29 Haziran 2009 Pazartesi

Ashley Tisdale

Güiza Farkı


Bu adamı tam 1 senedir destekliyorum. Gerek basında, gerek blog aleminde benim kadar onun arkasında duran bir insan yoktur herhalde. Güiza klasını gösterdi ve İspanya ile Güney Afrika arasında oynanan 3.'lük maçında, 57. dakikada Torres'in yerine oyuna girdi, 88 ve 89. dakikalarda 2 gol attı ve İspanya'yı 2-1 öne geçirdi. Güney Afrika, uzatmaların son dakikasında attığı süper frikikle maça eşitliği getirdi ve maç uzadı. Son zamanlarda izlediğim en güzel frikik golü diyebilirim. Xabi Alonso, 107. dakikada kullandığı serbest vuruşla maçın sonucunu belirledi. Güiza'nın 2. golü çok güzel, çok güzelin de ötesinde... Maçın 10 dakikalık geniş özetini buradan izleyebilirsiniz...

Yeni Uche Olur mu?


Fenerbahçelilerin kalbinde yeri ayrıdır Uche'nin. Uche'den sonra hiç siyahi bir stoperimiz olmadı -tam 16 yıl olmuş Uche geleli- . Konfederasyon Kupası'nda izledim ilk kez adam gibi Onyewu'yu, gayet de beğendim. Yeni Uche olur mu bilmiyorum ama bildiğim şey, Lugano giderse -ki çok büyük ihtimal gidecek- yerine Onyewu'nun geleceği...

Uğur Meleke'nin kendisiyle ilgili yazısını şuradan okuyabilirsiniz...

Hakeme Gözlük

Bir Kupa Daha Bitti


Uzun zamandır çok dengesiz yaşıyorum, örneğin dün akşam hiç uyumadım, sabah 11 gibi yattım ve birkaç saat önce annemin aramasıyla uyandım. Maçın da 49. dakikasına yetişebildim, açtığımda skor 2-1'di. Maçı dikkatli bir şekilde izlemediği halde yorum yapanlardan biri değilim, hiçbir zaman da olmak istemem.

49. dakikadan, maçın bittiği 93. dakikaya kadar Brezilya oyunun tek hakimiydi ve maç tek kale oynandı. Tim Howard çok iyiydi, hakem yanlış görmediysek tamamı geçen topta gol kararı vermedi, Ömer Üründül'deki futbol sevgisini bir kez daha gördük, büyük ihtimal Fenerbahçe'ye gelecek olan Onyewu yine iyiydi, duruş olarak zayıfın yanında olduğumdan Amerika'nın 3. golü atmasını bekledim fakat olmadı.

Dunga ve ekibi bilmem kaç maçtır yenilmese de, Dunga benim için büyük bir antrenör değildir, hatta kötü bir antrenördür. Brezilya'nın maçlarına -önemsiz maçlarına- genelde bahis oynadığım için net üzerinden izlerim karşılaşmaları tv vermese bile, bu karşılaşmalarda Brezilya'dan hiç ışık alamadım. Ayrıca Dunga'nın yeni çocukları da öyle aman aman futbolcular değiller bana göre. Adamım Felipe Melo'nun da kendini herkese göstermesi için iyi bir turnuva oldu.

İtalya'dan hiçbir şey beklemiyordum -4-3 kazandıkları Yeni Zelanda hazırlık maçını izlemiştim onların turnuva öncesi, o maçta çok kötüydüler- haklı çıktım. Villarreal'deki Rossi kendini gösterdi attığı gollerle fakat yine de yedek kaldı. İspanya'da ise keşke Güiza oynasaydı ve izleyebilseydik...

Mektubumu Buldun mu?


Albümün çıktığından haberim vardı fakat indirmeyi düşünmüyordum (Göksel'in albümüne para verecek kadar zengin değilim kusura bakmasın). 3 hafta önce bir arkadaşım, "Çok güzel bir albüm kesin dinle" dediği zaman dinlemeye başladım. Göksel için ölüp biten biri değilim fakat zevkle dinlediğim bir şarkıcıdır kendisi. Özellikle Yeşilçam şarkılarını çok sevdiğimden -ki bunda hep o yıllarda yaşamak istememin de etkisi vardır- bu albümü de çok sevdim. Herkesin bildiği, Senden Başka, Dudaklarında Arzu, Gülmek İçin Yaratılmış, Sen Bensiz Ben Sensiz gibi şarkılar var albümde. En çok Gülmek İçin Yaratılmış yorumunu beğendim ben. Tam liste şu şekilde,

1. Baksana Talihe
2. Ağlamak Güzeldir
3. İnanmam
4. Çaresizim
5. Dudaklarında Arzu
6. Gülmek İçin Yaratılmış
7. Mektubumu Buldun mu?
8. Bilemedim
9. Senden Başka
10. Güle Güle Sana
11. Şimdi Sen Varsın
12. Sen Bensiz Ben Sensiz

28 Haziran 2009 Pazar

Mahşerin 5 atlısı


Bu fotoyu çok net hatırlıyorum, o gün aldığım gazetede vardı. Yaklaşık 15 yıllık. Ogün, Hami, Küçük Soner, Küçük Hamdi ve yanılmıyorsam Şeyhmuz. Böyle bir gülüş olamaz hakikaten ya. Fotoyu çeken ne dediyse artık... Yalnız Soner başka bir tarafa bakıyor... Ben en çok Şeyhmuz'un gülüşünü sevdim.

Semih'in ilk 11'i


Ntv'de şu an izlediğim bir program var. Televole'nin ilk zamanlarına benzeyen bir program. Futbolcularla geyik yapıyorlar, tatilleri ile ilgili, transfer görüşmeleri ile ilgili konuşuyorlar. Futbol Tatilde'ymiş adı programın. Semih'e bir 11 kurmasını söyledi röportaj yapan kişi. Tam duyamadım, yılın 11'ini mi yoksa en beğendiği 11'i mi seçtiğini... Semih'in 11'i şöyle. 4-4-2 yaptığını da belirtelim.

