2 Ekim 2012 Salı

Kahrolmamak Elde Değil...


Fenerbahçe'nin "Dünyanın en narsist insanları" sıralaması yapılsa, top 10'u zorlayacak bir başkanı var. Hem de 14.5 yıldır... İçeride koca 1 yıl geçirdi, belki biraz kendi hatalarını düşünmüştür diyordum ama çok daha beter hala gelmiş.

Kafamdakileri oldukça açık yazmaya çalışacağım.

Bana göre yaptı, sana göre yapmadı, ona göre sadece teşebbüste bulundu... Bunlar çok da önemli değil. Ortada bir gerçek var ki, mahkeme Aziz Yıldırım'a şikeden ceza verdi. Yargıtay tarafından bu ceza onanırsa, Aziz Yıldırım tekrardan hapse girip 2-3 yıl daha yatacak ve muhtemelen bir daha Fenerbahçe başkanı olamayacak. Tarihte adının "şikeci başkan" olarak anılacak olması da cabası.

Dolayısıyla Aziz Yıldırım çok zor bir durumda. "Şu günden sonra sportif olarak Fenerbahçe'yi çok iyi yerlere getirmeliyim ki, şike mevzuları unutulsun" düşüncesinde. Olacağı yok ya, diyelim ki Fenerbahçe 2013/2014 sezonunda Avrupa'da final oynadı. Bu balık hafızalı ülkede kim hatırlar/takar şikeyi? 

Aykut Kocaman'ı gönderemiyor. Biliyor ki, gönderirse takım tamamen dağılacak. Başkanlık döneminde sezon ortası hoca değiştirip de şampiyon olduğu tek bir sezon yok. Üstelik Aykut Kocaman'a borçlu. O olmasa, Fenerbahçe belki de 2011/12 sezonunda kümede kalmaya oynayacaktı. Herkes tarafından alay konusu olan Türkiye Kupası alındı, lig de efsane bir şekilde Galatasaray'dan alınmak üzereydi.

"Ben bu Aykut'u gönderemem. Hem sözümü dinliyor, hem de hakkımda her şeyi biliyor. Guardiola'yı bile getirsen risk. Hem beni dinler mi böyle? E bu adam Alex'i istemiyor. Alex de saçma saçma tweet'ler atıyor. Zaten sezon sonu gidecek. Eski performansında da değil. Heykelini de diktiler işte. Ben şimdi bununla ilgili sert konuşurum, Alex efsane mi derim, heykel açılışına da gitmem. Taraftarı şöyle bir güzel arkama alırım. O kadar tapeden sonra bile beni tamamen savunanlar, takım da iyi giderse Alex'i falan unutur" diye düşündü... Ama bilmediği bir şey vardı. Alex'in kendisinden binlerce kat daha fazla sevildiği...

***

Konuya bir de Alex ve Aykut Kocaman açısından bakalım. Aziz Yıldırım'ı yazdım ettim ama ileride "Alex'i göndermişti, onu hiç sevmem" sözleriyle kulağı sık sık çınlatılacak Aykut Kocaman'ın...

Ben ilk aşkım dediğim Aykut Kocaman'la son aşkım Alex arasında hiç tercih yapmadım, yapmam da... Elbette neredeyse oynadığı tüm maçları 90 dakika izlediğim Alex'i daha fazla seviyorum, onun kadar kimseyi sevebileceğimi de düşünmüyorum. Böyle ayrılmayı kesinlikle hak etmese de, bu süreçte "onun da" hatalı olduğunu söylemezsem ve son 24 saatte milyonlarca Fenerbahçeliden küfür yiyen Aykut Kocaman'ın hakkını korumazsam, içim rahat etmez.

Aykut Kocaman'ın kafasında hep mücadeleci, genç, hızlı futbolcularla pasa dayalı oyun vardı. Zamanında Alex'e sürekli sallayan Altan Tanrıkulu ve Gökmen Özdenak'a ettiğim küfürler aklıma gelse de, Aykut Hoca'nın bu fikrine hep saygı duydum. Adam isterse 3-5-2 oynatır, isterse 4-3-3... Farklı şeyler düşünebilir, ilk 11'inde Alex'e yer olmayabilir. 

