27 Şubat 2011 Pazar

Dünya'nın En Şeker Futbolcusu


Bugün frikiği çakıp galibiyeti getirdi, o mutlulukla şöyle bir Twitter mesajlarını cevaplayayım dedi herhalde.

Çocuğun birinin sorduğu soru şu: "Türk takımlarına golleri atıyorsun. Avrupa takımlarına neden gol atamıyorsun?"

Alex'in cevabı ise kendine has Türkçe'siyle, "Sen Fb tarih biliyor musum? Avrupa kim en çok gol attı mı?"

Yerim seni ya...

26 Şubat 2011 Cumartesi

Bırak Hagi...


Hagi çok büyük bir futbolcuydu. Alexcanım'dan bile daha klas olduğunu söylediğim için çokça küfür yemişliğim vardır aynı renklere gönül verdiğim insanlardan. Gerçi karakterinden nefret ederdim -katılırsınız, katılmazsınız- ama uzaktan attığı inanılmaz golleri, oynadığı futbolu çok kıskanırdım içten içe. Galatasaraylıların şu an Alex'le ilişkisi gibi. Galatasaray Sözlük'e girip Alex'e yazılan entry'leri okumak çok hoşuma gidiyor doğrusu. :)

Ama teknik direktörlük ayrı... Hagi saygınlığını yitirmek istemiyorsa bir an önce teknik direktörlüğü bırakmalı. Dikkat ederseniz Galatasaray'dan istifa etsin demiyorum, bir daha takım çalıştırmasın. Başkan olsun, sportif direktör olsun, alt yapı hocası olsun, federasyon başkanı veya spor bakanı olsun ülkesinde ama teknik direktörlük yapmasın...

Hazar Büyüka... Geçtiğimiz günlerde duydum ismini. Şansal Büyüka'nın oğlu, Sine Büyüka'nın kardeşi. Misli.com'un da patronu... Sine Büyüka, "kardeşim" diye tweet atınca ekledim Twitter'dan. Gördüğüm kadarıyla hasta Galatasaraylı. Bugün şunları yazdı, "Bazılarınız gülecek ama iddia ediyorum Hagi futbolu bilmiyor." Daha bir dolu tweet, şuradan okunabilir. Bir Galatasaraylı, Hagi için futbolu bilmiyor diyor. Olacak iş mi? Ama oluyor... İşte bu yüzden Hagi'nin elini ayağını çekmesi lazım teknik adamlıktan. Bu sözleri duyacak adam mı Hagi...

Benim kötü günlerde Aykut Kocaman'a nasıl destek verdiğimi, az çok takip eden herkes biliyordur artık. Aragones'le 4. olacağıma, Aykut'la küme düşmedikçe sorun yok diyordum, hala da bu kafadayım. Sezon başı hem PAOK'a, hem de Young Boys'a elendiğimizde, Hiddink, Wenger, Mourinho, Van Gaal vs. toplasan 10'u geçmeyen büyük hocalar ve yine sayısı 5-6'yı geçmeyecek şu an teknik direktörlük yapabilecek efsanemiz dışında kim olursa olsun gitsin derdim. Söz konusu olan Aykut'tu ve tek kelime dahi etmedim. Özet olarak, efsanelerimin her zaman, her şartta yanındayımdır. Özellikle de bu isim çocukluk aşkım Aykut Kocaman'sa. Muhtemelen Galatasaray'lı olsaydım şu an aynı şeyleri Hagi için söylüyor olurdum. Hagi gitsin istemezdim. Hakan, Hagi, Bülent vs. bunlar dokunulmaz isimler. Bizim taraftarlığımız bunu gerektiriyor.

Eleştiri her zaman yapılır, zaman zaman dozu ağır da olur fakat fanatik Galatasaraylılar bile bir zamanlar taptıkları Hagi'ye "futbolu bilmiyor" diyecek hale gelmişlerse, ortada çok büyük bir sorun var.

Bundan 7-8 yıl sonra Alex'in Fenerbahçe'ye hoca olduğunu düşünelim. Bir Fenerbahçeli çıkıp da, "Alex futbolu bilmiyor yaa" derse, kafasına kafasına vururum. O lafları işitmektense Alex'i uzaktan sevmeye devam ederim... Otursun ülkesinde. Paraya mı ihtiyacı var sanki... Kendini kanıtlamaksa en babasını yaptı kaç yıldır. Hocalığı eksik kalsın yani, ne olacak? Pele, Maradona vs. büyük hocalar da biz mi bilmiyoruz? (Bu sözlerimin hepsi şu an kendini rezil eden Maradona için de geçerlidir.)

Not: Hagi Galatasaray'daki 2. döneminde 15 maçta 20 puan kazandırdı Galatasaray'a. Puan kaybı 25... Atılan 14, yenilen 17 gol. Daha da kötüsü olamazdı sanki?

Huntelaar Yine Atamadı


Sezona çok iyi başlamıştı Hollandalı golcü. Ama devamını getiremedi. Bugün Nürnberg ile 1-1 berabere kaldıkları maçta da gol atamadı ve böylelikle ligde oynadığı son 12 maçta fileleri havalandıramamış oldu. Son golünü 13 Kasım 2010'da Wolfsburg'a atmıştı...

Schalke ise bildiğiniz gibi... Yine umut yok. Evlerinde oynadılar ama yeniliyorlardı az daha, son bölümde önemli fırsatları değerlendiremedi Nürnberg. Magath, tamam çok iyi hocasın ama daha fazla zorlamanın manası yok. Yaptığın bir sürü transfere rağmen umutsuz vaka Schalke uzun zamandır. Yeter artık çekilmez oldun... Kafa dinle bir süre ve önümüzdeki sene başka bir takımla yeni bir başlangıç yap.

25 Şubat 2011 Cuma

Teknik Adamların Puan Ortalamaları...


Öncelikle belirteyim, copy paste değil, alın teri. :) Yanlış hesaplamış da olabilirim bazı hocaları, uyarırsanız sevinirim eğer öyle bir durum varsa. Görüldüğü üzere, sene başından beri ligimizdeki 18 takımı çalıştıran teknik adamların kazandığı puanlar ve ortalamaları... Bucaspor'da kötü bir başlangıç yapan Bülent Uygun 1.93'le 4. sıraya oturmuş durumda Eskişehir'de yaptıklarıyla... 22 maça oranlayınca 42 puan yapıyor. Hikmet Karaman da 4. hafta sonrası geldiği Manisa'daki başarısıyla birlikte 6. sırayı kaptı... Onu oranlarsak 38 puan elde ediyoruz. (Bu iki istatistiğe Kazım Kanat dikkati!) Rijkaard 8, Schuster 9, Hagi 10. sırada... Rıza Çalımbay ise sezonun en zayıf halkası seçildi maalesef... Eee, her hafta basit goller yersen olacağı budur. Son olarak, Kasımpaşa'nın yeni hocası Fuat Çapa, son 2 haftadır takımına kazanırdığı galibiyetlerle birden üst sıralara yerleşti... Dikkat ederseniz Yılmaz Vural'a laf etmedim, "Ulan Rijkaard-Hagi-Schuster'in hali ortada, o takımlar bende olsaydı şu an 50+ puanım vardı" da diyebilir... Haklı olup olmadığını siz takdir edin.

