28 Şubat 2009 Cumartesi

Sivas Fenerbahçe'yi 5'ledi!


Bir an şaşıranlar olabilir. Evet daha karşılaşma oynanmadı ama gönlümden geçen Sivas'ın Fenerbahçe'yi 5-0 gibi bir skorla yenmesi. Yoksa Fenerbahçe'de bir takım şeylerin düzeleceği yok. Örneğin, bugün Sivas'a 2-1 kaybetsek, Aragones'in ayrılacağını sanmıyorum.

Fenerbahçe'de Roberto Carlos, Selçuk, Josico, Colin Kazım gibi isimler yok. Sivasspor'da Hayrettin. Sivasspor'un 5 atmasını istiyorum dedim ama Fenerbahçe bu tarz maçları genelde kazanır, bence yine kazanacaktır. Oyunun kilit noktası Semih-Güiza-Alex üçlüsünün bir arada oynayıp oynamayacağı sezon başındaki gibi. Bu üçlü bir arada oynarsa Fenerbahçe maçı rahat kazanır diye düşünüyorum. İnşallah güzel bir karşılaşma olur...

Sivas'ın şampiyonluk olayına gelecek olursam... Fenerbahçe Aragones gitmediği takdirde 2. bile olamaz. Dolayısıyla Türk futbolunda bazı şeylerin değişmesi için Sivasspor'un şampiyon olmasını istiyorum. 3 büyükleri tutanların çoğu, hatta Anadolu takımlarının taraftarları, Sivasspor'un şampiyon olmasını istemiyor. Nedeni ise Sivasspor'un çirkin futbol oynamasıymış. Arkadaşlar turnuva olsa bu, sadece 4-5 maç oynansa şampiyonluk gelebilir. Yunanistan örneği var önümüzde. Fakat 34 maçlık periyotta çirkin futbolla şampiyonluk hayaldir. Bekleyip göreceğiz, Fenerbahçe şampiyon olamazsa Sivas olsun istiyorum.

26 Şubat 2009 Perşembe

Bremen Mızıkacısı


Marco Bode... Kariyeri boyunca Werder Bremen'den başka bir kulüpte oynamamıştır. Ülkesinin milli formasını 40 kez giydi ve 9 gol attı. Ayrıca Bremen'in Bundesliga tarihinde en çok gol atan futbolcusu... Özel bir sempatim yoktu kendisine fakat hakkını vermek gerekir.

Little Miss Sunshine


Bana göre son yıllarda yapılan en iyi aile filmi. Tekrar tekrar izleseniz de sıkılmayacağınıza emin olabilirsiniz. Kalbimdeki yeri ayrıdır. İzleyin, izlettirin...

25 Şubat 2009 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi Çarşamba Gecesi


Dün geceki maçlar için yazdığım postta bayağı başarılı oldum, olumlu tepkiler geldi. Star'da da yayınlanan İnter-Manchester maçının 0-0 biteceğini bildim. Arsenal'in kazanacağını, Lyon ve Barcelona'nın berabere kalacağını doğru tahmin ettim. Sadece Atletico Madrid-Porto maçını doğru tahmin edemedim, ben Atletico Madrid zor da olsa kazanır demiştim 2-2 bitti karşılaşma. Bu akşamki karşılaşmalarla devam etmek istiyorum.

Real Madrid-Liverpool: Maçın favorisi Real Madrid fakat ben maçı Liverpool'un kazanacağını düşünüyorum. Real Madrid maç boyunca daha üstün oynayabilir fakat defansta çok açık veriyor, Liverpool'un bunları değerlendireceğini düşünüyorum etkili futbolcularıyla. 2-1 gibi bir skorla Liverpool evine mutlu dönecektir.

Chelsea-Juventus: Guus Hiddink'i çok severim, kısa zamanda Chelsea'ye çok katkı sağlayamayacağı doğru fakat etkisini hissettirmiştir yine de. Juventus'un usta ayakları ekstra şeyler yapmazsa Chelsea'nin 2-0 gibi bir skorla kazanacağını düşünüyorum karşılaşmayı.

Villarreal-Panathinaikos: İki ekip de sevinmişlerdir açıkçası kuralar çekildikten sonra. Panathinaikos ilginç sonuçlara imza attı bu sezon. İspanya'da neler yapar, maçlarını takip edemediğimden tam olarak kestiremiyorum. Villarreal'in 3-1 kazanacağını düşünüyorum karşılaşmayı.

Sporting Lizbon-Bayern Münih
: Lafı uzatmadan söyleyeyim, bu karşılaşmadan beraberlik bekliyorum. 1-1 veya 2-2 olabilir. Bayern'in kadrosu Portekiz ekibine oranla çok güçlü olsa da Klinsmann ve ekibine güvenmiyorum. Çok maçını izledim bu sezon, ilginç sonuçlar aldılar genel olarak. Bayern yenilmeyecektir ama düşündüğü kadar kolay da galip gelemeyecektir.

24 Şubat 2009 Salı

Ana Beatriz Barros

Turu Kim Geçer?

Şampiyonlar Ligi Salı Gecesi


Bu akşam 4 güzel karşılaşma bekliyor bizleri.

Atletico Madrid-Porto: Madrid ekibi çok gol yiyor. La Liga'da oynadığı 24 maçta 35 gol yedi. Ayrıca son 8 maçta sadece 1 galibiyeti var. Hafta sonu Sevilla'ya deplasmanda 1-0 yenildiler. Porto ise Portekiz'de lider şu an. 12 maçtır kaybetmiyor ligde. Karşılaşmanın az gollü olacağını tahmin ediyorum, 1-0 gibi bir sonuçla ev sahibi zor da olsa kazanacaktır karşılaşmayı.

Lyon-Barcelona: İspanyol ekip tartışmasız sezonun en iyi ekibi. Lyon ise art arda gelen şampiyonlukların ardından bu sezon durulmuşa benziyor. 6 puan farkla lider fakat çok iyi bir futbol oynadıklarını söyleyebilmek güç. Gecenin en zevkli karşılaşması olacağa benziyor. 2-2 gibi bir skor var kafamda. Barcelona düşündüğü kadar kolay kazanamayacaktır maçı. Bu maçı seyretmeyi planlıyorum akşam.

Arsenal-Roma: İki ekibi de, teknik adamlarını da çok severim. Arsenal yine hayal kırıklığı yarattı ligde fakat oynadıkları futbolu beğeniyorum. Roma da sezona kötü başlamasına rağmen toparlanmasını bildi, Şampiyonlar Ligi'ne katılacaklar bence. Vucinic hafta sonu oynanan Siena maçında oynamadı. İki ekibin de çok iyi savaşacağını düşünüyorum, Arsenal'in 2-1 gibi bir skorla kazanacağını düşünüyorum.

İnter-Manchester United: Gecenin en önemli karşılaşmasını en sona bıraktım. Star bu maçı verecek fakat ben internet üzerinden Lyon-Barcelona maçını izlemeyi düşünüyorum. İki teknik adamın da risk alacağını sanmıyorum. Kontrollü bir oyunu tercih edip her şeyi rövanşa bırakacaklardır. 0-0'lık skor kimseyi şaşırtmasın...

