25 Nisan 2011 Pazartesi

Bucaspor Maçının Ardından...


En son 21 Şubat'ta, Beşiktaş maçının ardından bir maç yazısı yazmışım... 2 ayı aşkın bir süre geçti üzerinden. Blog yasakları, bir işe başlamamdan dolayı eskisi kadar vakit bulamamam vs. derken anca yazabiliyorum... Tabii bir de ne de olsa kötü gün taraftarıyız. Takım her hafta galip gelirken yazsam ne farkeder ki? Bugün maç 3-1'e geldiği an bir yazının vakti geldi dedim kendi kendime, bu yüzden basıyorum şu an klavyenin tuşlarına...

Ortalama bir hafızaya sahip olanlar, 2005/06 sezonunda Manisaspor'a 5-3 yenildiğimiz karşılaşmayı unutmamıştır. Biz şampiyonluğu Denizli'de değil, asıl orada kaybettik. Geçen sene de son maçta değil, kendi evimizde 2-0 öndeyken Bursaspor'a son dakikada 3-2 kaybettiğimizde şampiyonluğa elveda demiştik. Sadece henüz o an için bilmiyorduk... Neyse kısa keseyim, işte o Manisaspor karşılaşması da 30. haftada oynanmıştı. Yine Ege'de, yine 5-3'lük skor... Bugün farklı olan tek şey ise kazanan taraftı.

Başta Alex olmak üzere, Volkan, Gökhan Gönül, Lugano-Yobo ikilisi, Niang, Emre, Mehmet Topuz süper bir 2. yarı geçiriyorlar. Kolay mı son 14 maçta 40 puan almak... (daha da genişletirsek son 18 maçta 49 puan) Bu 7 değişmez oyuncuya, henüz 1000 dakika bile oynamayan Semih'in 10 golü, Dia'nin büyük maçlardaki performansı, Caner'in son zamanlardaki oyunu ve Eskişehir maçındaki kritik golü, bizi büyük hayal kırıklığına uğratan Stoch'un, bir bakıma kendini affettiren geçen haftaki şutu eklenince, neredeyse oynadığı her maçı kazanan ve gümbür gümbür şampiyonluğa ilerleyen bir takım ortaya çıkıyor. ("Birader, Andre Santos ve Cristian'ı unuttun!" diyenleri duyar gibiyim, onları yazının sonunda oyuncuları teker teker değerlendirirken ayrıntılı bir biçimde yazacağım)

Bugüne gelecek olursam... Bucaspor'un ligde kalmasının mucizelere bağlı olduğunu, Bucasporlu futbolcular ve teknik heyet, herkesden iyi biliyordu. Sivasspor senin 8 puan önünde, 5 maçın var ve bunların ikisi Fenerbahçe-Trabzonspor'la... Tüm bu iç karartıcı duruma rağmen, son 5 maçta sadece 2 gol yiyen Fenerbahçe'ye 3 gol atmayı başardılar... Zaten Bucaspor, Fenerbahçe ile bu sezon oynadığı diğer 2 maçta da toplam 5 gol atmıştı. Kupada Kadıköy'de oynanan karşılaşmada, aldıkları 3-2'lik galibiyet hala akıllarda.

Fenerbahçe, Niang, Dia ve Selçuk'un yokluğunda, ideal 11'iyle başladı karşılaşmaya. Sadece Stoch düşünülebilirdi farklı olarak geçen hafta oynanan Gaziantepspor maçından sonra. Belki de yedek kulübesinde bir silahının olmasını istemiştir Aykut Hoca ve Stoch'u bu yüzden yanında oturtmuştur. Semih'in de ilk 11'de başlamasıyla birlikte, yedek kulübesinde neredeyse 1 yıldır oynamayan Güiza dışında anahtar kalmıyordu neticede.


Fenerbahçe maça yine baskılı başladı, savunma yine önde kuruldu. İlk bölümden itibaren yüklenen taraf, olması gerektiği gibi Fenerbahçe'ydi. Hatta dakikalar 9'u gösterirken, ekrana "başarılı pas" istatistiği geldi ve Bucaspor sadece 8 tane isabetli pas yapmıştı. Fenerbahçe yüklenmesine rağmen bir türlü pozisyona giremedi ve ardından da Bucaspor'un ilk golü geldi. Musa'nın 15. dakikadaki golünde, fazlasıyla "biz bu maçı nasılsa alırız, onca kritik maçı kazanmışız, bunlara mı takılacağız?" havası var. Lugano'nun kale önünde donup kalmasından bunu sezebilmek zor değil. Bazen böyle maçlarda ilk golü yemek iyidir, şaşkınlaşmış takımı kendine getirir.