Şenol Güneş: 22 maç - 50 puan: 2.27 (Trabzonspor)
Aykut Kocaman: 22 maç - 48 puan: 2.18 (Fenerbahçe)
Ertuğrul Sağlam: 23 maç - 48 puan: 2.08 (Bursaspor)
Bülent Uygun: 15 maç - 29 puan: 1.93 (Eskişehirspor)
Shota Arveladze: 22 maç - 42 puan: 1.90 (Kayserispor)
Hikmet Karaman: 18 maç - 31 puan: 1.72 (Manisaspor)
Tolunay Kafkas: 22 maç - 37 puan: 1.68 (Gaziantepspor)
Frank Rijkaard: 8 maç - 12 puan: 1.50 (Galatasaray)
Bernd Schuster: 22 maç - 32 puan: 1.45 (Beşiktaş)
Gheorghe Hagi: 14 maç - 20 puan: 1.42 (Galatasaray)
Abdullah Avcı: 22 maç - 30 puan: 1.36 (İstanbul BŞB)
Yücel İldiz: 22 maç - 29 puan: 1.31 (Karabükspor)
Fuat Çapa: 5 maç - 6 puan: 1.20 (Kasımpaşa)
Ralf Zumdick: 14 maç - 16 puan: 1.14 (Gençlerbirliği)
Mehmet Özdilek: 22 maç - 25 puan: 1.13 (Antalyaspor)
Ümit Özat: 22 maç - 25 puan: 1.13 (Ankaragücü)
Thomas Doll: 8 maç - 8 puan: 1.00 (Gençlerbirliği)
Yılmaz Vural: 1 maç - 1 puan: 1.00 (Konyaspor)
Ali Haldun Girginer: 1 maç - 1 puan: 1.00 (Eskişehirspor)
Bülent Uygun: 7 maç - 6 puan: 0.85 (Bucaspor)
Mesut Bakkal: 9 maç - 7 puan: 0.77 (Sivasspor)
Samet Aybaba: 16 maç - 12 puan: 0.75 (Bucaspor)
Ziya Doğan: 21 maç - 15 puan: 0.71 (Konyaspor)
Rıza Çalımbay: 13 maç - 9 puan: 0.69 (Sivasspor)
Yılmaz Vural: 17 maç - 8 puan: 0.47 (Kasımpaşa)
Rıza Çalımbay: 6 maç - 2 puan: 0.33 (Eskişehirspor)
Hakan Kutlu: 4 maç - 0 puan: 0.00 (Manisaspor)

21 Şubat 2011 Pazartesi

Tarihe Geçen Derbiden Geriye Kalanlar...


Fenerbahçe sezonun en kritik maçı olan Trabzonspor karşılaşmasına hangi 11'le çıkmıştı? Volkan, Gökhan, Lugano, Yobo, Santos, M. Topuz, Selçuk, Emre, Dia, Alex ve Niang... Peki dün akşamki ilk 11? Aynısı... Tek bir değişiklik bile yok. Beşiktaş'ta aynı hafta -İstanbul Belediye karşısında- kalede Cenk oynamış, onun dışında Aurelio, İbrahim Üzülmez, Sivok, Nobre dörtlüsü de ilk 11'deymiş. Dün akşam bu 5 ismin yerine Rüştü, Ferrari, Necip, İsmail ve Ernst oynadı. Rüştü en son ne zaman oynamış? 14 Kasım 2010'da. Necip? En son 12 Aralık'taki Eskişehir maçında ilk 11'deymiş. Ferrari de 16 Ekim 2010'daki Manisaspor mağlubiyetinden beri ortada yok... Tüm bunları aklımızda tutalım.

Geçen sene devre arasında transfer yapmadığımızda bir yazı yazmıştım. Şimdi de bu yazıyı okumanızı rica ediyorum. Fenerbahçe Lorant yönetiminde az daha şampiyon oluyordu 2001/02 sezonunda. Adam son 14 maçta 38 puan kazandırdı Fenerbahçe'ye ve Galatasaray'ın sadece 3 puan gerisinde kaldık. Mustafa Denizli ile geçirdiğimiz ilk yarıda biraz daha başarılı olabilseydik, belki de şampiyonduk. Ama o güzel kadronun içine Ortega'lar, Washington'lar, Tuncay'lar katıldı, üstüne Revivo, Rapaic, Ceyhun vs. takımda tutuldu ve sonunda hüsran geldi. Devre arasında kadro dağıldı.. 3 hoca birden değiştirdik...

Beşiktaş'ın bu sezonki kadrosunu ve bu süreçte yaşananları, Fenerbahçe'nin o dönemine benzetiyorum... Fenerbahçe'nin dün akşamki 11'inden Volkan, Selçuk, Alex, Lugano ve Gökhan çok uzun yıllardır bu takımdalar. Emre vs. de 3 yılı geçti. Peki Beşiktaş'ta? Simao, Almeida 1.5 aylık. Guti, Quaresma sezon başı geldiler. Toraman ve Rüştü dışında hem tecrübeli olup, hem de bu takımda uzun süredir oynayan futbolcu yoktu dün akşam Beşiktaş'ta. Bir de sezon başına dönelim... Beşiktaş'ın ilk maçı Buca deplasmanı. İlk 11'e bakalım. Kalede Hakan var, hoca kesti onu ve bir daha da muhtemelen kaleyi alamaz. Nihat sakatlığı yüzünden uzun süredir yok. Bobo'yu ilk 18'e almadı Schuster dün akşam. Üzülmez kovuldu. Zapotocny devre arasında ayrıldı. Erhan Güven, en zayıf halka... Aralık'tan sonra lig maçı oynamamış. Yedeklere gelelim. Delgado, gönderildi. Tabata, o da... Hatta Keita ile karşılıklı maçını bile izledim net üzerinden Katar'da oynadığı... Kısacası tam bir çorbaya dönmüş halde takım...

