31 Ağustos 2009 Pazartesi

Özlememek Mümkün mü Bu Günleri?

NBA'de 2009 yazı - Bölüm 1: Atlanta Hawks


Merhabalar! Ben Moroff. Kendime neden böyle bir nick seçtiğimden emin değilim. Ekşi Sözlük'e üye olacaktım ve beş saniyede bu geldi aklıma. Yani öyle üzerinde çok kafa yorulmuş bir şey değil. Eminim herhangi bir kimse çok daha yaratıcı bir nick bulabilirdi. Ben de bulabilirdim belki. Ama düşünmedim. Düşüncesizlik. Evet, evet. Üstüme kaldı işte.

Birkaç ay önce sevgili dostum Scugnizzi beni bu blog'a yazar yapmıştı. NBA yazıları yazmamı istiyordu. Geçen süre içerisinde tek bir şey yazmadım. Çok tembel biriyim. Neyse, artık yazıya geçeyim.


NBA'de garip bir yazı geride bırakmak üzereyiz. Bu yazı garip olarak nitelendirmemin esas sebebiyse takımların büyük bir kısmının şu çok konuşulan 2010 yazına hazırlık yapmak için önümüzdeki yılı çöpe atarken, şampiyonluk adayı takımlarsa kadrolarını güçlendirme yoluna gitmiş olması. Amerikanların rich gets richer, poor gets poorer diye bir sözü var; "zengin daha da zenginleşir, fakir daha da fakirleşir" anlamında. Bu da o hesap. Yani görünen o ki, önümüzdeki sezon takımların güçleri geride bıraktığımızdan daha da dengesiz olacak (Geçen yıl, Magic elli dokuz galibiyette kalmayıp bir maç daha kazanmayı başarsaydı, bu, NBA tarihinde dört takımın birden altmış galibiyet barajını aştığı ikinci sezon olacaktı).

Mademki 2010 yazı dedim, birazcık açayım. 2010 yazı, yaklaşık iki yıldan beri birçok takım taraftarını fazlasıyla heyecanlandıran, amerikan spor basınına da yine ziyadesiyle malzeme çıkarmayı başaran, eşine ender rastlanan bir doğa olayı. Bu heyecanın nedeni ise, bu ölü sezonda (ecnebîler buna off-season diyor) birçok yıldızın sözleşmelerinin bitecek olması. Bunları takım sırasına göre sayalım bakalım: Joe Johnson (Atlanta Hawks), Rajon Rondo*, Ray Allen, Paul Pierce** (Boston Celtics), John Salmons (Chicago Bulls), LeBron James***, Shaquille O'Neal (Cleveland Cavaliers), Dirk Nowitzki** (Dallas Mavericks), Tracy McGrady, Yao Ming** (Houston Rockets), Kobe Bryant*** (Los Angeles Lakers), Rudy Gay* (Memphis Grizzlies), Dwyane Wade*** (Miami Heat), Michael Redd** (Milwaukee Bucks), Amar'e Stoudemire** (Phoenix Suns), Manu Ginobili (San Antonio Spurs), Chris Bosh*** (Toronto Raptors), Carlos Boozer (Utah Jazz). Bunun dışında Tyson Chandler**, Randy Foye*, Marcus Camby, Zydrunas Ilgauskas, Luis Scola* gibi isimlerle liste uzatılabilir.

Listedeki yıldızlarının isimlerinin yanlarında da ufak tefek yıldızlar var gördüğünüz gibi. Bunlar gazetelerde yapılanlar gibi onlar hakkında yaptığım değerlendirmelerin sonuçları değil. Tek yıldızlı oyuncular "kısıtlı" free agent'lar. Bu oyuncular başka bir takımdan gelen bir teklifi kabul etseler bile, halihazırdaki takımları bu kontratı karşılarsa, yani aynısını önerirse takım değiştir(e)meden hayatlarına devam ediyorlar. Yanlarında yıldız bulunmayan veya iki ve üç yıldız bulunan oyuncuların ise ellerini kollarını sallayarak başka takımlarla anlaşma şansları var. İki ve üç yıldız bulunanların bunu yapmamak için opsiyonlarını kullanmamaları gerekiyor. Kısacası 2010 sezonu için oyuncu opsiyonları var. İki ve üç yıldızlıların opsiyonları arasında ise ufak farklar var, bu opsiyonları kullanmaları halinde ortaya çıkan.

(Konuya aşina olan kimseleri bu işkenceden kurtarmak için: * restricted, ** early termination option, *** player option)

Bu liste içerisinden basının gündemine en fazla oturan isimlerin başında LeBron James geliyor. Konu oldukça dallı budaklı olduğu ve hakkında pek çok şey yazılıp çizildiği için Cavaliers dışında en önemli (ve istekli) adayların Knicks ve Nets olduğunu söyleyerek geçeceğim. Bunun dışında Chris Bosh, Dwyane Wade, Amar'e Stoudemire gibi isimlerin de sık sık makalelere konu olduğunu da söylemek gerek. Listede Kobe de var mesela, ama ayrılması imkansız deyip geçebiliriz.

Tüm bu 2010 yazı ayrı bir yazının konusu olabilir. Bu yazının konusu farklı ama. 2009 yazı diyecektim, laf lafı açtı. Evet, 2009 yazını, dünyanın genel gidişatının NBA'e yansıması olarak değerlendirebiliriz. Daha fazla gevezelik etmeden, izninizle takım değerlendirmelerine geçmek istiyorum. Alfabetik sıraya göre gideceğim, haksızlık olmasın.

(Takım adı / Normal sezon derecesi / Play-offlarda yaptıkları)

1. Atlanta Hawks / 47-35 0.573 / Doğu'da ikinci turda LeBron'a tosladılar
Kim bunlar: 2008 play-off'larında şampiyon Celtics'i en çok zorlayan takımlardan birisi olarak dikkat çekmişlerdi. Geçen yıl da bir önceki yıla göre on maç daha fazla kazanarak ne kadar ciddi olduklarını gösterdiler, bu da son on bir yıl içindeki en başarılı sezonları oldu. Play-off'larda ise Wade'li Heat'i zorlu bir serinin ardından elemeyi başarsalar da Cavaliers'a karşı hiç direnç gösteremeden elendiler. Koç Mike Woodson tam beş yıldır takımın başında ve iyi kötü bir sistem oturtmuş gözüküyor. Oldukça savurgan ve serbest bir hücum sistemiyle oynuyorlar. Kadrolarında genç ve gelişmeyi sürdüren oyuncuların olması önemli bir avantaj, ki Woodson'ın takımın başında olduğu sezonlar arasında takımın galibiyet oranının sürekli arttığı bir gerçek.

En önemli isimleri, Phoenix Suns'tan geldiğinden beri takımın liderliğini üstlenen Joe Johnson. 2, 3 ve gerekirse 1 numarada bile oynayabilen bir isim. Çok iyi bir pasör, şutör ve savunmacı olmasının yanı sıra, kendi şutunu yaratmada da çok başarılı. Ancak içeri drive etmekten birazcık kaçınıyor. Yine de ligin en kaliteli gardlarından birisi. Oldukça istikrarlı olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Üç yıldır da all-star seçiliyor.

Kadro Johnson'ın dışında inanılmaz atletik, ancak oyun zekası yetersiz olan ve geçen yıl kontratı kaptıktan sonra performansı düşen Josh Smith, oyunundan çok Deron Williams ve Chris Paul'ün üzerinden seçilmesiyle bilinen Marvin Williams, eski performansından uzak olan Mike Bibby ve double-double makinesi Al Horford gibi isimleri barındırıyor. Bunlar da gayet kaliteli oyuncular. Zaten Hawks'ın asıl sorununu bench'te aramak gerekiyordu, yönetim de bu açığı kapatmak için önemli bir transfer yaptı.

Ne yaptılar: Büyük umutlarla takıma kattıkları, ancak hiçbir katkı vermeyen iki gardı (Acie Law ve Speedy Claxton) göndererek yerine Jamal Crawford'u aldılar. Crawford yetenekli bir skorer, ancak aynı zamanda 10 yıllık NBA kariyeri boyunca sürekli kaybeden takımlarda oynamaya alışmış, bir kez bile play-off yüzü görmemiş, savunması alt düzeyde, şut yüzdesi yerlerde sürünen bir isim. Böyle olunca da birçok kişi -haklı olarak- bu takasa kuşkuyla baktı. Crawford gibi oyuncular takıma yarar sağlamak adına rollerini küçültmekte oldukça zorlanırlar. Bu takasla aynı zamanda geçen sezon bench skoreri rolünü üstlenen Flip Murray'nin takıma dönmeyeceği de kesinleşmiş gibi.

Zaza Pachulia'yla yeniden anlaştılar. Türk asıllı Zaza, iyi bir uzun yedeği ve sisteme de alışkın.

Marvin Williams'ın sözleşmesini uzattılar. Williams her geçen sezon performansını yükseltiyor ve oyununa yeni boyutlar katıyor. Örneğin, öncesinde üç sayı çizgisinin gerisinde yokları oynarken, geçen sezon fena sayılmayacak bir yüzdeyle üçlük atmaya başladı. Hiçbir zaman all-star olmayacağını düşünsem de takımda tutulması çok önemli biri. Verilen kontrat da çok uçuk bir miktar değil, 40 milyon $/5 yıl.

Draftta 19. sıradan Jeff Teague'yi aldılar. Teague çok süratli, skor üretmekte oldukça başarılı bir gard. Kısa boylu bir iki numara demek sanırım yanlış olmaz. Geçen sezon Hawks'ın en önemli sorunlarından birisi de oyun kurucu yedeğiydi. Teague'yle bu sorunu çözebileceklerini düşünüyorum.

Son olarak, geçtiğimiz günlerde Joe Smith'le anlaştılar. NBA kariyeri boyunca hiçbir zaman kendisinden bekleneni verememiş, adını daha çok Timberwolves'a 3,5 milyon dolara ve 5 tane 1. tur draft pick'ine mal olan kontrat skandalıyla duyurmuş olan Smith, 34 yaşında olmasına rağmen hâlâ idare edebilecek bir 4 numara yedeği. Yine geçen sene bu bölgede de elle tutulur bir yedekleri yoktu.

Ne beklemeli: (ligde sakatlıklar sürekli dengeleri alt-üst edebileceği için yazının belki de en önemsiz kısmı bu) Açıkçası Crawford'un takıma adapte olabileceğine inanmıyorum. Aynı zamanda doğu takımları da genel olarak geçen yıla göre daha güçlendi. Hawks'ı play-off takımları arasına gözümüz kapalı sokabiliriz, ancak dört senedir yükselttikleri performanslarının bu sene düşüşe geçeceğini söylemek de gerçekçi bir öngörü olur. 43-50 galibiyet alıp play-off'larda da en iyi ihtimalle geçen sene geldikleri yere gelebileceklerini tahmin ediyorum.

Yazıma ve diğer takımları incelemeye de boş bulduğum zamanlarda devam edeceğim.

Futbolun Adaleti Yok


Sonda yazacağımı ilk başa yazayım, son zamanlarda hiçbir gole bu kadar sevinmemiştim (son golden bahsediyorum).

Tanıyanlar bilir, hakemler hakkında konuşmayı sevmem. Hakemin maçı sattığını düşünüyorsam bunu açıkça söylerim. Bunu düşünmüyorsam, Fenerbahçe'nin 3 penaltısını vermese bile hatadır der geçerim. Bugünkü hakemin de hata yaptığını düşünüyorum, hepimiz insanız neticede. Hakemin önemli 3 hatası var. Bekir'in Manisalı oyuncuyu düşürmesiyle vermediği penaltı, Mehmet Topuz'un düşürüldüğü pozisyon (ilk penaltı kadar kesin değil bence bu, Ahmet Çakar da öyle dedi) ve Manisaspor'un aleyhine yanlış verdiği ofsayt kararı. Gerçi ofsayt pozisyonunda asıl yardımcı hakem suçlu... Ona da kesin diyemeyiz, bir adım bile farkı yok belki...