23 Şubat 2009 Pazartesi

Kim Sorumlu?

Gelen Gideni Aratır


Fenerbahçe'nin 21 maçta topladığı 37 puanı var. Kalan bütün maçları kazansa dahi 76 puan ediyor. Daum'un suçu neydi diye sorası geliyor insanın... Adam iki yıl art arda şampiyon yaptı 76 ve 80 puanla. Son sezonunda da son maçta kaçırdı şampiyonluğu, 81 puan topladı Fenerbahçe. Ondan sonraki iki sezona bakıyoruz, Zico ile 70 puanla gelen bir şampiyonluk var, geçtiğimiz sezon da 73 puanla gelen 2.'lik var. Fenerbahçe bu sezon kalan bütün maçları kazanmazsa, ne Zico, ne de Aragones Daum'un en kötü sezonuna bile yetişememiş olacak. Denizlispor maçından sonra çok sinirlenmiştim fakat özlüyorum Daum'u ne yalan söyleyeyim. Gelen gideni aratır demişler, boşuna dememişler...

21 Şubat 2009 Cumartesi

İstatistik


Trabzonspor, bu maça çıkmadan önce bu sezon evinde hiç yenilmemişti. Yenildi.

Denizlispor, bu maça çıkmadan önce bu sezon deplasmanda hiç kazanamamıştı. Kazandı

Denizlispor bu maça kadar tarihinde Trabzonspor’u Hüseyin Avni Aker Stadı’nda hiç yenememişti. Yendi.

Sahada oynanan futbola bakmadan bile, özellikle ikincisi olmak üzere, bu maddeler Trabzonspor adına hakikaten üzücü ve bir o kadar da sinir bozucu bi durumu ortaya çıkardı. Yönetim her ne kadar halen daha “şampiyonluk” diye bir hedeften söz etmese de, bu takım eğer ola ki şampiyon olamazsa bu maç yıllarca konuşulacaktır. “Bir Denizlispor maçı vardı Trabzon’da…” diye başlayan cümleler sıklıkla kullanılacaktır konu Trabzonspor’dan açılınca. Daha 13 hafta var Trabzonspor’un ve de rakiplerinin önünde ancak bu maçta alınan mağlubiyet gerçekten hiç şık durmadı bu takım adına. Bu noktaya gelene kadar yaşanan süreçten çıkarılması gereken dersler çoktu. Ancak görünen o ki sadece ders çıkarılmakla kalınmış, uygulamayla ilgili fazla bir hareket yapılmamış. Başta tribünde olmak üzere saha içinde ve yedek kulübesinde sanki bu sene hedefe ulaşılmışçasına bir rahatlık, bir durgunluk seziliyordu bugün. Her şey zorlamaymışçasına bir ruh vardı Avni Aker semalarında. Bu durgunluk sonuca da yansıdı tabi. Yani enteresandır, bugün Trabzonspor’un karşısında Denizlispor değil de 11 tane manken olsaydı maç 0-0 biterdi. Hiçbir şey yapmadı bugün Trabzonsporlu futbolcular kazanmak namına. Karşısında da mankenler ordusu değil bir süper lig takımı olduğundan dolayı mağlubiyet kaçınılmaz oldu.

Bu maçtan önce Trabzonsporlular Umut Bulut ve Hüseyin Çimşir’in kart cezaları sebebiyle oynayamayacak olmasından dolayı genel anlamda mutluydular. Ancak bugün görüldü ki bu iki futbolcu, her ne kadar çılgınlar gibi eleştirilse de bu takımda önemli rolleri olan futbolcular. Yerlerine oynayan oyuncuların bugünkü performanslarına baktığımızda; Serkan Balcı’nın kötü (verimsiz de diyebiliriz), Isaac Promise’nin ise ondan da kötü olduğunu gördük. Hadi Hüseyin’lik çok fazla iş olmadı diyebiliriz bu maçta belki de, sonuçta Denizlispor oyunu daha çok kendi yarı alanında kabul eden bir anlayışla oynadı ancak Umut bugün eminim ki Isaac’ın yaptığından daha fazla iş yapabilirdi, en azından rakip defansı yorabilirdi. Bugün Isaac, toplara vurmayı veya pozisyona girmeyi geçtim, bu yorma işini bile beceremedi. Genel anlamda sonuç ise (tabi burada direk Isaac’ın da tek başına rolü olmasa da) 14’te 0 şut istatistiği oldu.

Şu saatten itibaren futbolcular artık kendi aralarında nasıl bir konuşma gerçekleştirirler, ne tür kararlara varırlar bilemiyorum ancak artık bu noktadan sonrası bıçak sırtı. Ya kazanıp bu sezon gösterdikleri çizgilere devam ederler ya da kaybedip bir dahaki senenin planlarını yapmaya başlarlar. Tabii bir gerçek de şu ki iki durumda da kazanan Trabzonspor olacaktır, ama er ama geç.

20 Şubat 2009 Cuma

Ankara Ekipleri


Küçüklüğümden beri Ankara'ya 2 takımın yeterli olduğunu düşünürüm. Hatta zaman zaman taraftarlarını gördükçe 2 takımın bile fazla olduğunu düşünmeye başlarım. Gençlerbirliği ve Ankaragücü'nün mazilerine saygılı olduğum için ses çıkarmıyorum. Ankaraspor bu sezon gayet iyi bir performans sergiliyor, taraftar desteği olmamasına rağmen. Onları kutluyorum. Şu an yapacağım değerlendirme diğer 3 Ankara ekibiyle ilgili. Süper Lig takımlarının iç saha performanslarına bakıldığında son 3 sırada, Hacettepe, Gençlerbirliği ve Ankaragücü'nü görüyoruz. Bence bu tesadüfi bir istatistik değil. İnsanlar taraftarları fazla önemsemese de benim için çok önemlidir ve ben iç saha performanslarında son 3 sırada bu ekibin olmasını taraftar sorunlarına bağlıyorum. Ankaragücü'nün gayet iyi bir taraftarı var fakat bildiğim kadarıyla Cemal Aydın'la uğrşmaktan takıma gerekli desteği veremiyorlar. Gençlerbirliği'nin de takımına bağlı belirli bir taraftarı olsa da, onlara seyirci demenin daha doğru olduğunu düşünüyorum çünkü pek tezahürat yapmıyorlar. Ankaragücü taraftarlarına göre okumuş, akıllı taraftarları var onların. Hacettepe'ye ise değinmek bile istemiyorum. Tabii aynı şey Ankaraspor için de geçerli, fakat onlar dış sahada da iç sahadaki kadar başarılı olduklarından değerlendirme dışı tutmak daha doğru olur.

