31 Ağustos 2010 Salı

Kemal Aslan Adanaspor'da


İbrahimovic'i, Robinho'yu, Misimovic'i vs. herkes yazıyor, ben de fazla gündemde olmayan bir transferi yazayım. Sakatlıklar yüzünden istenilen noktaya gelemeyen, en çok sevdiğim futbolculardan biri olan Kemal Aslan 2 yıllığına Adanaspor'la anlaştı. Fenerbahçe'den sonra sırasıyla Kocaeli, Bursa ve Çaykur Rize forması giymişti. Bursa'da forma giydiği sırada tanışmıştım da. İnşallah Adanaspor'da başarılı olur.

Sabaha Kadar Oynansa...


Aslında uzun uzun anlatabilirdim 2.5 saat içinde olanları fakat beklentilerimin o kadar altındaydı ki değmez... Maçı izlemeyenler hiçbir şey kaçırmadınız, buna emin olun.

Şenol Güneş Yattara, yeni transfer Jaja, Alanzinho ve Umut 4'lüsünü bir arada başlattı maça. Antalya'da da Necati, Tita ve "azman" Djiehoua ilk 11'deydi. Maçın gollü geçmesi olağandı ama özellikle Trabzonspor'un yıldızları "yatınca" maç başladığı gibi 0-0 sonuçlandı.

Trabzonspor'u fazla eleştirmek istemiyorum, sonuçta Fenerbahçe ve Liverpool maçları oynadılar, yorgunlar, bugün yenilseler bile kimsenin fazla kızmaya hakkı yok. Lakin hani Fenerbahçe'de "maç seçiyor bu oyuncular" lafı vardır ya, dün akşam onu Trabzonspor'da da gördüm. Özellikle Yattara ve Alanzinho kendilerini biraz sıksalar oyun farklı gelişirdi ama yoktular sahada. Yeni transfer Jaja'yı beğendim, ama beklediğimden daha geride oynadı. Colman da etkisizdi. Cale desen belki takımın en kötüsü. Onur hatasız oynadı, kalesini gole kapattı. Yalnız Antalyaspor kornerlerde ilginç bir taktik uyguladı, Onur'un önünü kapadı, çıkmasını engelledi ve Onur nedense buna bir çözüm üretemedi maçtaki birçok kornerde.

Antalyaspor cephesinde ise Mehmet Özdilek takımı toparlamış bizim maça göre. Bölüm bölüm Trabzonspor'a üstünlük kurdular, önemli pozisyonlar yakaladılar. Necati ilk yarıda gayet iyiydi. Onun dışında yeni alınan kaleci Sammy Ndjock'u beğendim. 1990 doğumlu olduğunu belirtmek gerekir. Tita ilk yarıda yetersizdi bana göre, en azından eski Tita'ya oranla. İkinci yarı daha iyiydi. Bıraksan çeyrek öküzü 15 dakikada yiyebilecek Djiehoua ise çok yetersizdi. Antalyaspor'un maçlarının hepsini izleyemiyorum, ama böyle oynamaya devam ederse yedek kalır. Şu görüntüsüyle Bank Asya'daki çoğu forvetten kötü.

Maçın 2. yarısının ilk bölümü haricinde sıkıcı bir maçtı. Tabii maça elektrik kesintileri damga vurdu ve 30 dakikadan fazla beklemek zorunda kaldık. Elektrik kesintisinden sonra oyuncuların ısınması da kolay olmadı.Çok ama çok fazla faul yapıldı, oyun sık sık durdu.

Şenol Güneş maçın ardından bazı oyuncularını sert bir şekilde uyarmıştır diye düşünüyorum. Zaten yıldızları çıkararak orta sahaya mücadeleci adamlar aldı 2. yarıda.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Hep Taraftar Mı Haklı?


Öncelikle belirteyim, yazıyı yazmadan önce çok düşündüm yazmalı mıyım diye. 2 gündür bir kenarda duruyordu, yayınlasam mı yayınlamasam mı karar veremedim. 3 büyük takımın taraftarından da tepki alacağımın farkındayım. Fenerbahçelilerle bu konuda genelde hep tartışırım zaten de, rakiplerimin taraftarıyla yakın arkadaşım değilse bu tarz konularda tartışmayı sevmem. Çünkü insanlar hep bir art niyet ararlar söylenenlerde, bu adam "x düşmanı, onun için böyle yazıyor" vs. denir. Elbette ezeli rakibini tutan adamla arkadaşlık yapmayan manyaklar da mevcut fakat herkesin öyle olmadığı da ortada.

Taraftarlık müessesesine çok önem veren, yönetimlere karşı hep taraftarın yanında olanlardanım. Bir başkası futbolu bir eğlence, takımını kazandığı zaman sevinme, hava atma, rakibiyle alay etme aracı vs. olarak görebilir ama ben ve benim gibi "ruh sağlığı pek de yerinde olmayan" insanlar, takımları için "her şeyi" yapabilirler. Peki takımını her şeyi feda edercesine sevmek yetiyor mu? Yoksa bazı şeyleri gözardı (genel olarak) etmemize mi yol açıyor?

Kendi takımımı sona bırakayım... Galatasaray... Şu an taraftar yönetime kızmakta çok ama çok büyük ölçüde haklıdır. Takımdan bir sürü adam gitti ve transfer sezonunun kapanmasına az bir süre kala hala herkes minumum 2 yabancının gelmesini bekliyor. Keita gitti, Jo-Giovani ikilisi gitti, Uğur, Emre Güngör, Leo Franco, Mehmet Topal vs. vs... Taraftarın haliyle 2 değil 4 adam istemek de hakkı. Sonuçta Galatasaray bu, Beykozspor değil. Fenerbahçe, Beşiktaş o kadar adam alıyorken, Galatasaray da almalı. Ama... Çok değil birkaç sene öncesine dönelim... Adnan Polat henüz başkan değilken televizyona çıkıp Galatasaray maddi olarak zor durumda olduğu için para toplamadı mı? Bu olay 20 sene önce gerçekleşse tamam. Ama henüz birkaç yıl önce gerçekleşti. E Galatasaray'ı Abramovic aldı da benim haberim mi yok? Ekonomik olarak belki bir ölçü rahatlamış olabilir kulüp ama düzeyi ne kadar olabilir ki? Takım her sene Şampiyonlar Ligi'ne mi katılıyor? Bazı oyuncular 15-20 milyon euro'ya mı satılıyor? Eee? Taraftar hep ister, ister, ister... Ama gerçek taraftarın kulübün yarınını da düşünmesi lazım. Sonuçta yönetimler, futbolcular her şey gidici ama biz bu manyaklığa bir kere tutulmuşuz ve ölene kadar da bırakmamız zor gözüküyor. Fazla uzatmak istemiyorum.

Galatasaray yönetimi, yani Adnan Polat ve Adnan Sezgin transferi son güne bıraktı, halledemedi, taraftardan bir dolu küfür yedi ya. Ceplerinde net 50 milyon euro var da insanları kıl etmek için mi almıyorlar kaliteli futbolcuları? Dalga mı geçiyorlar insanlarla? Yoksa cidden ekonomik sorun mu yaşıyor kulüp? Adnan Polat'ın şu aşamada "Sevgili Galatasaray camiası ve taraftarları, elbette biz de takımımıza gereken kalitede futbolcuları kazandırmak isterdik, ama maddi imkanlarımız el vermedi, birkaç yıl daha bu sıkıntıyı çekmek zorundayız, bizi anlayışla karşılayacağınızı umuyoruz, her şey Galatasaray'ın iyiliği için" gibisinden bir açıklama yapmalıydı, yapmadı, büyük hatası var. Resmen insanları kandırdı. Ama Keita, Elano, Baros, Kewell, Jo, Giovani vs. vs alınırken ve başa da Rijkaard geçerken, Galatasaray taraftarının ne kadarlık kısmı "Tamam bu adamları alıyoruz, iyi güzel de bu takım çok büyük ekonomik sıkıntılar yaşadı, fazla uçmamalıyız" dedi? Milyonlarca taraftarı olan Galatasaray, kapasitesi Fenerbahçe'ninkinin yarısı olan stadını çoğu zaman dolduramıyor. E maça gelme, Keita'lar vs. gelirken oh ne güzel oldu de takımın ekonomik yapısını hiç düşünme, takıma transfer yapılmayınca da küfret...