Arkadaşlarla uzayıp giden muhabbetlerde konu Alex'in yaşına ve yedek kalmasına geldiğinde, belli futbolcular örnek gösterilir. Zidane, kafayı atıp 34'ünde noktayı koydu. İstese en az 2 yıl daha üst düzey oynar mıydı, oynardı... Onla yaşıt Rivaldo, 40 yaşında ve hala Kabuscorp diye bir takımda top oynuyor. Del Piero, 38'inde ve Juventus'ta son yıllarında kulübede oturmayı sorun etmedi. Az oynadı, öz oynadı ama frikikten yazmasını her zaman bildi. Futbolu bırakmayı tercih etmedi, şimdi Avustralya'da. Son örnek ise Madrid efsanesi Raul... Real'den 33'ünde ayrıldı, yanlışım varsa düzeltin, Mourinho kalmasını istedi ama o ön planda olamayacağının farkındaydı, ayrılmayı tercih etti. Schalke, Al Sadd derken takılıyor. 

Her futbolcunun, her efsanesinin yapısı, karakteri aynı değil. Alex, Zidane gibi futbolu zirvede bıraksa, örneğin bu sezon sonu, jübile falan derken herkes mutlu olacaktı. Alex'in de futbolu 37-38'de bırakma kararına, daha bir arka planda kalmayı kabullenememesine, Aykut Hoca'ya olduğu gibi saygı duyuyorum.

Şimdi Alex ve Aykut Kocaman arasında olanları toparlayalım. Aykut Hoca daha ilk geldiği sezon dahi Alex'i yedek bırakmayı planlıyor. Oyun planı 4-3-3 ve ileri üçlüsü Stoch-Niang-Dia. Ama Avrupa iki turda da fiyasko olunca ve ligde kötü bir başlangıç yapılınca, Alex'i kesemiyor. Alex de belki biraz yedek kalma korkusunun verdiği hırsla şova başlıyor... Daha önceki iki sezon ligde 11'erden toplam 22 gol atmışken, bir sezonda 28 gol atarak hiç ulaşamadığı rakama ulaşıyor. Şikeden dolayı sancılı geçen bir sonraki sezonda belki Emenike-Niang ikilisi ayrılmasa, Alex attığı 28 gole rağmen yine zaman zaman yedek kalacak. Ama kadro darlığından oynuyor, sakatlanmadığı zamanlar dışında iyi de oynuyor.

Ve bu sezona gelelim... Aykut Hoca'nın kendi ağzından söyledikleri... Alex sezon öncesi kampta çok iyi çalışıyor. Çok formda. Fakat İstanbul'da biraz form düşüklüğü yaşıyor. E rakip de Burak Yılmaz'ı, Hamit'i, Amrabat'ı alan Galatasaray. Kuyt, Krasic gibi tüm Avrupa'nın tanıdığı hücum silahlarını da transfer edince, Aykut Hoca, Alex'i çağırıp konuşuyor. Diyor ki, "Bu sezon zaman zaman yedek kalacaksın. Buna hazırlıklı ol. 50 maç oynayacaksak, çoğunda oynayacaksın ama yaş itibari ile de bazı maçlarda yanımda olabilirsin. Yavaş yavaş takımda abiliğe hazırlan. Ama unutma ki seninle ilgili kesinlikle bir tasarrufum yok, sözleşmen bitene kadar bizimlesin." Şansal Büyüka'nın programında söyledi Aykut Hoca bunları. Alex tarafından da herhangi bir yalanlama gelmedi şu ana kadar.

Çağırıp konuşmasa, bunları demese anlarım. Ama sonra Alex'ten beni yıkan, kahreden "kıskanç" tweet'i geliyor. 5 hafta önce Ekşi Sözlük'te şunu yazmıştım, hala da aynı fikirde olduğumdan tekrarlamama gerek yok.

Sonrası çorap söküğü gibiydi... Kadın taraftarların "Aykut söyle, Alex nerede?" tezahüratı, başkanın anonsu... Aziz Yıldırım'ın "Alex efsane değil" açıklaması, heykelin açılışında Aykut Kocaman'ın olup Aziz Yıldırım'ın olmaması...

Alex'i deli gibi seven bir Fenerbahçeli olarak bu sezonki performansından ben de hiç memnun değildim, blog'a da yazmıştım. Alex'in sonsuz kredisi olduğundan, Marsilya maçındaki golü dışında uzun süredir gol atamamasına da kimse ses etmiyordu. Edilmemesi de gayet anlaşılır fakat yedek kalsa sorun, oynasa 45'te çıksa sorun...