Hakem kararlarını da yazdıktan sonra söyleyebilirim ki, bana "puanları takımlara sen dağıt, istersen 1'er puan ver, istersen Manisa'yı veya Fenerbahçe'yi galip ilan et" deseler, Fenerbahçe'ye de, Manisa'ya da 1'er puan verirdim. "Manisa'ya yazık oldu." Ama futbolun güzelliği burada zaten... Son saniyede bile maçın kaderini değiştirebilme ihtimali... Bayern Münih-Manchester United ve Türkiye-Hırvatistan maçları akıllarımızda...

Mesut Bakkal gayet iyi bir ekip kurmuş. Ayrıca bu kadroda Isaac Promise yoktu ilk 3 haftada attığı 2 golle 4 puan kazandıran. Ufuk Ceylan yok, Sezer Öztürk son 10 dakikada girdi (etkili de oldu). Yiğit İncedemir 85'li, Nizamettin 87'li, Ferhat 85'li, Ergin 87'li, oyuna sonradan giren Yiğit 89'lu, Kemal 85'li... Kaleci İlker 31 yaşında ama Süper Lig'de kariyeri boyunca oynamış olduğu maç sayısı bugünküyle beraber "6". Tebrik ediyorum hocayı...

Fenerbahçe'ye gelince... Ligin henüz 4. haftası bitti. Ağır eleştiriler yapmayı doğru bulmuyorum bu haftalarda. Bir oyuncu her hafta iyi oynayacak diye bir şey yok. 3-4 hafta art arda vasatın altında oynarsa tamam, ama tek maça göre -özellikle de ligin ilk haftalarında- değerlendirmek yanlış. Yenilebilirdi de bugün Fenerbahçe. ofsayt pozisyonunda hakem yanlış karar vermese, Manisa golü atacaktı ve şu an spor yazarları çok daha acımasız bir biçimde eleştiriyor olacaklardı Fenerbahçeli futbolcuları ve Daum'u. 2 haftalık bir ara var, umarım Bursaspor maçında daha iyi oynar takım. Söylemek istediğim bir şey var son olarak takım hakkında, ilk yarıda bir 15-20 dakikalık bölüm çok iyi paslaştı Fenerbahçeli futbolcular. Özellikle de orta sahada. Bunun daha uzun sürelere yayılması gerekiyor. Oynayan 13 oyuncu ile de kısa kısa bir şeyler yazayım (94. dakikada oyuna giren Bilica'yı saymıyorum);

Volkan: Kalecimiz Volkan'ı ısrarla beğenmeyenler var. Mesela bugün yine çok iyi oynadı Volkan, bazıları Volkan'ın bu performansını görmezden geliyorlar. ama Volkan bir maç kötü oynasın, hemen eleştirmeye başlarlar. Sahadaki en iyi Fenerbahçelilerden biriydi Volkan, vasatın altında oynasaydı Fenerbahçe bugün maçı kesin kazanamazdı... Güven veriyor bana.

Bekir: Kadro açıklandığında ben stoperde Bekir-Lugano'nun oynayacağını düşündüm. Ama bir de baktım sağ bek oynuyor. Bugün belki de Fenerbahçe'nin en kötü ismiydi. Ama dediğim gibi tek maça göre değerlendirmemek lazım. Bugün Bekir "topçu değil" falan diyenler, Bekir önümüzdeki maçlarda -şans bulursa tabii- çok iyi oynarsa utanmayacaklar mı? Gerçi belirli bir noktadan sonra suç Daum'daydı. Maçı izlerken 30. dakika civarı düşündüğüm şey şuydu; teknik direktör olsam Bekir'le Önder'in mevkilerini değiştiririm. Belki Daum 6 yabancı kuralı yüzünden Bilica'nın yedek kalacak olması nedeniyle Lugano-Önder'i oturtmaya çalışıyor, ama bir oyuncu kötü oynarken ısrar etmek niye? Bunun dışında Mehmet Topuz'u da koyabilirdi sağ beke... Ama yapmadı.

Önder: Yukarıda da bahsettiğim gibi 6 yabancı kuralından dolayı Önder bu sezon sakatlıklar ve cezalar haricinde ilk 11'de oynayacak gibi duruyor. Bugün iyi miydi? Değildi. Kritik hatalar yaptı Bekir kadar olmasa da. Fakat Önder'in arkasında durmamız lazım. Önder'in Fenerbahçe'de sürekli ilk 11 oynadığı yıllarda gösterdiği performans belli. Önder değil, en iyi futbolcu yıllarca yedek otursa eski performansını göstermesi zaman alır. Belçika Milli Takımı'nda da oynamadı, ısrar etti ve artık milli takımda da oynayabilecek. Ha baktık olmuyor, zorla değil ya, Fenerbahçe'den ayrılan yüzlercesi gibi o da gider...

Lugano: Bugün için söyleyebileceğim şey Lugano için; kötünün iyisi. Önder ve Bekir kadar kötü değildi, ama o muhteşem oynayan Lugano'dan da eser yoktu. Tabii takımın geneli kötü olduğu için Lugano'yu fazla eleştirmek istemiyorum. Zamanla daha iyi olur inşallah. Bu arada yaptıklarını unuttum sanmasın...

Roberto Carlos: Bugün Bekir çok çıkmadığı, hatta hiç çıkmadığı için Roberto Carlos'un daha fazla ileri çıkması lazımdı (Gökhan Gönül varken o da sık çıkınca büyük sıkıntı yaşanıyor). Çıktı çıkmasına ama, gitti mi geri dönemiyor. Andre Dos Santos da kötü oynayınca tamamen aksadı sol kanat. Ayrıca ofansif olarak katkısı da Real Madrid'teki yıllarındaki ortalama bir performansının 5'te 1'i kadar bile değil... Bildiğim kadarıyla sözleşme imzalandı Roberto Carlos ile, daha önce söylediklerimin arkasındayım, sezon sonu güzel bir şekilde R. Carlos'u uğurlamalıyız. Zaten 37 yaşını bitirmiş olacak...

Colin Kazım: Cm/Fm oynayanlar bilir, oyunculara 200 üzerinden değer verilir editörde. Şu anki yeteneği ve potansiyeli olmak üzere. Kazım bu ülkede en yüksek potansiyele sahip gençlerden biri. Kendini geliştirirse, İngiltere'de önemli kulüplerde oynayabileceğini düşünüyorum eskiden beri. Bu sezon Daum ona güveniyor, devamlı oynatıyor. Genele baktığımızda Kazım bu şansı iyi değerlendiriyor. İnşallah saçmalamaz ilerki maçlarda. Ha bana kalsa, bu takımın orta sahasının sağında Mehmet Topuz oynar her ne kadar transferine sonuna kadar karşı çıksam da... Bugün ilk 60 dakikalık bölümde Fenerbahçe'nin en iyilerindendi Kazım bence. Gerçi arkasında Bekir olduğu için çok yalnız kaldı karşı yarı sahada. Zaten oyundan düştü daha sonra ve 72'de oyundan alındı. 4-2-3-1 sisteminde sağ ve sol açığın yılda minumum 8-9 gol atması gerektiğinden (tabii farklı mevkilerdeki oyuncular ekstra goller atarsa sık sık bu sayı düşebilir) Kazım'ın atacağı her gol hem Fenerbahçe, hem de kendisi için altın değerinde.

Cristian Baroni: Kaç maçtır izliyorum, ben bu çocuktan bir türlü elektrik alamadım. Çok mu kötü oynuyor? Hayır. Ama ben teknik direktör olsam, bana Cristian'ı önerseler ve sezon başından beri oynanan maçları izlesem, transfer etmezdim bu futbolcuyu. İnşallah yanılıyorumdur. Bu onun kötü bir futbolcu olduğundan değil, verilen paraya daha iyilerinin alınabileceğini düşündüğümden... Çok göze batmadı bugün de. Bir 3-4 maç daha veriyorum kendi adıma Cristian'a. Ekim ortalarında yeniden değerlendirme yapmam daha doğru olur.

Emre: Özellikle ilk yarı gayet iyi oynadını söyleyebilirim. Hatta maçı izlerken kendi kendime dedim ki, "Emre böyle oynasın, milli takımın en önemli silahı olur." Fakat takımın genelinin -özellikle de orta sahanın kötü olması- Emre'nin oyununu da etkiledi. Geçen sezon Güiza'ya olan Emre'ye oldu bir anlamda. Güiza kendisine top gelmediği için orta sahaya geliyor, veyahut topu kapabilmek için ölene kadar koşuyordu. Emre de bugün baktı arkadaşlarında iş yok, kendini zorladı, sinirlendi ve gereksiz yere bir kırmızı kart gördü. Nizamettin Emre'nin küfrettiğini söyledi, Emre'yi dinlemedim, bu yüzden bir şey diyemiyorum ama Emre'nin kendini daha fazla frenlemesi lazım... Lugano ve Emre gibi futbolcuları sevmeme nedenim de bu hareketleri... Psikiyatriste gitseler, çok ağır tedavi görürler (deli demiyorum boşuna ispiyonlamayın).

Andre Dos Santos: Son haftalarda taraftarın göz bebeği olan sol açığımız, bugün gerçekten kötüydü, hatta takımın en kötü 2-3 isminden biri olduğunu düşünüyorum. Fakat o da insan nihayetinde, her hafta süper oynayacak diye bir şey yok. Zaten öyle olsa şu an Fenerbahçe'de oynamazdı. Roberto Carlos'la olmuyor gibi ikisi solda... Önemli pas hataları yaptı özellikle ilk yarıda. Önümüzdeki haftalarda inşallah güzel futboluna devam eder.

Alex: Maçın genelinde iyi oynadığı söylenemez Alex'in de. Yiğit İncedemir sıkı markaj uyguladı. Hatta kahvede önümde oturan amcalardan biri, "bu Alex'i nasıl oyunda tutuyor hala Daum?" vb. şeyler söylüyordu. Fakat Alex yine Alex'liğini gösterdi, kritik anlarda sahneye çıktı. 4'lü orta saha kötü oynayınca, Güiza'nın yanında Alex de yalnız kalıyor... Rövaşatayı da daha iyi atabilseydi, yine harika bir gole imza atacaktı. "Alex varken çareler tükenmez" diyerek Güiza'ya geçiyorum.

Güiza: Maç boyu yalnız kaldı, orta sahanın kötü oyununa, kanatlardan da pozisyon yaratılamaması eklenince, Güiza pozisyon bulamadı. Zaten ilk yakaladığı pozisyonunda da golünü attı. Alex'in pası da harikaydı, söylemeden geçmeyelim. Gökhan Gönül'ün sahalara dönmesi ve sol kanattaki Brezilyalıların performanslarını arttırması, Güiza'ya pozisyon olarak geri dönecektir...

Mehmet Topuz: Toplam 20 dakika gibi bir süre oyunda kaldı. Bir pozisyonda inanılmaz derecede koştu geriye, izleyenler hatırlar, takıma girebilmesi için çok koşması gerektiğini biliyor. Daha da iyi olacaktır tabii ki süresi arttıkça. Erken bir Bekir-Mehmet Topuz değişikliği maçı daha erken koparabilirdi.

Semih: Semih'in çok fanatik hayranları var, ben onlardan biri değilim ama her Fenerbahçeli kadar ben de seviyorum genç golcümüzü... Golünü de attı yine son dakikada. Haberler doğruysa Sercan transfer edilmiş. Bu da Semih'in süresinin azalması anlamına geliyor sistem 4-3-1-2 vs.'ye dönüşmezse... Semih'in yerinde olsam, yurt dışına transfer olurdum (imkan varsa tabii). Değerini bilemiyoruz gerçekten... Yoksa Güiza ve Semih varken, üstelik tek santrafor oynanırken Sercan'ı almak akıl karı değil...

28 Ağustos 2009 Cuma

Kadroda Yer Açmadan Futbolcu Transferi


Ekşi Sözlük'te Sercan Yıldırım transferi üzerinden bu konuyla ilgili bir yazı yazdım, biraz yumuşatarak buraya da aktarmak istiyorum...