Beşiktaş... Bana göre Türkiye'nin en iyi taraftar grubu Çarşı'dır açık ara, bunu hep söylerim. Ki geçen sene sırf merak ettiğimden Beşiktaşlılarla Sami Yen deplasmanına bile gittim (tam tersini de yaptım ya neyse). Fakat... Güntekin Onay'ın geçtiğimiz günkü yazısını okuyup da adama bir dolu küfreden insan gördüm. Yazı şu;

"Stadın en güzel yerinde (kapalı tribünün ortasında) gerçek değerinin 5'de 1 fiyatına oturalım.
Kapalı tribüne loca yaptırmayalım.
Stadın isim hakkını sponsorlara vermeyelim.
Formanın arkasında önünde sponsor olmasın.
Forma ve kombine satışları bir dünya kulübünün sadece 2 günde ulaşacağı rakamlarda kalsın.
Ama Schuster, Guti, Quaresma geldi! Yetmez Robinho ve Klose de gelsin.
Hiç bir şey yapma, yapılanı beğenme ama sürekli iste.
Beşiktaş bu yıldızlara en az 27-28 bin kombine satmalı, forma satışları da yüzbinler ile ölçülmeli.
Schalke bir kaç gün içinde 50 bin Raul forması satıyorsa, Aletico Madrid 48 bin 600 olan geçen yılki kombine sayısını bu sezon 50 binin üstüne çıkartmayı hedefliyorsa, taraftar olarak Beşiktaşlılar'ın da öğreneceği bir şeyler olmalı.
Böyle dünya kulübü olunmaz, yapılan transferler de karşılıksız kalır."

Altına imza atarım. Sadece tek bir şey sormak istiyorum Beşiktaşlılara. Futbol bu, oldu ya Quaresma, Guti, Schuster vs.'li Beşiktaş başarısız oldu. Yeter Demirören diye bağırmaya yeniden başlayacak mısınız? Hala Yıldırım Demirören'in büyük muhalifi olanlara lafım yok, ama bu adama büyük başkan denmeye başladı çıldırmak üzereyim. Bu kadar kolay mı büyük başkan olmak?

Fenerbahçe mi? Aziz Yıldırım'ı "hala" taparcasına seven yüzbinlerce Fenerbahçeliye her şey müstehak. Hiç ağlayıp zırlamasınlar Young Boys'a, PAOK'a elenince. Sırf kombine, forma almakla bu işler olmuyor maalesef. Daha şurada takımın başına yeni geçen Aykut Kocaman için Facebook'ta "İstifa!" grubu var, fakat Fenerbahçe'yi yıllardır diktatörlükle yöneten Aziz Yıldırım'a sesini çıkaran doğru dürüst insan yok. Bunu söylediğimde bazı Fenerbahçelilerin bana söylediği şey de şu, "Sen Fenerbahçe'yi Aziz Yıldırım kadar seviyor musun? Adam bütün parasını bizim için harcadı". Sevgi bile parayla ölçülür olmuş, haberimiz yok...

Baljic Ailesi

Au Revoir, les Enfants


Blog'da ülkemizde pek popüler olmayan ve çok sevdiğim filmleri kısaca tanıtmaya başlamıştım bir süre önce, ama nedense bayağıdır yazmamışım. Hemen devam edeyim. Filmimizin adı, başlıkta da görülebileceği üzere "Au Revoir, les Enfants". Türkçesi "Görüşmek Üzere Çocuklar". Savaş zamanında bir yatılı okuldaki çocukların hayatını/dramını anlatıyor. 2. Dünya Savaşı, Yahudi soy kırımı temalı filmleri sevenlerin, özellikle de hayatlarının bir bölümü yatılı okulda geçenlerin kesinlikle kaçırmaması gereken bir film. Ben aylar önce izlediğimde 10 üzerinden 11 vermiştim, umarım siz de beğenirsiniz...

Beklenen Galibiyet


Seyircisiz bir maçla ilgili uzun uzadıya bir yazı yazmayı sevmiyorum. Çünkü futbolcular konsantrasyon sorunu yaşıyorlar, maç normal bir maç olmaktan çıkıyor. Seyircisiz oynatacağına Van'da oynat ama seyirci olsun...

Dün akşamki 90 dakika tam da beklediğim gibi geçti. Usta ayaklar sahneye çıktı ve lige kötü başlayan Manisaspor karşısında 2 farklı bir galibiyet aldık. Fark daha da artabilirdi, veya tam tersi Manisa'dan 3-4 gol yiyebilirdik. Bilica'nın kaptırdığı top sonrası Mert'in kritik kurtarışı ve Alex-Niang ikilisi maçı bitirdi.

Yazının başlığını Alex'le ilgili atacaktım ama gereği yok, Alex'in kim olduğunu artık herkes biliyor. Dünya üzerinde "Maça 1-0 önde başlamak ister misiniz?" sorusuna "Hayır" diyecek teknik direktör var mıdır? Teknik direktörü geçtim, taraftar var mıdır? Alex'in istatistikleri ortada. Bu heykeli dikilesi adam Fenerbahçe'nin maçlara 1-0 önde başlamasını sağlıyor. Koşmuyormuş, takımı eksik bırakıyormuş falan hepsi hikaye. Senin elinde Alex varsa, tahtaya kaleciyle birlikte ilk onu yazarsın, sonrasına ona göre karar verirsin. Dün de Alex önce kaleci İlker'in büyük hatasında fırsatçılığını konuşturdu, sonra da kritik bir dakikada Lugano'ya asisti yaptı. Niang dün akşam golleri atmasaydı büyük ihtimal "E Güiza'ya kızıyorsunuz gol atamıyor diye, 3 maç oldu bunun da golü yok, üstelik pozisyona da giremiyor" vs. denecekti ama Allah'tan ustalığını gösterdi ve gollerini attı.

Belalılarım Cristian ve Bilica'yı yine beğenmedim. Ki zaten Bilica yüzünden az daha puan kaybedecektik. Lugano da attığı gole rağmen dikkat sorunu yaşadı. Ağır kaldı. Dia kısa sürede iyi işler yaptı. Mert yukarıda yazdığım gibi belki de maçı döndürdü, ama Serkan Kırıntılı'yı almışız, belki de direkt oynayabileceği bir Bank Asya ekibine kiralık verilse onun için çok daha iyi olur. Andre Santos kontenjandan dolayı yedek kaldı, zaten bu gidişle anca Twitter'dan anlamadığımız bir şeyler yazar.

Ve Okan Alkan... Dün ilk kez izledim, nazar değmesin diye övmek istemiyorum, zaten dün herkes sahada yaptıklarını gördü. En büyük avantajı Fenerbahçe'deki ilk maçında seyirci baskısının olmamasıydı. Daha önce yaptığı detaylı röportaj buradan okunabilir.

Manisa'nın başındaki Hakan Kutlu'ya bir garezim yok ama anladığım kadarıyla bu kadronun yeterli olduğunu düşünüyor, kalan 2 günde transfer(ler) yapmazsa büyük sıkıntı yaşar, 7-8. hafta gibi takımdan ayrılmak zorunda kalır.

Milli maç arası inşallah iyi gelir, sonrası kritik, derbi de yaklaşıyor.

Bir yabancı stoper bekliyorum şu son 2 günde. Bekleyip göreceğiz...

Eyüp'ten Güzel Başlangıç

Transfer sezonu sona ermeden Eyüpspor'la ilgili genel bir değerlendirme yazmak istemiyordum, çünkü son gün bile 4-5 tane oyuncu kadroya katılabiliyor, ama ligin ilk maçını 90 dakika izlediğim için bir şeyler yazmak istedim.