Alex'in asistinde Emre Belözoğlu'nun attığı muhteşem gol, "20 kere vursa 1 kez girer" cinsinden ama zaten belli klasın altında bir futbolcu bu vuruşu yapsa, o top taca bile gidebilir, örnekleri var. Skora eşitliğin gelmesiyle, Fenerbahçe'nin önce 2'yi, ardından da 3. golü bulacağı düşünüldü ama hep öyle olsa futbolu bu kadar sevmezdik... Bazen rakip takımlar 6-7 kez geliyor Fenerbahçe kalesine, gol atamıyor, bazen de 4 kez gelip 3 gol birden atıyor bugün olduğu gibi. 2. golde Bucaspor'lu futbolcunun asisti çok güzeldi, zaten bugünkü 90 dakikada birbirinden güzel gol pasları verildi. (bizim Semih'in Güiza'yı kaçırışı, Buca'nın yine 3. golündeki pas)

2-1'den sonra değil ama 3. golden sonra yıkılmayan Fenerbahçeli, sevinç çığlığı atmayan Trabzonsporlu -hadi Galatasaray ve Beşiktaşlıları da unutmayalım :)- yoktur... "Ben kazanacağımızı biliyordum, hiç panik yapmadım" diyen Fenerbahçeli varsa yalan söylüyordur. Benim umudumun biraz daha fazla olmasını sağlayan da geçtiğimiz haftaki Ankaragücü-Buca maçıdır. Defansları çok çabuk dağılıyor. 90 dakikasını izledim o maçın yarım gözle de olsa ve Buca 2-1 öndeyken yine 5-3 kaybetmişti... Puanı alabilirlerdi, son 4-5 dakikada 2 gol birden yediler. Net olan bir başka şey de, bugün kaybetsek de en kıl olduğum Fenerbahçeli futbolcuya bile kızmazdım, kızamazdım. O hakkı kendimde görmüyorum. Nedeni de, ben daha 12. haftada maçların yarısını kazanamamışken ve 12 maçta sadece 21 puan almışken, umudumu yavaş yavaş yitirmeye başlamıştım ve gerekli küfürleri hem o zaman, hem de sene başında Young Boys ve PAOK'a elendiğimizde bazı futbolculara etmiştim. Ama aynı futbolcular, birbirinden zorlu maçları kazanarak 30. maç sonunda 70 puana ulaştılar ve cidden imkansıza yakın bir şey 18 maçta 49 puan almak... Neredeyse bütün maçları kazanan takıma da bir maçta puan kaybetti diye kızılmaz...


3-1'den sonra kazandığımız tartışmalı bir penaltıyla (Markus Merk vermem dedi, Ahmet Çakar da penaltı kararının doğru olduğunu düşünmüyorum yazmış bugünkü yazısında) oyun 3-2'ye geliyor. Penaltı olmasaydı kazanabilir miydik, tartışılır. (gerçi bir diğer hakem hocası Erman Toroğlu -kendisi Trabzonspor'un şampiyon olmasını istediğini her programda söylüyor- yazısında Fenerbahçe kesinlikle galibiyeti hak etti yazmış) Ama Gaziantepspor maçını az daha hakem katliamıyla kazanamıyorken ve bir anlamda şampiyonluk elimizden alınıyorken, gelip de şimdi Bünyamin Gezer'in bugünkü yönetimiyle, Göçek'in yönetimini kimse bir tutmasın...

34 yaşında olmasına rağmen bugün 21. golüne ulaşan Alex'in güzel kafa golüyle skor 3-3 olduktan sonra, Atatürk Stadı'nı dolduran Fenerbahçeliler de canlandı ve gerisi geldi... Onu nasıl sevdiğimi, beni blog'dan, Twitter'dan, ordan-burdan takip edenlerin bildiği Güiza da, kritik maçların adamı olduğunu kanıtladı. (Geçen sene Ankaragücü'nde son dakikalarda attığı gol, Trabzonspor'la şampiyonluk maçında attığı gol, Bursa'ya kupada son dakikada attığı gol, bir sürü böyle önemli golü sayılır Güiza'nın)

Önümüzdeki 4 maç, 12 puan var... Zico'yla 70 puanlı şampiyonluğumuz düşünüldüğünde, bu sezon ne kadar önemli bir iş yaptığımız daha net gözüküyor. Geçen haftaki Antep maçının son dakikalarında ve bugün 3-1'den sonra kalp krizi geçirmediğimize göre, son hafta Sivas'a gitmek farz oldu...

