27 Ekim 2009 Salı

Hakan Kutlu Denizli'de


Futbolculuk kariyerinde Ankaragücü'nden başka bir kulüpte forma giymemişti. Teknik adamlığa başladığından beri de yine özdeşleştiği kulüpten başka bir takımı çalıştırmamıştı. O tekti belki de Türkiye'de bu açıdan bakıldığında. Denizlispor'un başına geçti, inşallah başarılı olur. Pek ihtimal vermiyorum ama...

Atilla Güneş


Futbola Karşıyaka'da başladı ve Fenerbahçe'ye transfer olana dek Karşıyaka'dan başka bir kulüpte forma giymedi. Karşıyaka'nın tuhaf bir döneminde oynadı. Şöyle ki, 1993/94'te 1. Lig'de, 1994/95'te 2. Lig'de, 1995/96'da yeniden 1. Lig'de, 1996/97'de yeniden 2. Lig'de mücadele etti Karşıyaka. Atilla da bu sezonun sonunda Fenerbahçe'ye transfer olarak zirve yaptı. İzmir'den Taner, Sarıyer'den Metin Karaca ve Dardanel'den Kubilay Toptaş ile aynı dönemde Fenerbahçe'ye transfer olmuştu ve beraber imza atmışlardı. Hazırlık kampında yeni hoca Otto Bariç'in gözüne girse de sezon içinde fazla şans bulamadı. 2'si kupada Antalyaspor'a karşı olmak üzere toplam 8 resmi karşılaşmada Fenerbahçe için ter döktü. Zaten çoğunda da -belki hepsinde- sonradan oyuna girdi. Sezon sonunda da Fenerbahçe'den ayrılarak yetiştiği kulübün rakibi Göztepe'ye geçti. Dolayısıyla şans bulamayan Atilla'nın Fenerbahçe'de başarısız olduğunu söylersem haksızlık etmiş olurum. Zaten daha sonra Siirt Jet-Pa'da izlediğim maçlarında gayet beğenmiştim Atilla'yı.

Şimdilerde ise Devler Ligi'nde Boliç'in takımında oynuyor. Eminim ki çoğu Fenerbahçeli onu unutmuştur. Takımdaki çoğu isim zaten Fenerbahçe'den takım arkadaşı (Boliç'in dışında Büyük ve Küçük Saffet, Kemalettin, Tarık, Fevzi). İlk 2 maçları izleyebildim henüz, Atilla gayet iyi oynadı, güzel goller attı ve "ben boş adam değilim" mesajı verdi.

26 Ekim 2009 Pazartesi

10 ve Arkadaşları








Maçın Yıldızı Christoph Daum


Böyle maçlar sonrası sıcağı sıcağına yorum yapmak iyi değildir. Sinirle, maçın verdiği stresle istenmeyen şeyler yazılabilir. Dün maçtan hemen sonra yazılanlar/söylenenler şimdi konuşulsa eminim çoğunluk daha farklı şeyler söyler. Ben beklemeyi tercih ettim ve düşüncelerimi aktarmak istiyorum kısa kısa;

- Maç öncesi yazdığım yazıda her önemli maç öncesi yaptığım gibi skor tahminimi yazmıştım, "3-1 ve Alex 2 gol atar" tahminim tuttu fakat diğer 2 golde başarısızım.

- Ligde Kadıköy'de oynanan derbilerde Fenerbahçe son 9 senedir kazanıyordu, ayrıca son 16 senede 48 puanın sadece 4'ünü vermişti Galatasaray'a. Fenerbahçe çok çok kötü bir durumda olsaydı bile sırf bu nedenden dolayı dün akşam bütün Fenerbahçeliler umutlu olurdu. 10 maçta 30, 17 maçta 46 puan oldu...

- Hakemler hakkında konuşmayı hiç sevmem. Şike vs. yaptığını düşünüyorsam söylerim, düşünmüyorsam "insanlık halidir" der geçerim (şimdiye kadar bir maçı direkt hakem yüzünden kaybettiğimizi söylediğimi, hakemi acımasızca eleştirdiğimi duyan/gören varsa söylesin). Ayrıca Türkiye'de kim neden hakem olmak istesin ki bu şartlarda? Dün akşam Fenerbahçe'nin attığı ilk gol ofsayttı. Zaten bunun ofsayt olmadığını iddia edenlerle futbol konuşmak son derece yersiz. Fakat hakemin maçı katlettiğini düşünen Galatasaraylıların maçı sakin bir şekilde birkaç gün sonra bir kez daha izlemelerini öneriyorum. Dün akşam 2 takımın sahaya koyduğu mücadeleden sonra yenilgiyi hakeme bağlayanlara söyleyecek sözüm yok.