Takımın durumundan haberdar olmayanlar için özet geçeyim, geçen sezona çok kötü başlayan Eyüpspor, ligin başlamasından kısa bir süre sonra hoca değişikliğine gitmiş ve takımın başına eski Galatasaraylı Hamza Hamzaoğlu gelmişti. Son sıradaki takımı inanılmaz bir noktaya taşıdı, play-off'ta finale kadar gelmemize rağmen aynen Fenerbahçe'de olduğu gibi son anda şampiyonluğu kaçırdık. Hamza Hoca bu başarısının ardından Denizlispor'la anlaştı ve orada da süper bir başlangıç yaptı, 2 maçta 6 puan...

Hamza Hamzaoğlu'nun ayrılmasıyla takımın başına yine bir eski Galatasaraylı olan Cihat Arslan geçti. Birçok da transfer yapıldı. Yeni adıyla Spor Toto 2. Lig'de de değişikliğe gidildi, eskisi gibi 5 grup yok, Beyaz ve Kırmızı Grup olmak üzere 2 grup var.

Eyüp Stadı'nda çalışmalar yapıldığından ve henüz hazır olmadığından sezonun ilk 3-4 iç saha maçını Bayrampaşa Çetin Emeç'te oynayacağız ve ilk maçımızda dün Pendikspor'u 1-0 mağlup ettik.

Maç Eyüp'te oynansaydı şu anda İstanbul'da olduğumdan maça giderdim lakin Bayrampaşa'da olduğundan gitmek zor geldi. Zaten yerel bir kanal olan Tek Rumeli Tv bu sezon Eyüpspor'un iç saha maçlarını naklen yayınlayacak (uydu üzerinden frekans girilerek izleniyor), dün rahat rahat izledim.

Cihat Arslan yönetimindeki Eyüpspor, ünlü futbolcu İlyas Kahraman'ı transfer etti, dün takım kaptanı olarak ilk 11'deydi 10 numaralı formasıyla. Onun dışında rakibimiz Pendik'in golcüsü, aynı zamanda eski futbolcu Evren Turhan'ın kardeşi olan Serkan'ı aldık, zaten dün son dakikalarda golü de o attı. Geçen sezon Konya Şeker'de oynayan ve daha önceki yıllarda üst liglerde de oynamışlığı bulunan Gökhan Caba, kaleci Emrullah, Karşıyaka'dan aldığımız Eser, dün yedek başlayan eski Galatasaraylı Sedat Debreli vs... Takımın büyük bir bölümü yeni, izledikçe daha ayrıntılı şeyler yazacağım inşallah. Rakip Pendik'te ise yılların golcüsü Coşkun Birdal kaptandı. Coşkun dışında eski Adanasporlu Güngör Öztürk, Serhat Akın'ın kardeşi Serkan, Rasim Vardar gibi isimler Abdülkerim Durmaz yönetimindeki takımın tanıdığım isimleriydi.

90 dakikaya gelirsek... Maçın özellikle ilk 30-35 dakikası ben takımı bayağı beğendim. Biz hep hücum yaptık, Pendik kapandı, pozisyon vermemeye çalıştı, alan daralttı. İlyas klasını gösterdi, ara pasları güzeldi. Açıkçası ben maça bu kadar iyi başlayacağımızı düşünmüyordum. İkinci yarıda Pendik dengeyi kurdu, hatta zaman zaman üstündü. İlk yarıdaki hücum futbolundan eser yoktu 2. yarıda bizim takımda. Daha ilk maç, bunu eleştiri olsun diye yazmıyorum, bilgi vermek amacıyla... Pendik bu dakikalarda golü bulabilirdi ama bulamadı. Son dakikalarda ise ev sahibi olmanın da vermiş olduğu baskıyla Eyüp daha fazla yüklenmeye çalıştı ve son bölümde oyuna ağırlığını koyan Serkan Turhan golünü attı, Eyüpspor'a 1-0 galibiyeti getirdi. Maçın hakkı beraberlikti belki ama son dakika golüyle kazanmak tabii ki güzel üstelik maçı Eyüp'te oynamıyorken.

Maç Eyüp ve Pendik arasında oynandı ama kavga Bayrampaşalılarla bu iki takım taraftarları arasında çıktı. Orada değildim, ne desem yalan olur ama inşallah bu tarz olaylar ilerleyen haftalarda yaşanmaz. Transfer sezonu biterken yeni transferler yapılırsa yeni bir post atarım. Bu arada maçla ilgili bir fotoğraf bulamadım, ilerleyen saatlerde/günlerde bulursam ekleyeceğim...

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Wolfsburg'lu Diego!


Şu entry'mi okuyanlar Diego'yu ne kadar sevdiğimi bilirler, en sevdiğim yabancı futbolcudur Gerrard'la birlikte, onunla birlikte ben de Wolfsburg'a geçtim, inşallah Bundesliga'da yılın futbolcusu olur...

Hafta Sonu Maçları #1


Sivasspor-Bursaspor: Ligde zirveye oynarken geçtiğimiz sezon küme düşme tehlikesi yaşayan Sivasspor ile, son şampiyon Bursaspor bu akşam 21:00'de Sivas'ta karşılaşacak. İki takım da lige gayet iyi başladı, Sivas bilindiği gibi ilk maçta Galatasaray'ı mağlup etti, geçen hafta da deplasmanda Antalyaspor ile berabere kaldı. Ertuğrul Sağlam önderliğindeki Bursaspor fire vermeden 6 puanı almayı başardı. 2 maçta gol yemediler ve 3 gol attılar. Sivas'ta takımın başarılı ismi Hayrettin 3-4 hafta sahalardan uzak kalacak, önemli bir eksiklik. Galatasaray'ı deplasmanda güzel bir oyun sonucu mağlup eden Bursaspor elbette galibiyete daha yakın ama ben Mesut Bakkal, Ceyhun Eriş, Mehmet Yıldız ve ev sahibi olma etkenlerini de göz önünde bulundurarak direkt "0" oynanması gerektiğini düşünüyorum. İddaa oranı 3.00, Betsson oranı 3.10. Risk almak istemeyenler Bursaspor'a çifte şans oynasınlar. Bursaspor'da sakat olan Turgay ve kadroya giremeyen Kirita'nın Sivas'a götürülmediğini de hatırlatayım.

Wolves-Newcastle: Lige iyi başlayan Wolverhampton ile yeni yükseldiği ligde acayip sonuçlar alan Newcastle arasında oynanacak maç bugün 17:00'de başlayacak. Ev sahibi ekip ilk hafta Tuncay'ın takımı Stoke City'yi 2-1 mağlup etti, geçtiğimiz hafta da Everton ile deplasmanda 1-1 berabere kaldı. Benim de İngiltere'de desteklediğim takım olan Newcastle ise ilk maçında deplasmanda Manchester United'a 3-0 yenilirken, kendi sahasında Martin O'Neill'sız Aston Villa'yı 6-0 gibi tarihi bir skorla mağlup etti. Carroll ve Kevin Nolan'ın çok formda olduğunu söyleyebiliriz (gollerin 5'inin altında bu iki ismin imzası var). Bahis oynarken oranlar önemlidir, oran daha düşük olsa ben bu maçta belki üst oynamazdım ama Betsson'da 2.5 üstüne 2.20 gibi süper bir oran var. İddaa'da da 1.85, fena sayılmaz. Newcastle'ın bu dengesiz maçlarından sonra bu oranlarla üst seçeneği kaçırılmaz.