Aykut Hoca, Alex başta olmak üzere, Cristian-Stoch gibi futbolcuların takımı sabote ettiklerini düşündüğünden mi böyle bir karar aldı bilmiyorum. (Alex'in böyle bir şey yapacağı da aklımın ucundan bile geçmiyor) Ama net olan bir şey var ki, son gelişmelerden sonra Alex'in kaldığı her gün Fenerbahçe'de huzursuzluk demekti.

Böyle söyleyince sanki Alex'e küfrediyormuş gibi algılanıyor ama ben hala eğer Şansal Büyüka'nın programında anlattıkları doğruysa ve sezon başı Alex'i çekip durumu anlattıysa haklı olanın Aykut Kocaman olduğunu düşünüyorum. Alex birgün içini dökene ve bilinmeyenleri anlatana dek de böyle olacak.

***

2 saattir yazıyorum ama hepsi boşa... Artık Alex yok... Beni son 8 yılda en çok mutlu eden adamı bir kez daha canlı izleyemeyeceğim. İnanılmaz acı veriyor...

Bir taraftan Alex'e kızıyorum yedek kalmayı kabullenemediği ve iş bu noktaya kadar geldiği için. Diğer taraftan Aykut Hoca'ya kızıyorum bir türlü Alex'i mutlu edemediği ve bu şekilde gitmesine ön ayak olduğu için. Ve en çok da kendime kızıyorum elimden hiçbir şey gelmediği için...

Kuyt, Krasic gibi takımın kilit isimleri zamansız sakatlandılar, Meireles henüz uyum sürecinde, Sow çok formsuz, ben takımın bir şekilde toparlanacağı kaanatindeyim ama Gladbach ve Beşiktaş maçlarının sonuçları ne olursa olsun Aykut Kocaman bırakacak söylentileri de var. Hoca, Alex bu sezon nasıl formsuzsa, onun iki katı kötü yönetim sergiledi son 2-3 ayda ama onun gidişiyle de hiçbir şey çözülmeyecek Aziz Yıldırım ve saz arkadaşları istedikleri gibi at koşturmaya devam ettikçe. Umarım Alex'in kovulurcasına gönderiliş şekli, resmi sitedeki kadrodan isminin hemen çıkartılması ve gereken vedanın yapılmamasıyla ortalama Fenerbahçeli bazı şeylere biraz da olsa uyanır.

Not: Ne zaman dönerim bilmem ama kapattım Twitter'ı falan... Dayanamıyorum okuduklarıma. Alışmak çok zor...

24 Ağustos 2012 Cuma

Alex ve Cristiano


Tipinden de belli olduğu gibi Ronaldo o zamanlar neredeyse liseli... 19 yaşında. Bizim al yanaklı hat-trick'i yaptığında Cristiano'nun elinden hiçbir şey gelmiyordu... Ulaştığı nokta muazzam.

Not: Alex ve Aykut Kocaman konusunda sonuna kadar haksız olan Alex olsa da, taparcasına sevdiğim bu iki adam arasında taraf tutmak bana gelmez. Dolayısıyla şimdilik bir şey yazmıyorum. Belki aylar sonra, belki de Alex ayrıldığı zaman...

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Kankalar...


1-0'ı Düşlersek Tur Gider...


Maçtan önce ilk 11'imizi gördüğümde, aklıma ilk olarak Galatasaray'ın 2009/2010 sezonunun sonlarında oynadığı Sivasspor maçı geldi... Rijkaard, Galatasaray'ı Sivas deplasmanında Mustafa Sarp, Barış Özbek, Mehmet Topal ve Ayhan Akman orta sahası ile sahaya sürmüştü. Bizim bu akşam oynayan orta 4'lümüz de buna benzer bir yapıdaydı.

Takımın sigortası Volkan yok, yerine oynayan Mert'in moral durumu malum. Oynadığın bütün resmi maçlarda gol yemişsin, sezonun en önemli maçına çıkıyorsun, deplasmandasın, karşında çok yakından tanıdığın Emenike var, üstelik de defansın toparlayıcısı Yobo'nun ilk maçı... Tüm bunlar bir araya geldiğinde, Aykut Hoca'nın bu kadar tedbirli olması doğal. Ben olsam Mehmet Topal-Mehmet Topuz-Selçuk-Cristian dörtlüsünden Selçuk'u oynatmayıp Krasic'le başlardım ama blog'da bir önceki yazımda açıklamaya çalıştığım gibi formsuz Alex ve Stoch'u aynen yedek bekletirdim...