"Gerçekten anlam veremiyorum yer açmadan futbolcu transferine. Ayrıca buna halk arasında "lüks" deniyor. Fenerbahçe tek santrfor oynuyor, Güiza ve Semih gibi iki golcüsü var. Üstüne Sercan'ın adı geçiyor, taraftarların çok büyük bir bölümü istiyor. sonra benim kızmama anlam veremiyor bazı Fenerbahçeliler. Benim Sercan'a kötü futbolcu falan dediğim yok. Ama ne gereği var? Lüks değil de nedir bu? Semih veya Güiza'dan birini gönderirsin, alırsın o zaman Sercan'ı... Sercan sol/sağ açıkta da oynar diyenler çıkabilir. Fenerbahçe'nin o bölgelerde de Andre Santos, Uğur Boral, Deivid, Colin Kazım, Özer, Mehmet Topuz, Ali Bilgin gibi bir sürü adamı var. E şimdi Sercan transfer oldu diyelim, Güiza her türlü ilk 11 oynar. Semih sağlıklıysa banko oyuna girer. Oyun çok zora girmediyse Sercan özellikle de Daum varken yedek kulübesiyle bütünleşir. Çok isteniyorsa, ezeli rakiplere gitmesi istenmiyorsa, bonservisi alınır, Bursaspor'da oynamaya devam eder kadroda yer açılana kadar. O sürede de Fenerbahçe'ye karşı oynamaz. Fenerbahçe'nin 3. bir golcüye ihtiyacı olduğu doğru. Ama bu Sercan gibi bir futbolcu değil. Yılda maksimum 10-15 maç oynasa bile -üstelik çoğuna sonradan girecek- ses çıkarmayacak, küsmeyecek bir isim lazım. Mehmet Yılmaz vb. bir futbolcu. Aynı şekilde 3. bir kaleciye ihtiyacı var Fenerbahçe'nin. Ama şimdi 3. kaleciye ihtiyacı var demek yabancı kaleci veyahut Ufuk Ceylan gibi takımında direkt oynayan, gelecek vadeden bir ismin alınması gerektiği değil. Alacaksan Gökhan Tokgöz gibi belirli bir yaşın üstünde, Süper Lig'de yıllarca mücadele etmiş ve şu an takımında yedek kalan bir ismi alacaksın.

Açıkçası taraftar Sercan'ı istedikçe (anlattığım şartlar içerisinde), Aziz Yıldırım'a kızasım gelmiyor lüks transfer yaptığı için... Aynı taraftar, o oyuncu harcanıp gidince, başkana, teknik direktöre kızıyor oynatılmadı diye...

Daha Kolayı Çekilemezdi


Önceliklere tüm gruplara şuradan bakılabilir;

Bir önceki postta en kolay grup olarak, Bükreş/Dinamo Zagrep/Sheriff'i saymıştım. Fenerbahçe'ye 1 ve 4. torbalarda bu iki takım geldi. Daha iyisi gelemezdi açıkçası. Gerçi 2. torbanın ilk sırasındaki Fenerbahçe bu kurayı haketmişti. Bundan 10 yıl önce Bükreş ile kötü bir anımız var, onu telafi edebiliriz. Bu grupta 2. olmak başarısızlıktır, nokta... Twente ekstra puanlar çıkartabilir grupta.

Galatasaray'ın grubuna ise ters geldiği için istemediğim Panathinaikos çıktı. Tabii gelebilecek en iyi 3-4 takımdan biriydi Yunan ekibi, zaten puan olarak da 12 takımdan 10. sırada... 3. ve 4. torbalardan zor takım gelmedi Galatasaray'a da Fenerbahçe gibi. Çok büyük bir avantaj tabii bu. Bol bol Bükreş maçı izleyeceğiz. Galatasaray komşudan 1 puan çıkartırsa deplasmanda, grup lideri olur. Ama 2. olsa da kimse mırın kırın etmemeli. Galatasaray'ın son 2 sıradaki takımdan minumum 9 puan almalı. Aynı şekilde Fenerbahçe de.

Özet olarak, iki takımımıza da gayet iyi kuralar çıktı. Valencia ve Genoa ile aynı grupta da olabilirdi ekiplerimiz. Gruptan çıkamazlarsa -ki böyle bir şeye ihtimal bile vermiyorum- büyük rezalet olur.

Desteklediğim Celtic'e ise daha zor bir grup geldi. Çok formda olan Hamburg, Hapol Tel-Aviv ve Aston Villa'yı eleyerek sürpriz yapan Rapid Wien... Celtic'in 1. olabileceğini düşünüyorum ama Hamburg şu an daha ağır basıyor. Tuttuğum diyemeyeceğim ama son yıllarda çok yakından takip ettiğim Roma'ya ise Basel, Fulham, CSKA Sofya geldi. Gerçekten zor bir grup. Roma zorlanmaz bence ama 2. için %51 Fulham diyorum...

2009/10 UEFA Avrupa Ligi Kuraları Öncesi


Öncelikle söyleyeyim, bu akşamki maçları izle(ye)medim. Nedenini Tuncay ile ilgili yazdığım postta belirtmiştim...

Aston Villa ve Zenit dışında -Metalist Kharkiv de sayılabilir- elenen önemli bir takım yok Play-off turunda... Fenerbahçe kılpayı kaçırdı ilk torbayı. Galatasaray ile birlikte 2. torbada. Fenerbahçe'nin 52.445 puanı var, 2. torbadaki son takım olan Bükreş'in 53.781... Neyse çok da önemli değil. Torbalara baktığımızda; Şampiyonlar Ligi'ndeki birçok takımdan daha güçlü ekipler olduğunu görüyoruz... Bir tarafta Debrecen, Maccabi Haifa vs... Diğer taraftar Valencia, Roma, Werder Bremen. Şampiyonlar Ligi'nin adı değişse iyi olacak... Gerçi eskisine göre daha çok şampiyon katılıyor artık ama yeterli değil bence. Ya sadece şampiyonlar katılsın, ya da adı değişsin... İstediğim takımlara gelince;

- İlk torbadan Roma'yı istiyorum Fenerbahçe'ye. Roma'yı istememin sebebi son birkaç yıldır Spalletti'nin ekibini çok yakından takip etmem ve sevmem. Vucinic'i şöyle bir izleyeyim istiyorum... Ha takımların güçlerine baktığımda, PSV, Ajax, Bükreş, Benfica gibi ekipler daha makul... Panathinaikos'u ters geldiği için istemiyorum.

- 3. torbadan gelen takımdan 4 puan almalı iki takımımızda. Zor geldi, kolay geldi bunun mazareti yok. Levski Sofya gelse hiç fena olmaz. İstemediklerim ise, Bilbao, Fulham, Hertha Berlin ve AEK...

- Son torbada ise, Genoa öne çıkıyor Şampiyonlar Ligi'nde son torbada olan Wolfsburg gibi... Genoa dışındakilerin hepsine eyvallah derim. Biraz da Toulouse tabii ki. BATE Borisov geçiyor içimden...

Özet olarak, içimden geçen, daha doğrusu istediğim grup Roma/Fenerbahçe/Levski Sofya/Bate Borisov... En zor grup nasıl olur, Valencia (Aslında Roma yazacaktım ama son torbada Genoa'yı yazabilmek için yazmıyorum)/Fenerbahçe/Fulham/Genoa... En kolayı nasıl olur, Bükreş/Fenerbahçe/Dinamo Zagrep/Sheriff...

Yazdığım her şey Galatasaray için de geçerli... İnşallah iyi kuralar çekilir...

2009/10 Şampiyonlar Ligi Kuraları


Kuradır, ankettir bu tarz şeyleri çok severim. Fenerbahçeli olmama rağmen oturdum ve heyecanla takip ettim. Gerçi Jessie'nin 8-9 kişiyi Msn'e toplamasıyla daha da eğlenceli geçti bizim için kura. Ben 3 tarz kura belirlemiştim önceden;

- En zor: Chelsea/R. Madrid/Beşiktaş/Wolfsburg
- En kolay: Sevilla/Cska Moskova/Beşiktaş/Debrecen
- İçimden geçen: Bayern Münih/Juventus/Beşiktaş/Maccabi Haifa

İçimden geçenden daha kolay bir kura çekti Beşiktaş. Tabii hedefin de ne olduğu önemli burada... 3. sırada bitirmeyi yeterli görenler için benim içimden geçen daha iyiydi. Ama çekilen kurada, yani Manchester/Cska Moskova/Beşiktaş/Wolfsburg grubunda 2. de olabilir Beşiktaş 4. de... Kesin ilk 2'ye giremez diye bir şeyi kimse söyleyemez. A, C, E, F gruplarında ilk 2'ye girmesi imkansızdı Beşiktaş'ın. D grubunda da çok zordu. Hedefi 2.'lik olanlar için gelebilecek en iyi 3 gruptan biri geldi Beşiktaş'a. Wolfsburg tabii şanssızlık oldu, ben Manchester'ın ardından Wolfsburg'un grubu 2. tamamlayacağını düşünüyorum ama futbol bu, her şey olur. Ama Beşiktaş'ın 3. torbaya son sırada girdiği, 2. torbadan gayet kolay bir ekip çektiği düşünülürse, daha da kötüleri de olabilirdi diyerek şükretmek lazım... G grubu dışında çok kolay bir grup yoktu zaten.

Diğer gruplar ile ilgili de kısaca bir şeyler yazayım...

A grubu: Bordeaux sürpriz yapabilir ama sürprizden kastım son ana kadar ilk 2'yi kovalaması. Bayern ve Juventus zor da olsa Bordeaux'yu geçip üst tura yükseleceklerdir. Maccabi'ye de yazık oldu.

C grubu: Zürich yerine Wolfsburg gelseydi, tartışmasız en zor grup olurdu. Bordeux gibi Marsilya da zorlayacaktır ilk 2'yi... Hatta bu kadar zor bir gruba gelmeseydi üst tura yükselirdi. Ama çok zor... Zürich "0" çekebilir.

D grubu: Chelsea 14 puanı geçer, A. Madrid ve Porto da kafa kafaya gider gibi geliyor bana. Burun farkıyla da A. Madrid önde benim için. Apoel de "0" çekerse şaşırmam.

E grubu: Al sana bir "0" puanlı grup daha. Debrecen, en zayıf halka seçildiniz, güle güle... D grubu gibi geçmesini bekliyorum bu grubun da. Ama Lyon 1. olursa da şaşırmam açıkçası...

F grubu: En acayip gruplardan biri... Barcelona ve İnter'in 14'er puan yapabileceğini düşünüyorum. Tabii Rusya ve Ukrayna deplasmanlarında puan bırakabilirler. Rubin Kazan inşallah renk katar lige... İçimden bir his Kiev sonuncu olacak diyor.

G grubu: En kolay gruba geldik... Tabii Sevilla en güçlüleri ama 3. torbadan gelen Stuttgart 1. sırada tamamlayabilir grubu. Rangers'ı da herkes hafife alıyor. Sürpriz yapabilir.

H grubu: Alkmaar ters takım. Van Gaal'in ayrılmasına rağmen farklı skorlar aldılar sezon başı. Arsenal'in ardındaki takımlar aynı Beşiktaş'ın grubundaki gibi... Çok gol olur bu gruptaki maçlarda...

Tuncay Şanlı&Stoke City


Birkaç gündür bloga hiç yazamadım... Aslında hafta sonu bir sorun yoktu, ama genelde dışarıdaydım, Fenerbahçe'nin maçını da izleyecektim her zamanki gibi. Fakat Cevahir Adidas'tan ayakkabı aldım, iki farklı ayakkabı denemiştim. İkisi de birbirine çok benziyordu, o kadar sormama rağmen eve geldiğimde gördüm ki, aldığım ayakkabının tekleri farklı!?!?! Tam maç saatindeydi, yetişirim diye düşündüm, evden yeniden gittim Cevahir'e hallettim, fakat dönüşte çok trafik vardı. İlk yarıyı kaçırınca ikinci yarıyı da izlemek istemedi canım, zaten evde Digiturk yok. Mecidiyeköy'de izlemem en iyisiydi aslında ama nedense o an için eve dönmek daha iyi geldi. Koca hafta sonunu -ki normalde hafta sonu minumum 4 maç izlerim- tek maç izlemeden geçirmiş oldum. Tabii özetleri, futbol programlarını vs. takip ettim ama izlemediğim maç hakkında bir şey konuşmam doğru olmaz. Salı günü de çok kötü bir haber aldım. Çok yakın bir arkadaşımın yaklaşık 3 hafta önce vefat ettiğini öğrendim. Hala şoktayım aslında, ama kafamı dağıtmam lazım ve yazmak iyi geliyor... Bugünkü maçları da izlemedim...