Karabük-Beşiktaş: Ligin yeni ekibi Karabükspor ilk maçında evinde Manisaspor'u 2-1 mağlup etti, geçtiğimiz hafta da Kayseri'ye Cangele'nin golüyle 1-0 yenildi. Sezona transfer şampiyonu olarak başlayan Beşiktaş ise, Avrupa'da zayıf rakiplere karşı farklı galibiyetler alsa da, Türkiye'deki dişli takımlara karşı aynı başarıyı gösteremiyor. Elbette ilerleyen haftalarda takım çok daha iyi olacaktır ama özellikle 2-0 kaybedilen İBB maçında gördük ki, istediğin kadar transfer yap, istediğin kadar yıldızın, yabancın olsun, dengeli bir takım oluşturamadıktan sonra başarı gelmez. Maçla ilgili görüşüme gelirsek, Buca maçında olduğu gibi, Beşiktaş'ın yine kazanacağını düşünüyorum ama zorlanarak.. 3-4 farklı bir Beşiktaş galibiyeti benim için sürpriz olur. İlerleyen haftalarda böyle galibiyetler alabilir Beşiktaş ama hem dediğim gibi herşey oturmuş değil, hem de Karabük evindeki ilk maçı kazanmış olmanın verdiği güvenle daha farklı çıkacaktır Beşiktaş maçına, öyle fazla pozisyon vermeyeceklerdir. Karabük gol atarsa maç üste gidebilir ama ben 1-0 veya 2-0'lık bir Beşiktaş galibiyeti bekliyorum. 2.5 altının Betsson oranı 1.74, İddaa oranı 1.75...

Mersin İdman Yurdu-Tavşanlı Linyitspor: Bilindiği gibi Bank Asya 1. Lig geçtiğimiz hafta başladı ve maçları artık şifresiz olarak Trt 1'den takip edebiliyoruz. Mersin'in Adanaspor deplasmanında oynadığı maçın büyük bir bölümünü izledim geçen hafta ve benden artı puanı almayı başardılar. Bu maç seyircisiz oynanacak, öncelikle bunun altını çizeyim. Çok önemlidir bu ve benim dediğim tahmine sırf bu yüzden oynamayacaklar bile olabilir. Tavşanlı ligin yeni ekibi, evlerinde geçtiğimiz hafta Altay ile berabere kaldılar, maçı izlemedim ama kadro olarak Mersin'den daha gerideler. Musa Kuş, Şehmus Özer, Ilgar Gurbanov, kaleci Kerem İnan, büyük ihtimal sonradan girecek olan büyük golcü Yunus Altun gibi isimlerle maçı zor da olsa kazanacaklarını düşünüyorum. İddaa oranı 1.55 iken, Betsson oranı 2.00...

Sunderland-Manchester City: Dün de yazdığım gibi dikkat ederseniz düşük oranlı maçları yazmamayı çalışıyorum. Yoksa 1.10, 1.20, 1.30-1.35'lik oranları az çok kafası çalışan herkes yazabilir gazeteyi eline alıp. Ama getirisi çok düşük, oynamanın da anlamı yok büyük paralar yatırılmayacaksa. La Liga, Serie A gibi ligler yeni başlıyor, ilk hafta olduğundan bulaşmak istemedim, ilerleyen haftalarda diğer liglerden de yazacağım elbette. Bunu yazdıktan sonra Sunderland-Manchester City maçına geçeyim. Öncelikle bu karşılaşmanın gayet zevkli geçeceğini düşünüyorum. Netten yayın imkanı bulursam da çok önemli bir işim çıkmadığı takdirde oturup izleyeceğim. İlk 2 maçından sadece 1 puan alan Sunderland bu maçı da kaybederse büyük yara alır. Rüya takım oluşturma gayretinde olan Manchester ekibi ise lige iyi başladı, zorlu 2 maçtan 4 puan çıkarmayı başardılar. Adamım Darren Bent faktörünü de göz önüne alarak, 2 takımın da maçta gol atacağını düşünüyorum ve gollü bir karşılaşma olmasını bekliyorum. 2.5 üstü oranı İddaa'da 1.70, Betsson'da 2.00. Alt-üst oynamayı sevmeyenler risk alıp 0 da oynayabilirler. Garanticiler ise pek tabii ki 0-2 çifte şansa yönelsinler.

Fenerbahçe-Manisaspor: Seyircisiz oynanacak bu maçta Manisaspor yerine sezona daha iyi başlayan bir Anadolu takımı olsaydı daha farklı şeyler söyleyebilirdim ama Manisaspor lige cidden çok kötü başladı... Karabük'e yenildiler, geçen hafta da evlerinde Ankaragücü'nden 3 yediler. Fenerbahçe'yi de zaten Fenerbahçeli olmayanlar bile yakından takip ediyor, fazla bir şey yazmaya gerek yok. Fenerbahçe kazanıra oynamak oranı açısından mantıksız, bu yüzden handikaplı Fenerbahçe diyorum. Yani 2-0, 3-1, 4-2 veya daha farklı mağlup ederiz Manisa'yı. İddaa'da normalde Fenerbahçe'ye 1.10 veriyor, hiçbir şekilde değmez seyircisiz maçta lakin handikap oranı 1.55.. Betsson'da ise 1.29'a 1.70...

27 Ağustos 2010 Cuma

Bahis Köşesi


Blog'da uzun zamandır bahis tahmini yapmıyordum. Aslında bu bahislere uzun süre ara vermemden kaynaklanıyordu ama başlamamdan beri de yazmadım.

Öncelikle kendi tavsiyelerimi ve kriterlerimi yazayım. Söylediğim hiçbir maça/kupona 5-10 liradan fazla basmanızı kesinlikle önermiyorum. Geliriniz çok yüksekse daha fazla oynayabilirsiniz tabii ki ama ortalama bir geliriniz varsa, öğrenciyseniz veya da bahisten gelen parayı yatırmayacaksanız, sonradan çok pişman olacağınız, zora gireceğiniz şeyler yapmayın. Bunu genel bahis kuralı olarak söylüyorum, çok zor durumda kalan insanlar tanıdım, zaman zaman ben de sıkıntı çektim.

Ben bahis oynamadığım maçı gelip de size oynayın diye yazmam. Kazanırsam beraber kazanırız, veya kupon tutmasa da maçı bilirsek beraber bilmiş oluruz. Yine aynı şekilde takip etmediğim liglere, kağıt üzerindeki istatistiklere göre tahmin yapmam. Onu zaten kendiniz de yapabilirsiniz az biraz matematik bilgisiyle. Dolayısıyla benden Norveç 2. Ligi'nden, Japonya'dan vs. tahminler beklemeyin.

Şunu da belirtmek istiyorum, ben oranları Betsson'dan takip ediyorum ve Betsson'da oranı 1.35-1.40'tan düşük banko gözüyle bakılan maçları yazmayı düşünmüyorum hiçbir zaman. Anca 2-3 beraberlik söylersem, 4. maçı tamamlama adına yazabilirim. Sonuçta kimsenin büyük paralar yatırmasını istemiyorum ve 3-5-10 lira yatırarak, o oranlarla bir şey kazanılmaz.

Bahis zaman ve ısrar işidir, futbolu şartlardan dolayı yeterince takip edemiyorsanız ve bilginize güvenmiyorsanız bahis oynamayın. Zaman zaman kendime göre çok büyük paralar kazandığım gibi, uzun süre hiç kazanamayıp cepten yediğimi de bilirim. Israr o yüzden önemli. Ben hiç kazanamıyorum deyip bırakırsanız olmaz. Ama dediğim gibi zaten takip etmiyorsanız hiç oynamayın.

Zaman zaman çok kötü tahminler de yapabilirim, ama genelde kendime güvenmesem gelip de buraya tahmin yazmam. Ki zaten çoğu maçı, sürprizi bilecek olsak, ben kendimi geçtim, Avrupa futbolu için, Mert Aydın, Ogan Tarhan, Güntekin Onay, Türkiye ligleri için Rıdvan Dilmen, Mehmet Demirkol gibi adamlar köşeyi dönmüşlerdi, şimdi yorum yapmıyorlardı ekranda.

Hafta sonları ve hafta içleri (yeteri kadar maç varsa) tahmin yapacağım düzenli olarak. Kısaca eksikleri, maç hakkında görüşlerimi yazacağım, dileyen herkes de kendi fikirlerini, benim eksiklerimi -örneğin, bir oyuncu oynamıyordur, ama benim haberim yoktur- yazabilir. Dediğim gibi az çok anlarım bu işlerden ama benden iyilere de saygı duyarım, fikirlerini merak ederim.

Bu haftanın maçlarını bu gece, en geç yarın öğlene kadar yazarım. Herkese bol şanslar...