90 dakikaya gelince... Hedef yol yememek, yeniyorsa da gollü beraberlikti. Bu planla maça başlayan Aykut Hoca bence az daha istediğine ulaşıyordu. Planı bozan ise takım arkadaşları arasında adeta sırıtan ve bizlere Ziegler'i aratan Hasan Ali Kaldırım oldu.

İki Vaslui, Galatasaray ve Elazığspor maçlarının ardından oynadığımız 5. resmi maçtı bu ve ben eleştirilerin aksine takım olmaya en çok bu maçta yaklaştığımızı düşünüyorum.

Kuralar çekildiğinde şansımız %40 demiştim, aynı şeyi yineliyorum fakat bir nokta hariç. Lille maçında tribünde olan biri olarak şunu söyleyeyim, kafalarda "nasıl olsa bir tane atarız, gol yemezsek tur bizim" mantalitesi olursa ve maça bu anlayışla çıkarsak, şimdiden geçmiş olsun. 2 tane gol atmamız zorunluymuş gibi oynamalıyız kesinlikle. Hani biraz daha abartsam, "inşallah maçın ilk 5 dakikasında bir tane gol yeriz" diyeceğim. Çünkü biliyorum ki, öyle veya böyle bir gol yeriz -Zenit maçı harici oynadıkları 4 maçın hepsinde en az 2 gol attılar- ama Zenit'ten 5 yiyen takıma 2-3 tane atabilecek kapasiteye fazlasıyla da sahibiz...

Not: Zaman bulabilirsem bu hafta takımdaki her oyuncuyu ayrıntılı bir şekilde yazacağım, Sezer ve Özer konusuna ayrı paragraf açacağım...

21 Ağustos 2012 Salı

Sami Yen Sarı-Lacivert...


Fotoğraf 4 Şubat 2001'de oynanan İstanbulspor-Fenerbahçe maçından... İstanbulspor o sezon çoğu maçını Kadıköy'de oynarken (Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor maçları dahil), Fenerbahçe'ye karşı da Ali Sami Yen'i tercih edince ortaya bu görüntü çıkıyordu... Maçı Fenerbahçe Serhat'ın golleriyle 2-1 kazanmıştı ve 3 gün sonra da Galatasaray'la unutulmaz 4-4'lük kupa maçı oynanacaktı...

19 Ağustos 2012 Pazar

Gecenin Fotoğrafı...


Agüero...


Harbiden çok yazık oldu... İnşallah Messi'yi hiç bu halde görmeyiz...

Hatırlayanlara Selam Olsun...


Bu pozisyon gözümün önünde olmuştu, kaç yıl geçmiş...

Fenerbahçe'nin Esas Sorunu...


Ne benim de çok istediğim kalite oyun kurucunun henüz alınmaması, ne de Sow'un etkisizliği...

Fenerbahçe'nin asıl sorunu yukarıda gördüğünüz iki büyük insanın aşırı formsuz oluşları... Buna paralel olarak da Alex'in 25 gün sonra 35'ini bitirip 36'sına basacak yaşa gelmesine rağmen hala hiç dinlenme fırsatı bulamadan her maça ilk 11'de çıkması ve yedek bırakılma durumunda bile kıyametin kopması... (Bkz: Son Galatasaray maçı öncesi) Zidane futbolu 34'ünde bıraktı, Del Piero 35'inden sonra Juventus'ta daha az süre aldı, (Örneğin son yılında 23 maçın 19'una sonradan girdi.) Aykut Kocaman daha 30 yaşında bu takımda yedek kalıyordu ve yeri geldi en kritik Trabzonspor maçında şampiyonluğu getiren golü attı... (Son 3 maçını 90 dakika izlediğim henüz 32 yaşındaki Ronaldinho'yu da bu Fenerbahçe'de 11'de başlatmam, öylesine kaçak oynuyor ki...)

Lafın özü, orta sahaya o beklediğimiz adam alınmasa bile, bu iki efsane kendini toparladığında ve Alex dinlenme fırsatı bulduğunda Fenerbahçe şimdikinden çok daha iyi durumda olacak...

Son söz, Orhan Şam seni sevmiyorum ve Sow bu sistemin kesinlikle tek santrforu olamaz... Yakında uzunca bir değerlendirme yazacağım inşallah, herkese iyi bayramlar...

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Bir O Var...


Açılış...