Oyuncularla ilgili de kısa kısa yorum yapıp postu sonlandırayım.

Volkan Demirel: Birkaç gün içinde onunla ilgili ayrıntılı bir yazı yazacağımdan uzatmayayım. Alex ve Gökhan Gönül'le birlikte en güvendiğim isim... Bugün ilk golde "0" hatası vardı, 2. golü kurtarabilirdi, 3. golü de ona yazmıyorum.

Gökhan Gönül: Onunla birlikte 2-4-4 gibi oynasak da, o olmadan kesinlikle bu noktaya gelemezdik. Bugün kaç kez çizgiye indi, sayamadım.

Diego Lugano: Bugün beni fazlasıyla kızdırsa da, süper performanslarının hatrına eleştiri yok... Anadolu takımlarıyla oynanan maçlardaki konsantrasyon sorunu hortladı bugün, sadece bunu yazayım.

Joseph Yobo: Lugano'ya oranla daha iyiydi bugünkü 90 dakikada. Onu eleştireceğim anda aklıma Bilica geliyor ve susuyorum.

Andre Santos: Eveeet, geldik Andre'ye... Bozuk plak gibi sürekli tekrarlıyorum ama okumayanlar için yine yazayım. Ben Andre Santos'un çok yetenekli bir futbolcu olduğunu düşünüyorum. Ama Gökhan Gönül maç boyu defalarca ileriye çıkarken ve ön liberomuz Cristian'ken, Fenerbahçe'nin sol bek o olmamalı. Koy sol açığa, koy Alex yokken forvet arkasına... Hatta hep Andre Santos'un ortalama bir Anadolu takımında süper bir 10 numara olacağını düşünmüşümdür. Ama böyle rahat, böyle defansı fazla takmayan bir adamdan, şampiyonluğa ilerleyen Fenerbahçe'nin sol beki olmaz... Gökhan Gönül'ün yerine şimdilerde stoper bek denilen, yani fazla ileri çıkmayan, ana görevi olan savunmayı hatasız yerine getiren bir sağ bekimiz olsaydı, Andre Santos'un sol bekte oynamasını isterdim, ama yanlış yer, yanlış zaman... Galatasaray maçında yaptığı hata ve ardından Kazım'ın ayağından yediğimiz golden sonra sildim Andre Santos'u. Üzgünüm...

Mehmet Topuz: Fenerbahçe'ye gelmesini hiç istemedim Mehmet'in... Bunun nedeni verilen aşırı yüksek bonservis değildi. Beşiktaş forması giymesi ve "Fenerbahçe'de oynamak istemiyorum, Beşiktaş'a gitmek istiyorum" demesiydi. Bunu en sevdiğim yabancı futbolcu olan Diego desin, onu da istemem. Sorun Mehmet özelinde değil. Dolayısıyla prensip olarak hala karşıyım Mehmet Topuz'un Fenerbahçe'de oynamasına... Hani bir yerde görsem, gidip de fotoğraf falan kesinlikle çektirmem üste para verseler bile. Amaaaaa... Hem geçen yıl, hem de bu yıl son haftaya kadar şampiyonluk yarışının en üstünde bulunduysak, bunda payı çok büyüktür. Aldığı para helal olsun. Kalan şu 4 haftada, Gökhan Gönül'ün açıklarına biraz daha fazla dikkat etsin, başka bir şey istemiyorum.


Cristian Baroni: Geldik başka bir belalıma... Bugün devre arasında en fazla koşan 5'er futbolcuyu sıraladı Lig Tv. Bir de baktım, Cristian yok o 5'lide... Zaten yeniliyoruz, dellendim. Çalımı var mı yok, şahane asistleri var mı, yok. Bu adamın görevi ne, top kesmek, hatasız pas vermek ve koşmak... Nadiren çok beğendiğim de oluyor onu fakat kesinlikle Fenerbahçe'nin ön liberosu değil.