Anket: Fenerbahçe'nin Çözüm Yolu


Maçın Ardından


Böyle bir sonucun ardından kimsenin teknik-taktik konuşacak hali kalmıyor. Tabii 2006'da Denizli ve 3 ay önce Trabzonspor maçlarını yaşayan bir Fenerbahçeliye böyle elenişler cidden koymuyor (en azından kendi adıma konuşuyorum). Bu eleniş orta sahaya ve stopere transfer yapılmasını sağlayacaksa eğer, elendiğimize sevindim bile diyebilirim.

Maç öncesi yazımda Fenerbahçe'nin gol yiyeceğini düşündüğümü belirterek, Lille maçında statta olan biri olarak yine benzer şeylerin olmasını istemediğimden maça gol için saldırarak başlamamız gerektiğini yazmıştım. 3 gol atmalıydık, atamadık... Maç uzadıktan sonra yenilen gollerde deplasman takımı avantajı geçerli olmasa maçın uzatmaya gitmesi avantaj olurdu pek tabii ki bizim için. Ama ağır stoperlerle ve belirli bir dakikadan sonra oyundan iyice düşen Emre, Alex gibi kilit adamlarla fazla pozisyon vermesek dahi golü yiyeceğimizi adım gibi biliyordum ben.. Maalesef öyle de oldu.

Bu akşamdan sonra Aykut Hoca'yı savunacak değilim (maç özelinde). Aykut Kocaman'ın hiçbir zaman çok çok iyi bir hoca olduğunu düşündüğümü vs. yazmadım, ama Dünya'nın en kötü hocalarından biri olsa dahi Aykut Kocaman'ı sonuna kadar destekleyeceğim, bunun bilinmesini istiyorum. Sezonu bir tamamlasın, en azından 1 sezon takımı çalıştırdı diyebilelim, sonra oturup düşünürüz. Ne yani, Avrupa'dan elendik diye hemen Aykut Hoca'yı gönderelim mi? Zamanında ligde 5 maçta 3 galibiyet 2 beraberliği olan bir başka efsanemiz Rıdvan Dilmen, MTK maçlarının ardından istifa etmişti. Çok mu iyi olduk o takımı bırakınca, hatırlayın o günleri... Zeman geldi, 4-3-3'te ısrarcı oldu, Pendik'e elendik, o da gitti Turhan Sofuoğlu ile sezonu tamamladık.

Kusura bakmayın, ilk aşkımı öyle 2 günde harcayamam...

Süt Kardeşler




26 Ağustos 2010 Perşembe

Yeni Otobüs



Takımın yeni otobüsünü çok beğendim açıkçası, resmi siteye bakmayanlar için blog'a da koyayım dedim. İnşallah uğurlu gelir PAOK maçı öncesi...

Loto Loto Loto...





PAOK Maçı Öncesi


Sezon başı takım Avrupa'dan elendiğinde insan ne kadar kızmak istese de fazla kızamaz. Adı üstünde "sezon başı"dır çünkü. Anca yapılmayan transferler için söylenilebilir. En azından ben kendi adıma böyle düşünüyorum. Fakat Young Boys'a elenmemizle İstanbul'daki PAOK maçı hayati bir önem taşır oldu. Yarın akşam hiç düşünmek istemesem bile alacağımız kötü bir sonuç neticesinde Avrupa Kupalarına katılamadığımız 2003/04 sezonundan beri ilk defa sezon başı Avrupa macerasına son noktayı koymuş olacağız. Daha da önemlisi Aykut Kocaman'a çok ağır eleştiriler gelecek, taraftarın ve kamuoyunun gözünde kredisi önemli ölçüde azalacak. Bu sezon "Aykutbahçe"li olduğum için, Aykut Kocaman'ın başarısıyla daha çok ilgilenir haldeyim cidden.

Tabii kötümser olmaya da gerek yok, Niang, Stoch gibi transferlerle kadromuz çok güçlendi. Geçen sene sayısız eksikle çıktığımız ve PAOK'tan kat kat güçlü olan Lille karşısında son dakikalarda elendiğimizi unutmayalım. Fenerbahçe adına yakışır bir biçimde "mücadele ederse" yarın turu zorlanmadan geçeriz. Aykut Kocaman'ın istediği de zaten sahadaki 11 futbolcunun da olabildiğince mücadele etmesi.

Volkan (genç Mert)/Gökhan Gönül-Lugano-İlhan-Andre Santos (Caner)/Mehmet Topuz-Cristian-Emre-Stoch/Alex/Niang 11'iyle sahaya çıkmamız bekleniyor. Caner'in bir sürprizle ilk 11'de başlayabileceğini düşünüyorum Andre Santos'un Trabzon maçındaki kötü performansından sonra.

Aykut Kocaman'ın kafasında nasıl bir düşünce var bilmiyorum, önceliği kaleyi gole kapamak mı, yoksa gol atmak mı olacak? Kalede Mert oynarsa -ki Trabzonspor maçında penaltıyı kurtarıp maçı son dakikaya taşımasına rağmen- önünde Fenerbahçe'ye henüz alışamamış İlhan'ın oynadığı düşünüldüğünde, bol pozisyon vermesek bile kalemizde maalesef gol göreceğimizi düşünüyorum ben. Lille maçı geliyor aklıma bir de hep. Sen o kadroyla iyi kötü 80 küsüre kadar götür, talihsiz bir gol ye, elen.. Yarın uzun süre oyunu 2-0 önde götürüp son dakikalarda yiyeceğimiz bir golle elenme riskimiz var. Dolayısıyla ben İlhan ve Mert hatta benim için "kangren Cristian" olan oyuncumuzla beraber 1-0'a yatmanın çok riskli olduğunu, tam tersine maça "gol için" başlamamız gerektiğini düşünüyorum. İyi bir Fenerbahçe bu PAOK'a kendi evinde 3 gol atar. Kadrolar, şartlar çok değişti tabii ki ama unutulmaz İnter maçında iki Galatasaraylı yakın arkadaşımla maçtaydım ve o akşam galip geldiysek, PAOK'tan hiçbir şekilde korkmamalıyız. Benimkisi sadece çekince... İlhan'ın yerine sağlam bir stoperimiz, önde de Cristian'ın yerine "eski Aurelio" olsaydı, yarın önce gol yememeyi düşünebilirdik. Nasıl olsa kendi evimizde neredeyse her maçta gol atıyoruz. Umarım yarın akşam da kadrodaki açıklar/dolayısıyla yapmadığımız transferler yüzünden kafamızı duvarlara vurmayız...

Maça gidecektim, Biletix'in sitesine de girdim zamanında bilet almak için.. Ama o an Trabzonspor maçında yaşananlar/yaşadıklarımız geldi aklıma, ne zaman giderim bilmem ama en azından bir süre daha Kadıköy'de bir Fenerbahçe maçına gidemeyeceğime eminim... İnşallah yarın hayal kırıklığı yaşamayız ve ilk aşkım Aykut Kocaman'ın kredisi azalmaz.

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Şenol Güneş ve 3 Büyükler


Özellikle bizim Belgarath iyi bilir, ona hep söylemişimdir Şenol Hoca'yı gayet beğendiğimi, sevdiğim bir hoca olduğunu. Sadece son aylarda, bizi "darmadağın" ettikten sonra değil. Hatta o Şenol Güneş'i pek beğenmezdi ve özürünü diledi sonunda. :)

Yazıyı fazla uzatmak istemiyorum, direkt konuya geleyim. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş... Neden bu kulüpler teknik adam değişikliğine gittiğinde Şenol Hoca'nın adı hiç gündeme gelmez? Bakın göreve getirilmesini geçtim, adı bile hiç geçmiyor. Fenerbahçe'ye onlarca hoca sayılıyor, ben şimdiye dek Şenol Güneş'in bir kez adını duymadım. Ersun Yanal ve Abdullah Avcı son yıllarda 3 büyükler için adı geçen Türk hocalar Fatih Terim&Mustafa Denizli ve Bursaspor'u şampiyon yapan Ertuğrul Sağlam'ın yanında. E peki Şenol Hoca? Tamam, Yılmaz Vural'ın "fazla hareketli" olduğu için 3 büyüklerde görev almasının imkansıza yakın olduğunu biliyoruz. E Şenol Güneş'in ne suçu var? Fazla efendi, terbiyeli olması mı? Futbolculuk kariyeri desen futbolculuk kariyeri. Hocalık kariyeri desen ayrı. E bu adamın zirve noktası Trabzonspor mu? Milli Takım'da bir daha göreve getirilir mi bilemiyorum ama 3 büyükler için en azından neden adının hiç geçmediğini çok merak ediyorum. Aragones'e falan 10 kez tercih ederim Şenol Güneş'i... 