Dünkü unutulmaz 90 dakikadan bahsedeyim biraz da. Beşiktaş'ın maç boyu Almeida'nın kaçırdığı %100'lük pozisyon dışında başka bir pozisyonu daha yok... Ekrem'in harika golü, 50 kere vursa 1 kere girer. İbrahim Toraman'ın golü desen, tam şans golü... Bizim Deivid de benzerini atmıştı daha önce bir derbide. (Roberto Carlos'un frikiği sonrası)

İlk 30 dakikada -hatta maçı az önce tekrar izlerken saydım, 28 dakika- oyunun üstünü deplasmanda oynamamıza rağmen bizdik. Dia, Trabzonspor maçında olduğu gibi yine sol tarafı dağıttı ve Ekrem'e zor anlar yaşattı. Rüştü uzun süredir oynamamasına rağmen maç boyu hatasızdı. İlk yarıda çok önemli kurtarışlar yaptı ve bir de Dia'nın direkten dönen şutunu hesaba katacak olursak, daha ilk yarıdan maçı bitirebilirdik. Guti'nin penaltısıyla berabere biten, Kadıköy'deki derbi de aynı şekilde geçmişti zaten... O zaman da Niang önemli fırsatları harcamıştı ve ilk yarıda 3-4 olacak maçı kazanamamıştık...

Oyun 30. dakikadan sonra dengelendi. "Derbilerde ne olacağı belli olmaz" deyimi bir kez daha kendini haklı çıkardı ve 2-1'den sonra Almeida Volkan'ı geçebilse, bu sefer de Beşiktaş maçı koparma fırsatını yakalayacaktı. Ama Rüştü gibi Volkan da hatasız oynadı, zaten büyük maçların büyük kalecisi Volkan Demirel!

Cüneyt Çakır, Ferrari'nin Lugano'yu sarıp sarmaladığı pozisyonda penaltıyı vermedi... Maçı ilk o dakikada çevirme şansı yakaladık. Ardından maçın herkesin de kabul ettiği gibi en kritik pozisyonu geldi, Ferrari'ye kırmızı kart ve penaltı. Alex ulaşılmaz noktaya gönderdi topu, Rüştü'nün boyu 1.85 değil de 2 metre olsaydı çıkarırdı ama yetişemedi...

2-2'den sonra, Beşiktaş'ın 10 kişi kalmasıyla birlikte üstünlüğü tekrar elimize geçirdik ve birçok pozisyon bulduk. Mehmet Topuz'un şutu, Niang'ın kaçırdığı pozisyon vs... Beşiktaş'ın 2 farklı galip geleceği maçta, 7 gol de atabilirdik, böylesine enteresan bir maçtı, di mi Ömer Abi? Sonrasında sırtta taşınacak futbolcular listesinde açık ara ilk sırada yer alan büyük insan Alex sahneye çıktı ve maçı bitirdi... Kafa golü olağanüstü. O boydaki en iyi santrforlar bile o vuruşu yapmakta zorlanır.

Fenerbahçeliler için harika bir akşam oldu. Alex, baş düşmanlarından Altan Tanrıkulu'na -bir diğeri de Gökmen Özdenak'tır- özür yazısı yazdırttı. Dia iyiden iyiye gönüllere girdi. Sakat sakat oynayan Gökhan Gönül, ayağım kırılsa bile bir şekilde oynamaya çalışırım mesajı verdi. Lugano'ya diyecek bir şey bulamıyorum. :) Niang çıkışa devam ediyor, büyük alkış... Beşiktaşlı taraftarları anlayabiliyorum çünkü bir 10 yıl önce benzer şeyleri biz de yaşadık. Büyük transferler, yıldızlar, gelen hayal kırıklıkları. İnsana çok koyuyor başta ama futbolu daha iyi öğrenmemize yol açıyor bu yaşananlar.

Schuster'in belki de son maçı olacaktı ama yatsın kalksın Ferrari'ye dua etsin. Aykut Kocaman'a her maçtan sonra sallayanlar da kafalarını kuma gömmüş vaziyetteler. İlk yenilgide ortaya çıkarlar ve yüzlerini daha iyi görürüz.

Son olarak, 34 yaşındaki Alex'in 16. golüne ulaştı, Quaresma'nın ligde sadece 1 golü var... :)

20 Şubat 2011 Pazar

Ama Alex Koşm...


Alex-Aykut el ele, şampiyon Fenerbahçe... Yeni sloganım budur.

Eyüp-Tokat Maçının Sonunda Yaşananlar...


Az önce maçtan geldim ve bu satırları cidden üzülerek yazıyorum... Çünkü sahamız muhtemelen 4-5 maç kapanacak ve büyük avantaj kaybedeceğiz. Hiç de gereği yoktu yaşananların...

Maçın geneliyle ilgili de bir şeyler yazarım daha sonra elbette ama sıcağı sıcağına şimdi maç sonunda yaşananları yazmak istiyorum. Hakem maç boyu kötü bir yönetim gösterdi. Zaten soğuk havada maçı ikide bir durdurdu ve belki de 10'dan fazla sarı kart çıkarttı. Zaman zaman eyyamcılık da yaptı. Örneğin, penaltı mı değil mi bilmiyorum ama Tokatspor'un ilk yarıda bir penaltı pozisyonu vardı ve hakem oyunu devam ettirdi. Suat Kaya yoğun tepki gösterince, devam eden 5 dakikada Tokatspor'un lehine kararlar verdi.

Neyse uzatmayayım, maçın hakkı beraberlikti kesinlikle. Hatta bölüm bölüm Tokatspor deplasmanda olmasına rağmen daha üstündü. Hakem maçın sonuna 4 dakika ekledi ve Tokatspor 4. uzatma dakikasında bir duran top sonrası gol attı ve maçı 1-0 kazandı. Peki gol nasıl oldu, köşe gönderine yakın bir bölgeden faul kazandı Tokat ekibi. Hakem de endirekt serbest vuruş verdi. Yanıldığımı sanmıyorum, maçı Tek Rumeli Tv'den izleyen varsa yorum yazabilir. Tribünde konuştuğum herkes benim gibi düşünüyor.

Atış sonucunda top kimseye değmeden gol oldu ve hakem de golü verdi. Elbette tribündeyken tekrarını izleme şansımız yok ve biz de hata yapabiliriz lakin Eyüpspor taraftarının da genel iddiası, hakemin endirekt serbest vuruşta top kimseye değmediği halde golü vermesi.

Zaten maç boyu da tepkiyi üzerine çekince, bu da patlama noktası oldu...

Maça girişte benim üzerim aranmadı, muhtemelen de çoğunluğun aranmamıştır. Zaten Ogün Altıparmak'ı gördüm stada girmeden önce... Aranmamamıza ek olarak, güvenlik ve polis sayısı çok ama çok azdı. Gerçi maç öncesi bunlar muhakkak düşünülüyordur. Tokatspor taraftarıyla da Eyüpspor taraftarı arasında "en ufak" bir gerginlik yaşanmadı. Hatta iki kardeş tribün gibiydik...