Ankaragücü'nün kendi sahasında sadece 1 galibiyeti var. Deplasmanda ise 3. Hacettepe'nin genel performansı rezil olduğu için onları da iç saha-dış saha diye incelemenin yararını görmüyorum. Gençlerbirliği'ne bakacak olursak, iç sahada onların da 1 galibiyeti var. Deplasmanda ise 4. Ligin de deplasmanda en başarılı 4. ekibi Gençlerbirliği. Tabii tüm bunları tesadüf veya önemsiz istatistikler olarak görenler de olacaktır. Fakat bence hiç de öyle değil...

İlginç Bir Takım: Kayserispor


Şu an ligde 7. sırada Kayserispor. 3. Galatasaray ile arasında sadece 5 puan var. Ama düşecek gözüyle bakılan 16. sıradaki Denizlispor ve 17. sıradaki Kocaelispor'dan az gol atmış durumdalar. Aynı zamanda ligin en az gol yiyen ekibi Kayserispor. En golcü oyuncusu Mehmet Topuz'un 8 golü var ve bu Kayserispor'un attığı gollerin %38'ine denk geliyor. Galatasaray ve Fenerbahçe'den daha az yenilmiş. Ligin en az gol atan 5. takımı. Oynadığı 20 maçın 14'ü 2.5 altı bitmiş. Yine bu 20 maçın 6'sı 0-0 sonuçlanmış. Fenerbahçe'yi deplasmanda 4-1 yendiler. Galatasaray'la iki maçta da berabere kaldılar. Beşiktaş'ı 1-0 mağlup ettiler. Lider Sivasspor'la da iki maçta da berabere kaldılar. Böylesine enteresan bir performans sergiliyor bu sezon Tolunay Hoca'nın ekibi...

Koş Hanım Oscarlar Belli Olmuş



Oscar listesi internete düşmüş diyorlar ben AA'nın yalancısıyım. Dayanamadım baktım Milk'e ayıp etmişler gibi biraz. Siz de Oscar keyfinizi kaçırmak istiyorsanız buyrun link aşağıda.

http://img3.imageshack.us/img3/4782/1235075752496jc8.png

19 Şubat 2009 Perşembe

Juventus 2. Amatör'e düştü!


Yukarıda gördüğünüz Juventus formalı takım, Torino temsilcisinin pilot takımı falan değil. İstanbul 1. Amatör Küme ekiplerinden Özmuratspor... Peki Sefaköy temsilcisi niye Juventus forması giyiyor? Elbette ki takımı Sefaköy'deki Torino göçmenleri kurduğu için değil...
İşin aslı basit: Bildiğiniz gibi Avrupa'nın birçok kulübü formalarını Türkiye'de daha ucuza ürettiriyor. Ancak her sezon formaların değişmesiyle üreticilerin elinde formalar kalıyor. Genelde Eminönü tarafındaki bu üreticiler de ellerinde kalan formaları ucuz fiyatlara amatör takımlara satıyor. İstanbul amatörde şu anda Juventus dışında Bursaspor, Elazığspor gibi takımların logolu formalarını giyen ekipler mevcut.
Özmuratspor'a dönelim. Kadrodaki Juve formalı futbolcular ve 1 Fenerbahçeli kaleci ne yazık ki Sefaköylülerin 3 puanla uzak ara grup sonuncusu olup 2. Amatör'e düşmesini engelleyemedi...

"Hami Topun Başında..."


Trabzonsporlular'ın kalbinde her zaman için farklı bir yere sahip olan Hami Mandıralı, artık ülkenin futbol efsanelerinden biri haline gelmiş frikik gollerinden Trabzonspor forması altında son golünü 2001-2002 sezonunun 3. haftasında Hüseyin Avni Aker Stadı'nda oynanan ve Trabzonspor'un 5-0 kazandığı Bursaspor karşılaşmasında atmıştır. Takımının maçtaki ikinci golünü getiren bu frikik, sağ taraftan ve o vuruşu yapmak için çapraz sayılacak zor bir yerden kullanılmıştı. Aynı maçın sonlarına doğru bir pozisyonda kolunu kıran Hami, uzunca bir süre formasından uzak kalmış, sezona iyi başlayan Trabzonspor ise daha sonrasında üstüste aldığı kötü sonuçlar sonucu tarihinin en kötü performansını sergilemiştir. Hami de ligin ilk yarısının sonlarında takıma katılmış ancak biz futbolseverlere bordo mavili formayla bir daha frikik golü seyrettirememiştir. Hami kariyerinin son frikik golünü ise Ankaragücü formasıyla 2002-2003 sezonunun 4. haftasında oynanan Altay deplasman maçında atmıştır. Bu gol ayrıca kariyerindeki son golüdür. Belki de kendisi adına futbol yaşamındaki en güzel ayrıntılardan biri de budur.

Stand By Me



Arkadaşlar sinerji yaratmanın bokunu çıkarmış. Son zamanlarda izlediğim en güzel video. İzleyin, izlettirin.

18 Şubat 2009 Çarşamba

Deplasmanda 1-1 İyi Sonuçtur


Laurent Blanc çok beğendiğim bir futbolcuydu, teknik adamlığını da beğeniyorum. Başta Alou Diarra olmak üzere kaliteli bir kadrosu var Bordeaux'nun, Blanc önderliğinde iyi işler yapıyorlar. Galatasaray'ın bütün maçlarını canlı izlemediğimden Galatasaray hakkında yorum yapmam ne kadar doğru olur bilmiyorum ama bir şeyler yazmak istiyorum. Bazı takımlar, ligde ayrı, Avrupa Kupaları'nda ayrı gider. Bu sezon da Galatasaray'da o tarz bir takım gibi geliyor bana. Gerçi Benfica bayağı kötüydü, diğer rakipler de fazla güçlü değildi fakat ortada olan bir şey var, Galatasaray'ın Avrupa'da iyi gittiği. Kamuoyu Bordeaux'yu favori olarak gösterse de, ben karşılaşmanın 1-1 gibi bir skorla berabere biteceğini düşünüyorum. 1-1 turu garantileyecek bir skor olmasa da, avantaj sağlayacağı muhakkak. Cavenaghi'nin haricinde Chamakh'a dikkat diyorum...

Alena Seredova

Nazar Değdi


Napoli'ye nazarımızı değdirdik, 6 haftadır kazanamıyorlar. Bunun benle de ilgisi olduğunu düşünüyorum, bu sezon izlediğim bütün maçları kazandılar. 6 haftadır da maçlarını izlemedim. Bu hafta izlesem iyi olacak... Takım özellikle deplasmanda çok kötü, oynanan 12 deplasman maçının 8'ini kaybettiler ve son 7 deplasmandan toplanan puan "0". Toparlanın çocuklar diyoruz, takip etmeye devam ediyoruz... Sırf Lavezzi için bile izlerim Napoli maçlarını.

Yazık Oldu


Mario Alberto Santana... Fiorentina'nın aralık 1981 doğumlu, Arjantinli kanat oyuncusu. Çok severim kendisini. Fakat iki hafta önce oynanan Bologna maçında sakatlandı ve sezonu kapattı. Yaklaşık 5 ay sahalardan uzak kalacak...