- Fenerbahçe şiir gibi futbol oynamadı ama sonuna kadar süper mücadele etti, bütün futbolcular sahaya yüreklerini koydu. Galatasaray'da en büyük eksik buydu bana göre.

- Galatasaraylı olsam en çok Arda ve Keita'yı eleştirirdim. Oynadıkları futbol yüzünden değil, onlar da insan, çok çok kötü de oynayabilirler. Fakat Arda bu yaşta kaptan yapılıyorsa, hakkını vermeli. Girmeyeceksin Cristian'la tartışmaya, nokta. Alex yapıyor mu böyle şeyler, gollerini atıyor kenara çekiliyor. Bir kaptanın, hem de Galatasaray kaptanının rakiple gereksiz yere -hem de maç başlamadan- münakaşaya girmesi çok yanlış. Keita da aynı şekilde önce topu ve su bardağını aldı bütün sahayı dolaşarak masaya bıraktı. Sonra maç 2-1'ken Roberto Carlos'a yumruk attı. Bana göre kötü de oynamıyordu, en çekindiğim isimdi Galatasaray'da ve oyundan atıldıktan sonra rahatladım.

- Baros'un ayağının kırılmasına gerçekten üzüldüm. Ayrıca sırf taraftarlar -bu Fenerbahçe taraftarları için de geçerli bizden bir futbolcu sakatlandığında- "Baros sizin maçınızda sakatlandı, onun yokluğunda 2 ayda çok puan kaybettik" vs. demesin diye hiçbir futbolcunun sakatlanmamasını, bütün takımların ceza durumları haricinde tam kadrdo olmasını istiyorum. Fakat Emre'nin hiçbir günahı yok faul yapmak dışında. Topa dokunabilse faul bile olmayacaktı, az daha dokunuyordu. "Adamın ayağını kırdı, sarı kart bile göstermedi, ne biçim hakem bu?" diyenlerin o sözleri bir anlık sinirle söylediklerine inanmak istiyorum.

- Böyle maçlarda sürpriz yapan teknik adam takımını 1-0 öne geçirir bana göre. Benim sürpriz adamım Uğur Boral'dı fakat Daum onu ilk 18'e bile almamış. Çünkü Keita ve Sabri'nin karşısında ekstra bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünüyordum, onlar sık sık ileri çıkacakları ve defansı boşlayacakları için Uğur oradan akıp gidebilirdi. Daum Uğur'u düşünmemiş ama yine de benim düşündüğüm gibi o bölgeye önlem almış, çok da iyi yapmış. Bazı pozisyonlarda Roberto Carlos ve Vederson çok iyi sıkıştırdılar Keita'yı.

- Maçı bana göre Daum kazandı. Çokça eleştirdim Daum'u geldiğinden beri bu sezon, fakat bu maçın yıldızıydı bence. Orta sahayı 4 mücadeleci oyuncudan oluşturdu -ki ikisi bek de oynayan isimler (Vederson, Mehmet Topuz)- ve bu oyuncuların inanılmaz mücadele ve presi sayesinde Fenerbahçe üstünlük kurdu. Mehmet Topuz çok mu iyi oynadı? Hayır. Belki 11 oyuncu arasında puanlama yapsam en düşük puanı ona veririm fakat gereken mücadeleyi gösterdi. Dün de en çok gerekli olan şey mücadele ve presti. Ayrıca Kazım'ı tek santrfor oynatmasını da kimse beklemiyordu herhalde Güiza ve Semih kenarda otururken. Bir ilkti bu. Onların yokluğunda Romanya deplasmanında oynadı ama... Güiza veya Semih oynasaydı ileri uçta dün akşam Kazım'ın yerine, bu kadar etkili olamazlardı. Risk aldı Daum ve kazandı. Belki Kazım'ın değerlendiremediği, tribünlere yolladığı şutları Güiza veya Semih olsa gol yapacaklardı ama ikiz kulelerle böyle mücadele edemezlerdi.

- Oyuncu değişikliklerini de zamanında yaptı Daum. Özellikle Andre Santos girdikten sonra şov yaptı. Son haftalardaki form düşüklüğüne de bakıldığında ilk 11'de başlasaydı karşılaşmaya, Sabri-Keita ikilisi daha etkili olurdu. Vederson'a da haksızlık olurdu hem.

- Rijkaard'a gelince... Ben bu maçta sürpriz yapıp defansif yönü kuvvetli olan 3 orta saha oyuncusunu oynatacağını düşünüyordum, ama yapmadı. Yani Barış-Ayhan ve Mustafa Sarp birlikte oynasaydı Galatasaray orta sahası Emre-Cristian ve Mehmet Topuz'a karşı en azından bu kadar kötü olmazdı.