6-7 yaşımdan beri sürekli Eyüpspor maçlarına giderim. Ne şampiyonluk maçları, ne gerilimli maçlar oynandı burada... Taraftarlar çatıştı, emniyetle taraftar çatıştı. Ama ben şimdiye dek böyle bir rezilliğe şahit olmadım...


Maçın bitiminin ardından hakeme tipik bir toplu küfür başladı. Ardından sahaya giren bir taraftar hakeme saldırmaya çalıştı, başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Az polis var dediysem de o taraftarı hemen engellemeyi başardılar. Ama hemen ardından 2-3 genç daha hakeme saldırdı ve bir tanesi de bunda başarılı oldu. Hakem ardı ardına yumruk yedi. Kaçmaya çalışırken sahaya bir anda onlarca -belki 100'ün üzerinde- Eyüpspor taraftarı girdi. Hakeme yönetimi yüzünden kızsam da, düşmanımın bile onun yerinde olmasını istemezdim o an. Fenerbahçe maçında benzer bir şey yaşansa olay hemen kontrol altına alınır ama çok az polis olduğundan iş çığrından çıktı.

Ana hakem bir şekilde içeri girdi, ama uzak köşedeki yardımcı hakem sahada kalmıştı. En çok da onun için üzüldüm... Adamın etrafını en az 50 kişi sardı, o kaçmaya çalışıyor, ardından geliyorlar. Ve o civarda toplasan 10 tane polis yoktu. O yardımcı hakemin "ben ne yaptım, neden geliyorsunuz üstüme?" bakışını uzun süre unutamam.

Nihayetinde, belki de akşama Ana Haber Bültenleri'ne bile çıkar Eyüpspor... Ama bu haberle mi çıkması gerekiyordu? Maç zaten berabere bitiyordu, 1 puan yitirdik. E sahamız 5 maç kapanırsa daha fazla kaybımız olmayacak mı?

Şampiyonluk maçı olsa, hadi o sinirle oldu derim... Ama bugünkü olayları hiçbir şekilde anlayamam. Birçok defa belirttiğim gibi, tamamen emniyet kuvvetlerinin acizliğinden hakemler bugün feci şekilde dayak yedi. Eyüpspor taraftarı olarak ben utandım...

Üzerimiz aranmadı dedim ya -genelde olduğu gibi- bugün psikopatın biri hakemi bıçaklasaydı hesabını kim verecekti?...

Süper Stadyum...


Sol baştan sayalım, Rıdvan Dilmen, Can Tanrıyar, Oğuz Tongsir, Şansal Büyüka, Serdar Çakman ve Ömer Güvenç... Sene 1996.

Yine o yıllardaki Stadyum ekibi için ise, buraya...

19 Şubat 2011 Cumartesi

Galatasaray-Bucaspor Maçının Ardından...


İlk olarak şuna değinmek lazım. Bucaspor'da bugün oyuna sonradan giren 2 isme bakalım. Erman Güraçar ve Cenk İşler. İkisi de 1974 doğumlu, 37 yaşındalar. Şu an Bank Asya 1. Lig'de oynamaları gerekiyordu yaşları icabı -ki yaşıtları futbolu bırakalı çok oluyor- ama Bucaspor'un imkansızlıkları yüzünden Süper Lig'de oynama şansı buluyorlar. Takım arkadaşları Civar Çetin 1992'li, Cenk 1991'de Paf Takım'da oynuyordu... Üstelik bu akşam geçen haftanın kahramanı Leko ve Musa Aydın da forma giyemedi. (Konyaspor'a attıkları 3 golü bu 2. oyuncu atmıştı)

Galatasaray'da ise Zapata'yı bir kenara koyarsak, Serkan, Cana, Servet, Çağlar, Neill, Sabri aynı anda sahadaydı. Galatasaray'da geri dörtlüde izlemeye alıştığımız Neill ve Sabri orta alandaydı. Hagi oyun 0-0 devam ederken, 2. yarıda Serkan Kurtuluş-Yekta değişikliği yaptı. Galatasaray deplasmanda oynasa veyahut evinde çok güçlü bir ekiple oynasa tamam. Ama rakip Buca... Hagi sanırım kovulmaktan korkuyor ki, maça mutlak galibiyet düşüncesiyle değil de ilk başta yenilmemeliyim anlayışıyla çıkıyor. Arda, Kewell gibi yaratıcı oyuncular zaten kadroda yokken, böyle defansif ağırlıklı, teknik kapasitesi sınırlı bir orta sahayla neden sahaya çıkar ki Galatasaray? Bu iki yıldız yokken Yekta her türlü 11'e yazılır. Culio var bir tek teknik kapasitesiyle kendini belli eden...

Bucaspor haddini bilerek, olabildiğince iyi oynadı ve 1 puanı fazlasıyla hak etti. Ki zaten direkten dönen toplar, kaçırdıkları net pozisyonlar var... Bizi kupada yendikleri gibi, Galatasaray'ı da burada yenebilirlerdi. Devre arasında İzmir ekibinden ayrılan Manucho, ilk yarı boyunca inanılmaz goller kaçırıp kupa maçında bize patlamıştı. Bu akşam da benzer şeyleri Mendy'den gördük. İnanılmaz hızlı bir oyuncu ama o son vuruşlarla bütün çabaları boşa gitti.

Galatasaray'da Culio'yu beğendim. Stancu ilk yarı boyunca hayalet gibi dolaştı, ikinci yarı daha etkiliydi. Baros etkisizdi diyemeyiz, ona pozisyon hazırlayamadı takım arkadaşları ve ilk yarıda güzel bir kafa vuruşuyla gole yaklaştı. Kazım ilk yarıda sık sık içeri girdi, ikinci yarı çizgiye daha yakındı ve golün asistini de yaptı.

Bugün Türk Telekom Arena'nın yarıya yakını boştu. Taraftar zaten yeni bir hevesle geliyor maçlara, Hagi takımı bu anlayışla oynatmaya devam ettiği sürece de bugünkü gibi büyük boşluklar görmeye devam ederiz. Lig bitti Galatasaray adına, Hagi taraftarı da düşünüp daha ofansif bir kadro sürmeli sahaya. Açıkçası maç öncesi bu yazıyı yazmaya karar vermesem maçı izlemeyi 25. dakikada bırakacaktım, öylesine uyuttular biz izleyenleri.