Cristian Ledesma


1982 doğumlu. Lazio'nun en önemli oyuncularından biri. Çok iyi frikik kullanıyor, uzaktan şutları da çok etkili. Henüz Arjantin Milli Takımı'nın formasını giymedi fakat ben ileride oynayacağını düşünüyorum. Boca Juniors'tan yetişme ve Lazio'dan önce Lecce'de oynadı. Seviyorum Ledesma'yı, gerçekten kaliteli bir orta saha oyuncusu. Takip edilmesi gereken isimlerden.

17 Şubat 2009 Salı

Fenerbahçe'nin Deplasman Performansı


Diğer takımların gidişatı beni ilgilendirmez. Öncelikle kendi takımıma bakarım ben. Deplasmanda 9 maç oynamış Fenerbahçe bu sezon şimdiye kadar. Galibiyet sayısı yalnızca 3. Peki kimlere karşı alındı bu galibiyetler; 17. sıradaki Kocaelispor'a karşı son anda, Emre'nin golüyle 16. sıradaki Denizlispor'a karşı, Önder'in tartışmalı golüyle 14. sıradaki Konyaspor'a karşı.

Fenerbahçe daha Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Kayserispor, Ankaraspor ve Bursaspor deplasmanlarına gidecek. Yani ilk 9'daki kendi hariç 8 takımın 6'sıyla deplasmanda oynayacak Fenerbahçe. Kolay gelsin demekten başka bir şey gelmiyor elimden. Ligin vasat takımlarına karşı alınan -Sivas ve Gaziantep'i ayrı tutuyoruz- sadece 3 galibiyet var 9 maçta, bu önemli 6 deplasmanın kaçını kazanır Fenerbahçe sizce? Zaten 5'ini kazandığı anda şampiyonluk gelir. 3'e inerse galibiyet sayısı, şampiyonluk hayal olur...

Cesar Delgado


Geçtiğimiz sezon devre arasında büyük umutlarla Lyon'a transfer oldu. Fakat takip ettiğim kadarıyla istenilen performansı ortaya koyamıyor. Çok sevdiğim bir oyuncu olduğundan başarılı olmasını isterim fakat Fransa'da başarıyı yakalaması zor görünüyor. Keşke İspanya'da bir ekibe transfer olsaydı. Bu sezon 12 lig maçı oynadı şimdiye kadar ve 6'sına sonradan girdi. 2 gol kaydetti bu maçlarda. Şampiyonlar Ligi'nde de 2 maçta oynadı, 2'sinde de sonradan girdi oyuna.

Enteresan Bir Takım


Sporting Gijon... Avrupa'nın 5 büyük liginde bu sezon şimdiye kadar berabere kalmayan tek takım. 23 maçta 9 galibiyetleri var. La Liga'nın en fazla yenilen 2. takımı fakat 14. sıradalar şu anda bu kadar yenilgiye rağmen. Çünkü 5. Villarreal'den sadece bir galibiyet eksikleri var. Böyle de enteresan bir durum.

O Eski Halimden Eser Yok Şimdi


Andriy Shevchenko... Tarihin en iyi golcülerinden biri ama bu sezon henüz Serie A'da golü yok. 12 maç oynadı ve 10'una sonradan girdi. Uefa Kupası'nda oynadığı 6 maçta ise sadece 1 gol atabildi ve bu maçların hepsine ilk 11'de başladı. Milan'dan ayrılmasaydı, şimdi böyle olur muydu? Sanmıyorum...

Juan Pablo Carrizo


Lazio'nun 1984 doğumlu kalecisi. River Plate'den transfer edildi. İzlediğim maçlarda iyi bir performans ortaya koydu, gözüme girmeyi başardı. Arjantin Milli Takımı'nın kalesini de koruyor genç yaşına rağmen.

Tim Borowski


Bu sezon ilginç bir istatistiği var Borowski'nin. Bundesliga'da oynamış olduğu 18 maçın 14'üne sonradan girdi. Aynı şekilde, Şampiyonlar Ligi'nde de oynadığı 5 maçın 4'ünde oyuna sonradan dahil oldu. Klinsmann, Borowski, Bayern yönetimi, tarafarlar, herkes alışmış olmalı bu duruma...

Fenerbahçe'nin Araması Gereken Santrfor


Aiyegbeni Yakubu... Fenerbahçe'nin Alex'li sisteminde tek santrfor oynayabilecek oyunculardan biri. 1982 doğumlu, transferi için de geç kalınmış sayılmaz. En sevdiğim ileri uç adamlarından biri kendisi. Türkiye'de de çok sevilebilecek bir oyuncu. Tabii Premier Lig'den Türkiye'ye gelir mi tartışılır fakat daha önce gelen isimler göz önüne alındığında onun da gelmemesi için bir sebep göremiyorum. Yalnız adamı 2 dakikada Fenerbahçe'ye getirdik, Güney Amerikalı oyuncuları bir araya toplayan Fenerbahçe yönetimi, Nijeryalı bir oyuncuyu transfer eder mi? Sanmıyorum...

Bari O Harcanmasın


Joe Hart... Shay Given Manchester City'ye transfer olmasıyla yedek kalmaya başladı. Hart'ın yedek kulübesinde paslanmasına gönlüm razı değil. Aynı şey şu an 3. kaleci durumuna düşen Kasper Schmeichel için de geçerli. Bıraksınlar çocukları sezon sonu da oynayabilecekleri kulüplere gitsinler. Tanımayanlar için söyleyeyim Joe Hart 1987 doğumlu ve çok yetenekli bir kaleci. İleride İngiltere Milli Takımı'nın kalesini de koruması bekleniyor.

Fried Green Tomatoes


İnsanı insana anlatan en iyi filmlerden biri. İmdb notu 7.4. Bence kesinlikle daha fazlasını hakediyor. Herkesin izlemesi gereken filmlerden.

Fenerbahçe'nin Yeni Aurelio'su


Alou Diarra... Aurelio'nun yerini doldurabilecek ve Fenerbahçe'nin transfer edebileceği nadir futbolculardan biri. Hatta Aurelio'dan daha da iyi. Galatasaray maçında daha yakından izleyeceğiz kendisini. Hastasıyım...

16 Şubat 2009 Pazartesi

Kaybolan Yetenekler


Emrah Umut... 2. Fatih Terim döneminde, devre arasında, Karşıyaka'dan Galatasaray'a transfer olmuştu. Rıdvan Dilmen, "yetenekli çocuk, iş yapar, ben kefilim" demişti fakat birkaç maç oynadıktan sonra sezon sonu eski kulübüne geri dönmüştü. Emrah 1982 doğumlu. Şimdilerde 2. lig'de Turgutluspor forması giyiyor...

Michael Mancienne


1988 doğumlu. Chelsea ve İngiltere Milli Takımı'nın ileride çok şey beklenen isimlerinden. Fabio Capello tarafından yavaş yavaş milli takım kadrosuna hazırlanıyor. Almanya ile oynanan hazırlık maçının kadrosuna davet edilmişti. Stoper, sağ bekte de oynuyor. Tip olarak da Manchester United'ın Brezilyalı futbolcusu Anderson'a benzetiyorum onu.