19 Ağustos 2010 Perşembe

Transfer Ve Eksikler...


Transferle, nasıl transferler isteğimle ilgili görüşüm bellidir. Geçtiğimiz devre arasında "Bir Quaresma'mız Eksikti!" ve "Fenerbahçelilerin Transfer Beklentisi" başlıklı iki yazıda görüşlerimi detaylarıyla belirtmiştim. Üzerine de yazacak fazla bir şeyim yok açıkçası. Geçen günkü yazımda da eldeki futbolcularla nasıl bir 11 oluşturulacağının daha iyi olacağını yazmıştım kendi görüşlerim doğrultusunda.

Şimdi oradan mevki mevki devam edelim.

Kalede Volkan'a güvenim her zaman tam. Takımda Alex, Gökhan Gönül ve Emre ile birlikte ilk onun adını sayarım. Yedeği için Serkan Kırıntılı'yla anlaşıldığı söyleniyor. Serkan çok genç yaşta çıkış yapan, zaman zaman saçma sapan goller yiyen bir kaleci. Ama henüz 25 yaşında olmasına rağmen 136 kez 1. Lig'de mücadele etmiş. Bizim genç kaleciler Volkan ve Mert'in ise şimdiye dek 1. Lig'de oynadığı toplam maç sayısı sadece 7. Volkan'ın Kayseri'ye verildiği söyleniyor. Bizde hiç oynamadan çürüyüp gidecekti, sevindim eğer transfer gerçekleştiyse. Özet olarak, Serkan gelip Volkan gidecekse kalede sorun yok.

Sağ bekte sakatlıktan dönen Gökhan Gönül'ün alternatifi maalesef hala alınamadı. Bekir ve Önder maalesef olmuyor orada ki Önder'in de genç Volkan gibi Kayseri'ye verildiği haberlerini okudum. Önder'in Fenerbahçe'ye verecek bir şeyi kalmamıştı. Gerçi Mehmet Topuz Gökhan Gönül'ün eksikliğinde sağ bekte değerlendirebilir, Topuz sağ bekte düşünülüyorsa transfere de gerek yok ama Daum geçen sezon genelde düşünmedi ve Aykut Hoca düşünüyor mu bilmiyorum. Mehmet Topuz'u bekte oynatmak kafasından geçmiyorsa kesinlikle bir sağ bek alınmalı.

Sol bekte Andre Santos'un yerinde oynayabilecek iki isim, Caner ve Uğur Boral. Lakin ikisi de aslında sol açık. Uğur uzun dönemdir sol bekte oynamadı, zaten sakatlıktan nasıl döneceğini bilemiyoruz. Caner ise Galatasaray'da sol bek oynadığı dönemlerde çok eleştirildi. Allah korusun Andre Santos uzun süreli bir sakatlık yaşarsa transfer sezonu bittikten sonra, Caner'le götürebilir miyiz şüpheliyim. Ki ben hep Gökhan Gönül gibi sürekli hücuma çıkan bir bekle Hakan Balta gibi daha kontrollü bir bekin oynaması taraftarıyım. Andre Santos hala sol bekte "tamamdır" dedirtemedi bana.

Defansın göbeğine gelirsek... Maalesef alalım da banko oynatalım diyebileceğim tek bir Türk stoper dahi yok. Eskiden Alpay'ı alırdık, Ogün'ü alırdık, yine Mustafa Doğan vs. oynardı, şimdi güven Bekir'e güvenebilirsen. Bekir esasında geçtiğimiz sene stoper oynadığında gayet başarılı maçlar çıkardı ama yine de güven vermiyor. İlhan desen pek tanıdığım bir futbolcu değil. Sol ayaklı olması avantajı. Metin Diyadin'in onun için söylediği olumlu şeylerden sonra umutlanmıştım ama hala kafamda soru işareti olarak duruyor. Lugano-Bilica ikilisine gelirsek... Lugano'nun eleştirdiğim bazı yönleri var, ki genelde ben bunları söyleyince Fenerbahçeliler bana kızarlar. Ben hoca olsam ve elimde yeterli imkanlar olsa Lugano yerine daha soğuk kanlı, daha "dengeli", psikolojik sorunları olmayan bir futbolcuyu tercih ederim ama bu şartlarda Lugano'nun yeri bankodur, tartışılamaz.

Geçtiğimiz sezonun ortalarından beri Bilica'nın Fenerbahçe için yeterli olmadığını söylüyorum. Çok kritik maçlarda yaptığı önemli hatalar gözümde kredisini bitirdi. Üstüne Beşiktaş maçında vs. yaptıkları da eklenince iyiden iyiye kıl olmaya başladım Bilica'ya. Cristian konusuna da geleceğim ama şunu söylemek istiyorum ki, Bilica'nın yerine bir "Högh" transfer edebilirsek, bu takım Cristian'a rağmen şampiyonluğun bir numaralı adayı haline gelir. Ama Aykut Hoca geçenlerde hem Bilica'dan, hem de Cristian'dan memnun olduğunu söyledi, umarım sezon içinde "keşke" demez.

Orta sahaya geçeyim. Burada öncelikle 6 yabancı kuralından da bahsetmemiz gerekiyor. Niang, Dia, Stoch yeni transferlerimiz. E defans hattında 3 tane yabancı var, bir de Alex etti 7. Cristian'ı da oynatacağını düşünürsek hocanın 8 ediyor ki, iş iyice içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Aykut Hoca hepimizden fazla düşünüyordur tabii ki bunları ama dengeyi oturtmak çok önemli. Ben savunmada 3 yabancının banko olduğunu düşünerek bir 11 kuruyorum ve ona göre eksikleri belirtiyorum.

4-4-1-1 mi, 4-2-3-1 mi, 4-3-3 mü, ne oynayacağımızı şu an için bilmiyorum, eminim ki Aykut Hoca da henüz karar verebilmiş değil. Çünkü anladığım kadarıyla Stoch ve Dia'yı kesinlikle bir arada ilk 11'de oynatmayı düşünüyordu ama Alex'le birlikte oynadıklarında savunma zaafiyetleri ortaya çıkıyor. Zaten 6 yabancı kuralı da buna izin vermiyor. Sol önden başlayalım.

Ben herhangi bir sakatlık yaşamadığı takdirde, Stoch'un yerinin en az Gökhan Gönül, Emre vs. kadar banko olduğunu düşünüyorum. En az 6-7 kez izlemediğim bir futbolcu hakkında kesin kararlar vermeyi doğru bulmam ama mantalite olarak benim çok olumlu bulduğum bir transfer. Çıkışta, Dünya Kupası'nda oynadı, çok genç ve aşırı bir bonservis bedeli ödenmedi, üstelik Galatasaray'ın elinden kapıldı. Caner, Uğur, Özer, hatta Andre Santos, Dia vs. sayıldığında sol ön/açıkta sorunsuz bir sezon geçecektir. Tabii Andre Santos ve Stoch'un uyumu çok önemli. Stoch savunma yönü fazla olmayan bir oyuncu olduğu için, Andre Santos çok dikkatli olmalı. Gökhan sık sık çıkıyor, e bir de Dia geri gelmesin, orta saha mahvolur.