Son olarak, Hagi geçen gün yaptığı açıklamalarda büyük ölçüde haklı. Bu takımı ben bu hale getirmedim, beni hep zor günlerde çağırıyorlar, takım iyi giderken beni arayıp soran yok diyor. Burada katılmamak mümkün değil Hagi'ye ama eminim kendisi de biliyor ki, Galatasaray o geldikten sonra bundan daha da kötü olamazdı.

Cumartesi Maçları...


Freiburg-Wolfsburg: Yeni transferler, hoca değişimi derken, Wolfsburg hala çıkışa geçemedi... Geçen hafta da evlerinde Hamburg'a yenildiler. Artık çıkışa geçme zamanı. Ne olursa olsun bu maçtan en azından 1 puan alacaklarını düşünüyorum. (3 maçtır kaybediyorlar ve gol atamıyorlar) Diego da oynayacak ve 0-2'yi garanti görüyorum.

Bursa-Gaziantep: Deplasman ekibi son haftalarda aldığı güzel sonuçlarla -özellikle Galatasaray'a karşı- daha rahat... Elbette Bursaspor'u zorlayacaklardır ama Bursa evinde öyle veya böyle galip gelmesini biliyor. Üstelik Fenerbahçe İnönü'ye gidiyor, Trabzonspor da Manisa deplasmanına. Kazanırlarsa büyük avantaj yakalayacaklar. İstatiklere baktığımızda, Gaziantepspor'un deplasmanda oynadığı 11 maçta sadece 6 gol yediğini görüyoruz. Alt oynamak bence daha mantıklı. 1-0'lık Bursa galibiyeti de önerebilirim skor oynayacaklara.

Gençlerbirliği-Karabük: Geçen hafta Karabük evinde Kasımpaşa ile karşılaştı ve ben buradan Kasımpaşa'nın haftanın sürprizini gerçekleştirebileceğini yazmıştım Emenike sakatlığı yüzünden oynamazsa. Dediğim de oldu... Bu maça ise direkt 0 veriyorum... Gençlerbirliği güvendiğim bir takım değil evinde oynasa da...

Manchester United-Crawley: Beni bu tarz maçlarda Sir Alex Ferguson çok üzmüştür geçtiğimiz yıllarda. Yeminliyim Man Utd'ye oynamamaya alt lig takımlarıyla karşılaşırken... Genelde yedeğin de yedeği oyuncuları oynatıyor Ferguson ve kendilerini pek sıkmıyorlar. Bu maçta 2 handikap verilmiş ve ben 0-2 oynayacağım. Man Utd. kazanamaz demiyorum ama öyle 3-4 fark ve daha fazlasını yakalamalarını da beklemiyorum.

17 Şubat 2011 Perşembe

Roberto Baggio ve Appiah


Baggio İnter'de 1998-2000 yılları arasında oynadığına göre, Appiah bu fotoğrafta 19-20 yaşındaymış... Zaman çabuk ilerliyor, hayatı kaçırmamak lazım...

15 Şubat 2011 Salı

Hakan-Aykut-Oğuz


Fenerbahçe, Ocak 1990'da Kıbrıs'ta kamptayken çekilen bir fotoğraf.

Foto: Milliyet arşivinden...

Uzaklarda Arama...


Yapılan bunca kaliteli transfere rağmen Beşiktaş'ın neden zirveden bu kadar uzakta olduğu konuşuluyor ya... Çok da uzağa gitmeye gerek yok. Resmi siteyi açın, en üste bakın. 9 ismin fotoğrafı konulmuş.

- Guti. Beşiktaş'a bu sezon başı geldi.
- Hilbert. O da aynı şekilde.
- Ricardo Quaresma. Guti ve Hilbert gibi sezon başı transfer edildi.
- Ersan Adem Gülüm. Yukarıdaki 3'lüden farkı yok.
- Schuster. Sezon başı takımın başına geçti, belki de olası bir Fenerbahçe mağlubiyeti ve Dinamo Kiev maçlarının ardından ülkesine dönecek.
- Manuel Fernandes. Geleli daha 1.5 ay olmadı.
- Almeida. Aynı şekilde...
- Simao. O da aynı.
- Ve son olarak Allen Iverson. Şimdiden ülkesine döndü bile rahatsızlığı yüzünden. Döner mi bilinmez.

Sen resmi sitenin baş köşesine bu 9 ismi koyarsan, imkanı yok başarılı olmanın. Nerede Metin-Ali-Feyyaz üçlüsü? Nerede Şifo, Sergen, İlhan Mansız, Tayfur? Nerede Süleyman Seba? Nerede İbrahim Üzülmez, Nihat, Toraman ve yıllardır Beşiktaş'ta oynayan diğer futbolcular? Nobre, Bobo, Beşiktaş'ın geleceği denilen Necip... Dün kulüpten kovulan İbrahim Üzülmez, "ben 11 yıldır bu kulüpte oynuyorum, 1.5 ay önce gelen adamı koymuşlar, beni koymamışlar..." demez mi?

Transfer şampiyonuyum demek istiyorsan tamamdır... Ama hep bahsedilen "duruş" var ya, bu banner'la yakından uzaktan alakası yok..

Barcelona'nın sitesini açtığında karşına ne çıkıyor? Bütün futbolcular bir arada... Messi'sinden en az oynayanına. Onlar bilmiyorlar mı Messi, Villa, Xavi'yi ayrı koymayı? Başarının sırrını sen hala 4-3-3, 3-5-8'de aramaya devam et...

14 Şubat 2011 Pazartesi

Gümbür Gümbür...


Bu akşam da kazanarak, ligin 2. yarısında oynadığımız 4. maçtan da gülerek ayrıldık ve 12 puana ulaştık. Peki rakiplerimiz bu 4 haftada ne yaptılar? Trabzonspor 1 galibiyet, 2 beraberlikle 5 puan toplayabildi ve büyük bir avantaj kaybetti. Bursaspor evindeki 2 maçı kazandı, deplasmandakilerde berabere kaldı ve 8 puan kazandı. Kayserispor 7, Galatasaray 6, Beşiktaş 4 puanda kaldı.

Bir de son 9 maçlık periyoda bakalım. Bu 9 maçın 8'ini kazandık, sadece Ankaragücü'ne yenildik. 27'de 24 puan... Aynı süreçte Trabzonspor 18, Bursaspor 20, Kayserispor 12, Beşiktaş 12, Galatasaray 13 puanda kaldı.

Özet olarak, sezona kötü başladık ama gümbür gümbür geliyoruz... Teşekkürler Alex, teşekkürler Aykut Kocaman ve teşekkürler Fenerbahçe...

Emrah Eyüboğlu...