David Villa


Dünyanın en iyi golcülerinden biri, bana göre şu anda en iyisi. Bu sezon sonu da Valencia'dan daha üst düzey bir takıma transfer olmazsa kariyeri için geç olabilir.

Marisa Jara

Alex'li Fenerbahçe


Daha önceden Ekşi Sözlük'e de yazmıştım bu konuyu fakat madem blog olayına girdik, buraya da yazmam gerekli. Bilindiği gibi yıllardır Fenerbahçe'nin en yetenekli oyuncusu Alex. Appiah'ın çok üst düzey bir performans sergilediği sezon dışında da her sezon en iyi futbolu oynayan isim bana göre. Hal böyleyken onsuz bir Fenerbahçe düşünülemez. Fakat Alex yıllardır Fenerbahçe'de oynuyor ve Alex'li oyun şablonu bir türlü oturtulamadı.

Fenerbahçe tek forvet oynuyor. Bana göre eldeki iki isimle de tek forvet oynanamaz. Semih kısmen başarılı olsa da, bir sezon boyunca tek santrfor oynarsa performansı bayağı düşer. Kennet Andersson örneği var önümüzde. Fenerbahçe'de oynadığı yıllar tek başına savunmayı darmadağın ediyordu, ikili mücadeleleri kazanıyor ve arkadaşlarına pas veriyordu yaşına rağmen. Onun gibi birçok isim var tek santrfor oynayabilecek. Fazla uzatmayayım, Fenerbahçe eldeki forvetlerle tek santforlu sistemde oynayamaz. Bunu herkes görebiliyor. Sorun da burada başlıyor zaten, Alex çift forvetle birlikte nasıl oynar?

Daum bunu zamanında denemişti ve kısmen de olsa başarılı olmuştu. Çözüm 4-3-1-2. Fenerbahçe Alex'li yani bir 10 numaralı sistemde çift forvetle oynayacaksa tek çare Alex'in arkasına savunma yönleri de olan 3 adam yerleştirmek. Böyle bir sistemde Deivid, Uğur Boral, Kazım gibi futbolculardan sadece biri ilk 11'de yer bulabilir kendine. Deivid ileri ikilide de oynayabilir. Tabii Aragones Alex için sistemini değiştirmez, ama ben olması gerekeni söylüyorum. Kalede Volkan, Gökhan-Edu-Lugano-R.Carlos, önemli 3'lü, Alex, Güiza ve Semih.

Üçlünün nasıl olması gerektiğine gelince. Biri Aurelio tarzı bir isim olacak kesinlikle. Şu an Bordeaux'da oynayan Alou Diarra transfer edilebilir. Yanında mevcut kadrodan Emre oynayabilir defansif yönü de olduğu için. İşte bu sistemin en kritik oyuncusuna geldik. Burada Deivid gibi ofansif bir oyuncu oynarsa çok sorun yaşanabilir. Defansif bir oyuncu oynarsa da -Selçuk gibi- bu sefer de çok defansif bir kadro olur. Onun için burada oynayacak oyuncu Deivid gibi ofansif olsa bile kesinlikle orta sahaya yardım etmeli elinden geldiğince. Veyahut yine Selçuk oynar, rakip defans çözülemiyorsa son yarım saatte Selçuk oyundan çıkartılıp Deivid sokulabilir.

Tabii ben bunların hepsini boşa yazıyorum. Alex yıllardır Fenerbahçe'de oynuyor ve eminim ki ayrılana kadar da ona göre bir oyun sistemi yaratamayacak bu yönetim ve teknik heyet. Kesin olan Fenerbahçe'nin Alex'siz yapamayacağı. Diğer kesin olan da Fenerbahçe'nin Kennet Andersson tarzı bir santrfor olmadan tek forvetle başarılı olamayacağı.

Cristiano Doni


1973 doğumlu. Çoğu yaşıtı futbolu bıraktı fakat o oynamaya ve gollerini atmaya devam ediyor. Hafta sonu 2 gol de Roma ağlarına bıraktı. Ocak ayının ortasında da 2 gol İnter'e atmıştı ve Atalanta'yı galibiyete taşımıştı.

Bordeaux-Galatasaray?

Bu Gidişatın Açıklaması Olamaz


Galatasaray'ın Antalyaspor mağlubiyeti göstermiştir ki; bu sezon UEFA'da "sen rüyanda göremezsin, kupa bizim müzemizde" tekerrür edecektir. Yoksa sezonun ikinci yarısının başlamasıyla hem lig hem de Türkiye Kupası'ndaki fiyaskoların açıklaması olamaz.

Girişi yaptım, devamını getireyim bari... Aslında dün Ekşi Sözlük'teki maç başlığına birşeyler yazacaktım da, "Bu da mı kural hatası" ya da "Bu da mı ofsayt hakim bey" tarzında yazıları okuyunca sinirlendim ve hakaret ederim diye birşeyler yazmadım. Tabii o hakaretlerin büyük bir kısmı da teknik direktörümüz Michael Skibbe'ye yönelik olacaktı ya neyse... Madem Scugnizzi beni bu bloga aldı, burada kafama göre takılayım ve başlayayım.

Galatasaray dışında, çocukken Sergen Yalçın zamanlarında satın aldığım İngiliz Milli Takımı forması ile aynı dizaynda olan Umbro İstanbulspor, arkadaşım Rasim Vardar'ın oynarken hediye ettiği Lotto Sakaryaspor, sözlükteki nickiyle Smerdyakov'un bir Bursa gezisinde bana getirdiği Hummel Bursaspor formalarından sonra koleksiyonuma kattığım bir başka Anadolu takımının forması Antalyaspor formasıdır. Düşünen Hayvanın Önde Gideni de iyi bilir ki, artık halısahalarda gollerime Djiheoua ruhu ile kattığım açık mavi renkli Antalyaspor forması ile devam ediyorum.

Neyse gene inanılmaz geyiğe kaçtım. Bu blogu şimdilik sadece dördümüzün (Kendi Kalesine Gol Atan Kaleci sana sesleniyorum: Bu fırtına dinmez :)) okuduğunu varsaydığımdan, yazı çığrından çıkmaya başladı sanırım.

Ne diyordum.. Evet Antalyaspor... Öncelikle kaleci Ömer Çatkıç. Futbolu geçtim, hayatta da klişelerden nefret ederim ama "kaleciler 30'undan sonra kaleci olur"un ispatıdır Ömer. Valla kaç yaşındaydı, bilmiyorum. Kendimi bildim bileli ligimizde. Tahminim 30'u da geçmiştir. Neyse... Ömer Antalyaspor'da alanen ikinci baharında. Nasıl Bilica'yı performansıyla ligimizdeki diğer stoperlerden ayrı bir yere koyuyorsak, Ömer de kalecilerde benim gözümde ayrı bir yerde. Antipatiktir, seyirciyi provoke eder, o başka... Ki ligin ilk yarısı Ali Sami Yen'de oynanan ve 90 dakikanın bitiminde kırmızı kart gördüğü maçta İch ile tribündeydim. Hakikaten kaşınmıştı ama adam çok iyi oynuyor arkadaş. Fenerli Volkan Demirel de çok iyi bu aralar ama hani onun kapasitesiyle Ömer'inki bir değil. Yani Ömer kendi sınıfında kendini aşıyor diye konuyu kapatayım, bitmeyecek... Yeditepe İstanbul'daki Ömer de aynı ben söz meclisten dışarı...