Sezonun ilk maçında iki takımın da goller bulacağını ve Fenerbahçe'nin hücumda sıkıntı yaşamayacağını düşünüyorum. Elbette 9 sene önce kazandığımız, Tuncay'ın 4 gol attığı 7-1'lik maç gibi olmaz ama (bkz: üstteki fotoğraf) Moskova maçı düşünülerek düşük viteste oynamazsak, Ivesa'ya 3 gol atarız... Skor tahmini de yapayım her zamanki gibi, 3-1 veya 3-2/4-2...

14 Ağustos 2012 Salı

Erzurum Günlüğüm


Büyük Fenerbahçeli arkadaşım Melih Eskinazi, Süper Kupa maçı için taa Erzurum'a gitti ve nihayet maç günlüğünü yazdı. Bana da blog'umda paylaşmak düşer... İşte sonu skor olarak kötü biten gün Melih Eskinazi'nin gözünden...

"Pazar günü tüm Türkiye’nin gözü Süper Kupa Finali’nin oynanacağı Erzurum şehrindeydi. Özellikle Kadıköy’deki son maçta yaşanan olaylardan sonra, derbinin nasıl bir atmosferde geçeceği büyük merak konusuydu. Malum 3 Temmuz’dan bu yana yaşanan süreçte …..

Bol telefon trafikli geçen bir cumartesi gecesi ardından, Tuncay hatırası çubukluyla düştüm yollara. Tarifeli bir seferle Sabiha Gökçen havalimanından Erzurum’a hareket edecektik ki, bir de ne görelim? Sayıları en az bizim kadar olan Galatasaray taraftarı da bizimle aynı uçakta. Havalimanında alıntı olmaktan mı korktuk dersiniz, yoksa başka bir şey mi dersiniz bilmem ama aramızda en ufak bir gerginlik bile yaşanmaması enteresandı. İşte bu ruh haliyle indik Erzurum’a. Sağolsun Taner Karabağ kardeşimiz en iyi şekilde ağırladı
bizleri otelinde. İlerleyen saatlerde öğlen yemeği için meşhur Koç Cağ Kebabı restoranına gittik. Kapıdan girdiğimizde, yüzlerinden de belli olduğu üzere İstanbul’dan gelen Galatasaraylı taraftarları gördük. İçerde ufak çaplı bir sessizlik yaşansa da, yine en ufak bir gerginlik yaşanmadı. Cağ kebabını da afiyetle götürdükten sonra sıra gelmişti kiralanan minibüsle stadın yolunu tutmaya. Erzurum için iftar vakti olmuştu tam stadyum gişesinden geçerken. Maçın başlamasına 1.5 saatten fazla bir süre vardı ama tribünler dolmuştu bile. Maraton ve numaralı tribünler ortadan bölünmüştü eşit dağılım için. Fakat ne hikmetse Ankara’daki Türkiye Kupası Finali’nde olduğu gibi, protokol tribünü yine Fenerbahçe taraftarlarının sınırları içerisinde kalıyordu.

Neyse biz konumuza dönelim en iyisi. Hakemler sahaya çıktığında, Fenerbahçe taraftarları Cüneyt Çakır’ı tribünlere çağırıp “Türkiye seninle gurur duyuyor” tezahüratı yaptı. Aynı Aykut Kocaman gibi, kendisi de eğilerek selamladı Fenerbahçe taraftarını. Hızını alamayan taraftar “polise kalkan eller kırılsın” tezahüratıyla devam etti. İşin ilginç yanı, maç sonunda Cüneyt Çakır’a küfür, polislere de yabancı maddeli saldırı gerçekleşti. Maç başlayana kadar Maraton tribününde yaşanan ufak çaplı bozuk para alışverişini de unutmamak lazım :). Böylece biraz da olsa, derbi havasına girmiş sayıldık.

Bu arada stattaki 30.000 taraftarın yaklaşık %75’lik bir kısmını Erzurumlu futbol severler oluşturuyordu. Bunun dışında kalan %24’lük kısmı İstanbul’dan gelen Galatasaraylılar, %1’lik kısmını da İstanbul’dan gelen Fenerbahçeliler oluşturuyordu. İtiraf etmeliyim ki, ilk kez bir deplasman maçında kendimi bu kadar yalnız hissetmiştim. EMEĞİ GEÇEN HERKESE TEŞEKKÜRÜ BİR BORÇ BİLİRİM!!!

