasızdı yine. Güvenimi boşa çıkarmıyor. Sadece çalıma giriştiğinde yüreğimizi ağzımıza getirdi, ama ben onu bu haliyle de seviyorum... Zaten futbolcular maçtan sonra topluca tribünleri tek tek dolaşırken yaptığı hareketlerle gönlümü bir kez daha fethetti.

Gökhan Gönül: Fenerbahçe'de oynadığı için onun adına üzülüyorum, nokta. Avrupa'nın en büyük 3-5 takımında oynamayı fazlasıyla hakediyor.

Diego Lugano: Büyük maçların büyük oyuncusu olduğunu dün bir kez daha gösterdi. Ondan tek istediğim, aynı konsantrasyonu ligimizin zayıf takımlarıyla oynadığımız maçlarda da göstermesi. Zaten bu sorunu halledebilseydi herkes kadar ben de seviyordum şimdi onu.

Yobo: İyi ki kiralamışız...

Andre Santos: Hep dünkü kadar oynasın, razıyım...

Mehmet Topuz: Ofansa da skor olarak katkı sağladığı gün, tam olacak...

Selçuk: Kırmızı kart görene kadar çok iyi oynadı. Allahtan puan kaybetmedik de ihale ona kalmadı.

Emre: Daha iyi oynayabilirdi ama kötü oynadı diyen taş olur...

Dia: İlk 30 dakikanın kahramanı. Evlat edinmeyi düşünüyorum... :)

Alex: Bunu dalgasına yazmıyorum, dün yaptığı presi 28 yaşındayken de yapsaydı, bizden iyi bir bonservisle daha büyük bir takıma transfer olurdu. İyi ki yapmamış da bizde kalmış... :) Alex'e laf söyleyen Fenerbahçelilerle futbol konuşmamakla doğru yaptığımı dün bir kez daha hatırlattı bana. Onun gibisini izleyemeyiz bir daha.

Niang: Dün ona çok güveniyordum, gol atacak yazmıştım Twitter'a maç başlarken, çok da şahane bir gol attı. 2 tane de kaçırdı ama olsun. Son maçlara göre çok daha iyiydi.

Son olarak, Şenol Hoca Glowacki ve 95'te atılan Tayfun'u tokatlasa haklıdır...

1 yorum:

  1. herseyi özetlemissin çok güzel yazı ancak ılk 30 dk lık kahramalarımız farklı kesinlikle selçuk tu bence, geçen sene sakatlanana kadar mukemmel gidiyordu bu senede antalya maçıyla başladı umarım ceza sonrası dönüşüyle devam eder formu, çünkü o çok beklediğimiz DMC devre arasıda gel-me-ye-cek.

    YanıtlaSil