Gelelim Antalyaspor defansına... Bizdeyken bir Konyaspor maçında Uğur Uçar gibi çok ciddi biçimde sakatlanan Yalçın Ayhan"aslanlar gibi" mücadele ederken görmek çok güzel. Aslında bu Antalya'nın 2 tane Polonyalı stoperi vardı yanlış hatırlamıyorsam. Hatta ismi "Bieniuk" gibi olan uzun boylu stoper, ligin açılış maçında Beşiktaş'a da gol atmıştı, Jarabinski'nin ardından Antalya'dan da "Dzienski" gibi isminde olan takım arkadaşıyla ne alakaysa ayrılmışlardı. Amma ve lakin Yalçın, bu Polonyalı'nın yokluğunu hissettirmiyor.

Orta sahada Ahmet Kuru'ya golün asistini yapan Fatih Ceylan'ı da "es" geçmeyelim. Bu Fatih, 2004-05 sezonunda Sakaryaspor ile küme düşse de, o zamanki takım arkadaşları Emre Toraman ve Ragıp ile en azından gönüllerde küme düşmemişti. Hatta o dönemlerde Galatasaray'da yöneticilik yapan Bülent Tulun, Fatih Ceylan'ı transfer etmek istediklerini ama Sakaryaspor'a bonservis bedeli ödeyemeyeceklerini söylemiş, laf arasına Fatih'in Galatasaraylı olduğunu da sıkıştırmıştı. İşte bu tarz laf sıkıştırmalar, sahalarda görmek istediğimiz hareketlerden..

Bu arada çağımızın Reyting Hamdi'den sonra en büyük tehlikesi olan Özhan Abi yönetimindeki Mekteb-i Sultani'nin Fatih'e Kayserispor'un verdiği parayı veremeyecek bir konumda olduğunu da belirtmek gerek. Sonra Fatih, Kayseri'de sanırsam ağır bir sakatlık geçirdi ve forma şansı bulamadı. Ama Şifo kendisine güvendi ve Antalyaspor formasıyla takımının son 3 galibiyetinde önemli rol oynadı (2 güzel gol ve 2 mükemmel asist).

Yoruldum arkadaşlar, muhtemelen sizler de eğer okuma gafletinde bulunmuşsanız yorulmuşsunuzdur. Kusuruma bakmayın.

Yazımın başlığı aslında "Kılavuzu Skibbe olanın" idi ama yazarken konudan konuya atladığımdan Skibbe'nin kulaklarını çınlatamadım. O yüzden başka bir başlık yazdım ve kafama sıkıp gittim. Tıpkı benim gibi Zeytinburnuspor için ter dökmüş Çılgın Sedat, iyi ki varsın...

15 Şubat 2009 Pazar

Deli İbo


Bu adamın bordo maviye alerjisi var sanırım. Kariyerinin en iyi topunu Barcelona'ya karşı oynamıştı. Hani o maçtan haberdar olmayan birine "İbo, Overmars'ın sağından atıp solundan geçip ikinci golü hazırladı" deseniz okkalı bir küfür yersiniz, ama rabbim ne mucizeler gösteriyor bize işte.

Yine benzer bir oyun, sanırım İnönü'de ilk gittiğim maç, Beşiktaş - Trabzonspor. 3-1 almıştık, tarihini hatırlamıyorum, bilen varsa beri gelsin. Trabzon tribünleri keşfetmiş madeni, ilk yarı boyunca İbo'ya yardırmışlardı. Zaten iddiasız bir maçtı, aylak bakkal hesabı, "İbrahim, .......... Trabzon ......." diye tempo tutmuşlardı. İkinci yarıda İbo delirip kariyerindeki nadir gollerden birini atmıştı. Tezahurat bu sefer, "Trabzon ....... İbrahim ......." şeklinde tribün değiştirmişti.

Bu akşam da Yattara İbo'yu çiğ çiğ yer diyordum. Gel gör ki sırma saç, Gineli'ye nefes aldırmadı. Hatta Trabzon sağ kanadını öyle bir domine etti ki Tello bunun rahatlığınyla oyun kurucu gibi oynadı uzun süre. Bir ara gaza gelip seri Redondo çalımlarıyla ceza sahasına sızmaya bile çalıştı da allahtan son anda kendisinden beklenen performansı gösterip top birlikte auta çıktı, biz de derin bir nefes aldık.

Tabi her Trabzon maçında böyle değil, Yattara'nın karşında komik duruma düştüğü maçlar da olmuştur, ama benim hatırladığım en iyi performansları bordo mavili takımlara karşı gösterdi.

Peki bu yazı gerçek hayatta ne işinize yarayacak, hiç! "Bakın böyle bir şey buldum, bu satte işim gücüm yok, kızlarla konuşmak yerine İbo analizi yapmak istedim siz de okuyun vakit geçsin." diyerek yazdım. Gecenin bu vaktinde Kafka okuyacak değilsiniz zaten.

Not: Emre benden maç yazısı bekliyor ama, geçen haftaki Konyaspor-Beşiktaş maçından sonra, Beşiktaş analizi yapmak barbarlıktır kanımca.

Hadi hepinize iyi akşamlar.

Angel Lafita


Deportivo'nun yeni yıldızı. 1984 doğumlu. Sezon sonu daha üst düzey bir takıma transfer olmasını beklediğim isimlerden biri. Gerçekten iyi top oynuyor bu çocuk... 17 numaralı formayı giyiyor ve yakında İspanya Milli Takımı'nda da izleyebiliriz Lafita'yı.

Tek "Cale" Maç


Yaşımız itibariyle hatırladığımız sezonların şampiyonlarının performanslarından aklımızda kalanlar, son dakikalarda atılan gollerle kazanılan ve kötü oyuna rağmen önemli deplasmanlardan elde edilen puanlardır. Çünkü denir ki, şampiyon olacak takım kötü oynadığı maçları da kazanmalıdır. İyi oynadıklarında pek fazla problem olmaz zaten.

Trabzonspor bu sene, her ne kadar yönetim halen dile getirmek istemese de, rakiplerinin de durumuyla geri dönüşü olmayan bir şampiyonluk yoluna girmiştir. Ve bu yolda Trabzonspor’un son iki haftadaki maçlarına baktığımızda, takımın ilk paragrafta belirttiğim durumu aynen yaşadığını görüyoruz: son dakikada atılan bir golle gelen 3 puan ve kötünün de kötüsü bir futbola rağmen İnönü deplasmanından kazanılan 1 puan. Görüntü o ki Trabzonspor sadece sezon geneli olarak gösterdiği oyun anlamında değil, bu kıstaslarla da şampiyonluk iddiasını sonuna kadar kovalayacağını sergilemiştir.