Volkan

H. Balta - Bilica - Servet - G. Gönül

Arda - Emre - M. Topal - M. Topuz

Nobre - Semih

Semih'in takım arkadaşlarından Alex'i, R. Carlos'u, Lugano'yu, Edu'yu, Deivid'i, Güiza'yı saymaması dikkat çekici. Ayrıca şampiyon Beşiktaş'tan da eski takım arkadaşı Nobre dışında hiç kimseyi saymadı. Forvete gelindiğinde kendisinin yanına birini seçecekken, röportajı yapan kişi, "Alex olur herhalde" dedi ama Semih, "Yok ben en çok Nobre'yi beğeniyorum Türkiye'deki santrforlardan" dedi. Alex'i söylememesi hakikaten dikkat çekici. Özellikle Fenerbahçe'deki Güney Amerikalılarla Türkler arasında sorun olduğu söylentileri Semih'in bu söylediğinden sonra daha bir inanılır oldu. Takımda 8 tane yabancı futbolcu var ve Semih hiçbirini saymadı...

27 Haziran 2009 Cumartesi

Ne Kadar Gençlermiş!


Nedved, Salas, Vieri, Marchegiani hepsi çok gençmiş. 1998/99 sezonu, son defa oynanan Kupa Galipleri Kupası Vieri'nin ellerinde. Ayrıca hakikaten kötüymüş Lazio'nun forması...

Nihat Kahveci Değerlendirmesi


Bundan birkaç yıl önce Fenerbahçeli bir arkadaşımla Nihat hakkında konuşmuştuk. O Nihat'ı sevmiyordu, ben de bir Fenerbahçeli olarak Nihat'a laf söyletmiyordum. Birkaç gün önce de Belgarath ile konuştuk Nihat hakkında. Daha Beşiktaş'a transfer olmamıştı. O da beğenmiyor Nihat'ı.

Ben dediğim gibi Nihat'ı bayağı severim, Beşiktaş'a çok yararlı olacağına inanıyorum. Fakat takımın bir an önce 4-4-2'ye dönmesi lazım. Risk almaya gerek yok, Nihat'ın uzun boylu bir santrforla hücum bölgesinde başarılı olduğu ortada. Nihat'ı 4-3-3'te açık pozisyonunda oynatırsa Mustafa Denizli, gerekli verimi alamaz bana göre. Nihat-Bobo ikilisi olmaz, Nihat-Nobre ikilisi başarılı olabilir fakat ikisinin de sık sık sakatlık yaşadığı düşünüldüğünde sıkıntı olabilir.

Beşiktaş'ın gerçek hedefi Şampiyonlar Ligi ise, minumum 1.85 boyunda, hava toplarında etkili ve topu arkadaşlarına indirebilen bir santrfor alması lazım. Tabii Bobo-Nobre varken, Beşiktaş bir santrfor daha alır mı, tartışma konusu.

4-4-2 oynanmasını istememin diğer bir sebebi de, Holosko. Holosko da beğendiğim bir oyuncu ve Beşiktaş'ta direkt ilk 11'de oynamalı. 4-3-3 oynanırsa sağ açıkta Nihat oynayacağı için Holosko yedek kalır. Biri sol açıkta denenebilir demeyin, risk almaya gerek yok...

Son olarak, Nihat'ın alacağı para, takım içerisinde sorun yaratabilir. Ama Nihat sezona iyi başlarsa ve takımı sırtlarsa kimse ağzını açmaz...

25 Haziran 2009 Perşembe

Matthew Booth


Konfederasyon Kupası'ndaki Güney Afrika'nın stoperi... En önemli özelliği, vuvuzela seslerini kesebilme özelliğine sahip olması. Afrikalılar onu çok sevdikleri için top ona geldiğinde, vuvuzelaları bırakıp, "buuuuuuuuuut" diye bağırıyorlar. 11 Booth lazım yani futbolseverlere...

Felipe Melo


Sözlükteki ilk entry'sini ben yazmıştım, tam da dediğim gibi oldu ve Brezilya Milli Takımı'nda oynuyor ve çok başarılı. Önemli olan, bu gibi oyuncuları Fiorentina'da ve Brezilya'da oynarken milyon eurolar vererek almak değil, insanlar tarafından bilinmiyorken ucuza keşfedebilmek. Bu yaz Fiorentina'dan ayrılıp daha üst düzey bir takıma transfer olacağını düşünüyorum.

Djibril Cisse Komşu'ya Geçti


Yunanistan'ın iki büyüğü son yıllarda, özellikle bu yıl transferde önemli ataklar yapıyor, 8 milyon euro karşılığında Cisse'yi transfer etti Panathinaikos. 4 yıllık sözleşme imzaladı ve toplam 10 milyon euro alacak. Bu paraya Beşiktaş da alabilirdi onu, yeni bir Nouma yaratabilirdi taraftarların gözünde... Geçtiğimiz sezon Sunderland'de 35 maçta 10 gol attı.

Joe Hart Birmingham'da!


26 Ocak 2009'da, Ekşi Sözlük'te şunları yazmıştım onun için;

"Birkaç yıl içerisinde İngiltere Milli Takımı'nın kalesini koruyacağını düşünüyorum. Gerçekten çok yetenekli bir kaleci. Her ne kadar Kasper Schmeichel'ı da beğensem de, Joe Hart ondan daha iyi bence. Schmeichel geçen sene çok iyi maçlar çıkarmıştı fakat bu sene kaleyi Hart'a kaptırdı. Sezon başı Uefa Kupası'nda Midtjylland'ı Hart sayesinde eledi Manchester City. İngiltere Milli Takımı'nın kalesini koruyacağını düşündüğüm gibi, Arsenal, Manchester United, Barcelona gibi kulüplerin transfer listesine gireceğini de düşünüyorum Manchester City kalesini korumaya devam ettiği sürece."

Devre arasında Shay Given'ı transfer etti M. City ve Hart yedek kalmaya başladı. Önümüzdeki sezonu da Birmingham City'de kiralık olarak geçirecekmiş. 22 yaşındaki kalecinin kendini daha fazla geliştirebilmesi için yedek kalmaması gerekiyor, o açıdan iyi oldu bu transfer...

Mellberg Bu Sefer de Olympiakos'ta!


Mellberg'in Panathinaikos'a transfer olduğunu geçtiğimiz günlerde yazmıştım burada. Neler oldu, neler bitti detaylarını bilmiyorum ama, bu sefer de Olympiakos'a transfer olduğunu öğrendik. Aek'ya transfer olarak yaz aylarını tamamlayacağını düşünüyorum. Şaka bir yana, gerçekten bayağı beğendiğim bir oyuncu ve bonservis ücreti olarak sadece 2.5 milyon euro ödenmiş.

9&54

18 Haziran 2009 Perşembe

Fredrik Ljungberg

Ah Juninho Ah


Sırf Fenerbahçe değil, diğer kulüplerimize de gelmesini isterdim açıkçası. Hele hele yeni kulübünde 2 yılda toplam 3.5 milyon dolar alacağını öğrendiğimde daha da üzüldüm. Deivid'e iki yılda 4.6 milyon euro verildiği ortamda bayağı az geldi bana 3.5 milyon dolar. Frikikleriyle hiç unutulmayacak bir isim Juninho. En farklı frikik atan futbolcu bana göre...

17 Haziran 2009 Çarşamba

Şampiyon Efes Pilsen!


6 maçlık seri sonunda sona erdi ve Efes Pilsen şampiyon oldu. Bütün maçlar çok çekişmeli geçti izleyenlerin kabul edebileceği gibi. 1-2 pozisyonun girip girmemesiyle her şey değişebilirdi. Efes burun farkıyla şampiyon oldu diyebiliriz. Tüm Efes Pilsenlileri tebrik ediyorum.

Fenerbahçe'nin Yabancıları


Transfer sezonu açıldı ve gayet hareketli geçiyor. Alınabilecek Türk oyuncu sayısı da sınırlı olduğundan, önemli olan kaliteli yabancı oyuncularla kadroyu takviye etmek. 8 yabancı oyuncusu vardı Fenerbahçe'nin (Alex, R. Carlos, Güiza, Edu, Lugano, Josico, Maldonado, Deivid), Bilica ile 9 oldu bu sayı. Aziz Yıldırım'ın, +2'yi yedek oturmayı kabul edebilen oyunculardan oluşturmayı düşündüğünü de hesaba katarak kısa bir değerlendirme yapalım yabancı oyuncular hakkında.

Edu: Bilindiği gibi ağır bir sakatlık geçirdi, sahalara ne zaman döner, tam olarak bilmiyoruz, bir açıklama da yapılmadı açıkçası. Edu'yu her şeye rağmen severim, takımda kalması taraftarıyım. Ekim-Kasım gibi sahalara dönebilecekse en geç, +2 kontenjanından biri onun olur.

Alex: Futbolu bırakana dek Fenerbahçe'de oynaması gerektiğini düşünüyorum. Yeri gelir yedek kalır oyuna girer, yeri gelir ilk 45 dakika oynar. Ama Alex'in ölüsü Fenerbahçe'de iş yapar. Önemli olan, Alex'e göre sistem kurulup kurulmayacağı. Luca Toni gibi hayvani bir santrfor alınmayacaksa, takımın çift forvet oynaması lazım, çift forvet oynandığı takdirde de Alex ya yedek kalır, ya da 4-3-1-2 oynanılması gerekir. Uzun yıllardır çözüme kavuşturulamayan bir sorun bu.

Maldonado: Kalmasını isteyen yoktur herhalde takımda. Fazla bir şey yazmaya da gerek yok aslında.

Josico: Maldonado için yazdıklarım onun için de geçerli. Gerçi Josico'nun art arda oynadığını göremedik, kötü oyuncudur demek yanlış olur fakat bu vakitten sonra yer bulamaz takımda... Simao gelmişti yıllar önce ön liberoya, ondan farkı yok ikisinin de benim için.

Roberto Carlos: Özellikle geçtiğimiz sezon, ilk sezonuna göre daha yararlı oldu fakat aldığı 4-4.5 milyon euro'luk oyunu oynuyor mu? Hayır. %99 kalacak Fenerbahçe'de. Avrupa'da yükseliş hedefleyen Fenerbahçe'nin sol beki, sırf marka olduğu için alınan Roberto Carlos olmamalı. Lyon, Porto gibi ekipler neden Roberto Carlos'u almazlar hiç düşündünüz mü?

Güiza: Bonservis bedeli olan 14 milyon euroluk oyunu oynadı mı? Hayır. Ama Fenerbahçe'nin bütün maçlarını izleyen bir taraftar olarak, Güiza'nın bu gayet ünlü (!) karısıyla/sevgilisiyle (her neyiyse artık) sorun yaşadığı 1-2 aylık dönem hariç iyi top oynadığını söyleyebilirim. Özellikle Daum'un Fenerbahçe'sinde çok iş yapacağını, önümüzdeki sezonun en iyi oyuncularından biri olacağını düşünüyorum. Ha o gönderilecekse, yerine Luca Toni tarzı tek forvet oynayabilecek bir oyuncu alınacaksa, gitmesi taraftarıyım. O da şu an için %99 kalacak gibi.

Lugano: Lugano ile ilgili birçok kez yazı yazdım. Görüşlerimin hala arkasındayım. Lugano gibi her maç kırmızı kart görme potansiyeli barındıran bir oyuncuyu, gayet iyi bir defans oyuncusu olmasına rağmen takımında istemiyorum. Lugano'nun daha iyisini, daha sinirsizini, psikolojisi daha düzgün olanını bulmak zor mu? Yolu açık olsun, zaten çok büyük ihtimal takımdan ayrılacak.

Deivid: Genelin askine Deivid'in takımdan ayrılmasını istiyorum. Geçenlerde sözlüğe şunları yazmıştım Deivid için;

"Deivid 29.5 yaşında. Kariyerinin son yüksek maaşlı kontratını imzaladı büyük ihtimalle. Bir fenerbahçeli olarak sevindiğimi söyleyemem bu habere.

Bunun Deivid'i sevip sevmememle bir ilgisi yok. Bıktım Brezilyalı futbolculardan. Fenerbahçe'nin İskandinav ülkelerin kaliteli futbolcularını transfer etmesini istiyorum. Güney amerikalı, Güney amerikalı nereye kadar? Bilindiği gibi Deivid ilk yılında yedek kalıyordu, taraftar da alışmıştı yedek kalmasına. Hatta gönderilecek yabancı futbolcular sıralamasında ilk sıralardaydı. Sonra sağ açıkta şans buldu, bunu değerlendirdi ve Avrupa'da kritik gollere imza attı. Buraya kadar tamam, Deivid'i seviyorum, kendisine şimdiye kadar yaptıkları için teşekkür ediyorum. Fakat eğer Alex Fenerbahçe'de oynayacaksa, ve de Kennet Andersson tarzı bir golcü transfer edilmeyecekse, Deivid'in bu takımda işi yok. Tabii bunlar bizim dememizle olacak işler değil. Ama ben olması gerekeni söylüyorum. Sırf Deivid ile değil, Alex ve Roberto Carlos'la da sözleşme uzatılması hatadır. Doğru bir oyun sistemiyle Alex'in sözleşmesinin uzatılmasına sıcak bakabilirdim fakat Alex ve çift forvetin oynayabileceği tek sistem olan 4-3-1-2'yle uzun bir süre daha oynanacağını sanmıyorum."

"Şu ana kadar yaptıkları için kendisine teşekkür edilmeli (hatta görürsem elini öperim, çok duygusal bir ortam oluşursa Chelsea, İnter gibi takımlara attığı kritik goller için ayağını bile öpebilirim) ve yollar ayrılmalı. Gerçek bir sağ açık almalı Fenerbahçe..."

Tabii bunlar benim düşüncelerim ve isteklerim. Yönetime göre ise;

Kesin kalacaklar: Alex, Güiza, R. Carlos, Bilica, Deivid, Edu. Sadece Edu sakat diye gönderilebilir veya sözleşmesi askıya alınabilir.

Gidecekler: Lugano, Maldonado, Josico.

Kısaca, Fenerbahçe'nin 2 tane yabancı transfer hakkı var. Bu iki ismin de çok kaliteli olması gerekiyor bana göre. Biri ön liberoya, diğeri de sol açığa yapılmalı. Bekleyip göreceğiz...

16 Haziran 2009 Salı

Kral Geri Döndü...


Bu görevde fazla kalacağını düşünmesem de (Daum ile anlaşacağını sanmıyorum), hoşgeldin diyorum Kocaman Aykut'a...

Fabio Cannavaro


Yeri ayrıdır bende. Scugnizzi nickini almamın sebebidir kendisi.

Poulsen Transferi


Fenerbahçe yönetiminin geçen sezon en büyük hatası önce sezon başında Josico gibi kalitesiz bir ön libero almak, sonra da devre arasında Josico ve Maldonado'yu gönderip yerine kaliteli bir ön libero almamaktı. Bunları yapmayınca bırakın şampiyonluğu yıllar sonra ilk 2'ye giremedik. Şimdilerde Poulsen transferi konuşuluyor. Uzun zamandır İskandinav bir futbolcuyu transfer etmemişti Fenerbahçe (en son Kennet Andersson alınmıştı). Ben de Brezilyalı futbolculardan bıktığım için, İskandinav futbolcuların transfer edilmesini istiyordum, Poulsen ismi sırf bu açıdan bile benim için iyi bir gelişme.

Ayrıca adamın kalitesi ortada, 22 yaşında Schalke'ye transfer oluyor ve 4 yıl oynuyor. Sonra Sevilla'ya geçiyor, kariyerinin zirvesini Juventus'a transfer olarak yapıyor. 28 Şubat 1980 doğumlu Poulsen, geçtiğimiz yıl 23 Serie A maçında oynadı. Ayrıca Danimarka Milli Takımı'nın formasını şimdiye dek 64 kez giydi ve 5 gol kaydetti. Fenerbahçe'ye çok pahalıya mal olmazsa, çok başarılı bir transfer olacaktır. Zamanında Appiah'a verildiği gibi 8 milyon euro ona da verilebilir. Yılda da yaklaşık 3 milyon euroyu hakeden bir isim bana göre Poulsen. Fenerbahçe'ye geldikten sonra ağır bir sakatlık geçirmezse, çok yararlı olacağına inanıyorum. Takımı bir üst noktaya taşıyacaktır tek başına...

Jaime King

Brezilyalı Futbolculardan Sıkılmak


İlk Gerson transferiyle başladı Fenerbahçe'de Brezilyalılar dönemi. Birkaç ayda gönderilen Sergio ile devam etti. Yine kötü bir transfer olan Simao, rahatsızlığı yüzünden dönen Washington, adamım Fabio Luciano, bizden biri olan Marco Aurelio, çok yararlı işler yapan Nobre, çok kısa bir dönem Fenerbahçe'de kalan Fabiano, Türkiye'ye gelen en iyi yabancılardan biri olan Alex, Lugano'dan daha çok sevdiğim Edu, Uğur Boral'la Carlos'tan daha iyi anlaşan Vederson, Türkiye'ye transfer olan açık ara en ünlü futbolcu olan Roberto Carlos ve kritik maçların oyuncusu Deivid. Atladığım varsa hatırlatırsanız sevinirim. 13 oyuncunun 9'u son 6 yılda gelmiş. Çoğunu da bayağı severim ama açıkçası sıkıldım bu Brezilya ve Güney Amerika ekolünden. Öncelikle çok rahat isimler. Tamam büyük bir bölümü sakin, sessiz, sahada çirkeflik yapmayan oyuncular fakat bu kadar rahatlık fazla. Ayrıca takım içinde grup oluşturduklarını düşünüyorum, bu da kötü bir yanı takımda bu kadar Brezilyalı olmasının. Benim görüşüm Fenerbahçe'de 2'den fazla Brezilyalı olmamalı. İskandinav alın (ki Poulsen alınıyor büyük ihtimal), Afrikalı alın, Alman alın, Hollandalı alın... Zaten benim olayım Brezilyalı oyunculardan sıkılmaktan çok bu ekolden sıkılmak.

Mellberg Komşu'da...


Yıllardır gerek İsveç Milli Takımı'nda, gerek Aston Villa'da izlediğim bir oyuncuydu. Hayrandım kendisine. Hep Fenerbahçe'ye gelmesini istemiştim, fakat Yunanistan'ın güçlü ekibi Panathinaikos'a transfer olduğunu öğrendim. Bilica'nın yanında kim oynayacak Fenerbahçe'de, soru işareti... Bakalım Mellberg'den daha iyisini alabilecekler mi?

15 Haziran 2009 Pazartesi

Gündemden Kısa Kısa


Uzun bir zamandır canım hiçbir şey yazmak istemedi. Tüm okurlardan özür diliyorum. Son zamanlarda gelişen olaylarla ilgili kısa kısa yorumlar yapmaya çalışacağım.

Önce Real Madrid'in iki süper transferinden başlayalım. Real Madrid'i eskiden beri hiç sevmem, sevmememin en büyük sebeplerinden biri de başarısızlığın ardından kim varsa transfer etmesidir. Baktığımız zaman geçen sezon öyle süper bir hücum hatları yoktu tamam, ama asıl sorunları savunmadaydı. Lig sonuncusundan sadece 5 az gol yemişlerdi. Hal böyle olunca defansa ve ön libero bölgesine dünyanın en iyilerini almaları gerekirken, C. Ronaldo, Kaka ve hatta David Villa veya bir başka transfer ne kadar doğru, tartışılır... Özellikle onların gelmesiyle bence takımdaki Hollandalıların bazılarıyla yollar ayrılacak. Bence bu isimler Van der Vaart ve Sneijder olacak.

Fenerbahçe'nin Lugano-Edu ikilisini beğenmezdim, beğenmezdim ama seneye bu ikiliyi arayacak gibiyim. Sivasspor'da başarılı olan Bilica ve Antep'ten Bekir alındı, muhtemelen bir stoper daha alınacaktır. Lugano'yu, bana göre psikolojisinin aşırı derecede bozuk olduğunu düşündüğüm için istemiyordum fakat daha iyisi gelmeyecekse gitmesinin bir anlamı yok. Hele bir de ezeli rakiplerden birine transfer olursa siz o zaman görün şamatayı.

Efes-Fenerbahçe ve Lakers-Orlando Magic serilerindeki bütün maçları izledim. Lakers'ın şampiyonluğunu kutlayayım, seride Orlando'yu desteklesem de.. Bizim seride ise, ilk 2 maçtan sonra herkes 4-0'ı bekliyordu fakat çok kötü bir noktaya gelindi. En son maçta yaşananları hiç konuşmak istemiyorum aslında ama yazmazsam olmaz. Bütün maçlar şimdiye kadar son ana kadar çekişme halinde geçti. Bu maçın da öyle olacağı belliydi, takımların kadro kalitesi denk... Hakemler hakkında konuşmayı sevmem, hatta uzun bir süredir de konuşmuyorum. Serideki en son maçta son dakikada yaşananları herkes biliyor, baştan anlatmama gerek yok. Öyle bir kural olduğunu açıkçası bilmiyordum ben, kural varsa -ki var- , hakem doğrusunu yapmıştır. Sonraki teknik fauller de doğru bana göre. Rasim ve Mirsad çok yanlış işler yaptılar. Ben ikisini de diskalifiye ederdim hakem olsam. Bir Fenerbahçeli olarak bunu çok net söyleyebiliyorum. Fenerbahçe'nin yine de şampiyon olacağına inanıyorum son 2 maçı kazanıp.

Topuz Saracoğlu'nda gövde gösterisi yaptı. Daha doğrusu yönetim yaptı, o konu mankeniydi. Oraya giden, ondan imza alan herkese yazıklar olsun diyorum, başka da bir şey demiyorum. Tavrımı herkes biliyor zaten bu konuda. Seni sevmiyorum sütoğlan!

Thomas Doll, Jürgen Röber gibi isimlerin ülkemize gelmesi sevindirici. Yalnız getiriyorsanız minumum 2 yıl kulüpte tutmanız lazım bu gibi adamları. 3 ay sonra gönderecekseniz bir anlamı kalmaz.

Özer, Türkiye'de transfer edilebilecek 4-5 isimden biriydi. Sakatlığı vardı bildiğim kadarıyla, önemli olan sakatlığın ardından sezona formda girmesi. Yararlı olacağına inanıyorum gerçekten.

Son yorumumu da foto ile ilgili yapayım. Eminim ki Aykut Kocaman böyle bir transferi istemiyordur, istemeyerek orada bulunmuştur. Bu gibi yanlışlara uzun süre göz yumacağını sanmıyorum Aykut'un... O da Aziz Yıldırım'ın adamı olursa işte o zaman konuşacak şey kalmamış demektir...

Not: Unuttuğum önemli bir konu varsa, yorum bölümünde belirtirseniz sevinirim. Onlar hakkında da bir şeyler yazmak isterim...

9 Haziran 2009 Salı

Beşiktaş'ın transfer gündemi -1


Beşiktaşlıların alışık olmadığı bir transfer sezonu yaşıyor. Doğru mevkilere doğru isimler düşünülüyor. "Brezilya Milli Takımı'nın sol bekini alacağız" deyip Ricardinho'yu getiren adamlardan beklenmeycek bir tavır.

Öncelikle savunmadan başlayalım. Cisse ve Zapo gidecekse iki kontenjan açılır. Ben bunlardan birinin kaleciden yana kullanılması taraftarıyım. Mesela, Manuel Neuer şahane bir seçim olur. Transfermarkt'a göre fiyatı 9 milyon Avro bence daha aşağı da çekilebilir. Ha Shalke verir mi orası ayrı ama Ernst'i veren takım Neuer'i neden vermesin? Gerçi Shalke verse Magath vermez. Neyse onu alamıyorlarsa Adler'i alsınlar ama bir yabancı kaleci alınsın mutlaka. Rüştü ve Hakan'ın Avrupa performansı ortada. Yazık olmasın güzelim kadroya.

Denizli'nin aklında yabancı kontenjanı yüzünde ligde stoperlerden feragat etmek var sanırım. Gökhan Zan'daki ısrarının nedeni de bu olsa gerek.

Papa Gueye diyorlar bence çok iyi bir transfer olur. Adamı canlı canlı izlemiştim. Güçlü, hızlı, top kontrolü olan bir oyuncu. Beşiktaş forvetinin anasını ağlatmıştı. Şampiyonlar Ligi'nde iyi iş çıkarırsa sağlam bir paraya İtalya'ya bile satabiliriz.

Sol bek için düşünülen Caner iyi bir transfer ama 4 milyon Avro gibi bir rakam telafuz ediliyor. Bobo'ya 6 milyon Avro değer biçilen bir piyasada çok pahalı bir transfer olur. Daha maliyetli olacaksa o mevki için Sivas'tan Hayrettin düşünülebilir. İbrahim'le dönüşümlü takılırlar işte.

Sağ beke de adam lazım diyorlar ama bence gereksiz. Elinde Serdar Kurtuluş, Ekrem Dağ, İbrahim Toraman var bir de Topuz'u ekle daha ne olsun?

Mehmet Topuz muhtemelen Beşiktaş'ta oynar seneye. Olursa iyi transfer. Herkes sağ açık diyor ama bence Denizli onu orta sahanın ortasında Cisse'nin yerine monte edecektir. Böylece hem orta sahanın ortasına destek verecek hem de yeri geldiğinde sağ çizgiye kayarak sağ bek ve forvetin sağ tarafından oynayan elemanla etkileşim halinde olacak.

Ben Bobo'nun kalmasından yanayım. Ne bileyim Şampiyonlar Ligi'ne direk katılıyorsun adama kalbürüstü takımlardan teklif yok, taraftar da kensini seviyor. Alacağın bonservise daha iyi bir forvet bulman da zor, ne diye adamı ikna etmezsin ki?

Bobo kalırsa forvete ihtiyacımız yok gibi, Nobre, Bobo, Holosko, Delgado, Yusuf, Tello, Batuhan. Bunların hepsi ileri üçlüde oynayacak adamlar. Batuhan'ın başına da bir tane mentör dikersin, ne bileyim Gökhan Keskin mesela efendi adam.

Delgado, iyi adam, efendi yetenekli, Yusuf'la birlikte, Türkiye liglerinin en iyi çalım atan oyuncusu, ama işte bu sistemde bu kadroda olmuyor. Delgado'yla oynayacaksan arkanda Essien gibi Makelele gibi adamlar olmalı ki top kapmak için kendini parçalamasın adam. Ee bizim elimizde de böyle adam olmayınca heder oluyor garibim ortada. O yüzden Hamburg'a gitsin onun yerine de Eboue gelsin. Bildiğim kadarıyla sözleşmesi bu ay sonunda bitiyor. Ön libero ve sağ kanatta oynayabilir. Ver 3 milyon Avro üç-dört sene canavar gibi oynasın. Hem Ernst'le de şahane bir ikili oluştururlar.

Neyse o kadar laf kalabalığı yaptıktan sonra yazının ana fikrini çıkaralım.

Kalede: Neuer, sol bek: Caner, sağ bek: Serdar Kurtuluş, defansın ortası, Sivok, Gueye, orta üçlü: Eboue, Ernst, Topuz, ileri üçlü: Tello, Bobo, Holosko

Yedekler: Rüştü, Toraman, Uğur, Üzülmez, Ekrem, Nobre, Yusuf

Alın size üstün motor gibi takım!

Mehmet Topuz


Kendisiyle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum;

1- Öncelikle son günlerde o kadar çok adını duydum ki, bana Mehmet Topuz diyene, "sen top ol, kardeşini de Mehmet Topuz Papua Yeni Gine'ye götürsün" diyesim geliyor.
2- Beni ilgilendiren Mehmet Topuz ve kariyeridir. Bu transferden en çok o zararlı çıkacaktır, 100 yıllık kulüplere hiçbir şey olmaz.
3- Mehmet Topuz Beşiktaş'ta oynamak istiyor, Beşiktaş'ta oynamalı.
4- Mehmet Topuz bu noktadan sonra Fenerbahçe'de oynarsa, Mehmet Topuz'un oynayacağı hiçbir Fenerbahçe maçını izlememeye yemin ediyorum. Tabii Mehmet Topuz, bütün Fenerbahçelilerin elini tek tek öpmezse...
5- Olay tatlıya bağlanmalı, bildiğim tek şey bu, fakat bu iki Yıldırım başkanla hiçbir şey tatlıya bağlanmaz.
6- Mehmet Topuz'un Fenerbahçe'de veya Beşiktaş'ta oynaması durumunda çok büyük/kötü gelişmelerin olacağını düşünüyorum.
7- İki Yıldırım başkanın arası kötü olsa ne olur, olmasa ne olur. Önemli olan fanatik taraftarların gerilmemesi ve ortam ciddi derecede gerildi. Bursa-Beşiktaş taraftarları arasında yaşanan gerginlik, iki büyük kulüp taraftarları arasında yaşanacak diye korkuyorum.
8- Mehmet Topuz Beşiktaş'a transfer olursa, Aziz Yıldırım çok kötü şeyler yapacaktır, 11 küsür yıllık başkanımı çok iyi tanıyorum.
9- Mehmet Topuz ismi belirli bir süre Türkiye çapında yasaklansın.
10- Sözlükte olaylar yatışana kadar Mehmet Topuz başlığına entry girilemesin.
11- O kadar çok şey söylendi ki, kim haklı kim haksız çözebilmiş değilim. Ama çok net bir şey var, futbolcu 50 milyon dolar verseler bile Fenerbahçe'ye gelmem dedi, Beşiktaşlıyım dedi, Beşiktaş'a gitmek istiyorum dedi.
12- Herhalde en iyisi Mehmet Topuz'un Kayseri'de oynamaya devam etmesi...

7 Haziran 2009 Pazar

Aykut Kocaman


Kendisi ile ilgili birkaç ay önce bir şeyler yazmıştım (bkz: aykut kocaman/@scugnizzi). İsteğim tam olarak gerçekleşmese de, sonunda Fenerbahçe'ye geldi Aykut Kocaman. Öncelikle hoşgeldin ve hayırlı olsun diyoruz. Daha önceden dediğim gibi, "benim tanıdığım Aykut" Fenerbahçe'nin başındayken başarısızlıkta dahi ağzımı açmam, o derece seviyorum Aykut'u. Fakat önemli olan bir nokta var, Aykut'un görevi ne olacak? Tamam, sportif direktör olarak getirildiğini ben de biliyorum ama yetkileri ne olacak? Bunlar çok önemli soru işaretleri.

Aykut teknik-taktik konulara karışacak mı? Daum'la anlaşabilecek mi? Transferleri Aykut mu yapacak? Aykut teknik-taktik konulara yılların teknik adamı olarak karışmadan durabilir mi? Daum otoriter bir hoca olarak işine karışılmasını ister mi? Aykut sessiz, sakin, dürüst bir adamdır, kirli bir türk futbolunda, transferlere, oyuncu ilişkilerine "abilerin" karıştığı bir türk futbolunda sportif direktör olarak ne kadar başarılı olabilir? Aykut staj yapması için mi getirildi? Herhangi bir başarısızlıktan sonra Daum'un yerine o mu geçecek? Sinan Engin'in Beşiktaş'ta yürüttüğü menajerlik işlerini, Fenerbahçe'de o mu üstlenecek? Fenerbahçe'de uzun dönemdir sportif direktör denen bir kavram yoktu. Futbol şube sorumluları vardı daha önce, Aykut bir nevi futbol şube sorumlusu mu olacak?

Kişisel fikrim, Daum ve Aykut anlaşamazlar. Ha dediğim gibi Aykut'un tam olarak ne görev yapacağını bilmiyoruz ama ben bu iki adamın anlaşabileceğini sanmıyorum. Tabii ki gönlüm hem Fenerbahçe'nin, hem de Aykut'un başarılı olmasından yana fakat hep gönülden geçenler gerçekleşmiyor.

Her şeye rağmen onu Fenerbahçe'de görebilmek bile çok güzel. Kalbim seninle Aykut...

Christoph Daum


Daum'un Fenerbahçe'nin başında çıktığı son karşılaşmada yıkılmıştım, hiçbir karşılaşmadan sonra o kadar üzülmedim (bkz: 14 mayıs 2006 denizlispor fenerbahçe maçı/#16177413). Fakat aradan 3 yıldan uzun bir zaman geçti, artık daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilirim.

Bundan 6 sene öncesine gidelim, Fenerbahçe ligde 6. olmuştu ve takımın başına Daum geçmişti. O kadar kötü bir sezondan sonra takımı toparlamak kolay değildi ama iyi transferler yapılmıştı. Ümit Milli Takım 11'inin yarısı transfer edilmişti. İlk maçta şok bir mağlubiyetle İstanbulspor'a 3-0 yenilmiştik, Enke'nin tek maçı olmuştu. Erhan Albayrak ve Hakan Bayraktar'ın da kellesini kesti ve yola devam etti Daum. Art arda 4 galibiyet alındı, Galatasaray ile 2-2 berabere kalındı. Takım kötü gitmiyordu, 13. haftadaki Samsunspor maçına kadar mağlubiyet alınmadı. İkinci devrede Nobre'nin transferiyle işler yoluna girdi. 29. haftadaki Rize yenilgisine kadar işler iyi gitti. Kalan maçlarda da başarılı bir performans gösterilerek (deplasmandaki Beşiktaş maçı kırılma anıdır) 33. haftadaki Denizlispor maçında şampiyonluk ilan edildi. Van Hooijdonk ve Tuncay takımın en önemli isimleriydi, Daum da ilk yılında Fenerbahçe'yi şampiyon yaparak önemli bir başarı göstermişti. Türkiye Kupası'nda ise Gençlerbirliği'ne elenildi yarı finalde...

2004/05 sezonuna Alex gibi bir yıldızla başlandı. Kadro korunmuştu, hedef üç kulvarda da başarıydı. Lige yine iyi başladı Fenerbahçe, ilk 10 maçta 9 galibiyet, 1 beraberlik alınmıştı. Alex'in etkisi açıkça görülüyordu. Bu dönemde Şampiyonlar Ligi'nde 3 maç oynandı, Sparta Prag maçı kazanıldı, Manchester'dan 6 yendi ve Lyon'a da Kadıköy'de 3-1 yenildi Fenerbahçe. Manchester maçında aylardır oynamayan Fatih Akyel'i oynattı ve takım maça 3'lü defansla başladı. Bu hatalar yenilgiyi getirdi. Lyon maçında ise Daum'un yapabileceği fazla bir şey yoktu, yıldızlar kötü oynamıştı. Ligde 10 maçlık süper serinin ardından Beşiktaş mağlubiyeti geldi, yine 4 maç kazandı Fenerbahçe ve ardından Necati'nin golüyle Galatasaray mağlubiyeti geldi. Lyon, Manchester, Beşiktaş ve Galatasaray mağlubiyetleri acaba dedirtmişti taraftarlara. Lig 28. haftaya kadar Denizlispor kazası dışında iyi geçti, fakat Pancu'nun efsaneleştiği maçta Kadıköy'de 4-3 Beşiktaş'a kaybetti Fenerbahçe. Bu mağlubiyete rağmen Galatasaray'ın 4 puan önündeydi. Şampiyonlar Ligi'nde ise önce 88. dakikaya kadar 2-2 devam eden ve son dakikada yenilen gollerle 4-2 kaybedilen Lyon maçı, Sparta Prag maçında alınan kritik bir galibiyet ve Manchester'ın yedeklerle çıktığı maçta Tuncay'ın hat-trick'iyle gelen 3 puan. Grupta 3. olarak Uefa Kupası'na katılmaya hak kazanmıştı Fenerbahçe, 9 puan da fena değildi, rakip Zaragoza'ydı. Ayrıca devre arasında dünyaca ünlü golcü Nicolas Anelka transfer edilmişti. Herkes Zaragoza'nın geçileceğini düşünüyordu. Fakat 2 maçta da yenildi Fenerbahçe ve taraftarlar hayal kırıklığı yaşadı. Ligde ise kalan maçlarda art arda galibiyetler geldi, Galatasaray galibiyetiyle şampiyonluk kutlandı. Fakat Avrupa'da gelmeyen başarı ve Alex'in Avrupa'da ligdekine oranla kötü futbolu bu iş Alex'le ve Daum'la olmayacak mı acaba diye düşündürdü insanları. Türkiye Kupası'nda finale kadar gelindi fakat Galatasaray'a 5-1 gibi şok bir skorla yenildi Fenerbahçe. Kulüp, ekonomik bakımdan rakiplerine oranla bayağı güçlü olduğundan açıkçası ben bu sene gelen şampiyonluğa fazla sevinememiştim. Sonuçta rakiplerimizden güçlüydük, asıl 2. olmak çok büyük başarısızlık olurdu.

Daum'la 3. yıla gelinmişti, artık ligde gelen şampiyonluklar insanları kesmiyordu, herkes Avrupa'da başarı istiyordu. Appiah gibi çok önemli bir transfer yapılmıştı -ki Appiah bana göre o sezonun en iyi oyuncusudur- , ligde iyi bir başlangıç yapılmıştı yine. İlk 21 hafta mağlubiyeti yoktu Fenerbahçe'nin, Beşiktaş ve Galatasaray maçları deplasmanda kazanılmıştı. Şampiyonlar Ligi'nde ise Milan'a karşı 86. dakikaya kadar 1-1'lik skor fakat 3-1'le gelen mağlubiyet, güzel bir Psv galibiyeti vardı. Özellikle Psv maçından sonra herkes umutluydu. Schalke maçında Volkan'ın ayağının altından kaçırdığı topla gelen 3-3'lük beraberlik -Volkan o hatayı yapmasaydı belki her şey daha farklı olacaktı- , diğer Schalke maçında 55. dakikada takımın 9 kişi kalması ve 2-0'la gelen mağlubiyet işleri çok zorlaştırmıştı. Servet-Shevchenko kapışmasıyla gelen 4-0'lık Milan mağlubiyeti ve son maçta Hollanda'da Psv'ye karşı alınan mağlubiyet, Fenerbahçe'nin Avrupa macerasını sonlandırıyordu. açıkçası çok üzülmüştüm ve bu ekonomik güce karşın yerel başarılar kimseyi mutlu etmediğinden (olan varsa da nasıl Fenerbahçelidir bilemiyorum), Daum ve Alex'e karşı tepkiler artıyordu. Türkiye Kupası'nda ise Galatasaray elenmişti zor da olsa, finalde bu kez uzatmalarda Beşiktaş'a kaybedilmişti kupa. Açıkçası iki yıl final oynandığından Türkiye Kupası için bir şey diyemiyordum Daum'a. Ligde ise 34. haftaya kadar her şey çok iyiydi. Zaten son maçta olanları herkes çok iyi hatırlıyor.

Daum'dan sonra Zico ile iki yıl geçirildi, Aragones ile de bir yıl. Zico ile iki yıl da başarılı olundu Avrupa'da -ki 2. yılda gelen başarıyı hatırlatmama gerek yok- , fakat ligde ilk yıl gelen şampiyonluğa rağmen beni tatmin edecek futbolu oynatamadı Zico. Dışardan bakanlar için, yani Fenerbahçe'nin maçlarınının özetlerini ve Avrupa maçlarını izleyenler için Zico çok başarılı gibi gözükecektir fakat benim gibi bütün maçları 90 dakika izleyen bir insan Zico'nun iyi bir futbol oynattığını söyletemez genel olarak bakıldığında. Ki Daum'la 3 yılda alınan puanlara bakalım ligde, 76-80-81. Atılan gollere bakalım, 82-77-90. Zico'nun bakalım aynı istatistiklerine, aldığı puanlar 70, 73. Atılan goller 65, 72. Aragones dönemine hiç değinmek bile istemiyorum, o derece...

Bugüne gelelim, Aykut Kocaman ile Fenerbahçe'nin başına geçtiği söyleniyor, en azından %99 geçti diyebiliriz. Daum'un 3 yılına baktığımızda, ligde ve Türkiye Kupası'nda hep belirli bir standardı yakaladığını görüyoruz. Yine benzer performansı bekliyorum Daum'dan. Asıl önemli olan Avrupa. Daum'lu Fenerbahçe'nin Avrupa performansı yine o 3 yıldaki gibi olacaksa Daum hiç gelmesin. Ayrıca Daum'un karar vermesi gereken çok önemli bir konu var, Alex... Oyun sistemini Alex'e göre mi kuracak? Eğer Alex oynayacaksa, takımın her şeyi pozisyonunda olacaksa, Daum'un bir dönem denediği gibi 3 defansif yönü de olan orta sahayla 4-3-1-2 oynaması gerekir. Tabii Luca Toni tarzı bir santrfor alınmayacaksa. 4-3-1-2 oynamayacaksa da Alex'in gönderilmesi veya yedek bırakılması gerekiyor. Sezon uzun, bol bol konuşuruz bu konuları.

Ayrıca yine Daum'la Aykut ne derece uyum sağlarlar, o da bir kapalı kutu. Sonuçta Aykut uzun yıllardır teknik adamlık yapan bir insan. Sportif direktör olduğu söyleniyor, görevleri tam olarak ne? Transferleri kim yapacak, Daum mu, Aykut mu? Aykut teknik-taktik işlerde Daum'a yardımcı olacak mı? Daum kendine bu konularda karışılmasını ister mi? Aykut karışmadan yapabilir mi? Bunlar hep muamma olan sorular.

Tanım: Fenerbahçe'ye geldiği için, özellikle de Aykut Kocaman ile geldiği için çok sevindiğim, gerekli transferler yapılırsa, Fenerbahçe'ye ligde ve Türkiye Kupası'nda çok iyi futbol oynatacağına inandığım, fakat Avrupa'da yapacakları için kafamda soru işaretleri bulunan teknik adam. Tekrardan söylüyorum, "ligi kazanayım, Türkiye Kupası'nda da final oynayayım, Avrupa'da da rezil olmadığımız sürece ben başarılıyım" mantığıyla geliyorsa Fenerbahçe'nin başına, geldiği gibi geri dönsün. Denizlispor maçından sonra onu affedebilmek kolay olmadı, taraftarın asıl isteğinin ligde şampiyonluktan çok, güzel futbol ve Avrupa'da her sene belirli bir noktaya gelebilmek olduğunu aklından hiçbir zaman çıkarmasın... Fenerbahçe zaten bu ekonomik güç olduğu sürece her sene şampiyonluğa oynar, taraftar güzel futbol oynandıktan, Avrupa'da belirli bir başarı geldikten sonra ligde gelecek 2.'liğe fazla bir şey demez...

5 Haziran 2009 Cuma

Rijkaard Galatasaray'da!


Birkaç hafta evvel Telegol'de bir iş adamının uçakta Rijkaard ile görüştüğü söylenmişti. Önce Ahmet Çakar ve diğer yorumcular Rijkaard'ın Türkiye'ye geldiğine inanmamıştı, sonra iş adamı yayına bağlanıp her şeyi anlatmıştı. Rijkaard'ın kendisine Galatasaray için gelmediğini söylediğini açıklamıştı. Bu yüzden de Fenerbahçe için geldiği konuşulmuştu.

Üzerinden zaman geçti, baktığımız zaman Rijkaard Galatasaray'ın başına geçti. İş adamına ayıp etmiş bu arada yalan söyleyerek. Kariyerine baktığımız zaman Portakallar'ı çalıştırdı 1998-2000 arası. O ara Hollanda Milli Takımı'nı acayip seviyordum, güzel futbol oynatmıştı takıma. İtalya'ya unutulmaz maçta elenmişlerdi.

Daha sonra 5 yıl Barcelona'yı çalıştırdı. İlk yılında Valencia şampiyon oldu, sezonu 2. tamamladılar. 2. ve 3. yıllarında şampiyon oldular, aynı zamanda Şampiyonlar Ligi'ni de kazandılar Arsenal'i yenip. Diğer yılları da 2. ve 3. tamamladılar.

Rüştü'yü oynatmadığı için Türkler ona biraz kıldırlar, benim de tepkimi çekmiştir bu hareketiyle. Geçtiğimiz gün Telegol'de Rüştü konuktu, Serhat Başkan ona Rijkaard Türkiye'de başarılı olabilir mi dedi, o da "Sanmıyorum" dedi, o kadar iyi bir hoca değil demeye getirdi. Tabii kendisini oynatmadığı için objektif konuşamıyor olabilir fakat Rüştü de boş insan değil. Elbette bir bildiği vardır. Rijkaard'ın kararları tek başına vermediğini, futbol direktörü Begiristain'ın çok etkili olduğunu söyledi.

Rijkaard'ın en azından ilk yılında başarılı olacağını sanmıyorum. Türkiye'yi tanımıyor, bu çok önemli bir dezavantaj. Bunun dışında Portakallar ve Barcelona gibi iki efsaneyi çalıştırdı, Galatasaray'ın kadrosunun onlar kadar kaliteli olmadığını herkes kabul ediyordur herhalde. Ama Galatasaray'dan en az 2-3 yıl ayrılmazsa başarılı olmaması için bir neden yok.

Tüm Galatasaray camiasına hayırlı olsun...