Neyse, bunu belirttikten sonra, Tuncay'a geleyim. Olaya 2 yönlü bakmamız gerekiyor. Tuncay benim gözümde henüz "efsane" mertebesine yükselmese de, çok önemli bir futbolcu. Daha önceden Fenerbahçe'de oynamasaydı da isterdim şu an Fenerbahçe'ye gelmesini, çok yararlı olacağı ortada. Fakat bir de Tuncay'ı düşünmek lazım. Çocuk Avrupa'da oynamak istiyor. Zaten diğer türlü olsa Fenerbahçe'de kalırdı. Middlesbrough, Stoke City vs. takımlar Fenerbahçe'den daha büyük takımlar mı? Ama Premier Lig (bunu Premier League olarak da yazıyor bazı arkadaşlarımız) gerçekten çok farklı. Tuncay La Liga'da vasat bir takıma transfer olsaydı buna karşı çıkardım veya Serie A'da. Şu an için aynı şeyi söylemeyeceğim. Tamam Stoke City büyük bir kulüp olmayabilir, zaten ben de bunu iddia etmiyorum. Premier Lig, Premier Lig'tir sonuç olarak, hangi takımda oynadığının çok da önemi yok. Ne yani, Darren Bent Sunderland'e transfer oldu kötü futbolcu mu? Gerçi Stoke City geçtiğimiz sezonu 12. tamamladı, kötü bir takım olsalar Newcastle'ın yerine onlar düşerlerdi! Bir de şu var, Anelka Fenerbahçe'ye transfer olunca kimse neden o yaşta geldi demiyor, Tuncay Stoke City'ye transfer olunca, "Stoke City takım mı?" diyor herkes. Tuncay'ın elinde değil sonuçta her şey. Bu biraz İbrahim Tatlıses'in "Oxford vardı da biz mi gitmedik?" olayına benziyor. Liverpool, Milan, Real Madrid istedi de, yeterli parayı verdi de gitmedi mi Tuncay? Fenerbahçe'ye dönse, başarılı olmadı, diğerleri gibi geri döndü denilecekti. Middlesbrough'da kalsa 2. lig topçusu oldu diye dalga geçilecekti (ki geçildi de). İnsanları memnun etmek zor. Tuncay'ın yerinde olsam ben de dönmezdim. Tabii ben Fenerbahçe'den ayrılmazdım da üst düzey bir takıma gitmeyeceksem, bu noktadan sonrasından bahsediyorum... Stoke City'nin ileri ucunda geçtiğimiz sezon 11 gol atan Ricardo Fuller ve James Beattie var. İnşallah başarılı olur Tuncay yeni takımında ve daha iyi bir takıma transfer olabilir.

21 Ağustos 2009 Cuma

Fantasy Premier League


Piyasada birçok fantezi futbol oyunu var. Sporx, Ntvspor, Lig Tv'nin bizimkilerden bildiklerim. Lig Tv'nin ki çok kötü. Diğerleri idare eder, Sporx'in ki daha iyi Ntvspor'unkinden. Sezon boyu oynamayı düşünüyorum. Benim bildiğim en iyi fantezi futbol oyunu ise, Fantasy Premier League. Premier Lig'in resmi oyunu zaten. Daha iyisinin yapılabileceğini sanmıyorum. Her türlü ayrıntı var oyunda. Kadrolar hep güncelleniyor, sakatlıklar vs. belirtiliyor. Kadroyu her hafta baştan aşağı yenileme şansınız yok, 1 oyuncu bedavadan değiştirme hakkınız var, diğer oyuncular için oyuncu başına 4 puan siliniyor. Kaleci 1 gol yerse eksi puan almıyor, tam tersi ne kadar gol kurtarırsa o kadar puan kazanıyor. Oyunda yapılması gereken, defans oyuncularından birini kaptan seçmek ve o hafta gol atmasını, asist yapmasını beklemek. Deli puan getiriyor çünkü... Örneğin Defoe hat-trick yaptı bu hafta, attığı gol başına 4 puan ve toplamda da 17 puan kazandırdı. Fakat Liverpool'un beki Johnson, 1 gol, 1 asistle 18 puan kazandırdı. Kaptan seçildiyse, 2 kat puan kazandırıyor, 36 yani...

Ekşi Sözlük'ün de bir ligi var. Üye olmak için "981991-197546" nolu kodu girmek gerekiyor. Şimdiden herkese başarılar...

Son Birkaç Günün Değerlendirmesi


O kadar maç oynandı ki şu günlerde, hangi birini yazayım şaşırdım.

- Salı günü Celtic-Arsenal maçının ilk yarısını seyredebildim sadece, 2. yarısında önemli bir işim çıktı. Celtic özellikle ilk 30 dakika iyiydi, kadro olarak ağır basan Arsenal'e karşı oynaması gerektiği gibi oynadı. Fakat önce Gallas'ın Hakan Şükürvari (Olimpiyat Stadı'nda Fenerbahçe'ye attığı gol) golü, sonra da Caldwell'in kendi kalesine attığı golle 2-0 yenildi. Buradan Arsenal kötü oynadı, şansla kazandı gibi bir anlam çıkmasın. Arsenal'in turu geçmesi normal olan zaten. Arsenal şu an Manchester United'tan bayağı iyi...

- Dün Burnley-Manchester United maçını izledim. Açıkçası C. Ronaldo'suz Manchester'ın neler yapacağını çok merak ediyordum. Sadece Chelsea ile oynanan maçı izlemiştim bu sezon daha önce. Bahislerde 1 numaralı düşme adayı Burnley. Tam tersi 1 numaralı şampiyonluk adayı da Manchester United. Ada futbolunu bu yüzden seviyorum işte. İki takımın durumu bu şekildeyken, Burnley çok akıllı bir şekilde oynadı ve 3 puanı kazandı. Manchester çok gol kaçırdı, hatta 60'tan sonra tek kale oynadı -üstelik Carrick penaltı da kaçırdı ilk yarının sonunda- ama Burnley yenilseydi yazık olurdu... Rooney-Owen ikilisi oynadı ileride ve etkisizdiler. Berbatov ve Valencia girdi son çeyrekte fakat o da skoru değiştiremedi.

- Bugün ilk olarak Kosice-Roma maçını takip ettim. Kosice gayet zayıf bir ekip, zaten o stadı gören Kosice'ye güçlü diyemez. Ama çok değişik bir maç oldu, Kosice uzun bir süre maçı 1-0 önde götürdü, hatta bölüm bölüm gücüne göre gayet iyi oynadı. Fakat Roma Totti ve diğer yıldızlarıyla ağırlığını koydu oyuna ve 3-1 öne geçti (Vucinic kadroda yoktu bu arada). Her şey bitti derken Kosice 2 gol daha buldu, üstelik 4. golü de atıyordu. Çok sevdiğim Spalletti'ye büyük bir uyarı oldu bu, iyi de oldu.

- Evden hiç çıkasım yoktu, evde de D-Smart yok. Zaten bizim ve Galatasaray'ın turu geçmesine garanti gözüyle baktığımdan Sivas-Shakhtar maçını evde izlemenin daha doğru olduğunu düşündüm. Maçın ilk yarım saatini kaçırdım, sonrasını izledim. Sivas özellikle ikinci yarının ilk 15-20 dakikalık bölümünde gayet iyiydi, golü bulabilirdi, o oyunu devam ettirseler en kötü berabere biterdi maç. Fakat oyun koptu 2. golden sonra. Oyuncularda da bitse de gitsek havası hakimdi. Bülent Uygun hayranı biri değilim fakat başarılı olmasını istiyordum en azından bu turda Sivasspor'un. Mehmet Yıldız'sız olmuyor...

- Trabzonspor maçının özetini dahi izlemedim henüz. Ersun Yanal'ı gönderenler şu an ne düşünüyor çok merak ediyorum. Tabata'yı alabilseler süper olur. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın rakipleri güçsüz olduğundan, değerlendirme yapmayı doğru bulmuyorum. Moral oldu, hem takıma, hem de taraftarlara. Bu tarz maçların en büyük dezavantajı taraftarların gözünü boyamasıdır. Tamam Avrupa maçı da, Levadia bizim ligimizde olsa kaçıncı olur? Sion ilk 7-8'e girebilir mi? Son olarak Güiza ile ilgili bir şey söylemek istiyorum. Özetlerde gördüğüm kadarıyla önemli pozisyonları değerlendirememiş, bayağı da eleştiri almış. Elbette onları atmak Güiza'nın görevi ama böylesine bir karşılaşmada atsa ne olur atmasa ne olur? Hakikaten bazı insanların Almanya San Marino karşısında 12-0 öndeyken, 13. golü isteyenlerden farkı yok. Sen Güiza'ya ligde puan kaybı yaşatacak bir gol kaçırdığında elbette kızabilirsin, fakat turu geçmemiz garantiyken 2 tane gol kaçırdı diye -ki o aşırttığı ve direkten dönen pozisyonda hiç de kötü vurmamış bana göre- "Güiza yine eskisi gibi" demek, çok acımasızca... Son olarak demiştim ama eklemeden edemeyeceğim, Keita da ligin yeni Yattara'sı olacak gibi seyir zevki açısından...

18 Ağustos 2009 Salı

Maç Öncesi


Bir tarafta şu an en sevdiğim yabancı takım olan Celtic, bir tarafta uzun yıllar desteklediğim Arsenal... Zor maç olacak benim için. Açıkçası Celtic'in Arsenal'i elemesine pek ihtimal vermiyorum ama bu akşam Celtic 1-0 gibi bir skorla yenerse Arsenal'i hiç şaşırmam. Özellikle 3 gün önce Aberdeen'e 2 gol atan Aiden Mcgeady'ye çok güveniyorum... Bu tarz maçlarda kendini göstermesi lazım. İnşallah çok zevkli bir karşılaşma olur ve Celtic 1-0 da olsa kazanır...

Bütün maçlar 21:45'te başlayacak Türkiye saati ile.

Son Günlerden Kısa Kısa


- Son günlerde hiç yazasım yoktu. Birçok maç izledim ama hiçbiriyle ilgili bir şey yazamadım.

- PSV-Ajax maçının ilk 60 dakikasını seyrettim pazar sabahı. Aslında 1.30'da başladı Türkiye saati ile ama ben 1'e çeyrek kala kalktığım için benim için sabah oluyor. Üst oynamıştım, beklediğim gibi oldu. Luis Suarez formunda. Ayrıca iki takım da önemli defans hataları yaptılar yine. Isaksson'un ilk goldeki hatası ona yakışmadı. Balazs Dzsudzsak adlı futbolcuyu ilk defa dikkatli bir şekilde izledim, toplara harika vuruyor, çok güzel 2 gol attı -birini sonradan izledim-.

- Akşam üzeri Tottenham-Liverpool maçı vardı. Bu maça da üst oynamıştım. Uyuya kaldığım için maçın ilk yarısını izleyemedim, Tottenham'ın daha üstün olduğunu yazmışlar ilk yarıda Ekşi Sözlük'te... İkinci yarıda oyun gerçekten zevkliydi, goller de geldi. Gerrard çok değişik bir penaltı attı, kaleci ortada dursa topu çok rahat tutardı. Maç 2-1 olduktan sonra Liverpool tek kale oynadı fakat beklenen golü atamadılar. Ayrıca bana göre son dakikalarda -86'ydı galiba- hakem Voronin'in düşürüldüğü pozisyonda Liverpool'un penaltısını vermedi. Liverpool'lu olsaydım, bu mağlubiyete üzülmezdim, çünkü takımın kötü oynadığını söyleyemeyiz. Örneğin, birkaç gün sonra Stoke maçı var, Stoke lige çok iyi başladı ama Liverpool'un bu maçı farklı kazanacağını düşünüyorum.