İşte hem bu yüzden, hem de 6 yabancı sınırından dolayı sağ önde Özer veya Mehmet Topuz oynamalıdır diyorum. Kazım'ı ise kafamdan tamamen silmiş durumdayım, artık Fransa'ya mı gider, İngiltere'ye mi bilemem. Bazı zayıf rakiplere karşı Stoch-Alex-Dia üçlüsü ve önde Niang oynayabilir ama sezon genelinde solda Stoch, ortada Alex, sağda Mehmet Topuz veya Özer oynamalıdır. Sağ tarafta da bir rotasyon sıkıntısı yaşanmayacaktır (tabii çok önemli sakatlıklar yaşanmadığı takdirde). Dia transferi mi? Sezon içinde önemli sorunlar doğurabilir, bence yapılmamalıydı. Bunu kötü oyuncu vs. olduğundan söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Mantalite olarak aslında o da doğru bir transfer Stoch gibi. Genç, çıkışta, vs...

Emre geçen sene kariyerinin en iyi sezonlarından birini geçirdi, belki de yılın 2-3 oyuncusundan biri oldu fakat "ya sakatlanırsa" sorusu hep akıllarda maalesef. Bu yüzden geçen sezon "istenileni veremeyen", bende hayal kırıklığı yaratan iki isim "Özer ve Mehmet Topuz", Fenerbahçe'nin kilit adamları olacaktır. İnşallah geçen sezonun üstüne koymuşlardır. Bunu neden diyorum, diyelim ki Emre sakat veya cezalı. Bu durumda Selçuk ve Cristian'ın bir arada oynama ihtimali yüksek. Bazı önemli deplasmanlarda ve derbilerde Selçuk ve Cristian yan yana oynayabilir eyvallah ama özellikle tamamen kapanan savunmalara karşı bu ikili ofansif anlamda çok yetersiz kalıyor. Yaratıcılık özellikleri 0'a yakın olduğundan, oyunu kurmakta ve savunmayı açmakta çok zorlanıyoruz. Ya Emre'nin alternatifi olarak bir transfer yapılmalı, ya da o bölgede Emre'nin yokluğunda Özer veya Mehmet Topuz oynamalı, Cristian-Selçuk ikilisinden biri değil.

Cristian'a gelince... Zaten 3 defans, Alex, Niang ve Stoch/Dia'dan dolayı ona ilk 11'de yer kalmıyor. İyi bir yedek olabilir bu takımda ancak. Ha tabii olur da çok iyi oynarsa, özrümü de dilerim, ama bu takımda çok büyük işler yapacağına ihtimal vermiyorum.

Heykeli dikilesi insan Alex'in ilk 11'deki yeri her zaman hazırdır. Eskiden Alex'in yokluğunda önemli alternatiflerimiz vardı. Bazen Tümer maçı alıp götürüyordu. Ama şimdi "o eski halimden eser yok şimdi"yi söyleyen bir Deivid var sadece... Onun da gönderileceği konuşuluyor. Aykut Kocaman'ın Alex'in yokluğunda ne yapacağı da en çok üzerinde durulması gereken konulardan biri. Niang iyi çalım atabilen, adam geçebilen bir futbolcu, belki Alex'in yokluğunda 4-4-2'ye döneriz, belki yine Niang Alex'in mevkisinde oynar, Semih Niang'ın yerine geçer, veya da Stoch Alex'in yerinde oynar. Tamamen 4-3-3'e döner miyiz, onu zaman gösterecek. Dönmeli miyiz, o da uzun uzun tartışılacak bir mevzu ya, şimdi hiç açmayayım.

Ve geldik en uca... Niang transferi doğru mu? Yerine Gyan, Gomis, Grafite vs. başkası alınmalı mıydı? Fransa Ligi'ni hiç sevmediğimden, yılda maksimum 4-5 maç izlerim. Lyon, Bordeaux, Marsilya ne gelirse.. Özetlere bile bakmam çoğunlukla. Dolayısıyla Niang da Dia gibi tanıdığım, uzun uzadıyla anlatabileceğim bir isim değil. Tabii ki oyuncuyu tanımayan herkes gibi ben de netteki videoları izledim. Niang'ın dikkatimi en çok çeken özelliği, yukarıda da yazdığım gibi çalım atıp, adam geçebilmesi. Uzun yıllardır hiçbir golcümüzde bu özellik yoktu. Onu yakından tanıyanlar "Niang tamamdır, Fenerbahçe'nin işine yarar" diyorlar ama buraya ne futbolcular geldi, hiçbir şey yapmadan döndüler. Niang transferinin benim için 2 olumsuz özelliği var. Birincisi boyu. Tam Stoch ve Dia'yı almışken sağdan soldan gelir kafayla işi bitiririz diyordum ama tek santrfor oynayacak bir golcü için boyu kısa. İkincisi de yaşı değil (tabii yaşı nedeniyle Gyan'ı tercih ederdim, o ayrı mesele), kariyeri boyunca hep Fransa'da oynaması, başka bir ülkeye çıkmaması. Bu benim için önemli bir kriterdir, hem teknik direktörler, hem de futbolcular uzun yıllar tek bir ülkede görev aldıktan sonra başka bir ülkeye transfer olduklarında hayal kırıklığı yaratabilirler. İnşallah Niang'la en azından 2 sezon mutlu günler yaşarız.

Semih bu haftaki performansını uzun vadeye yayabilirse -ki Twitter'da bu sezon bambaşka bir Semih izleyeceksiniz deyip duruyor- ve Gökhan Ünal da vasatın altında kalmazsa, Niang'ın yokluğunda sıkıntı yaşamayız.

Şimdi toparlama zamanı... İlk 11'imiz, Volkan/Gökhan Gönül-Lugano-Bilica-Andre Santos/Mehmet Topuz-Özer (Mehmet Topuz'la yeri değişebilir)-Emre-Stoch(Dia)/Alex/Niang'tan oluşmalı. Bilica ve Emre'nin yanına/Cristian'ın yerine yani bir adam alırsak süper olur ama alacağımızı sanmıyorum. Bu iki mevki dışında kaleye Serkan Kırıntılı ve Mehmet Topuz sağ bekte değerlendirilmeyecekse bir sağ bek alınması gerekiyor. Eski Deivid geri dönmeyecekse de -ben tamamen ümidi kestim- oyuna sonradan girmeyi kabullenecek ve Alex'in yokluğunda oynayacak Tümer-Deivid karışımı bir futbolcuya kesinlikle ihtiyacımız var. Bilica ve Cristian'ın yerine birini almayacaksak en azından bu transferi yapmalıyız.

Tabii Aykut Kocaman 4-3-3'e geçerse ve Alex yedek kalmaya başlarsa/ülkesine dönerse, yazdıklarımın büyük bölümü geçerliliğini kaybeder, yeni bir değerlendirme yazmak zorunda kalırım.

Tarihi Üçlü


Euro 96 öncesi bu başlık atılmış Milliyet'te. Güzel fotoğraf.

Fotoğraf: Cüneyt Şengül

17 Ağustos 2010 Salı

Robinho Transferi Hakkında Birkaç Şey



Bir aydır Robinho'yla yatıp kalktığımıza göre yönetim ne kadar inkar etse de böyle bir transfer çabası var demektir.

Robinho'yu alırız almayız o ayrı mesele. Ama madem onu alacak kadar paramız var neden ihtiyacımız olan mevkilere daha efektif adamları düşünmüyoruz izanım almıyor.

Robinho için bahsedilen 30 milyon avroya, kabaca Gökhan İnler, Hamit Altıntop, Eren Derdiyok üçlüsünü transfer edebiliriz. Bu üçlü sağ bek, ön libero ve forvet problemimizi çözer artı yabancı kontenjanı probleminden de yırtarız.

Sağ bekinde Lahm, ön liberonda Essien oynar o zaman oyuncu kaliteni bi level yukarı taşımak için Robinho'ya talip olursun. Takım bu kadar eksikken bir de üstüne kontenjan problemin varken Robinho'ya talip olmak bile fantastik edebiyat gibi geliyor bana.

Beşiktaş'ta böyle bir kulüp Stavrumlar, Ohenler nerede Robinho nerede? Bi ortasını bulsak piyasayı dağıtacaz de neyse...

13 Ağustos 2010 Cuma

Ve Ahmet Çakar Evlenirken...