Aslında oyuna baktığımızda gerçekten şaşırtıcı performanslar gördük, hem olumlu hem olumsuz anlamda. Olumsuz olarak üç aşağı beş yukarı düşünceler ortaktır ancak Trabzonspor için bu kapkaranlık gecede tek ışık Hrvoje Cale oldu. Trabzonspor’a geldiğinden beri en iyi performansını sergileyen Cale, ilerleyen haftalarda değeri daha da fazla anlaşılacak golün de asistini yaptı. Hırvatistan A Milli Takımı adayı kadrosuna çağrılmak yaramış belli ki kendisine, bugün gerçekten parçalanmış mahvolmuş Trabzonspor takımın en iyi fubolcusuydu.

Genel olarak bakıldığında Trabzonspor’un geçen haftaki Ankaragücü maçıyla başlayan ve bugün artarak devam eden kötü futbolunun moralleri apaçık bir şekilde bozduğu bir gerçek. Ankaragücü maçı sonrası ilgililer ders aldık demişti ama bugünkü futbol sonrası bunun sadece sözde kaldığını gördük. Hani merak içindeyiz acaba bugün Trabzonsporlu futbolcular “bakalım en kötü oynayınca ne olur”a cevap mı aradılar. Çünkü gerçekten bu futbolun başka hiçbir izahı olamaz. Şimdi insan şunu düşünmüyor da değil. Eğer ders aldığınız Ankaragücü maçı sonrası böyle bir futbol oynadıysanız, şu Beşiktaş maçını tamamen kafanızdan silin de ondan da kazara ders falan almaya çalışmayın, zira kötü oluyor sonu.

Diyecek çok fazla bir şey de yok aslında, moralleri çok fazla bozmaya gerek yok. Hazır uzun bir süreden sonra ilk defa da ligin bu evresinde zirvedeyken. İlla ki düzelecektir. Yani düzeleceğini umuyoruz, inşallah yanılmayız.

Gabriel Agbonlahor


Aston Villa'nın şu anda Chelsea ve Arsenal'in önünde 3. sırada olmasında en büyük paylardan biri onun. 10 golü var bu sezon şimdiye dek Premier Lig'de. Bundan önceki 2 sezonki performansı da gayet iyi 1986 doğumlu bir oyuncu için. Ağır bir sakatlık yaşamazsa kendisini birkaç yıl içinde daha üst düzey bir takımda izleyeceğimize inanıyorum. İngiltere Milli Takımı'nda da forma giymeye başladı ve genç nesilden en sevdiğim futbolculardan biri. İngiltere'nin son olarak İspanya ile oynadığı ve 2-0 kaybettiği dostluk maçında ilk 11'de sahaya çıktı ve 75 dakika oyunda kaldı.

Yeni Lider Hertha Berlin


Bundesliga'da Hertha Berlin, Bayern Münih'i yenerek liderliğe yükseldi. Son 9 lig maçında sadece 1 mağlubiyetleri var. Aslında Galatasaray ile oynanan Uefa Kupası karşılaşmasında onları yakından takip etme fırsatı bulmuştuk, pek de iyi bir performans sergilememişlerdi. Bundesliga'da ağırlıklı olarak Bayern Münih ve Werder Bremen karşılaşmalarını seyrettiğimden, Hertha Berlin'in oyunundan bahsetmem doğru olmaz.

Liverpool'dan kiralanan Voronin, Sırp futbolcular Marko Pantelic ve Gojko Kacar, Brezilyalı 7 numara Cicero, takımın 10 numarası Raffael takımın önde gelen isimleri. Lucien Favre yönetimindeki Berlin, Hoffenheim ile birlikte ligin en çok galibiyet alan iki takımdan biri. Schalke'nin ardından ligin en az gol yiyen 2. takımı unvanını Dortmund ile birlikte paylaşıyorlar.

14 Şubat 2009 Cumartesi

Çerezlik Karşılaşma


Maçtan önce gerek blogda, gerek Ekşi Sözlük'te bu maçın ölçü olmaması gerektiğini yazmıştım. 5-0 olur demiştim, 7-0 oldu. Tamam kabul ediyorum Fenerbahçe diğer maçlara oranla daha iyi oynadı fakat bu haftaya da iyi top oynayacağımız anlamına gelmiyor. Hacettepe'nin kalecisi Ulaş bayağı kötüydü bu akşam. Serkan Atak'ın neden 30. dakikada oyuna girdiğini anlamadım. Takımın en teknik oyuncularından biri ve oyuna sonradan giriyor. Zaten takımın gücü belli, baştan oynatmıyorsun sonra 30. dakikada oyuna sokuyorsun... Hacettepe bu kadroyla, bu oyunla Bank Asya'da ilk 6'ya bile giremez.

Fenerbahçe cephesine gelince, bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Maçı anlatan Melih Şendil'i uzun bir süredir takip ediyorum, ya Güiza'dan nefret ediyor, ya da büyük bir Semih Şentürk hayranı. Lugano'nun Güiza'dan daha fazla golü olduğunu, Fenerbahçeli taraftarların Semih'i hep ilk 11'de görmek istediğini, şimdi hatırlayamadığım buna benzer şeyler söyledi maç boyunca. Uzun bir süredir rahatsız ediyor bu durum beni ve bu akşam iyice arttırdı bu söylemlerini. Sanki Semih yerine Güiza oynasaydı ilk 11'de skor ve oyun farklı olacaktı...

Volkan'ı yine çok beğendim, Ali Bilgin fena değildi, Lugano ve Önder genelde iyiydiler fakat 6-0'dan sonra bayağı adam kaçırdılar. Roberto Carlos'u beğendim, son haftalardaki çıkışını devam ettirdi. Deivid diğer yıldızlara göre daha az gözüktü fakat golü güzeldi. Alex her zaman görmek istediğim Alex'ti. Uğur Boral karşı karşıya kaçırdığı pozisyonda çok tepki aldı, genele göre vasattı. Deniz iyiydi, oynadıkça daha da iyi olabilir. Emre her zamankinden iyiydi fakat sağlam değil. En ufak bir faulde sakatlanacakmış gibi geliyor. Semih de bayağı iyiydi, sevindim kendisi için. Kazım yine bencildi, Gökhan Emreciksin asist de yaptı fena oynamadı. İlhan'dan bir şey anlamadım, zaten 82. dakikadan sonrasını izlemedim karşılaşmanın.

Hakemi de bayağı beğendiğimi söyleyebilirim...

CC


Sinemanın en güzeli...