- Fenerbahçe-Sivas maçı vardı daha sonra da... Net bir şey var, Aragones'le sahaya çıktığımız maçların %90'ından daha farklıydı sahada Fenerbahçe... Belki galip gelemeyecektik, Volkan art arda o topları çıkarmasa... Ama önemi yoktu. Ruhsuz değildi takım. Son dakikaya kadar koştular, harika 3. gol de bunun kanıtı. Emre, Volkan, Andre Santos, Gökhan Gönül gibi isimler öne çıktılar. Cristian hala gözüme giremedi. Bekliyorum 3-4 hafta daha... Her yerde Alex'in 1 ay oynayamayacağı yazıyor ama resmi sitede Sion maçına yetişmesinin zor olduğu yazıyor. Neden böyle yazmışlar 1 ay yoksa anlamadım... Ayrıca Fenerbahçeliler bir maç iyi oynadık diye havaya uçmasınlar. Sion ve Diyarbakır maçlarında da iyi oynayacağımızın garantisi yok. Ligin ilk haftaları bunlar, her şey olur.

- Pazarı Bilbao-Barcelona maçıyla kapattım. Messi-İbrahimovic-İniesta gibi önemli eksikleri vardı Guardiola'nın ekibinin. Ki ilk yarıda da öyle üstün bir oyun oynamadılar. Bilbao golünü attı, fena oynamadılar. Fakat ikinci yarıda çok iyi pas yaptı Barcelona ve sonuca gitti. Pedro diye 87'li bir çocuk var, ilk kez izledim, ilk golün asistini yaptı, ikinci golü de harika bir şekilde kaydetti.

- Dün Beşiktaş-Antalya maçını izledim yarım yamalak da olsa... Nobre'nin tek santrfor oynamasına karşıyım. Ayrıca Bobo'nun da sol açık oynamasına... Ama 60 yaşındaki Mustafa Hoca elbette bazı şeyleri bizden iyi görüyordur, hatasından dönecektir diye düşünüyorum belli bir zaman sonra istediği olmazsa. Antalyaspor'un kadrosu tek tek bakıldığında gayet güçsüz, ama ben özellikle ilk yarı beğendim Şifo Mehmet'in öğrencilerini. Gayet iyi mücadele ettiler, fakat daha sonra Tello faktörü ortaya çıktı. Tello Beşiktaş'ın son 5-6 senedeki en iyi transferidir bana göre. Çok ucuza aldılar, maksimum katkı sağlıyor takıma. Şu maçlar da seyircisiz hiç çekilmiyor, ceza verilecekse gerekirse Şırnak'ta oynansın maçlar ama taraftarsız olmasın...

15 Ağustos 2009 Cumartesi

Premier Lig Sezon Öncesi Değerlendirmesi


evet, bir premier lig sezonu daha başlıyor. şu anda herkesin kabul ettiği bir gerçek var, bu lig dünya'nın en iyi ligi. gerçi cristiano ronaldo ve xabi alonso'nun madrid'e uçmasıyla güç kaybetti bu güzide lig ama premier lig, premier lig'tir. sezon bugün chelsea-hull city maçı ile açılıyor -hatta ben bu yazıyla uğraşırken açıldı- , takımların sezon öncesi son durumlarını kısaca değerlendirmek istiyorum...

arsenal: bir zamanlar hasta bir arsenal'liydim, şimdilerde tutmasam da yine de diğer takımlara oranla daha yakından takip ediyorum arsene wenger'in ekibini. geçtiğimiz sezon şampiyon manchester united'ın 18 puan gerisinde 4. tamamladı ligi arsenal. şampiyonlar ligi'nde de bu genç ekip yarı final oynadı bilindiği gibi. ligde 38 maçta 68 gol attılar manchester ve chelsea'yle aynı şekilde fakat iki ekipten de 13 fazla golü kalelerinde görünce 4.'lük kaçınılmaz oldu. takımın belki de en önemli oyuncusu olan adebayor ve yine ilk 11'in sağlam adamı kolo toure manchester city'ye transfer oldu. belçikalı genç oyuncu thomas vermaelen dışında yapılan önemli bir transfer yok. santrfor alınacak büyük ihtimal transfer sezonu bitene kadar. izleyen herkes gibi genç jack wilshere'den ben de çok şey bekliyorum ama en azından bu yıl için çok şans bulacağını düşünmüyorum. talihsiz eduardo sahalara geri döndü, belirtmeden geçmeyelim. fakat öyle bir sakatlıktan sonra ilk aylar için çok şey beklemiyorum ondan. rosicky'nin sakatlığı hala devam ediyor, ona ek olarak yanlış bilmiyorsam nasri, fabianski ve djourou'nun da sakatlıkları var. takımda en çok güvendiğim üç isim fabregas, van persie ve arshavin. 3 ila 5. sıra arasında tamamlayacaklarını düşünüyorum sezonu. 2. olurlarsa süper bir iş başarmış olurlar.

aston villa: iki adamım var aston villa'da, gabriel agbonlahor ve ashley young. özellikle agbonlahor'u çok seviyorum. onlar için geçtiğimiz sezon yakından takip ettim bu ekibi. 6. tamamladılar sezonu everton'ın 1 puan gerisinde. martin o'neill'ı da bayağı severim, iyi bir teknik adamdır. büyük paraya tuncay'ın eski takım arkadaşı stewart downing'i aldılar fakat yine ona yakın bir paraya gareth barry'yi manchester city'ye sattılar. habib beye'yi aldılar bir de. transfer sezonu kapanana kadar 1-2 önemli transfer daha yapacaklarını düşünüyorum. agbonlahor, young ve downing dışında, eski beşiktaşlı carew, yine eski liverpool'lu emile heskey gibi önemli yıldızlar var kadroda. ligi 6-9 arası bir pozisyonda bitireceklerdir.

birmingham city: bilindiği gibi bu sene yükseldi premier lig'e birmingham. teknik direktörleri daha önce uzun bir süre glasgow rangers'ı çalıştıran alex mcleish. manchester city'den çok sevdiğim genç kaleci joe hart'ı kiraladılar. onun dışında lee bowyer, barry ferguson gibi herkesin tanıdığı isimleri transfer ettiler. hiç de azımsanmayacak bonservis bedeli ödeyerek, christian benitez ve roger johnson'ı aldılar. daha da transfer yapacaklarını düşünüyorum. ayrıca james mcfadden, eskilerin yıldızı kevin phillips, marcus bent ve sebastian larsson isimler de var kadroda. son sıralarda yer alacaklardır fakat sezona iyi başlarlarsa 12-15 sıra arasında da bitirebilirler ligi.

blackburn rovers: geçen yılı 15. tamamladı blackburn fakat küme düşen newcastle ve middlesbrough'dan daha çok gol yediler. teknik adamları sam allardyce fena hoca değildir fakat geçtiğimiz sezon devre arasında geçti takımın başına, bu sene daha iyi bir ekip yaratacaktır. kadroda önemli değişiklikler oldu, en önemli oyuncuları roque santa cruz manchester city'ye geçti. onun dışında tugay futbolu bıraktı, mokoena, ooijer ve derbyshire takımdan ayrılan diğer isimler. transfer edilen futbolcular ise, nikola kalinic (fena para ödememişler bunun için), marsilya'dan givet... chelsea'den de di santo'yu kiraladılar. kadrodaki diğer önemli isimler, benny mccarthy, gamst pedersen, el-hadji diouf, brett emerton ve kaleci paul robinson. ilk 10'a girmeleri zor gözüküyor fakat ilk 10'un hemen altında yer alacaklarını düşünüyorum. 12-13 iyi gider.

bolton wanderers: onlar da blackburn'le aynı puanda tamamladılar ligi, 13.'ydüler averajla. kadroyu korudular, fazla değişiklik olmadı. sean davis, zat knight, lee chung-yong ve sam ricketts gelenler. menajer gary megson'ı pek tanımıyorum. kaleci jaaskelainen, matthew taylor, kaptan kevin davies ve elmander kadronun diğer önemli isimleri. küme düşerlerse şaşırmam şahsen. fakat burnley, hull city gibi ekipler varken onlara sıra gelmeyebilir. 13-16 arası diyelim...

burnley: şu an için 1 numaralı düşme adayı. bahis siteleri de böyle söylüyor. transfer dönemi kapanana kadar ne kadar adam alırlarsa, ligde kalma şansları o kadar artacak. pek bi isim de almadılar şimdiye dek. guerrero diye bir çocuğu kiralamışlar, steven fletcher ve david edgar diğer transferleri. chris eagles diye bir isim var kadroda fena değil. bir de robbie blake var bildiğim... teknik adamlarının adı owen coyle. allah yardımcıları olsun.

chelsea: 4 büyük hakkında çok şey yazmak istemiyorum, zaten herkes az çok biliyor durumları. kadroyu büyük ölçüde korudu chelsea, as kadrodan önemli bir isim ayrılmadı. yuri zhirkov'u aldılar, onun dışında middlesbrough'dan kaleci turnbull ve m. city'den sturridge'yi transfer ettiler. tabii en önemli değişiklik carlo ancelotti... geçen gün de manchester united ile oynanan maçı izledim, hiç de fena değillerdi. takım birbirini tanıyor, transfer yapmadan da şampiyon olabilirler. c. ronaldo'nun ayrılmasıyla bu sezon şampiyonluk şansları daha fazla... lampard'ın her zamanki performansının üstüne çıkabileceğini düşünüyorum...

everton: geçen sezonu 5. sırada tamamladı everton. teknik adamları david moyes hakikaten başarılı. adamım yakubu 8-9 aydır sahalardan uzak fakat yakın zamanda sahalara dönecek. büyük bir artı bu. jo'yu yeniden kiraladılar. kadroda önemli hiçbir değişiklik olmadı. ayrıca arteta'nın da sakatlığı var şu an. yakubu'nun yokluğunda louis saha'nın iyi performans sergilemesi lazım. diğer bir adamım tim cahill'den yine çok şey bekliyorum. 6-7 gibi bir sırada bitireceklerdir ligi.

fulham: onlar da kadrolarını korudular. stephen kelly'yi aldılar birmingham'dan. daha da transfer yapacaklardır, bizim duff'ı istiyorlar. kaleci schwarzer, paul konchesky, dempsey, tecrübeli danny murphy ve golcü andrew johnson takımın önemli isimleri. geçen yıl çok başarılıydılar, ligi tottenham önünde 7. sırada tamamladılar. çok takım değiştiren roy hodgson, fulham'da başarılı oldu. bu sezonu 9-12 arası bir sırada bitireceklerdir bana göre.

hull city: geçen sezona süper başlayan hull, tepetaklak oldu ve az daha küme düşüyordu. son hafta ligde kaldılar. teknik adamları phil brown yaklaşık 3 yıldır onları çalıştırıyor. önemli oyuncularını takımda tuttular fakat çok önemli bir transfer yaptıklarını söylemek güç. zaten beklemiyordum ben, eti budu belli bir takım. herkes manchester city değil... olofinjana diye bir adam aldılar. ayrıca geçen sezon celta vigo'da hiç de fena bir performans sergilemeyen kamel ghilas'ı transfer ettiler. geçenlerde de genç jozy altidore'u kiraladılar fakat kapalı kutu benim için. tek kayıpları sam ricketts. 10 numaraları geovanni yine ön plana çıkacaktır. betsson burnley'den sonra düşecek 2. takım olarak onları gösteriyor. yine yırtabilirler, geçen sezonki gibi dengesiz olmasınlar da...