Maçın ilk golünden sonra müthiş bir şekilde organize olan Galatasaray taraftarı meşale şov yaptılar. Bunların bir kısmı sahaya, bir kısmı da üzerimize atıldı. İşin en komik kısmı ise, sahaya düşen bir meşaleyi, Eboue’nin yerden alıp Galatasaray seyircisine fırlatmasıydı.

Maçın 2. yarısında yediğimiz golden sonra, Muslera’nın arkasında bulunan Fenerbahçe taraftarları ses bombaları ve bilimum yabancı madde ile Galatasaray taraftarının yaktığı meşalelerin üzerine çıkmak istedi. Ambulansa yakın yerde olmamdan dolayı kafaları yarılan birçok kişiyi yakından görme fırsatı buldum. Sayısını bilmiyorum ama en az 40 kişinin kafasına dikiş atılmıştır. İçlerinden öyle bir manzarayla karşılaştım ki, gözyaşlarıma hakim olamadım. Yaşı en fazla 6-7 olan bir çocuk, babasının kucağında ambulansa yetiştiriliyordu. Gömleğinin rengi kıpkırmızıydı. Çocuğunu ambulansa bindirdikten sonra dışarı çıkartılan baba, yerinde duramıyor, sağa sola koşturuyordu. Öteki oğlu olduğunu düşündüğüm bir başka çocuğa sarılıp, beraber ağlamalarına şahit oldum. Ardından ambulansın yanında duran polis, hemen arkamızdaki güvenlik görevlisine “kulağı kopmuş” diye seslendi. O anda dünyam yıkıldı. Pazar günü oynanan ve hayatımda ilk kez en ufak heyecan duymadığım bu derbi, benim için o anda bitti.

Son olarak devre arasında yanımda duran yaşlı amca ile aramızda geçen konuşmayı anlatmak istiyorum. Yaşlı amca “bugün hayatımın en mutlu günü” diyerek yanımıza geldi. “Noldu amca? Neden?” deyince de “Hayatımda 2. kez Fenerbahçe maçına geldim. 1.'si askerliğimi İstanbul Kartal’da yaparken, 2.'si de bugün. Torunum ne zaman ki Süper Kupa’nın Erzurum’da oynanacağını duydu, hemen onu maça getirmem için yalvarmaya başladı. İşte bugün torunumla beraber hayatımda 2. kez Fenerbahçe’yi canlı izliyorum” dedi. Belki kendisinin yüzüne söyleyemedim ama Fenerbahçe’nin benim için ne ifade ettiğini bir kez daha bana hatırlattığın için teşekkür ederim Amcacım.

NOT: Gecenin en güzel pankartı ise; “Alex de bizi görebilecek” idi.

Günün en enteresan olayı ise; Maç sonunda arabanın camına oturan Fenerbahçe formalı birinin Galatasaray bayrağı sallamasıydı. Nasıl bir kafa olduğunu hala çözemedim... :(

Melih Eskinazi"

9 Ağustos 2012 Perşembe

5-1...


Bu saatte uyuyan normal insanlar sabah uyanınca ufak çaplı bir şokla karşılaşacaklar, skor ortada... Maçın 90 dakikasını canlı izledim, ilk yarıda Mourinho'nun öğrencileri yine üstün olan taraftı ama 2. yarıda Higuain ve Kaka'nın girmesiyle iyice azıttılar... 3, 4 derken 5-1 bitti maç. Ki 8-2 falan bitmesi de şaşırtıcı olmazdı. Di Maria açılışı bana göre efsane golle yaptı, hızlı atakta Robinho'yla Milan'ın tek golü geldi. Sonra Cristiano Ronaldo sahne aldı, biri süper 2 golle maçı kopardı ve gerisi geldi...

Sen en önemli 2 oyuncunu gönderip transfer yapmazsan olacağı budur... Madrid karşısında bu skor belki çok ağır ama maçı izleyenlerin de gördüğü gibi en az 2-3 fark çok normal şu kadrolarla... İlk 11'deki adamları değil, son dakikalarda giren Nuri'yi, Callejon'u ve Diarra'yı versek Milan bambaşka bir takım olur. Neyse... Belki de bu sonuç transferin kapanmasına 3 hafta kala Milan'lı yöneticileri uyandırır.


Bu Sevda Bitmez Gönüllerde...


4 Ağustos 2012 Cumartesi

Tanıdık İsimler...


Krasic ve Felipe Melo'yu tanımayan zaten yoktur da, hatırlayamayanlar için belirteyim, diğer isim de Gökhan Inler...