Hiddink Çok İddialı


Guus Hiddink en sevdiğim teknik adamlardan biridir. Zaten yaptıklarıyla sevilmeyecek gibi değil. Bilindiği gibi Chelsea'nin başına geçti ve iddialı açıklamalar yaptı basına. Hedeflerinin 3 kulvarda da şampiyonluk olduğunu söyledi. Tabii bunlar klasik açıklamalar, ligde 2. olsak bize yeter diyecek hali yoktu ya... Açıklamalara paralel olarak ben Hiddink'li Chelsea'nin bayağı başarılı olacağını düşünüyorum. Takıma uyum süreci ne kadar sürer bilmiyorum ama Şampiyonlar Ligi'nde Juventus'u eleyeceklerdir zor da olsa. Premier Lig'de şampiyonluk şansları az olsa da, puan farkı kapanmayacak gibi değil... Federasyon Kupası'nda da final oynamaları sürpriz olmaz. Kısaca Hiddink önderliğinde Chelsea sezon sonunda 3 kupayı birden kazanırsa hiç şaşırmam...

Vedin Musiç


100 metreyi 11 saniyede koşuyordu. 1973 doğumlu Bosnalı. 38 kere milli oldu. İki sene İstanbulspor'da, üç sene Antalyaspor'da oynadı. Kritik maçlarda üç beş golü vardı. Türkiye'ye gelen en hızlı sol kanat oyuncularından biriydi. Hücümda da savunmada da vasatın üstündeydi. Büyükler neden kendisiyle ilgilenmedi bilemiyorum. Erol Bulut'tan da, Ümit Özat'tan da İbrahim Üzülmez'den de daha faydalı olurdu. Sanırım Fenerbahçe'ye gol atmadığı için taliplisi çıkmadı.

Türkiye'den sonra İtalya'nın yolunu tuttu. Como, Modena, Bari derken en son Padova'da görüldü. Hala oynuyor mu bilemiyorum.

Not: Emre sayesinde ben de blog işinin içine bir şekilde bulaştım. Ne zamandır bir şeyler karalamak istiyordum ama gözümde büyüyordu. Açıkçası sorumluluğu Emre'ye sallayıp kendi kafama göre takılmak daha cazip geldi. Normalde Beşiktaş'la ilgili yazmamı istiyor ama ben böyle kıyıda köşede kalmış şeyler hakkında karalayıp "kaybolan değerlerimize sahip çıkan entel" imajıyla parsayı toplamak niyetindeyim. Neyse lafı çok uzattık. Hoşbulduk efendim.

Güiza Olmadan...


Bu akşam Fenerbahçe, Hacettepe ile karşılaşacak evinde. İki takımda da önemli eksikler var. Fenerbahçe'de Güiza ve Gökhan Gönül cezalı, Edu, Josico, Selçuk sakat. Yasin de rahatsızlığı yüzünden maç kadrosuna alınmamış. Tahminim Ali Bilgin sağ bekte oynar, Önder de Edu'nun yerinde. Can'ı oynatacağını sanmıyorum Aragones'in. Hacettepe'de ise Tolga Seyhan kart cezalısı, Sandro ve İbrahim de sakatlığı yüzünden karşılaşmada forma giyemeyecek.

Ölçü olmaması gereken bir karşılaşma bana göre. Hacettepe'nin ligdeki konumu belli. Üstelik maç Kadıköy'de oynanacak. Fenerbahçe bu akşam süper bir futbol oynasa, 5 gol atsa da benim için pek önemi yok. Bu karşılaşmanın benim için önemi Güiza'nın yokluğunda Semih'li Fenerbahçe'nin nasıl oynayacağı. Ben bu sistemde isterse David Villa oynasın pek bir şeyin değişeceğini sanmıyorum.

Temennim güzel bir karşılaşma olması, bol gol pozisyonu olur, zevkli bir mücadele izleriz...

13 Şubat 2009 Cuma

Kaybedilmiş Bir Şey Yok (!)


Fenerbahçe yöneticileri Ali Koç ve Şekip Mosturoğlu'nun yaptıkları toplantıdan sonra basında genel olarak düşen başlık bu, "kaybedilmiş bir şey yok". Taraftarları kandırmanın daha güzel bir örneği olamaz. Geçtiğimiz sezon Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kalındıktan sonra yapılan açıklamaları çok iyi hatırlıyorum. O açıklamaların aksine, Şampiyonlar Ligi'nden elenilmesine, Uefa Kupası'na kalınamamasına rağmen gerçekten kaybedilen bir şey olmadığına inanıyorlarsa diyecek bir şey yok...

RocknRolla


Snatch
ve Lock, Stock and Two Smoking Barrels kadar iyi olduğunu düşünmesem de, gayet beğendim RocknRolla'yı. Özellikle Guy Ritchie hayranlarının kaçırmaması gereken bir film. İzleyin, izlettirin...

Başlangıç


Blog hazırlamak ve güncellemek gerçekten emek isteyen bir iş. Türkiye'de spor üzerine blog'ların öncüsü bilindiği gibi
Aceto Balsamico'dur. Esasında ben daha önceden yine bu adreste futbol ağırlıklı bir blog hazırlamaya çalışıyordum. Aslında fena da gitmiyordu fakat bir anlık sinirim bütün emeğin boşa gitmesine sebep oldu ve blog'un tüm içeriğini sildim.

Şimdi yeniden başlama sebeplerime gelecek olursam... Eskisine oranla daha iyi hazırlayabileceğimi düşünüyorum. Bunun yanında blog'umu daha çok kişinin takip edeceğini düşünüyorum ve sırf bu bile hazırlamak için bir neden. Ayrıca hazırlama şevki veriyor insana bu... Sıfırdan başlamıyorum bu işe, tecrübeliyim diyebilirim. Uzun bir süredir de Ekşi Sözlük'te düşüncelerimi paylaşıyorum, blog'umda da aynı ölçüde görüşlerimi sürdüreceğim.

Büyük bir aksilik olmazsa bu sefer yanımda iki dostum var, Ekşi Sözlük'teki nickleriyle Belgarath ve Kendi Kalesine Gol Atan Kaleci. Sık sık olmasa da zaman bulabildikçe -şimdilik haftada bir olarak düşünüyoruz- blog'a katkıda bulunacaklar. Belgarath çok sağlam bir Galatasaraylı ve futbola bu çerçeveden bakıyor. Hafızası çok kuvvetli ve çok küçük yaşlardan beri benim gibi futbol dünyasını takip ediyor. Kendi Kalesine Gol Atan Kaleci'nin hikayesi biraz daha farklı olsa da o da sağlam bir Trabzonsporlu. Deplasman deplasman gezip takımını takip ettiğini söyleyebilirim. Onların aksine ben de bir Fenerbahçeliyim ve 4.5 yaşımdan beri Fenerbahçe'yle, dolayısıyla da futbolla iç içeyim.

İlk postumuz bu şekilde olsun, inşallah umduğum gibi gider her şey... Sıkılmazsam ve bazı şeylere kızmazsam elimden geldiğince blog'umla ilgilenmeyi sürdüreceğim.

Edit: Ekşi Sözlük'teki nickiyle Düşünen Hayvanın Önde Gideni son transferimiz... Kendisi Beşiktaşlıdır ve farklı bakış açısıyla blogumuza katkıda bulunacaktır. Kendisine güveniyorum. Ayrıca ne çok kendisi dediğimi farkettim bu notu yazarken... Burada "Jumaru" nickiyle yazacak...