- Aydın'ın değerlendiremediği -bana göre Aydın'a çok da kızmamak lazım, orada Alex de olsa atamayabilirdi- pozisyon dışında skoru etki edecek pozisyonu yok Galatasaray'ın. Bir de Maçın başında sağdan yapılan ortaya kimse dokunamamıştı, o gol olabilirdi. Onu da sayalım hadi. Galatasaray daha farklı mağlubiyetler aldı Fenerbahçe'den, hem de daha güçsüz kadrolarla fakat hep daha çok pozisyona girmişti değerlendiremese de...

- 2007/08 sezonunda Kadıköy'de oynanan ve 0-0 biten kupa maçında stattaydım -hani Lugano'nun son dakikalarda gereksiz yere kırmızı kart gördüğü maç- ve Galatasaray bölüm bölüm bizden iyi oynamıştı o karşılaşmada. Üstün olan taraf değildik. Demek ki Kadıköy'de de illa yenilgiyi hakemlere bağlamadan berabere kalınıp -kazanabilirdi de Galatasaray o maçı- zaman zaman üstün futbol oynanabiliyor.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Devler Ligi


Öncelikle Acun'a ve projede emeği olan herkese çok teşekkür etmek istiyorum. Yıllardır düzenlenmesini istiyordum böyle bir organizasyonun, sonunda gerçekleşti. Gayet de iyi gidiyor bana göre. Çocukluğumun yıldızlarını, kariyerinin son yıllarına yetiştiğim futbolcuları ve hiç izleyemediğim fakat anlatılan isimleri seyretmek gerçekten heyecan verici. Devler Ligi'ni bizim Süper Lig'e tercih ederim, nokta. Tabii daha bazı eksik yönler de var. Kadrolar daha iyi ayarlanabilirdi. Bazı takımların yaş ortalaması 45, bazılarının 37. Dolayısıyla şu takım daha iyi demek, yaşlı futbolculara haksızlık oluyor. Yaş problemi dışında yine bazı takımlar hep aynı yıllar bir arada oynayan futbolcuları barındırıyor, bazı takımdakiler ise belki yolda görse birbirini tanımayacak isimlerden oluşuyor. Uzatmadan ilk 2 maçlardaki gözlemlerime ve takım kadroları değerlendirmeme geçeyim;

Boliç'in takımı: Turnuvada bu takımı tutuyorum. Neden "Boliç'in takımı da Hooijdonk'un takımı değil?" Çünkü Boliç'in takımının %80'i benim çocukluk dönemimde Fenerbahçe'de oynayan oyunculardan oluşuyor. Hooijdonk'un takımında bu turnuva öncesinde tanımadığım isimler bile var. Boliç'in yanında ilk maçta oynayan kaleci Fevzi, Burhan, Kemalettin, Tarık, Büyük Saffet, Küçük Saffet, Atilla Güneş... Bir Cem Pamiroğlu var, bir de 2. maçta kaleye geçen -ilk maç sakatlığı varmış onun yerine Fevzi oynamış- Yaşar Duran hiç izleyemediğim. Ha 2. maçta sonradan oyuna giren Zafer Tüzün'ü de unutmayalım. Cem Pamiroğlu'nun formasının arkasında "Cem Pamir" yazıyor, sığmamış mı ne?

İlk maçta kötü değillerdi, Tanju'larla berabere kaldılar. Maçın hakkı da beraberlikti zaten. Boliç'in sakatlığı varmış, çok etkili olamadı, kenarda oturdu zaman zaman. İki bacak arasıyla golünü attı -hem Ergün'e hem de Hayrettin'e- fakat beklenilen performansı gösteremedi. Penaltılarda Tanju'nun takımı aldı maçı. Atilla Güneş bu maçta beklenmeyecek kadar iyi oynadı, 2 gol attı, biri harikaydı. Fenerbahçe'de zamanında şans bulamaması yeteneksiz olduğu anlamına gelmiyor tabii. İkinci maçta ise Hakan Ünsal'ın takımına yenildiler, aslında ilk yarı gayet iyiydiler, üstün olan taraf onlardı fakat sonuca yansıtamadılar. Tarık'ın kırmızı kart görmesiyle hem 3 dakika takım 5 kişi kaldı, hem de onun gibi bir oyuncu uzun süre takımını yalnız bıraktı. Boliç ve Saffet Sancaklı'nın önümüzdeki maçlarda daha çok devreye girmesi lazım. 2 maçı da kaybettiler ama hırs yaparlarsa kalan 3 maçı kazanabilirler. Tanju'daki isteğin yarısı yok Boliç'te.