2 Ağustos 2012 Perşembe

Bo McCalebb


Milli takımının renkleri dışında en ufak bi falsosu yok. :) Hastasıyız tek kelimeyle. Bari basket takımı iyi gitsin...

Yazıklar Olsun...


Sezonun en kritik maçlarından birinde, bu takımın açık ara en formda, en istekli oyuncusu bundan birkaç sene evvel "Ben Beşiktaşlıyım, gerekirse uzun süre futbol oynamam ama Fenerbahçe'ye transfer olmam" diyen Mehmet Topuz'sa, benim yazacak hiçbir şeyim yok...

29 Temmuz 2012 Pazar

Brezilya'nın Olimpiyat 11'i


Arkadakiler: Neto, Sandro, Juan Jesus, Romulo, Thiago Silva

Öndekiler: Rafael, Pato, Marcelo, Oscar, Neymar, Hulk...

Kırık Bir Aşk Hikayesi...


En dandik Türk filmini bile defalarca izleyen birinin, bu filmi ilk olarak 24 yaşında, bundan 10 gün önce izlemesi, benim değil Türk televizyonlarının ayıbı. :(

Net efsane ötesi bir film... 38 tane Issız Adam, 73 tane 500 Days of Summer eder. Daha fazla bir şey yazmayayım, siz de benim gibi bu zamana kadar atladıysanız, en kısa sürede bir yerden edinip 2 saatinizi ayırın. Pişman olmayacaksınız, teminatı benim!

Kadir İnanır, Hümeyra, Ömer Kavur ve Selim İleri teşekkürler...

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Hande Yener...


Hangi maçtan olduğunu çıkarmak zor ama 2002/03 sezonundan olduğunu belirteyim...

Edit: Twitter'dan Celal Umut Eren, fotoğrafın Kızılyıldız'la oynanan sezon açılış maçından olabileceğini, çünkü Hande Yener'in o maçta konser verdiğini söyledi. Bana da eklemek düştü...

20 Temmuz 2012 Cuma

Egemen...


Fotoğraf çok eskilerden... Sanırım 2004/05 sezonu öncesi... Eyüpspor'la Bursaspor sezon açılışı için Eyüp'te karşı karşıya gelmişti. Tüm gözler Okan Yılmaz'ın üstündeydi... Onun dışında Serdar Kulbilge ve Ümit Ozan Kazmaz da forma giymişti. Hatta Ümit Ozan yaptığı hareketler ve kendini yere atmasıyla benden küfrü yemişti... Ve Egemen... Şimdiki gibi sakalları yok, saç uzun ve arkadan toplu... Bizde kısa bir süre oynayan alt liglerin orta düzey golcüsü Yaşar'la iki mücadelede. Yaşar topa bakıyor ama Egemen nereye bakıyor acaba...

19 Temmuz 2012 Perşembe

Sergen&Burak


Bari Formadakini Alalım...


Zamanında Özhan Canaydın Hamit'in anca formasını alır muhabbeti vardı ya... Ben de Hamit'i alamadık ama en azından Hamit'in elindeki formanın sahibini alalım diyorum...

Tuncay Şanlı'nın en bitik haline bile razıyım... Ateşleyici gücü yeter... Kankaları Mahmut Hanefi ve Hakan Altun'dan da ayrı kalmaz, bir de sigarayı bırakırsa onu kimse tutamaz. :)

15 Temmuz 2012 Pazar

Yakıştı mı Semih!


Harbiden de komik fotoğraf... Yalnız Souleymanou Hamidou bizim ligde izlediğim en enteresan kalecilerden biriydi. Kötü olduğunda dünyanın en kötüsüydü, iyi olduğunda şampiyon belirlerdi...

Edit: Semih'in bu maçta 4 gol attığını, Fenerbahçe'nin 6-2 kazandığını ve Hamidou'nun, yeni doğan kızının öldüğünü maçtan önce öğrendiğini de eklemek lazım tabii...

İkinci edit: Semih'in elbette kasti yapmadığının farkındayım yahu... Bu maçı nerede izlediğime kadar hatırlıyorum ama zaten bu pozisyon aklımda kalmamış... Tartışılmamıştı bile yanılmıyorsam...

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Hamit Altıntop Transferi...


Dün Aykut Kocaman basın toplantısında Hamit'i istediğini açıkça ifade etti. Bazı yöneticiler gibi çocuk Fenerbahçe'ye gelmeyince kıvırmadı.