liverpool: bu sezonki şampiyonluk adayım liverpool. zor tabii bu, bahislerde de 3. sıradalar şu an. fakat benitez sistemi iyiden iyiye oturttu ve cristiano ronaldo yok artık... geçtiğimiz sezon bana göre göze en hoş gelen topu liverpool oynadı ada'da. en çok golü onlar attı, en az mağlubiyeti onlar aldı vs... tamam xabi alonso çok büyük bir kayıp fakat benitez'in en süper yaptığı şey rotasyon. yeni transfer aquilani 6-7 aydır top oynamıyor, sahalara döndüğünde ondan xabi alonso'nun eksiğini kapamasını beklemek yanlış olur. fakat uyum sürecini ve maç eksiğini kapattıktan sonra ortalamanın üzerinde bir performans sergilerse liverpool çok şey kazanır. bir de gerrard artık şampiyon olsun istiyorum. çok mu şey istiyorum? bir de bilmeyenler için yazayım, benitez büyük paraya glen johnson'ı transfer etti. xabi alonso gibi real madrid'e giden diğer bir isim de arbeloa...

manchester city: evet, transfer şampiyonuna geldik. m. city'nin şu anki halini, ortega, revivo, rapaiç, washington, serhat, yusuf ve ceyhun'lu fenerbahçe'ye benzetiyorum. önce gelenleri yazayım; carlos tevez, roque santa cruz, kolo toure, emmanuel adebayor, gareth barry ve stuart taylor... bu kadar önemli isimler gelince gidenler de oldu doğal olarak; elano, joe hart, daniel sturridge, kasper schmeichel, valeri bojinov, dietmar hamann, darius vassell, gelson fernandes, ched evans, felipe caicedo... daha da giden olacaktır. tevez, adebayor, santa cruz'a ek olarak robinho, bellamy ve benjani var ileri uçta. kalede shay given, defansta wayne bridge, adamım nedum onuoha, arjantinli zabaleta, micah richards, kaptan richard dunne, orta sahada yine bayağı beğendiğim bir isim olan stephen ireland, bulgar petrov, ekstra çocuk shaun wright-phillips... şimdi kadro tamam da güzel futbol ve başarı transferle gelmiyor. genç teknik adam mark hughes'un neler yapıp yapamayacağı çok önemli bu noktada. bu takım 6 veya 7. olursa hiç şaşırmam. ama tam tersi ilk 2'ye de girebilirler. sezon başlasın, 3-4 hafta geçsin, daha sağlıklı bir şekilde değerlendirebiliriz city'yi...

manchester united: öncelikle söyleyeyim sir alex ferguson'a büyük saygım var. yaptıklarını her insan yapamaz, aynı zamanda manchester'ın efsane futbolcularına da büyük saygı duyuyorum. fakat küçükken newcastle'ı tutuyordum alan shearer faktörüyle, bilindiği gibi bir zamanlar bu ekip çekişiyordu... sonraları arsenal'i tuttum uzun bir süre... manchester asla bir real madrid değil transferleriyle, yönetiliş tarzıyla bunu ben de çok iyi biliyorum fakat sevmiyorum işte... cristiano ronaldo'suz manchester'ın neler yapacağını çok merak ediyorum açıkçası. ben berbatov'un ekstra işler yapacağını hatta gol kralı olacağını düşünüyorum bu sene ilk 11'de devamlı oynarsa ve tabii önemli bir sorun yaşamazsa. wigan'ın sık maçını izlemediğim için antonio valencia'nın neler yapabileceğini kestiremiyorum. michael owen'ın da şu anki hali kapalı kutu benim için... van der sar ve vidic gibi çok önemli iki ismin de sakatlığı var şu an. şampiyon olmaları tabii ki sürpriz olmaz, zaten bahis sitelerinin 1 numaralı adayı onlar. fakat ben ilk 3'te yer alacaklarına kesin gözüyle baksam da, şampiyon olacaklarını sanmıyorum. hatta kritik oyuncular sakatlık yaşarsa, ilk 2'ye bile giremeyebilirler.

portsmouth: geçen yılı blackburn ve bolton'la aynı puanda 14. sırada tamamladı bu ekibimiz. peter crouch ve glen johnson takımın büyük kayıpları bu transfer döneminde... mokoena'yı, genç vanden borre'yi, bilmem kaç yaşındaki kaleci niemi'yi, bir zamanlar bayağı beğendiğim steve finnan'ı ve piquionne'yi transfer ettiler. en iyi isimleri hırvat kranjcar. john utaka'yı da yazmazsam gelir beni döver. ilk 10'a gireceklerini sanmıyorum... yeni teknik adamları paul hart'ın çok çalışması lazım.

stoke city: geçen sezonu 12. sırada tamamlayarak süper bir işe imza attılar. sunderland'ten whitehead'i transfer etmişler. olmazsa olmaz kimse ayrılmadı takımdan. teknik adamları tony pulis'i tanıyorum desem yalan olur ama 3 yılı aşkın bir süredir stoke city'yi çalıştırıyor, geçen yıl da çok başarılı oldu. ayrıca 2002/2005 arası da çalıştırmış bu ekibi pulis. insanlara stoke'tan 7-8 adam say desen sayamazlar ama onlar 12. olurken newcastle küme düştü. ricardo fuller ve james beattie takımın yine en önemli kozları. küme düşmezler inşallah. 14-15 iyidir onlar için.

sunderland: geçen sezon zar zor ligde kalan sunderland -ligi 36 puanla, küme düşen newcastle'ın 2 puan üstünde 16. sırada tamamladılar- önemli para harcadı transfer sezonunda. hiç kuşkusuz en önemli transferleri darren bent. onun dışında marsilya'dan loric cana, genç fraizer campbell ve lee cattermole'u (iyi para verdiler bu çocuğa) aldılar. işi sıkı tutuyorlar anlayacağınız... takımın başına da steve bruce geçti. kalecileri craig gordon'u severim, onun dışında kieran richardson, kenwyne jones, steed malbranque gibi isimleri de unutmayayım. yılın sürpriz ekibi olabilir sunderland. ilk 10'a gireceklerini düşünüyorum, 8'e kadar yolu var.

tottenham: sempati duyduğum bir diğer ekibe geldik... harry redknapp yönetimindeki tottenham, sezon sonuna doğru toparladı geçen sezon ve ligi 8. bitirdi. tabii bu sene hedef daha üstler. redknapp'ı severim, oğlunu da severim belirtmeden edemedim. dolayısıyla başarılı olmasını isterim. peter crouch ve sebastien bassong gibi iki önemli transfer yaptı bu güzide takım. darren bent ve didier zokora takımdan ayrılan önemli isimler. zaten onların sorunu kadro kalitesi değil, bence yeterince iyi kadro. sezonu transfer şampiyonu manchester city'nin üstünde tamamlarlarsa kimse şaşırmasın. ama 6.'lık uygun gözüküyor şimdilik. 5. olurlarsa büyük başarı.

west ham united: geçen yılı tottenham gibi 51 puanla tamamlayan west ham, yine 8-9 gibi tamamlarsa ligi büyük başarıdır. kadrodan ayrılan çok önemli bir isim yok. inter'den kiralanan luis jimenez dışında da önemli bir isim transfer yapmadılar şu ana dek. bilindiği gibi bir zamanların efsanesi olan gianfranco zola var takımın başında. west ham'da yapacakları teknik adamlık kariyerini bir üst seviyeye çıkarabilir. bayağı sevdiğim golcü dean ashton sakatlıklar nedeniyle son 3 yıldır sadece 2007/08'de adam gibi top oynayabildi. dönecek ama nasıl dönecek? ligin ilk 4 haftasında izlerim inşallah west ham'ı ve az da olsa bir fikir edinirim oynanan futbol hakkında. onlar da 10 ve civarı bir sırada bitirecektir ligi. 13'ün aşağısına düşeceklerini sanmıyorum, 8'den de yukarı çıkamazlar.

wigan: stoke city ile aynı puanda ligi 11. sırada tamamladılar geçen sene. ben beklemiyordum açıkçası bu kadar iyi bir derece. en önemli oyuncularından birini kaybettiler, bilindiği gibi antonio valencia manchester'a transfer oldu. onun dışında cattermole'u da sunderland'e verdiler azımsanmayacak bir paraya. swansea'den 30 yaşında jason scotland adlı bir golcü aldılar, 9 numaralı formayı giyecek. hendry thomas, james mccarthy, jordi gomez ve scott sinclair diğer transferleri. açıkçası hiçbirini oturup da izlemişliğim yok. teknik direktörleri roberto martinez henüz 1973 doğumlu, ondan yaşça büyük birçok futbolcu var premier lig'de. swansea'yi çalıştırmış bundan önce 2 sezon. ilk 13'e girebileceklerini sanmıyorum bu yıl. onlar için de beklemek lazım.

wolverhampton wanderers: ilk sırada onlar yükseldi bu sezon premier lig'e... golcüleri sylvan ebanks-blake'i birkaç kez izledim, hiç de fena değil. iki senedir championship'te gol kralı oluyor zaten. büyük para vererek kevin doyle'ı transfer ettiler. büyük dediğim onlara göre büyük. marsilya'dan defans oyuncusu ronald zubar'ı aldılar. 37 yaşındaki kaleci marcus hahnemann ve sırp nenad milijas diğer transferleri. teknik direktörleri mick mccarthy, onları 3 seneyi aşkın bir süredir çalıştırıyor. ben wolverhampton'dan ümitliyim açıkçası. 16-17. olsalar da ligde kalacaklarını düşünüyorum.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Oh Be -Denizli/Fenerbahçe-


Ligin ilk 3-4 haftasını hiç sevmem, uyum süreci vs. ne olacağı hiç belli olmaz. Bugün Fenerbahçe karşılaşmaya kalede Volkan, defansta Gökhan Gönül, Önder, Bilica, Vederson, orta sahada Kazım, Emre, Cristian, Andre Santos, dörtlünün önünde Alex ve en uçta da Güiza 11'iyle başladı. Açıkçası ben Deivid'in oynamasını bekliyordum, sürpriz oldu diyebilirim. Daum, Kazım'ı seviyor, geçen seneye oranla bayağı süre alacak gibi bu yapı olarak geniş futbolcumuz...

Maça Fenerbahçe golle başladı. Ligimizin süperstarı Alex'in güzel pasında Güiza kaleci Özden'i mağlup etti ve Fenerbahçe'yi öne geçirdi. Golden sonra bir 25-30 dakika Fenerbahçe gayet iyi oynadı bana göre. Tek pas yaptı takım, ayağa oynadılar, şişirme toplar denemediler. Fakat bu bölümden sonra devre sonuna kadar geçtiğimiz sezonki ortalama bir maçında oynadığı gibi oynamaya başladı Fenerbahçe. Denizlispor'un önemli diyebileceğimiz bir gol pozisyonu yoktu belki ama Fenerbahçe'nin oyunu, "tamam, bu maçı kesin alırız" dedirtmiyordu taraftarlara. Andre Santos ve Alex'le iki önemli pozisyon yakaladı Fenerbahçe fakat kaleci Özden'e takıldı.

İkinci yarıya Denizlispor daha iyi başladı. Güray isminde 1988 doğumlu bir sol açık soktu oyuna Erhan Altın ve ben bu çocuğu bayağı beğendim. Gökhan Gönül'ün boşalttığı alanda etkili oldu 15 dakika... 15 dakika diyorum çünkü maç ışıklandırma sistemindeki sorundan dolayı 60. dakika civarında durdu ve yaklaşık 40 dakika oynanmadı.