Fotoğraftaki kişi -önde atkılı olan- sıradan bir taraftar gibi gözüküyor değil mi? Hayır, o Eyüpspor'un futbolcusu. Dün, daha bir hafta öncesine kadar liglerimizin tek namağlup takımı olan Elazığspor'a deplasmanda gol attı ve Eyüpspor'a çok önemli bir 3 puan kazandırdı. Maçın özetini izledim, kaleci Halit de çok iyi oynamış, onu da kutluyorum.

Emrah gibi taraftarla bütünleşen futbolcuları seviyorum... Yaşasın amatör ruhlu sporcular.

Hakikisi Bıraktı...


Çocukluk günlerimizden bir şey kalmamaya başladı, iyi mi...

"Hikmet Karaman'a Kadar Düştük Mü?"


Hikmet Karaman Manisaspor'un başına 5. haftada geçti. İlk 4 haftada tek 1 puan dahi alamamıştı Hakan Kutlu yönetimindeki Manisaspor. Şimdi 31 puanları var, yani 17 haftada 31 puan topladılar ve bu 17 maçın 10'unu kazandılar... Bu süre zarfında 30 gol atıp 21 gol yediler. +9 averaj... Hikmet Hoca'nın ilk maçında deplasmanda Trabzonspor'u yendiler 3 atarak. Aynı şekilde yine 3 atarak İnönü'de de Beşiktaş'ı. Galatasaray'ı da yendiler yine İstanbul'da, tek fark 3 değil 2 atmaları.

Aynı 17 haftada Galatasaray 23 puan toplayabildi. 17 maçın 7'sinde güldüler.

Devre arasında yaptığı transferlerle 17'de 17 hedefleyen Beşiktaş'ın ise Hikmet Karaman Manisaspor'un başına geçtiğinden beri Galatasaray gibi 23 puanı var. Sadece 6 kez kazanabildiler.

Bunları niye mi yazdım? Rijkaard'ın ayrılacağı dönemde Hikmet Karaman'ın adı geçti Galatasaray için. Hikmet Karaman'ı seversiniz sevmezsiniz, sizin bileceğiniz iş. Oynattığı futbol sizin tarzınıza uygun olmayabilir. Fatih Terim özentisi diyebilirsiniz. (Ben de bazı hareketlerini çok benzetiyorum) Veya ne bileyim başka bir özelliğini tutmuyorsunuzdur.

Ama yabancı hocalara kurtarıcı, adeta peygamber gözüyle bakılırken, Hikmet Karaman ve onun gibi birkaç hocaya 2. sınıf muamelesi yapmak, son derece ayıp. "Bu mu çalıştıracak benim koskoca kulübümü yaaa, nerede vizyon?", "Golcü olarak da 2. Lig B Kategorisi'nin gol kralını alalım o zaman ehehehehe", "Buna olsa olsa attan inip eşeğe binmek denir" vs. bir sürü yorum yapıldı Hikmet Karaman'ın adının Galatasaray'la anıldığı zaman.

Yok bu adamlar daha ne yapsın 3 büyük takımlarda şans yakalamak için, söyleyin de bilelim. Galatasaray'dan gönderilen Mehmet Güven'i parlatmadı mı? Kalecileri İlker ve eski Fenerbahçeli Recep, kim ister kalesine? Murat Erdoğan 35'ine geldi, geçen sene Kasımpaşa'daydı. Ömer Aysan'ı Trabzon gözden çıkardı, aldılar. Yiğit İncedemir'i Milli Takım'a kadar yükseltti. Dün Antalya'ya deplasmanda 4 attılar. Yedek kulübesindeki 3 Türk futbolcuyu hangi biriniz tanıyor? (kaleci Recep dışındaki) Ahmet İlhan Özek, Bülent Cevahir ve Bekir Yılmaz. 3'ünü de yolda görsem tanımam, isimlerini de çıkartamam çok büyük ihtimal biri sorduğunda. Yaptıkları yetmez, bu kadroyu ilk 2-3'e sokmalı, belki o zaman düşünürüm diyorsanız, açın FM'de deneyin derim.

Hal böyleyken ve yukarıda yazdığım puanlar, galibiyetler ortadayken, bana Arda sakattı, Quaresma cezalıydı, "Alex ameliyat oldu 4 ay yok, eyvah ne yapacağız?" ile gelmeyin.

Şimdi bunu yazdım ya, biri çıkar hemen ordan "Türkleri koruyorsunuz, yabancı düşmanısınız" der. Hiç alakası yok. Başarılı olduktan sonra Türk olmuş, yabancı olmuş ne farkeder? Bizden oldukları için tabii daha yakın hissederim, sadece o kadar. Ülkemizde vasat kadrolarla çok başarılı olan marka yabancı hocalar var da biz mi savunmadık? Bir gün de Şota'yı yazarım, 20 maçta 39 puan yaptılar... Zaman zaman kızsam da -o da eskisi gibi olmadığı için- Daum'u hep savunan da benim, Alman köylüsü diye dalga geçilen Lorant'ı savunan da.

Şu kadroyla ortalama bir Türk hoca Beşiktaş'a 21 maçta 32 puan aldırsaydı, vallahi bir daha Beşiktaş ilçesinin sınırlarından içeri giremezdi, yalansa yalan deyin. İşin aslı şu ki, bizi Türk hocaları korumakla suçlayanlar, Kiralık Konak'taki hayranı Seniha gibiler. Bizimkisi Türk hoca korumaktan ziyade, gariban takımlarda başarılı olan hocaları savunmak.

Neyse yazı iyice farklı bir noktaya gitmeye başladı, daha fazla uzatmayayım...

13 Şubat 2011 Pazar

Pazar Maçları...


Ankaragücü-Beşiktaş: Karşılaşma seyircisiz oynanacak, belki bilmeyen vardır diye öncelikle belirteyim. Maçın seyircisiz oynanacak olması normalin aksine ev sahibi için avantaj, Beşiktaş için ise dezavantaj. Çünkü bilindiği gibi Ümit Özat ile Ankaragücü taraftarının kemik tayfası kanlı-bıçaklı hale geldiler ve sonunda yaşananları ülkede duymayan kalmadı. Taraftar baskısından uzak Ankaragücülü futbolcular çok daha iyi bir ruh halinde çıkacaklardır maça ve bu da oyunlarına yansıyacaktır. Beşiktaş ise Fenerbahçe maçı öncesi kesinlikle 3 puanı almak isteyecektir, neticede 32 puanları var ve art arda iki maçı kazanırlarsa 38 puanları olacak, ilk 3 umutlarını sürdürecekler. Quaresma'nın yokluğunda Beşiktaş'a oynamak bana göre riskli, iki takımın da gol atacağını düşünüyorum, 2.5 üstü daha mantıklı bir tercih.