Bunu da ilk ağızdan duyduktan sonra şunu net bir şekilde yazabilirim; Hamit Altıntop'u zaten çok severdim, şimdi gözümde iyice değer kazandı... Hamit Fenerbahçe'ye daha çok para kazanacağı halde gelmediyse delikanlının kralıdır. Bu sırf Hamit için değil, daha az parayı kabul edip istediği takıma gitmeyi kafasına koyan ve bunu gerçekleştiren tüm futbolcular için geçerlidir...

Hamit'i ben de çok istedim, taa ne zamandan Ekşi Sözlük'te entry'lerim var... Hamit'e şu şartlarda gözüm kapalı yıllık 5 milyon'u verirdim. Şartları sonuna kadar zorlardım. Ama adam gelmek istemiyorsa yapacak bir şey yok. Selçuk İnan'da da, Hamit'te de aynısı oldu. Mehmet Topuz gibi Beşiktaş formasını giydikten, şunları söyledikten sonra geri vites yapmadılar ve paranın esiri olmadılar.

Filmlerde her seferinde fakir ama gururlu gençlerin tarafında olanların, daha az paraya istediği, belki de çocukluk aşkı olan takıma transfer olan futbolcuya küfretmesi yakışıyor mu? Yakışmıyor...


Bu konunun başka bir şekli... Beşiktaşlılar şimdi Egemen'e kızıyorlar Fenerbahçe'ye geçtiği için. Yahu bu adam aynı şekilde Trabzonspor'dan Beşiktaş'a, daha öncesinde de Bursaspor'dan Trabzonspor'a geçmedi mi? Mahalle jargonuyla sözleşmesi sona erdiğinde sürekli takım değiştirip oynadığı takımları satmadı mı? Ben x takımlıyım diye bir açıklaması da olmadı... Adam ekmeğinin peşinde. Gelmiş 30 yaşına. O futbolu para kazanmak için oynuyor, Totti vs. gibi bir şehirle özdeşleşmedi ki... Sana bedavaya gelirken güzel -yine ezeli rakibinden- senden başkasına bedava giderken hemen söv, say... Yok öyle...

13 Temmuz 2012 Cuma

Kocaman...

İki kupürle devam edelim geçmiş yolculuğuna... İkisi de beni son bir yılda "saha dışı" konularda fazlasıyla hayal kırıklığına uğratan fakat hala deli gibi sevdiğim Aykut Kocaman'la ilgili... Arzu Bayru ile evleniş tarihi 14 Haziran 1989... 2. kızının doğum tarihi ise 2 Ocak 1997. Kızlarının adlarının Ekin ve Yağmur olduğunu belirteyim...


10 Temmuz 2012 Salı

Sezon Öncesi 4 Hoca


Bakalım sezon sonu da Samet Aybaba mı gülecek... Ama diğer 3 teknik adam böylesine düşünceliyken, dünyada en çok istediği şey gerçekleştikten sonra onun bu derece keyifli olması normal...

Götze Yapma!


3 Temmuz 2012 Salı

17 Yıl...



1995'ten 2012'ye... Dile kolay 17 yıl... Kaçırılışı, olay transferi ve sonrası... İlkokul 2'ye geçen küçücük bir çocuktum. Ne şampiyonluk görmüştüm henüz, ne de şikenin ne olduğunu bilirdim. Aziz Yıldırım'ı tanımazdım, Boliç'in transferi beni dünyanın en mutlu insanı yapmaya yetmişti. Ananemin verdiği "karne parası"yla ilk formamı almıştım o yaz... Her gün yere serer öperdim...


Hayat işte... Yazacak çok şey var, yazarım bir gün elbet...

1 Temmuz 2012 Pazar

Topçunun Kralı...


Adam gibi Euro 2012'de tanıyıp da açık ara en sevdiğim futbolcu... Sol bek gibi sol bek. 10 tane Ziegler etmesi bir yana, 8 tane leşi olan İtalyan mafyası&İbrahim Seten karışımı tipiyle de kendini sevdirdi. Oynadığı ilk maçta kaç kez hücuma çıktı sayamadım... Yeterince teknik, mücadele üst düzey, koysan sol önde de oynar. Ki sağ bekte de oynadı ve Prandelli'yi mahcup etmedi.

4 yıldır oynadığı Palermo'dan nereye transfer olacağını merak ediyorum, inşallah daha fazla izleyeceğimiz bir takıma geçer. Finalde İspanya'yı tutacak olsam da, onlar kazanırsa da üzülmeyeceğim...