Bu dakikadan sonra benim için maçın bir önemi kalmadı açıkçası. 3-1 yenilsek bile tek kelime etmezdim, futbolcular oyundan soğudu, bence maçın ertelenmesi, kaldığı yerden devam etmesi gerekiyordu. Maç kaldığı yerden başladıktan sonra, Denizlispor doğal olarak atak oynamaya başladı, bunun karşılığını da kalesinde sık sık kontratak yiyerek gördü. Belki Denizlispor gol atabilirdi ama Fenerbahçe de 3'ü, 4'ü çok rahat bulabilirdi. Son hamleyi bir tür yapamadı Fenerbahçe. Güiza'nın son dakikalarda gelen golüyle derin bir oh çektim açıkçası... Her an gol yiyebilirdik ve bunun telafisi yoktu. İlk 25 dakikadaki oyunu genele yaymamız gerekiyor. Futbolcularla ilgili de kısa bir şeyler yazayım;

Volkan Demirel: Bana güven veriyor. Bu maçta da hatasız oynadı.
Gökhan Gönül: Zaman zaman kayboluyor ve alanını boş bırakıyor. Kötüydü diyemem ama o süper Gökhan Gönül yoktu sahada. Asisti güzeldi.
Önder: 6 yabancı kuralından dolayı Önder'in oynamasından yanayım. Taraftarların o güveni ona vermeleri lazım. Bugün iyiydi, önemli bir hata yapmadı. Daha da iyi olacağına inanıyorum.
Bilica: Bence bugün çok iyiydi, "0" hatayla oynadı. Hiç kafa topu vermedi, ilk hamlelerde başarılıydı.
Vederson: Kimse Vederson'dan harikalar yaratmasını beklemiyor. Daha geçen gün Bursaspor'a transferi konuşuluyordu, Carlos'un sakatlığıyla şans buldu ve iyi değerlendiriyor. Andre Santos'la iyi anlaştıklarını düşünüyorum.
Colin Kazım: Fenerbahçe'nin bir futbolcusu, bir yanlışını da görmedim, doğal olarak onun iyiliğini istemek bizim görevimiz. Fakat Daum'un verdiği şansı iyi değerlendiremediğini düşünüyorum. 4-2-3-1'de sol ve sağ açık yılda minumum 8'er gol atmalı. Kazım ilk yarı fena değildi fakat oyun durduktan sonra uçup gitmiş... Gözükmedi hiç ve oyundan alındı.
Emre: Maçın başında iyi bastı, tek pas yaptı, hatasıza yakın oynadı fakat dakikalar geçtikçe çok yoruldu, oyundan daha erken alınması gerekiyordu bence. İnşallah ilerleyen maçlarda oyununu 90 dakikaya yayabilir.
Cristian: İlk yarıdaki oyunuyla, Selçuk'tan bir farkı yoktu bana göre. Fakat ikinci yarı çıkışlar yaptı, zaman zaman şut çekti, hedefe uzun pas atmaya çalıştı. Ben bir futbolcuyu en az 5-6 maç izlemeden şöyledir böyledir demeyi sevmiyorum. Bekleyip göreceğiz.
Andre dos Santos: Bu çocuk iyi. Böyle futbolcuları severim, ama Roberto Carlos geldiğinde defansif anlamda çok sıkıntı çekeriz gibi geliyor. Onu iyi ayarlamaları lazım, zaten Daum gerekeni yapacaktır diye düşünüyorum. Andre Santos içeri girmeyi çok seviyor -Deivid gibi- , Roberto Carlos da gelince, bir de Gökhan Gönül'ün çok ileri çıktığını düşünürsek, Casillas Dünya'nın en iyi kalecisi olmasına rağmen Real Madrid'de geçtiğimiz sezon maç başına 1.4 gol yediği gibi, biz de her maç 2 gol yeriz...
Alex: Her zamanki Alex'ti. Ekstra bir şey yapmasına gerek kalmadı. Birçok asist yaptı fakat bizim çocuklar değerlendiremedi.
Güiza: Yazılarımı okuyanlar bilir, geldiğinden beri Güiza'ya hep destek verdim. O goller attıkça ben atmış gibi oluyorum. Daha da fazla atabilirdi, zaman zaman o da kayboldu sahada, gerçi yalnız kalmasının da etkisi var bunda.
Deivid: Oyuna girdikten sonra Fenerbahçe daha fazla pozisyon buldu. Takımı rahatlattığını söyleyebilirim, ayağa oynadı, az pas hatası yaptı.

8 Ağustos 2009 Cumartesi

Süper Lig Öncesi Kısa Kısa


öncelikli not: yazıyı perşembe günü yazmıştım fakat tekrardan okuyacak, hataları düzeltecek vaktim olmadı, dolayısıyla şu an girebiliyorum... eksikler, hatalar görürseniz mesaj atarsanız sevinirim.

evet sezon başlıyor... öncelikle güzel futbol oynanan, hakemlerin en az derecede konuşulduğu ve ağır sakatlıkların olmadığı bir lig olur inşallah diyorum. 18 takım hakkında da bir şeyler yazmak istiyorum, gelenler-gidenler vs...

ankaragücü: ankara ekibinde ikide bir kongre kararı alınıyor ve başkan değişiyor. cemal aydın bir geliyor bir gidiyor. yine kongre kararı alınmış. cemal aydın türk futbolunda en sevmediğim adamlardan biridir, ankaragücü taraftarını severim fakat o adam olduğu sürece başarılı olmasını istemiyorum sarı-lacivertlilerin. hikmet karaman yönetimindeki ekibe darius vassell takviyesi yapıldı, günlerce konuşuldu bilindiği gibi gelecek mi gelmeyecek mi diye. internet siteleri birçok süper lig ekibi gibi çok kötü, vassell kadroda yok, mehmet yılmaz vb. oyuncular hala kadroda gözüküyor. serkan kırıntılı ankaraspor'a transfer olacaktı bildiğim kadarıyla, ama anlaşma sağlanamadı, kulüpte kaldı ve taraftar tepkili. eskişehir'e giden mehmet yılmaz dışında hasan üçüncü giresun'a, burak manisa'ya gitti. 2 tane güney afrikalı futbolcu almışlar ayrıca. bir de cihan haspolatlı'yı. betsson'a göre 10-13. sıra arasında tamamlayacaklar ligi.

ankaraspor: bilindiği gibi ankaraspor'un teknik patronu aykut kocaman, fenerbahçe'ye sportif direktör olarak döndü. kulübün başına ise ünlü teknik adam jurgen röber geçti. geçen sezona çok iyi başlayan fakat 2. yarıda kötü bir performans sergileyen ankaraspor, sezonu 10. sırada tamamlamıştı. 10. sırada bitirdi bitirmesine ama küme düşen konya ile arasında sadece 3 puan olduğunu da belirtmekte fayda var. takımın en önemli yıldızlarından olan özer fenerbahçe'ye, erhan beşiktaş'a, radoslav batak antalyaspor'a, eski beşiktaşlı kaleci razaman karşıyaka'ya transfer oldu. gelenler ise, fenerbahçe'den ilhan parlak, beşiktaş'tan aydın karabulut, eski kulübüne geri dönen gökhan tokgöz ve erich brabec adlı çek stoper... kadro çok değişmedi yani. açıkçası 3-4 hafta beklemekte fayda var bütün takımlar için, hazırlık maçlarını izlemediğimden ne söylesem boş. betsson, bursaspor ile 6. sırada gösteriyor onları.

antalyaspor: geçen sezonu 12. sırada tamamlayan antalyaspor, teknik direktörünü değiştirmedi ve şifo mehmet ile devam ediyor yola. onların kadrosunda da çok değişiklik olmadı. kerim zengin'i, balili'yi, radoslav batak'ı, golcü veysel cihan'ı ve genç gürhan'ı aldılar. gürhan, şifo'nun elinde olursa olur, yoksa o da olcan gibi kaybolur gider. gidenler ise, bülent uygun'un aldığı uğur kavuk ve eski galatasaraylı kaleci fevzi elmas. betsson'un en az şans verdiği 4 takımdan biri. şifo mehmet'i severim, kerim ve gürhan da varken başarılı olmasını isterim. inşallah düşmezler.

beşiktaş: 3 büyükler hakkında çok şey yazmak istemiyorum, ortalama bir futbol izleyicisi gelişmeleri biliyor zaten. takımın önemli oyuncularından gökhan zan, zapotocny, cisse ve serdar kurtuluş takımdan ayrılırken, cisse'nin yerine fink, stopere ferrari, sağ tarafa ankara'dan erhan, çok şey beklenen isimler ismail ve rıdvan, son olarak da bana göre sırf yıldız futbolcu almak için alınan nihat kahveci transfer edildi. betsson 3 büyük takıma da eşit oranda şans tanıyor şampiyonluk yarışında. beşiktaş'ın 4-3-3'ün ileri ucundaki 3'lüyü oturtması lazım. yusuf'la bobo'dan açık olmaz. kupa maçında yaptığını anlayamadım açıkçası mustafa hoca'nın. elinde adam yoksa oynatırsın da holosko ve tello varken onların oynaması garip.

bursaspor: geçen sezonu fenerbahçe ve galatasaray'ın sadece 3 puan arkasında tamamlayan bursaspor, bu sezona da iddialı giriyor. mustafa sarp dışında önemli bir oyuncusunu kaybetmediler (kaleci yavuz ve volkan bekiroğlu ayrıldı sarp dışında). beşiktaş'tan zapotocny'yi, trabzon'dan hüseyin'i, kayseri'den turgay'ı, basel'den ergic'i ve velez'den batalla'yı kadroya kattılar. ertuğrul sağlam vederson'u da almayı düşünüyor. ama roberto carlos'un sakatlığında fenerbahçe'nin vereceğini sanmıyorum. sercan yıldırım takımdan ayrılmazsa, geçen sezonki oyunun üzerine katabileceğini söyleyebiliriz yeşil-beyazlıların. betsson 4 büyükler ve sivas'ın ardından, ankaraspor ve onlara şans tanıyor.

büyükşehir belediyespor: abdullah avcı ve arif erdem yönetimindeki istanbul ekibi, geçtiğimiz sezonu 9. sırada tamamlamıştı. 2-3 kritik oyuncusunu kaybettiler fakat yerlerini doldurdular. geçen sezonun flaş futbolcusu taner gülleri, sivas'tan herve tum-sylla ikilisi, fenerbahçe'den can ve kaleci oğuzhan transfer edilirken, tjikuzu trabzon'a, erman kılıç sivas'a, kerim antalya'ya, adriano diyarbakır'a (son anda iptal olmuş olabilir adriano transferi) uçtu. önemli maçlardaki başarısını artık kendi düzeyindeki maçlarda da göstermesi lazım büyükşehir'in... betsson 14. olurlar diyor.

denizlispor: averajla ligde kalan denizlispor -ki son senelerde hep son anda ligde kaldılar- birçok futbolcuyu kadrosuna kattı. ayrıca takımın başına da geçen sezon yanlış hatırlamıyorsam kocaeli'yi çalıştıran erhan altın geçti. ali ipek'i hiç sevmem, o başkan olduğu sürece de denizlispor'un başarılı olmasını istemiyorum. 3-4 tane yabancı futbolcu almışlar, hiçbirini tanımıyorum. ne derece katkı sağlayacaklar, ilk olarak fenerbahçe maçında göreceğiz. eski fenerbahçeliler murat hacıoğlu'nu ve fahri'yi transfer ettiler. onlara ek olarak karşıyaka'dan burak, kaleci özden ve kocaeli'den adem'i kadroya katmışlar. daha detaylı bilgi almaya çalıştım resmi siteden fakat yapım aşamasındadır yazıyor bu sayfa. koskoca süper lig ekibinin böyle sitesi mi olur? denizlispor da betsson'un en az şans tanıdığı 4 ekipten biri...

diyarbakırspor: ekonomik sorunlarla boğuşuyor güney doğu ekibimiz.. önce nurullah sağlam geçti takımın başına, bir süre sonra istifa etti istediklerim yapılmıyor gerekçesiyle. şu an ziya doğan var takımın başında ama o da bırakırsa 1-2 ay içinde hiç şaşırmam. 15'e yakın transfer yaptılar, yabancılar geldi, hiçbirini tanımıyorum (büyükşehir'den adriano'yu aldılar galiba). 3-4 hafta beklemek gerekiyor onlar için de. denizlispor, antalyaspor ve kasımpaşa ile en az şans verilen 4 takımdan biri de diyarbakırspor betsson tarafından. transfer edilen tanınan türk futbolcular, adnan güngör, musa büyük, erdinç yavuz, şener, yasir elmacı. ha tabii ziya doğan'ın 1 numaralı adamı ayman abdelaziz'i de unutmayalım. onların da sitesi yapım aşamasında, takım kadrosuna bakamadım.