Herkesin evlilik fotoğrafını koyup da Türkiye'nin bir numaralı şovmeni Ahmet Hoca'nın fotoğrafını koymamak olur mu? 12 Aralık 1993'te iş adamı Metin Ersoy'un kızı Arzu ile Pera Palas'ta evleniyor Çakar. Nikah şahitleri Yusuf Namoğlu ve Mehmet Kösematoğlu. İki kızları var bu evlilikten. Arkada ayakta duran da Bülent Yavuz...

Fotoğraf: Tuncay Şen / Milliyet

Hatırlayan?


Edit: Evet, yazma zamanı geldi. 1996'da Fenerbahçe'ye transfer olan gurbetçi Özkan Koçtürk. O sene Beşiktaş'la oynadığımız TSYD Kupası maçında gollerimizden birini o atmıştı, ama son dakikada Şifo'nun penaltıdan attığı golle maç 2-2 berabere bitmişti ve kupayı kaybetmiştik (Beşiktaş'ın 9, Fenerbahçe'nin 10 kişi kaldığı maç olarak hatırlanır). Bizde tutunamayıp, Dardanel'e transfer olmuştu. Daha sonra da uzun süre Altay forması altında ter döktü. Bize de golünü atmıştı. Hatırlamış olduk... İlk olarak Twitter'dan Stepapp nickli arkadaş, daha sonra da Coşkun abi bildi. Yalnız yanındaki yöneticiler bile hatırlamıyor olabilir adını. :))
  

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Stoch&Alex&Dia


"X'le Y yan yana oynar mı?" tartışması yapılır hep.. Fenerbahçe'nin de benzer bir sorunu var bu sene. Aslında transfer sezonu bitmeden uzun uzun yazmak anlamsız ama lig başlıyor...

Futbolu kendimi bildim bileli çok yakından takip ederim, hiçbir zaman öyle iyi anladığımı falan iddia etmedim, zaten büyük konuşmak da yanlıştır fakat bildiğim bir şey var ki, süper ötesi bir ön liberon yoksa, bir takımda savunma yönü zayıf anca 3 oyuncu oynayabilir. Zayıf bir rakiple iç sahada oynanıyorsa bu sayı 4'e çıkabilir ama normal şartlarda 3'ün üzerine çıkıldığında büyük sorunlar yaşanır. Benzer şeyleri geçen sene Galatasaray için yazmıştım, Galatasaraylı arkadaşların bazıları kendilerince haklı olarak tepki göstermişlerdi fakat Rijkaard'ın da belli bir aşamadan sonra nasıl bir sistemle oynadığını gördük.

Fazla uzatmayayım, eğer Alex kalacaksa ve dolayısıyla da ilk 11'de oynayacaksa, Dia ve Stoch'tan biri yedek kalmalıdır. İç sahada oynanan bazı maçlarda -hadi buna deplasmanda oynanan birkaç maçı da ekleyelim- Alex-Dia-Stoch ve golcü maça ilk 11'de başlayabilir ama güçlü ekiplerle oynadığımızda hüsran yaşarız. Bana göre Aykut Kocaman Dia'yı transfer ederek yanlış yaptı. Takım içi dengelere çok önem veririm, yedek kalacak her yıldız sorun potansiyeli taşır. E zaten Alex kalacaksa maçlara ilk 11'de başlar. Aksi düşünülemez. Yanlış anlaşılmasın, bana kalsa Alex yedek de kalabilir, sonradan girip de son 30 dakikada yine büyük katkı sağlar fakat benim bildiğim Alex yedek kalmayı kabullenmez. E Stoch ve Dia da büyük umutlarla geldiler İstanbul'a, önemli ücretler ödendi. Çok büyük ihtimalle de onlara ilk 11'deki yerlerinin banko olduğu söylendi. 31 yaşında, sakatlıklar geçirmiş Deivid yedek kaldığında, uzun süre oynamadığında ses çıkarmayabilir ama Dia ve Stoch için aynı şeyleri söylemek zor. Alex'i gönderdikten sonra alsaydı Dia'yı, tamamdı.

Dia'nın röportajını okudum, kendi ağzıyla defansif yönüm zayıf diyor. Alex ayrılırsa, bütün yazdıklarım boşa gidecek, ben en azından 1 yıl daha kalacağını varsayarak bu yazıyı yazıyorum. Ki gönderilecekse de önce heykeli dikilmelidir, o da ayrı bir yazı konusu. E golcü 1, Alex 2. Defansım kötü, 4-3-3 sağ açığıyım diyen Dia 3. E Stoch da fazla geri gelmeyi sevmeyen, daha çok Overmars tarzı 4-3-3 sol açık oyuncusu. Hepsi bir arada maalesef olmaz. Kayseri, Bursa vs. deplasmanlarında bu 4'lü bir arada oynarsa fark yeriz Cristian böyle oynamaya devam ederse.

Çok çok güçlü, istikrarlı, kariyerlerinin en önemli yıllarını yaşayan 2 orta saha oyuncumuz olsaydı bu 4'lü bir arada oynayabilirdi ama maalesef Emre'nin yanında Cristian oynayacak gibi. Örneğin 4'lü defansın önünde Aurelio-Appiah-Emre 3'lüsünden ikisi, Dia-Alex-Stoch'la oynayabilirdi. Gerçi Alex, Lugano, Bilica, Santos, yeni golcü, Cristian, Dia, Stoch 8 yabancı ediyor. Kimler yedek kalacak o da tartışılır, nedense hiç gündeme gelmiyor.

Transfer sezonunun sonuna kadar sadece 1 golcü alacaksak, bana göre ilk 11'imiz şu şekilde olmalı (Alex'in kalacağını varsayıyorum yine), Volkan/Gökhan Gönül-Lugano-Bilica-Andre Santos/Özer-Mehmet Topuz-Emre-Stoch (Dia)/Alex/Niang veya herhangi biri. Özer'le Mehmet Topuz yer değiştirebilirler, ikisi de defansa yardımcı olabilen oyuncular. Skor olarak önde değilsek, 55-60'ta girer Dia veya Stoch, sorun değil.

Herkes bu konu hakkındaki fikrini yazabilirse fikir alışverişinde bulunabiliriz. Dia-Alex-Stoch bir arada oynar mı? Cristian hakkındaki düşünceleriniz? Hangi 6 yabancı ilk 11'de olmalı?

8 Ağustos 2010 Pazar

Krallar


Aralık 1993.. Beşiktaş'ı deplasmanda Uche'nin son dakika golüyle yendiğimiz maçın birkaç gün öncesi.. Bu fotoğrafı çok sevdim ben, şemsiye falan.. Bülent de tip olarak bambaşkaymış o zamanlar...

5 Ağustos 2010 Perşembe

Babalar ve Oğulları


Ahmet Çakar babasının yolundan gidenlerden. Babası Mustafa Çakar, onun gibi doktor ve hakemdi.


Metin Tokat da Ahmet Çakar gibi babasının mesleğini seçenlerden. Talat Tokat da uzun yıllar düdük çalmış.


Ve bir diğer hakem baba-oğul. Oğuz Sarvan, Muzaffer Sarvan.

Alıştık Artık...


Bu akşam elendiğimiz için zerre üzülmedim kendi adıma. Sadece Aykut Kocaman, Alex, Gökhan Gönül, Volkan ve birkaç oyuncu için daha üzüldüm o kadar.

Aziz Yıldırım ve yönetimini "hala" destekleyen milyonlarca Fenerbahçeli bunları hakediyor, kimse kusura bakmasın.

Aykut Kocaman'ın turun kaybedilmesinde tek hatası Alex'i çıkarmaktı bana göre. Sonuna kadar arkasında olduğumu tekrardan belirteyim. Bu takım 3 maçtır 10 kişi oynuyor, böyle bir ahmaklık olamaz.

Yönetim de bu gece açıklar artık golcü transferini!!! Zico'yla Şampiyonlar Ligi ön elemesinde Dinamo Kiev'e elendikten sonra yapılan transferleri hatırlayın...

Not: Cristian'la bu iş olmaz, daha kaç kez söyleyeceğim bilmiyorum. Seni sevmiyorum sütoğlan...