Eskişehirspor-Bursaspor: Kağıt üzerinde tipik bir beraberlik maçı. "Sıfır"ı basıp riskimi alırım... Bülent Uygun, Ertuğrul Sağlam'ı arayıp "1 puanı verelim, hiç kalkıp gelmeyin" dese, itiraz edeceğini sanmıyorum Bursa cephesinin... Gollü beraberlik daha olası, iki takımda kaliteli golcüler varken 0-0 bitmez bu maç.

Espanyol-Real Madrid: Barcelona'nın uzun süre sonra puan kaybettiği günün ardından, Mourinho'nun öğrencileri diğer Barcelona ekibiyle oynayacak. Espanyol evinde çok başarılı tamam ama Madrid bu maçı kazanamazsa Mourinho bütün oyuncuları bi odaya kapatır ve 2 gün yemek vermez. İlk yarı 2, ikinci yarı 2 de oynanabilir.

Günün sürprizi de Kasımpaşa'dan gelebilir. Emenike sakatlığı yüzünden büyük ihtimal oynamayacak ve eğer onsuz sahaya çıkarlarsa, Kasımpaşa'nın galibiyetine hiç de şaşırmam. Çok maç hatırlarım bu tarz İddaa tarihinde... Emenike'siz Karabük'e büyük paralar yatırmayın.

Edit: Beşiktaş gol atamayınca üst gelmedi ve kupon yattı. Bursa maçına gollü beraberlik dedim tamamdır, Madrid 2/2 dedim o da tamam, Kasımpaşa sürprizi de tamam... Umarım Karabük'e oynamamışsınızdır. :)

10 Şubat 2011 Perşembe

Kalan 14 Maç...


Ligin bitimine daha 14 hafta var, şimdiden hiçbir şey kestirilemez -Alex ağır bir sakatlık geçirse, sezonu kapatsa, bütün planlar suya düşer örneğin- ama ben kalan maçlarda Fenerbahçe'den kaç puan istediğimi daha doğrusu beklediğimi yazıyorum buraya, bakalım hedefliğim puana ulaşabilecek miyiz sezon sonunda...

- Kayserispor: galibiyet
- Beşiktaş (d): yenilgi
- Kasımpaşa: galibiyet
- Gençlerbirliği (d): galibiyet
- Konyaspor: galibiyet
- Galatasaray (d): beraberlik
- Bursaspor: galibiyet
- Eskişehirspor (d): yenilgi
- Gaziantepspor: galibiyet
- Bucaspor (d): galibiyet
- Büyükşehir Belediyespor: yenilgi
- Karabükspor (d): galibiyet
- Ankaragücü: galibiyet
- Sivasspor (d): galibiyet

14 maçta 10 galibiyet, 1 beraberlik, 3 de mağlubiyet yazmışım. İçeride Belediye maçı dışındakilere galibiyet yazdım. Deplasmandaki maçlara da Beşiktaş ve Eskişehir mağlubiyeti ve Galatasaray beraberliği. Şu an 42 puanımız olduğuna göre, 73 puan yapıyor.

Siz de Mustafa Denizli misali kafanızda maçları oynayıp puanları yazarsanız, sezon sonu hep birlikte bakarız...

Ronaldo&Bilica

8 Şubat 2011 Salı

Emre'nin İnter Günlerinden...












Cruyff Fenerbahçe'de!


4 Nisan 1981 tarihli Milliyet haberi. Futbolculuk yaşantısının son yıllarını geçiren Cruyff, Amerikan gazetelerine göre Fenerbahçe ile anlaşmış ve 43 maç oynayacakmış.

Haber şu şekilde,

Dün Amerika'daki tüm gazetelerde bomba gibi bir haber çıktı... Manşetler aynen şöyleydi: "Cruyff ünlü Türk takımı Fenerbahçe'ye transfer oldu." Yazı şöyle devam ediyor: "Halen Dünya'nın en iyi futbolcusu ve her maçta muazzam tehlikeler yaratmaya 34 yaşında bile devam eden Cruyff, Fenerbahçe'de 43 maç oynayacak."

Cruyff'un Fenerbahçe'den maç başına 734 bin lira alacağını da belirten gazetelerin, son satırları da şu şekilde: "Yazık... Cruyff çok ucuza gitti. Şu anda Amerika'daki tüm kulüpler onu kaçırdıklarına yanıyorlar..."

Not: Haberin devamını da birazdan yazacağım.


Ertesi günkü Milliyet'te de haber yer bulmuş. O sırada İspanya'da 2. Lig'de Levante'de oynuyormuş Cruyff ve kulübün basın sözcüsü açıklama yapmış. Ayrıca Ali Şen'in açıklamalarına da yer verilmiş.

Levante yöneticisi, "Cruyff isterse ayrılabilir ama Fenerbahçe'ye gideceğini sanmıyorum." demiş. Ayrıca, söylediğine göre Cruyff o dönem kulübün hasılatının yarısını alıyormuş ve kulüp net 18 milyon elde ediyormuş. Bunun yarısını kazanan Cruyff'un, maç başı 750 bin lira'ya transfer olma ihtimalinin çok düşük olduğunu belirtmiş.

Ali Şen ise, İsa'nın jübilesi sebebiyle Almanya'da yapılan üçlü turnuvada Cruyff ile görüştüğünü söylemiş. Haberlerin bu nedenle çıkmış olabileceğini belirtmiş. Ali Şen Cruyff'la uygun koşullarda anlaşmış ama başkan olmaması sebebiyle -daha önce dış ilişkiler koordinatörüymüş- transfer yatmış.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Tam 10 Yıl Geçti...


30 dakika sonra 8 Şubat'a gireceğiz ve bundan tam 10 yıl önce, 7 şubat 2001'de unutulmaz bir karşılaşma oynanmıştı. Türkiye Kupası yarı finalinde, Fenerbahçe ve Galatasaray karşı karşıya gelmişti ve gülen taraf penaltılar sonucunda Sarı-Lacivertliler olmuştu.

Fenerbahçe evinde 4-2 öndeydi 84. dakikada. Maç bol gollüydü, normal değildi tamam ama bu dakikadan sonra turun verileceğini hiçbir Fenerbahçeli düşünmüyordu. Ama önce Jardel'in golü, ardından da 90+3'te Ümit Davala'nın penaltısıyla 4-4 olmuştu ve maç uzamıştı. Uzatmalarda Lazetic bir de penaltı kaçırınca eyvah demiştik ama Rüştü seri penaltı atışları sırasında kendini gösterince finale Fenerbahçe çıkıyor ve fotoğraftaki gibi bir görüntü oluşuyordu.