Emre Belözoğlu: Emre'ye Fenerbahçe'ye geldikten sonra -özellikle de Fenerbahçeli olduğunun açıklanmasından sonra- az da olsa kanım ısındı, ısınmadı değil... Yalan söyleyecek halim yok. Fakat hala hasta Galatasaraylı olan Arda'yı, bizim Emre'den çok daha fazla seviyorum, bu bir... İkincisi, Emre saha içinde canavara dönüşüyor. (Aynı şekilde Lugano da) Bu tarz futbolcuları çok sevenler olabilir. (Mesela Gattuso'nun da inanılmaz hayranları var sırf kasap olduğu için ve ben futbolcu olsam, kariyerimin son Milan maçında Gattuso'nun ağzını burnunu kırardım) Hakeme, ikinci sınıf mafya babasının sağ koluymuşcasına itiraz eden futbolculardan hiç haz etmiyorum. (Gaziantepspor'lu Murat Ceylan da çakma Emre Belözoğlu olmuş bu arada. Hareketler aynı) Casino ve Goodfellas'taki Joe Pesci misin birader? Fazla yetenekli olmayan, mücadeleci ve nevi şahsına münasır bazı futbolcuları ben de çok severim ama her maç hakemle uğraşanlarını değil. (Aynı şekilde Bünyamin Gezer, Serdar Tatlı gibi adama küfredermiş gibi bakan hakemleri de hiç sevmem ya, o da ayrı bir post konusu)

Neyse daldan dala atlamayayım daha fazla, Emre bugün attığı harika golün dışında da gayet iyi oynadı. İlk geldiği sezon, sakatlıkların da etkisiyle Fenerbahçe'deki performansı hayal kırıklığı yaratmıştı ama son 2 sezondur maşallahı var. Bu sezon, geçen sezonki gibi muhteşem değil ama o sahada olmayınca fazlasıyla eksikliği hissediliyor ve en kötüsü de biraz M. Topuz, biraz da Özer dışında yerine oynayabilecek birisi yok takımda...

İnciciler için özet geçeyim, Emre bu takımın olmazsa olmaz 4-5 futbolcusundan biri, ama sahadaki Emre'den zaman zaman tiksiniyorum. Tam tokatlık. Saha dışında belki melektir ama o beni fazla ilgilendirmiyor çünkü onunla birlikte vakit geçirmiyorum. (Söylediklerim hemen hemen Lugano için de geçerli)

Caner Erkin: Nasıl sol bek Andre Santos'a karşıysam, sol bek Caner'e de karşıyım. Ama bugün sol açıktaki Caner'i ben fazlasıyla beğendim ve kesinlikle onu oyundan almazdım. Es-Es'e attığı golü de unutmayacağım...

Alex: Buraya ne yazsam az... Ekşi Sözlük'e onun için yazdığım bir entry'yi buraya kopyalayayım en iyisi; "Annemi Papua Yeni Gine'ye götürse, "bir bildiği vardır" der susarım. O derece..."

Semih Şentürk: Bugün yetersizdi... Vasatı aşamadı. Ama Güiza'ya attığı pas hakikaten 10 numara. Yine bir şekilde galibiyette payı var. Bu kadar az oynayarak 10 golü de attı ya, her yerinden öpülmeyi hak ediyor. :)

Miroslav Stoch: Şampiyonluk gelsin veya gelmesin, geçen haftaki şutunu hayatım boyunca unutmayacağım. Sezon başından beri hep iyi oynayıp takımda yer bulmasını istedim, hayal kırıklığı yarattı özellikle ilk yarıda ama en azından şampiyon olursak onun da katkıda bulunmuş olmasına ayrı bir sevineceğim... İnşallah önümüzdeki yıl sol açık onun olur, gol+asist toplamında 20'yi geçer...

Daniel Güiza: Zor be anne çok zor... :( Adamın kralı. Nokta.

Özer Hurmacı: Bu akşam sadece birkaç dakika oynadı, o yüzden bir şey yazmak saçma olur ama ağır sakatlıklar geçirmeseydi eminim ki Milli Takım'a kadar yükselirdi. Ha Alex'in yanından geçemezdi hiçbir şekilde söylenenler gibi, o ayrı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder