30 Nisan 2011 Cumartesi

Cumartesi Kuponu


Adanaspor-Çaykur Rizespor: Biraz önce bu maçı çok uzun bir şekilde yazmıştım ama bir sorun oldu ve bütün yazdıklarım gitti. Zamanım olmadığından bir daha yazamayacağım. Özet geçeyim, çok zorlu bir karşılaşma, iki takımın da şiddetle kazanmaya ihtiyacı var, Rize deplasmanlarda çok kötü... Bu sene son kez deplasmanda Rize... Yine kazanamazlarsa Ümit Kayıhan'la bozuşuruz... Mbilla'yı durdursunlar yeter.

Beşiktaş-Galatasaray: Beşiktaş kazanır.

Köln-Leverkusen: +7 için gözüme çarpan ilk maç...

Chelsea-Tottenham: İlk yarı berabere biter...

Al sana işte 181 küsür İddaa oranlı bir kupon. Bas kafana göre 2-5 tl arası, tutmazsa kimseye koymaz.

Edit: Unuttum sonuçları yazmayı, ki zaten 1 haftadır blog'a yazacak hiç zamanım olmadı... Beşiktaş kazandı, Chelsea-Tottenham maçının ilk yarısı berabere bitti. Diğer 2 maça gelince... Ümit Kayıhan, Mithat Yaşar ve Freddy Adu'yu yanında oturttu, 2-0'dan sonra ikisini de oyuna aldı ama geç kalındı. Ki maçı izleyenler 2. yarıda Rize'nin daha üstün olduğunu görmüşlerdir. +7 yazdığım ama Leverkusen'in 2-0 yenildiği maça gelecek olursam. Birincisi, bu maç öncesinde Leverkusen'in 31 maçta attığı 62, yediği 41 gol vardı. Maçlarında 3+ gol oluyor. Köln de aynı şekilde... Ayrıca Köln son 3 maçta 12 gol yemişti, Mart ayında da Hamburg'tan 6 yemişti, bu nedenle +7 olabileceğini düşündüm ama Leverkusen'i yendiler ve Dortmund'un erken sevinmesine yol açtılar...

29 Nisan 2011 Cuma

25 Nisan 2011 Pazartesi

Yorumsuz

Uçan Adam İbrahimovic...

Caner Baba Oldu




Caner'in eşinin yine pembe giymesi gülümsememi sağladı. :) Umarım erken evlenen çoğu futbolcu gibi kısa sürede ayrılmazlar... Henüz isim vermemişler bebeklerine bu arada.

Bucaspor Maçının Ardından...


En son 21 Şubat'ta, Beşiktaş maçının ardından bir maç yazısı yazmışım... 2 ayı aşkın bir süre geçti üzerinden. Blog yasakları, bir işe başlamamdan dolayı eskisi kadar vakit bulamamam vs. derken anca yazabiliyorum... Tabii bir de ne de olsa kötü gün taraftarıyız. Takım her hafta galip gelirken yazsam ne farkeder ki? Bugün maç 3-1'e geldiği an bir yazının vakti geldi dedim kendi kendime, bu yüzden basıyorum şu an klavyenin tuşlarına...

Ortalama bir hafızaya sahip olanlar, 2005/06 sezonunda Manisaspor'a 5-3 yenildiğimiz karşılaşmayı unutmamıştır. Biz şampiyonluğu Denizli'de değil, asıl orada kaybettik. Geçen sene de son maçta değil, kendi evimizde 2-0 öndeyken Bursaspor'a son dakikada 3-2 kaybettiğimizde şampiyonluğa elveda demiştik. Sadece henüz o an için bilmiyorduk... Neyse kısa keseyim, işte o Manisaspor karşılaşması da 30. haftada oynanmıştı. Yine Ege'de, yine 5-3'lük skor... Bugün farklı olan tek şey ise kazanan taraftı.

Başta Alex olmak üzere, Volkan, Gökhan Gönül, Lugano-Yobo ikilisi, Niang, Emre, Mehmet Topuz süper bir 2. yarı geçiriyorlar. Kolay mı son 14 maçta 40 puan almak... (daha da genişletirsek son 18 maçta 49 puan) Bu 7 değişmez oyuncuya, henüz 1000 dakika bile oynamayan Semih'in 10 golü, Dia'nin büyük maçlardaki performansı, Caner'in son zamanlardaki oyunu ve Eskişehir maçındaki kritik golü, bizi büyük hayal kırıklığına uğratan Stoch'un, bir bakıma kendini affettiren geçen haftaki şutu eklenince, neredeyse oynadığı her maçı kazanan ve gümbür gümbür şampiyonluğa ilerleyen bir takım ortaya çıkıyor. ("Birader, Andre Santos ve Cristian'ı unuttun!" diyenleri duyar gibiyim, onları yazının sonunda oyuncuları teker teker değerlendirirken ayrıntılı bir biçimde yazacağım)

Bugüne gelecek olursam... Bucaspor'un ligde kalmasının mucizelere bağlı olduğunu, Bucasporlu futbolcular ve teknik heyet, herkesden iyi biliyordu. Sivasspor senin 8 puan önünde, 5 maçın var ve bunların ikisi Fenerbahçe-Trabzonspor'la... Tüm bu iç karartıcı duruma rağmen, son 5 maçta sadece 2 gol yiyen Fenerbahçe'ye 3 gol atmayı başardılar... Zaten Bucaspor, Fenerbahçe ile bu sezon oynadığı diğer 2 maçta da toplam 5 gol atmıştı. Kupada Kadıköy'de oynanan karşılaşmada, aldıkları 3-2'lik galibiyet hala akıllarda.

Fenerbahçe, Niang, Dia ve Selçuk'un yokluğunda, ideal 11'iyle başladı karşılaşmaya. Sadece Stoch düşünülebilirdi farklı olarak geçen hafta oynanan Gaziantepspor maçından sonra. Belki de yedek kulübesinde bir silahının olmasını istemiştir Aykut Hoca ve Stoch'u bu yüzden yanında oturtmuştur. Semih'in de ilk 11'de başlamasıyla birlikte, yedek kulübesinde neredeyse 1 yıldır oynamayan Güiza dışında anahtar kalmıyordu neticede.


Fenerbahçe maça yine baskılı başladı, savunma yine önde kuruldu. İlk bölümden itibaren yüklenen taraf, olması gerektiği gibi Fenerbahçe'ydi. Hatta dakikalar 9'u gösterirken, ekrana "başarılı pas" istatistiği geldi ve Bucaspor sadece 8 tane isabetli pas yapmıştı. Fenerbahçe yüklenmesine rağmen bir türlü pozisyona giremedi ve ardından da Bucaspor'un ilk golü geldi. Musa'nın 15. dakikadaki golünde, fazlasıyla "biz bu maçı nasılsa alırız, onca kritik maçı kazanmışız, bunlara mı takılacağız?" havası var. Lugano'nun kale önünde donup kalmasından bunu sezebilmek zor değil. Bazen böyle maçlarda ilk golü yemek iyidir, şaşkınlaşmış takımı kendine getirir.

Alex'in asistinde Emre Belözoğlu'nun attığı muhteşem gol, "20 kere vursa 1 kez girer" cinsinden ama zaten belli klasın altında bir futbolcu bu vuruşu yapsa, o top taca bile gidebilir, örnekleri var. Skora eşitliğin gelmesiyle, Fenerbahçe'nin önce 2'yi, ardından da 3. golü bulacağı düşünüldü ama hep öyle olsa futbolu bu kadar sevmezdik... Bazen rakip takımlar 6-7 kez geliyor Fenerbahçe kalesine, gol atamıyor, bazen de 4 kez gelip 3 gol birden atıyor bugün olduğu gibi. 2. golde Bucaspor'lu futbolcunun asisti çok güzeldi, zaten bugünkü 90 dakikada birbirinden güzel gol pasları verildi. (bizim Semih'in Güiza'yı kaçırışı, Buca'nın yine 3. golündeki pas)

2-1'den sonra değil ama 3. golden sonra yıkılmayan Fenerbahçeli, sevinç çığlığı atmayan Trabzonsporlu -hadi Galatasaray ve Beşiktaşlıları da unutmayalım :)- yoktur... "Ben kazanacağımızı biliyordum, hiç panik yapmadım" diyen Fenerbahçeli varsa yalan söylüyordur. Benim umudumun biraz daha fazla olmasını sağlayan da geçtiğimiz haftaki Ankaragücü-Buca maçıdır. Defansları çok çabuk dağılıyor. 90 dakikasını izledim o maçın yarım gözle de olsa ve Buca 2-1 öndeyken yine 5-3 kaybetmişti... Puanı alabilirlerdi, son 4-5 dakikada 2 gol birden yediler. Net olan bir başka şey de, bugün kaybetsek de en kıl olduğum Fenerbahçeli futbolcuya bile kızmazdım, kızamazdım. O hakkı kendimde görmüyorum. Nedeni de, ben daha 12. haftada maçların yarısını kazanamamışken ve 12 maçta sadece 21 puan almışken, umudumu yavaş yavaş yitirmeye başlamıştım ve gerekli küfürleri hem o zaman, hem de sene başında Young Boys ve PAOK'a elendiğimizde bazı futbolculara etmiştim. Ama aynı futbolcular, birbirinden zorlu maçları kazanarak 30. maç sonunda 70 puana ulaştılar ve cidden imkansıza yakın bir şey 18 maçta 49 puan almak... Neredeyse bütün maçları kazanan takıma da bir maçta puan kaybetti diye kızılmaz...


3-1'den sonra kazandığımız tartışmalı bir penaltıyla (Markus Merk vermem dedi, Ahmet Çakar da penaltı kararının doğru olduğunu düşünmüyorum yazmış bugünkü yazısında) oyun 3-2'ye geliyor. Penaltı olmasaydı kazanabilir miydik, tartışılır. (gerçi bir diğer hakem hocası Erman Toroğlu -kendisi Trabzonspor'un şampiyon olmasını istediğini her programda söylüyor- yazısında Fenerbahçe kesinlikle galibiyeti hak etti yazmış) Ama Gaziantepspor maçını az daha hakem katliamıyla kazanamıyorken ve bir anlamda şampiyonluk elimizden alınıyorken, gelip de şimdi Bünyamin Gezer'in bugünkü yönetimiyle, Göçek'in yönetimini kimse bir tutmasın...

34 yaşında olmasına rağmen bugün 21. golüne ulaşan Alex'in güzel kafa golüyle skor 3-3 olduktan sonra, Atatürk Stadı'nı dolduran Fenerbahçeliler de canlandı ve gerisi geldi... Onu nasıl sevdiğimi, beni blog'dan, Twitter'dan, ordan-burdan takip edenlerin bildiği Güiza da, kritik maçların adamı olduğunu kanıtladı. (Geçen sene Ankaragücü'nde son dakikalarda attığı gol, Trabzonspor'la şampiyonluk maçında attığı gol, Bursa'ya kupada son dakikada attığı gol, bir sürü böyle önemli golü sayılır Güiza'nın)

Önümüzdeki 4 maç, 12 puan var... Zico'yla 70 puanlı şampiyonluğumuz düşünüldüğünde, bu sezon ne kadar önemli bir iş yaptığımız daha net gözüküyor. Geçen haftaki Antep maçının son dakikalarında ve bugün 3-1'den sonra kalp krizi geçirmediğimize göre, son hafta Sivas'a gitmek farz oldu...

Oyuncularla ilgili de kısa kısa yorum yapıp postu sonlandırayım.

Volkan Demirel: Birkaç gün içinde onunla ilgili ayrıntılı bir yazı yazacağımdan uzatmayayım. Alex ve Gökhan Gönül'le birlikte en güvendiğim isim... Bugün ilk golde "0" hatası vardı, 2. golü kurtarabilirdi, 3. golü de ona yazmıyorum.

Gökhan Gönül: Onunla birlikte 2-4-4 gibi oynasak da, o olmadan kesinlikle bu noktaya gelemezdik. Bugün kaç kez çizgiye indi, sayamadım.

Diego Lugano: Bugün beni fazlasıyla kızdırsa da, süper performanslarının hatrına eleştiri yok... Anadolu takımlarıyla oynanan maçlardaki konsantrasyon sorunu hortladı bugün, sadece bunu yazayım.

Joseph Yobo: Lugano'ya oranla daha iyiydi bugünkü 90 dakikada. Onu eleştireceğim anda aklıma Bilica geliyor ve susuyorum.

Andre Santos: Eveeet, geldik Andre'ye... Bozuk plak gibi sürekli tekrarlıyorum ama okumayanlar için yine yazayım. Ben Andre Santos'un çok yetenekli bir futbolcu olduğunu düşünüyorum. Ama Gökhan Gönül maç boyu defalarca ileriye çıkarken ve ön liberomuz Cristian'ken, Fenerbahçe'nin sol bek o olmamalı. Koy sol açığa, koy Alex yokken forvet arkasına... Hatta hep Andre Santos'un ortalama bir Anadolu takımında süper bir 10 numara olacağını düşünmüşümdür. Ama böyle rahat, böyle defansı fazla takmayan bir adamdan, şampiyonluğa ilerleyen Fenerbahçe'nin sol beki olmaz... Gökhan Gönül'ün yerine şimdilerde stoper bek denilen, yani fazla ileri çıkmayan, ana görevi olan savunmayı hatasız yerine getiren bir sağ bekimiz olsaydı, Andre Santos'un sol bekte oynamasını isterdim, ama yanlış yer, yanlış zaman... Galatasaray maçında yaptığı hata ve ardından Kazım'ın ayağından yediğimiz golden sonra sildim Andre Santos'u. Üzgünüm...

Mehmet Topuz: Fenerbahçe'ye gelmesini hiç istemedim Mehmet'in... Bunun nedeni verilen aşırı yüksek bonservis değildi. Beşiktaş forması giymesi ve "Fenerbahçe'de oynamak istemiyorum, Beşiktaş'a gitmek istiyorum" demesiydi. Bunu en sevdiğim yabancı futbolcu olan Diego desin, onu da istemem. Sorun Mehmet özelinde değil. Dolayısıyla prensip olarak hala karşıyım Mehmet Topuz'un Fenerbahçe'de oynamasına... Hani bir yerde görsem, gidip de fotoğraf falan kesinlikle çektirmem üste para verseler bile. Amaaaaa... Hem geçen yıl, hem de bu yıl son haftaya kadar şampiyonluk yarışının en üstünde bulunduysak, bunda payı çok büyüktür. Aldığı para helal olsun. Kalan şu 4 haftada, Gökhan Gönül'ün açıklarına biraz daha fazla dikkat etsin, başka bir şey istemiyorum.


Cristian Baroni: Geldik başka bir belalıma... Bugün devre arasında en fazla koşan 5'er futbolcuyu sıraladı Lig Tv. Bir de baktım, Cristian yok o 5'lide... Zaten yeniliyoruz, dellendim. Çalımı var mı yok, şahane asistleri var mı, yok. Bu adamın görevi ne, top kesmek, hatasız pas vermek ve koşmak... Nadiren çok beğendiğim de oluyor onu fakat kesinlikle Fenerbahçe'nin ön liberosu değil.

Emre Belözoğlu: Emre'ye Fenerbahçe'ye geldikten sonra -özellikle de Fenerbahçeli olduğunun açıklanmasından sonra- az da olsa kanım ısındı, ısınmadı değil... Yalan söyleyecek halim yok. Fakat hala hasta Galatasaraylı olan Arda'yı, bizim Emre'den çok daha fazla seviyorum, bu bir... İkincisi, Emre saha içinde canavara dönüşüyor. (Aynı şekilde Lugano da) Bu tarz futbolcuları çok sevenler olabilir. (Mesela Gattuso'nun da inanılmaz hayranları var sırf kasap olduğu için ve ben futbolcu olsam, kariyerimin son Milan maçında Gattuso'nun ağzını burnunu kırardım) Hakeme, ikinci sınıf mafya babasının sağ koluymuşcasına itiraz eden futbolculardan hiç haz etmiyorum. (Gaziantepspor'lu Murat Ceylan da çakma Emre Belözoğlu olmuş bu arada. Hareketler aynı) Casino ve Goodfellas'taki Joe Pesci misin birader? Fazla yetenekli olmayan, mücadeleci ve nevi şahsına münasır bazı futbolcuları ben de çok severim ama her maç hakemle uğraşanlarını değil. (Aynı şekilde Bünyamin Gezer, Serdar Tatlı gibi adama küfredermiş gibi bakan hakemleri de hiç sevmem ya, o da ayrı bir post konusu)

Neyse daldan dala atlamayayım daha fazla, Emre bugün attığı harika golün dışında da gayet iyi oynadı. İlk geldiği sezon, sakatlıkların da etkisiyle Fenerbahçe'deki performansı hayal kırıklığı yaratmıştı ama son 2 sezondur maşallahı var. Bu sezon, geçen sezonki gibi muhteşem değil ama o sahada olmayınca fazlasıyla eksikliği hissediliyor ve en kötüsü de biraz M. Topuz, biraz da Özer dışında yerine oynayabilecek birisi yok takımda...

İnciciler için özet geçeyim, Emre bu takımın olmazsa olmaz 4-5 futbolcusundan biri, ama sahadaki Emre'den zaman zaman tiksiniyorum. Tam tokatlık. Saha dışında belki melektir ama o beni fazla ilgilendirmiyor çünkü onunla birlikte vakit geçirmiyorum. (Söylediklerim hemen hemen Lugano için de geçerli)

Caner Erkin: Nasıl sol bek Andre Santos'a karşıysam, sol bek Caner'e de karşıyım. Ama bugün sol açıktaki Caner'i ben fazlasıyla beğendim ve kesinlikle onu oyundan almazdım. Es-Es'e attığı golü de unutmayacağım...

Alex: Buraya ne yazsam az... Ekşi Sözlük'e onun için yazdığım bir entry'yi buraya kopyalayayım en iyisi; "Annemi Papua Yeni Gine'ye götürse, "bir bildiği vardır" der susarım. O derece..."

Semih Şentürk: Bugün yetersizdi... Vasatı aşamadı. Ama Güiza'ya attığı pas hakikaten 10 numara. Yine bir şekilde galibiyette payı var. Bu kadar az oynayarak 10 golü de attı ya, her yerinden öpülmeyi hak ediyor. :)

Miroslav Stoch: Şampiyonluk gelsin veya gelmesin, geçen haftaki şutunu hayatım boyunca unutmayacağım. Sezon başından beri hep iyi oynayıp takımda yer bulmasını istedim, hayal kırıklığı yarattı özellikle ilk yarıda ama en azından şampiyon olursak onun da katkıda bulunmuş olmasına ayrı bir sevineceğim... İnşallah önümüzdeki yıl sol açık onun olur, gol+asist toplamında 20'yi geçer...

Daniel Güiza: Zor be anne çok zor... :( Adamın kralı. Nokta.

Özer Hurmacı: Bu akşam sadece birkaç dakika oynadı, o yüzden bir şey yazmak saçma olur ama ağır sakatlıklar geçirmeseydi eminim ki Milli Takım'a kadar yükselirdi. Ha Alex'in yanından geçemezdi hiçbir şekilde söylenenler gibi, o ayrı.

21 Nisan 2011 Perşembe

Müthiş Üçlü (!)


Bilica, Andre Santos ve Cristian... En büyük dileğim bir an önce Fenerbahçe'den ayrılmaları... Bilica sanki Andre Santos'a, "Başkan senin tuzun kuru, golü attın kalmayı garantiledin, bizim için de başkanla konuş" diyor...

Zidane ve Benzema...

17 Nisan 2011 Pazar

Fair-play!

"İşte Türk Hakemliği"


Bu hakemlerle bu lig bitmez diyorduk dün gece de bu ligde hakemlerin sonuçları nasıl belirleyebildiklerini çok net gördük! Ta ki uzatmada Fenerbahçeli Santos'un golüne kadar! Dün gece Gaziantepspor'un akılalmaz mücadelesine, gurur duyulacak futboluna saygı duymakla birlikte, uzatma dakikalarında Santos'un golü olmasa; maçın sonucunu hakem tayin etti diyebiliriz.

ALEX&NİANG'A PENALTI

Maçın daha ilk dakikası: Niang'ın omuzundan seken top, Alex tarafından dürtülüp oynanıyor. Gaziantepli savunmacının müdahalesi ise Alex'e oluyor. Karar penaltı olmalıydı. Göçek "Devam" dedi. 20. dakikada Niang, ceza alanına giriyor. Arkadan yine Gaziantepsporlu savunma oyuncusu geliyor. İstemese de Niang'ın ayağına müdahale ediyor. Niang'ın dengesi bozulup düşüyor ama hakeme göre bu bir aldatmaca. Penaltı yerine Niang'a sarı kart veriyor.

GÜREŞENLER ATILMALIYDI


Lugano ile Emre Güngör'ün duran toplarda ceza sahasındaki her mücadelesi adeta bir pankreas güreşi gibi... Duran top kullanılırken sürekli birbirilerine faul yaptılar. Ya penaltı olması gerekir; ya da faul... Aslında Lugano'nun ve Emre Güngör'ün sahada kalması hakemlik adına utanç verici... Gösterdiği kartlar yanlış...
Diego Lugano'nun zıplayıp yerde yatan Wagner'in bileğine basması yine utanç verici ve oyundan atılmaması tamamen bir hakemlik skandalı...