En heyecanlı derbiler sıralansa, her zaman kesinlikle üst sıralarda yer alacaktır. Zaten daha sonra da Galatasaray'a geçecek olan Revivo'nun, "Ben böyle bir maç görmedim" diye bir açıklaması vardı maç sonunda.

O sezon kupayı çok önemsemiştim ve yine penaltı atışları sonrası Gençlerbirliği'ne finalde kaybedince, bir daha hiç o zamanki gibi stres yapmadım...

Son bir ayrıntı, o gün oynayan 14 futbolcumuzdan 6'sı daha sonra Beşiktaş ve Galatasaray'a transfer oldu... Rüştü, Ali Güneş, Revivo, Mustafa Doğan, Yusuf ve Abdullah... Yedek olan Balic'i de katarsak eder 7...

Nueve Reinas


Açıkçası bu ara blog'a yazasım var ama ne yazacağıma karar veremiyorum çok kararsız bir insan olarak. En iyisi film tavsiyelerine devam edeyim.

Bu seferki filmimiz Nueve Reinas (Nine Queens). Birkaç ay önce izledim ve bayağı sevdim. Tam benim tarzım. Başrolde "El Secreto De Sus Ojos"ta da harika bir performans sergileyen Ricardo Darin oynuyor. Arjantinli yönetmen Fabian Bielinsky imzalı, 2000 yapımı bu filmin İmdb notu 7.8.

İki ufak çaplı dolandırıcının macerasını anlatan bu güzel filmin sonunu tahmin edebilene bravo! :)

6 Şubat 2011 Pazar

"Aykut Kocaman İstifa!"


Evet, az önce Trabzonspor'un berabere kalmasıyla lig yeniden başladı... Sadece 2 puan gerideyiz. Trabzonspor 4 maçtır kazanamıyor.

Nerede Aykut Hoca'nın istifasını isteyenler? Nerede Fenerbahçe'nin başına geçmiş en kötü hoca diyenler? Nerede Antu'ya o iğrenç manşeti atanlar?

Sesinizi duymak istiyorum...

Gerçi sizden şunu duymak da beni şaşırtmaz, "Fenerbahçe şampiyon olursa Aziz Yıldırım sayesinde olacak, Aykut Kocaman'ın payı yok denecek kadar az..."

Manisaspor Maçının Ardından


Öncelikle Fenerbahçelilerin sevgilisi Rıdvan Dilmen'e çok geçmiş olsun dileyeyim. Umarım en kısa zamanda sağlığına kavuşur... Gelen ilk haberler güzel neyse ki...

Bu akşam galibiyetin yanı sıra bir başka sevinç sebebimiz vardı, o da Alex'in 2 yıl daha Fenerbahçe'de oynayacak olması... Zaten şu performansıyla sözleşmesinin uzatılmaması saçmalık olurdu.

Maça gelecek olursam, Gökhan Gönül ve Selçuk'un yokluğunda bir yabancı kontenjanımızı Cristian'dan yana kullanmak zorundaydık ve bu da çok büyük ihtimal Dia'nın yedek kalacağı anlamına geliyordu. Öyle de oldu. Gökhan'ın yokluğunda sağ bek için iki alternatif vardı, ya orada yapamayan Bekir oynayacaktı, ya da genç Okan... Aykut Hoca Bekir'den yana kullandı tercihini. Kişisel fikrim, Semih-Alex ve Niang'ı bir arada başlattığı ve aynı zamanda da deplasmanda oynadığımız için, ofans yönü kısıtlı Bekir'i tercih etti o mevkide.

Karşılaşmaya iyi başladığımızı söyleyebilirim. Yobo'nun büyük hatası sonucu az daha golü yiyorduk gerçi ama o pozisyonun dışında ilk bölümde oyunun hakimiydik. Cristian'ın bir şutu yine direkte patladı Trabzonspor'la oynadığımız şampiyonluk maçındaki gibi... İlk yarının ortalarına doğru oyunda denge kuruldu ve net bir şekilde "kötü" oynadığımızı düşünüyorum devre bitene kadar. Sergen Yalçın'ın deyimiyle sıkıntı vardı... Trabzonspor galibiyetiyle kazandığımız avantajı kaybetme korkusu sarmıştı biz Fenerbahçelileri...

Sağ bekte yine yapamayan Bekir'in devre arasında kesinlikle çıkması gerekiyordu. Ama değişiklikle başlamadı 2. yarıya Aykut Hoca, ardından da golü yedik... Son yıllardaki tipik Anadolu maçlarımızın gidişatını almaya başlamıştı karşılaşma. İlk 11'de oynama fırsatı bulmuşken döktürmesini arzu ettiğim fakat resmen yokları oynayan Semih penaltıyı kazandırınca maçı çevirme fırsatı yakaladık. Kaleci İlker köşeyi tahmin etti, kurtardı diye de telaşlandım açıkçası ama Alex de ulaşılmaz noktayla buluşturdu topu...

1-1'i yakaladıktan sonra art arda 2 topumuz direkten döndü. Bekir'in pozisyonu tamam da, Semih'in kaçırdığı golü Güiza kaçırsa, şimdi Ekşi Sözlük'te 157 tane entry girilmişti hakkında. Bu kadar laf ettiğim Semih, nihayetinde sahada olmasının bile bazen yettiğini kanıtladı ve 2. golde de yine onun payı var. Niang'ın ise skoru 2-1'e getiren golü atması çok güzel... Zaten geriye düştükten sonra Aykut Hoca risk alarak Niang'ın pozisyonunu değiştirdi ve onu Semih'e daha fazla yaklaştırdı.

Kalan sürede Hikmet Karaman'ın öğrencileri eşitliği sağlamak için yeterince atak geliştiremediler. Zaten Makukula'yı da geç aldı oyuna. Maçtan sonraki açıklamalarını dinledim de, başka şeylere takmış, örneğin, hakemin onları 3-5 dakika önce sahaya çıkarmasına devre arasında.

Kapanışı geçen haftanın yıldızı Dia'nın yapmasına çok sevindim. Fenerbahçe'deki ilk golünü atmış oldu.

Önümüzde Beşiktaş ve Galatasaray deplasmanları varken, eğer şampiyonluğu istiyorsak bu gibi maçlardan ne yapıp edip 3 puanı almamız gerekiyor ve Trabzonspor maçındaki oyunun yarısını bile oynamadığımız bir 90 dakikada 3 golle kazanmak gayet güzel...

Son olarak, Alex ve Volkan'la birlikte benim için bu takımın vazgeçilmez 3 oyuncusundan biri olan Gökhan Gönül'ün değerini tüm Fenerbahçeliler bir kez daha anladı bu akşam...