eskişehirspor: en az sorunlu, sezona en az değişiklikle başlayan takımlardan biri de eskişehirspor. geçen seneyi 11. sırada tamamlayan eskişehir'den tayfun türkmen dışında bir futbolcu ayrılmadı bildiğim kadarıyla. üstelik önemli transferler yaptı rıza çalımbay, ümit karan, mehmet yılmaz, burak yılmaz, ragıp... ek olarak youla'nın da bonservisi alındı. lige iyi başlarlarsa, ilk 8'e girebileceğini düşünüyorum rıza çalımbay'ın ekibinin. betsson'a göre 10-13. sıra arasında tamamlayacaklar ligi.

fenerbahçe: neredeyse her gün fenerbahçe ile ilgili bir şeyler yazdığımdan, uzatmayacağım. biri sol açığa biri ön liberoya iki yabancı alındı, ek olarak "lüks" bir mehmet topuz transferi yapıldı. şu an sakat olan fakat aykut kocaman'ın öğrencisi olan özer, yedek stoper bekir ve geçen sezon ligin en değerli oyuncularından olan bilica, kadroya katılan diğer isimler. cristoph daum yönetimindeki fenerbahçe'den, lugano dışında olmazsa olmaz kimse ayrılmadı. ayrılan diğer futbolcular, gökhan emreciksin, burak yılmaz, gürhan, ilhan, yasin ve can. iyi ki de hepsi ayrıldı. maldonado ve josico'yu hiç yazmıyorum... şu an için en önemli sorunu 6 yabancı kuralı fenerbahçe'nin.

galatasaray: sezona elano, keita, beşiktaş'tan alınan gökhan, mustafa sarp, kaleci leo franco ve en önemlisi frank rijkaard transferleriyle başlıyor sarı-kırmızılı ekip. ümit karan, hasan şaş, kaleci de sanctis ve lincoln dışında önemli bir oyuncu ayrılmadı takımdan henüz. rijkaard'a zaman lazım, zamandan da önemlisi sabır... takım 3-4 maç kötü giderse kimse ses çıkarmamalı. 1 ay gibi bir süre sonra 3 büyüklerin ne durumda olduğunu hep birlikte göreceğiz. ben yedek kalmazsa kewell'ın çok iyi oynayacağını düşünüyorum, inşallah da kalmaz. ama mehmet topal, linderoth, barış, ayhan vb. oyunculardan ikisi kesinlikle ilk 11'de oynamalı. gerekiyorsa 55-60'tan sonra biri çıkar.

gaziantepspor: antep'in hocası jose couceiro'yu pek tanımıyorum. bildiğim kadarıyla da 1-2 brezilyalı aldılar şimdiye kadar. ismail köybaşı ve bekir takımdan ayrıldı, tolga seyhan, serdar kurtuluş ve recep biler kadroya dahil edildi. batuhan'ı da almışlardı fakat ayrıldı antep'ten batuhan ve büyük ihtimal de geri dönmeyecek. geçen sezonu kayseri'nin ardından 8. sırada tamamlamışlardı, tabata ayrılmazsa yine en kötü 8-9. olurlar diye tahmin ediyorum. betsson, kayseri ile birlikte 7.'lik adayı gösteriyor onları.

gençlerbirliği: 30 küsür senedir ankara ekibinin başkanı olan ilhan cavcav, bu kez kariyeri belli olan thomas doll'ü getirdi takımın başına. son senelerde yaşanan sıkıntıları yaşamak istemiyor belli ki cavcav başkan ama bence hala kadroları yeterli değil. 2 büyük kulüpte oynayan stoper tomas'ı aldılar, ayrıca yine eski fenerbahçeli kaleci serdar'ı da kadrolarına kattılar. düşen hacettepe'nin kaliteli kim varsa topladılar, fakat bir kısmını geri yolladı thomas doll. 2 tane gurbetçi futbolcu transfer ettiler. engin baytar trabzon'a, mehmet nas ve eren manisa'ya, hakan ve troisi kayseri'ye transfer oldu. açıkçası kapalı kutu şu an gençlerbirliği. ilk 8'e de girebilirler, 15. sıra civarında da dolanabilirler...

kasımpaşa: öncelikle söyleyeyim, kasımpaşa'dan hiç hazetmiyorum. bizim eyüpspor'la kardeş kulüpler ama olsun. başbakan'ın semtinin takımı olmasalardı, şu an eyüpspor'dan hiçbir farkı olmayacaktı bu beyoğlu semti takımının. teknik direktörleri besim durmuş'tu ama hala duruyor mu bilmiyorum. slovan liberec'ten petr bolek adında genç bir kaleci almışlar, bizim ali güneş'i, eski ajax'lı nourdin boukhari'yi, yine kaleci gibi çek pavlik adında bir stoperi (yalnız bununla 5 yıllığına anlaşmışlar, adamın kariyerini bitirmeyi düşünüyorlar galiba), danimarkalı keller'i (iyi bir futbolcu bu) ve birkaç yabancı oyuncuyu transfer etmişler. onlar da tam anlamıyla kapalı kutu. bu hafta bursa deplasmanında oynuyorlar, puan alabilirlerse takıma güven gelir.

kayserispor: en önemli avantajı yeni stadı tabii ki kayseri ekibinin. gökhan ünal'dan sonra mehmet topuz'u da kaybettiler fakat mehmet topuz'dan gelen parayla kaliteli oyuncu transferi yaptıklarını söylemek güç. gökhan emreciksin geldi işte, gençlerbirliği'nden troisi ve hakan'ı almışlar. topuz dışında, aghahowa, purovic, turgay ve ragıp da takımdan ayrıldı. en azından kemik kadroyu koruyorlar. kayseri'nin maçlarının 2.5 altı bitmesinden bıktım, inşallah bu sezon eskisi gibi olmaz. en önemli silahları cangele gibi duruyor. kayserispor bu sene de iyi giderse, tolunay hoca iyiden iyiye prestij kazanır.

manisaspor: adam gibi taraftarı olmasa da manisaspor'u severim. sevdiğim oyuncuları var. adamım sezer öztürk ve kaleci ufuk'u kadro dışı bıraktılar, çocuklar galatasaray'a gitmek istiyor. o önemli bir problem takım için. eski oyuncuları burak'ı aldılar ankaragücü'nden. ha unutuyordum az kalsın, takımın başına mesut bakkal getirildi. çok çok önemli bir kayıpları olmadı henüz, eski galatasaraylı sol bek ferhat trabzonspor'a gitti. trabzonspor'dan isaac promise'i kiraladılar, onun dışında birçok yabancı futbolcu almışlar. transfer ettikleri diğer türk oyuncular ise, gençlerbirliği'nden eren ve mehmet nas, trabzon'dan ferhat çökmüş. başarılı olurlar inşallah. ben yiğit incedemir ilk 11'de oynarsa eğer, patlama bekliyorum...

sivasspor: sivasspor'u da avrupa macerası sayesinde herkes yakından takip etme fırsatı buldu. kadro güçleneceğine, zayıfladı. geçen gün başkanı dinledim, 3 yabancı almayı düşünüyorduk, onlarda pürüzler çıktı, o yüzden anderlecht maçı böyle oldu dedi. belediye'den erman kılıç'ı, fenerbahçe'den yasin'i, kocaeli'den agbetu'yu, antalya'dan uğur'u, ersen martin'i, karşıyaka'dan cihan'ı ve mbemba'yı transfer ettiler. gidenler ise, erman kılıç'a karşılık tum ve sylla, fenerbahçe'ye bilica ve balili.. bu sene de ilk 3 mücadelesi verirse/ilk 3'e girerse sivasspor, 5. büyük olma yolunda önemli bir adım atmış olur. bülent uygun'un da çok büyük bir iş başardığını düşünüyorum. fakat bu büyük hoca olduğu anlamına gelmez. büyük takımlarda neler yapacağı önemli benim için.

trabzonspor: türkiye'nin en çabuk karışabilen takımı tartışmasız fenerbahçe'ydi bundan birkaç yıl öncesine kadar, fakat trabzonspor fenerbahçe'yi de geçti. önce samet aybaba ile anlaştı yönetim -ki kendisini bayağı severim- taraftar baskı yapınca vazgeçti. takımın başına hugo broos getirildi, ana kadro korundu. manisa'dan genç ferhat, gençlerbirliği'nden engin baytar, hajduk split'ten gabriç (ne iş yapar henüz bir bilgim yok), gurbetçi zafer ve tjikuzu transfer edildi. gidenler ise, promise, hüseyin çimşir ve ferhat çökmüş. ben açıkçası ersun yanal'in neden gönderildiğini anlamadım, hugo broos'un şampiyon yapacağını mı zannediyorlar anlamıyorum. ersun yanal minumum 3 yıl kalmalıydı doğu karadeniz ekibinde, bu şekilde bi 20 yıl daha şampiyon olamazlar...

7 Ağustos 2009 Cuma

Şampiyonlar Ligi Play-Off Kuraları


Öncelikle şu anki takımım Celtic'in, eski takımım Arsenal ile eşleştiğini söyleyeyim. Celtic'e yazık oldu... Belki Fenerbahçe'yle eşleşir de onları izleme imkanı bulurum. Kuralar şu şekilde;

şampiyon olmayan takımların eşleşmeleri,

- lyon-anderlecht
- celtic-arsenal
- timişoara-stuttgart
- s. lizbon-fiorentina
- panathinaikos-atletico madrid

şampiyon takımların eşleşmeleri,

- sheriff-olympiakos
- salzburg-m. haifa
- ventspils-zürich
- kopenhag-apoel
- levski-debrecen

Şampiyon takım eşleşmelerinden 4 kolay ekip gelecek Olympiakos'un dışında. Diğer tarafta ise Celtic, Lizbon-Fiorentina ve Panathinaikos-A. Madrid ikililerinden birine yazık oldu...

Geçti Sakatlıklarla Kariyerim


Rıdvan'ın sakatlıklarına yetişemedim yaşım dolayısıyla fakat bir benzerine gözümüzle şahit oluyoruz. Galatasaray'ın resmi sitesinden yapılan açıklamaya göre Linderoth yine sakatlanmış ve ameliyat olacakmış. Geçmiş olsun diyoruz tabii ki ama nereye kadar bu böyle devam edecek?

Kura Çekimi Öncesi


Uefa.com'da takımlarımızın olası rakipleri açıklandı en sonunda. Şimdi 4 ekibimizin de rakiplerini yazalım;

- Fenerbahçe: Slovan Liberec, Guingamp, Sion, Sturm graz
- Galatasaray: Lech Poznan, Amkar Perm, Nac Breda, Teplice, Levadia Tallinn
- Trabzonspor: Psv Eindhoven, Basel, Lazio, Partizan, Toulouse
- Sivasspor: Shakhtar Donetsk, Ajax, Hertha Berlin, Athletic Bilbao, 1907 Cluj

Bakıldığı zaman seri başı oldukları için Fenerbahçe ve Galatasaray'ın rakipleri, Trabzonspor ve Sivasspor'a göre çok kolay. Tabii futbol bu her şey olur ama iki güzide kulübümüz bu ekipleri geçemiyorlarsa hiç katılmasınlar daha iyi. Trabzonspor'un ise rakiplerini 3'e ayırıyorum. Psv-Lazio/Basel-Toulouse/Partizan. Partizan'ın gelmesi için dua edeceğiz artık. Ama benim içinden yıllar öncesinin tekrarı olacak gibi geçiyor, yani Lazio... Sivasspor'un da 3'e ayırabiliriz rakiplerini, Shakhtar/Ajax-Hertha Berlin/Athletic Bilbao-1907 Cluj. Benim içimden Ajax geçiyor ama inşallah Cluj çıkar kurada... Fenerbahçe ve Galatasaray için de birer tahminde bulunalım, Guingamp ve Nac Breda...