SEMİH'İN GOLÜ NİZAMİYDİ!

Maçın 49. dakikasında Semih'in attığı golde, faul kararı da yanlış. Kaleci Karcemarskas, topu tam kontrol etmemişken; Semih omuzuyla topa vuruyor ve golü atıyor... Hüseyin Göçek'in golü iptal etmesi de yanlış... Gaziantepsporlu Murat Ceylan da boşu boşuna oyundan atıldı. Atıldığı pozisyonda ikinci sarı kartını düdükten sonra topa vurdu diye gördü. Oysa ki o pozisyonda hem faul yanlış; hem de kart abartılı...
Hakem Hüseyin Göçek'in tek doğru kararı belki de Fenerbahçe'nin uzatmalarda attığı gol. Gaziantepliler gole "Ofsayt" diye itiraz etmiş olsalar da Santos topa vurulduğunda Gaziantep defansının gerisinde. Sonuca bakarsak; dün gece Türk hakemliğinin iflas ettiği belki de Fenerbahçe'nin son saniyede hayata döndüğü bir 90 dakikayı izledik...

Ahmet Çakar

15 Nisan 2011 Cuma

Haftanın Kuponu

Betsson oranı 10.09...


Real Madrid-Barcelona: Barcelona'dan fark yedikleri maçtan beri Mourinho rüyasında bile bu maçı düşünüyordur. Puan farkı ve önümüzdeki maçları da düşünerek Guardiola futbolcularından kendilerini aşırı derecede sıkmalarını istemez. Ne de olsa 3 El Clasico daha var... Ben bu maça 1 veya 0 oynadım. Mourinho  ne yapar eder bu maçta yenilmez...

Fenerbahçe-Gaziantepspor: Tek korkum sezon sonunda almamızı istediğim tek Türk futbolcu olan Cenk Tosun... Çok büyük yetenek. Sezonun başında yaşadığımız kayıplar yüzünden şimdi berabere kalma lüksümüz bile yok. Bu maç bu kadrolarla ilk yarıda oynansa sürprize gidip Gaziantep galibiyeti deneyebilirdim ama özellikle Beşiktaş karşısındaki Antep'i gördükten sonra Fenerbahçe kazanır demek en mantıklısı...

Wolfsburg-St. Pauli: Wolfsburg bu maçı kazanamazsa, çok büyük bir ihtimal küme düşecek... Ki zaten kazansa bile durum çok sıkıntılı. St. Pauli de yenilmemek için büyük efor sarfedecektir, onlar da kümede kalma mücadelesi veriyorlar ama son 5 maçlarını kaybettiler. Bu sezon son defa Wolfsburg'a oynuyorum, bu maçı da kazanamazsanız unfollow'a basarım!

Dortmund-Freiburg: Dortmund haftalardır yaşadığı puan kayıplarıyla, güle oynaya kazanacağı şampiyonluğu sıkıntıya soktu. Hala Leverkusen'in 5 puan önündeler ve ben geçileceklerine ihtimal vermiyorum ama bu maçta da yaşayacakları puan kaybı, Leverkusen'i iyice yarışın içine sokacak. (Tabii ki onların da kazanması halinde. Deplasmanda B. Münih'le oynayacaklar, 5 maçtır kazandıklarını da ekleyeyim) Son 5 maçtaki 7 puan kayba rağmen alt-üste girmeden Dortmund...

Trabzonspor-Bursaspor: İlk yarıdaki Trabzonspor'la şu anki Bursaspor karşılaşsa, hiç düşünmem Trabzonspor'a oynardım. Ama 2. yarının başından beri Trabzonspor pek de öyle ahım şahım bir futbol oynamıyor. Geçen senenin şampiyon hocası Ertuğrul Sağlam, bu maçta en azından 1 puanı alarak, "Şampiyonluk yarışından koptuk ama şampiyonu biz belirledik" demek isteyecektir... Kenny Miller ve Trabzonspor'un iç sahada yaşadığı puan kayıpları faktörleriyle de 0-2...

Not: Ben bu kuponu aynen bu şekilde oynadım ve biraz yüklü girdim... Tutmazsa en az 1 ay bahis falan oynamak yok. :)