Nouma'nın takımı: Yaş ortalaması olarak belki de en genç takımlardan biri. Nouma, Bayram, Yusuf Tokaç, Ali Eren, Rahim ve hatta daha birkaç öncesine kadar profesyonel olarak top oynayan Sertan genç neslin yakından tanıdığı isimler. Bir kaleci Metin var bir de Metin Uzun onlardan yaşça büyük. Nouma gibi bir starı, yine Yusuf gibi çok yetenekli bir futbolcuyu barındıran kadro, istenileni veremedi ilk 2 maçta. Hücuma bir takviye şart. Boliç'in takımında olduğu gibi Nouma her ne kadar 4 gol atsa da oyuna yeterince ağırlığını koyamıyor. Attığı goller hep kale dibinden. İlk maçı 4-1 öndeyken veriyorlardı az kalsın, 5-4 geriye düştüler ve zar zor penaltılarda kazandılar. İkinci maçta da 6-1 yenildiler yanlış hatırlamıyorsam Tanju'lara. Pozisyonlar buluyorlar fakat sonuca gidemiyorlar. Toparlanabilirler tabii ki.

Hakan Ünsal'ın takımı: Baktığımız zaman kağıt üzerinde en iyi takım onlar gibi çünkü yaş ortalaması olarak diğer takımlara karşı büyük avantajları var. ilk 6'da kaleci Ahmet Bulut'un dışında, Vedat, Bekir, Hakan Ünsal, Ahmet Yıldırım ve Ümit Davala oynuyor. Aslında Saffet Akyüz takımın golcüsü fakat sakatlığı var. Çok defansif gibi gözüküyor kadro ama Ahmet ve Hakan Ünsal iyi iş yapıyor. Ümit Davala henüz kalitesini gösteremedi. Neredeyse hemen hepsi futbolu yeni bırakmış isimler, iki maçı da kazansalar da iyi oynamıyorlar. Boliç'lere kaybedebilirlerdi, Hooijdonk'un takımına karşı da penaltılarda kazandılar. Hasan Şaş'ın da ekiplerden birine katılacağını söyledi Acun, buraya eklenirse turnuvanın 1 numaralı favorisi olurlar.

Tanju'nun takımı: Takımın en büyük artısı Tanju fakat oyun olarak değil, saha dışında yaptıklarıyla. Soyunma odasındaki konuşmalarda görüyoruz ki takımını en iyi Tanju motive ediyor. Tanju'daki hırs Boliç'te, Nouma'da olsa çok şey değişirdi. Tanju sakatlansa ve oynayamasa bile büyük etki eder takıma. Ayrıca Tanju dışında da Ergün, Mert Korkmaz, Hamza gibi önemli isimler var kadroda. Kaleci Hayrettin'i de es geçmeyelim. Hamza çok iyi oynuyor, ha keza Mert Korkmaz da öyle. Toplara çok iyi vuruyor. Tayfun Hut da güzel bir gol attı. İlk maçta çok iyi değillerdi, penaltılarda kazandılar. 2. maçta da oyuna iyi başladılar, ilk yarı 4-0 bitti sanırsam. Buldu mu kaçırmıyorlar, en büyük avantajı bu takımın ilk 2 maç itibariyle. Nouma'nın takımı 6-1 yenildi ama kaçırdıklarının yarısını atsalar maç en azından penaltılara giderdi. Tanju'nun son golü harikaydı.

Sergen'in takımı: Aklıma gelmişken yazayım, Erkan Avseren için forma yaptırmışlar fakat herhangi bir nedenle oynamıyor sanırsam, onun formasını Çetin giyiyor ve ilginç bir durum bu. Takımı Sergen ve Oktay sırtlıyorlar. Fakat Tarık gibi Oktay da atıldı ilk maçta ve yenilginin sorumlusu Oktay, ne derse desin. Gerçi Hooijdonk'u da atmalıydı Erman Hoca fakat sadece Oktay'ı duymuş. Ayrıca takımın ilk 6'sının yarısının Fenerbahçe'de oynamış oyuncular olması ilginç bir ayrıntı (Mustafa Doğan, Sergen ve Oktay). İlk maçta defansta eksikleri vardı, Recep ve Gökhan'ın gelmesiyle toparladılar. Mustafa Doğan da bence takımın en çok iş yapan ismi Sergen'den sonra. Gerek gol atıyor, gerek çizgiden top çıkartıyor. Koy Süper Lig'de bir takıma rahat oynar hala. Kaan Dobra'ya taktım ben bu takımda. Tamam futbol yaşantısının son döneminde sağ bek/kanat oynadı ama hepimizin bildiği gibi Kocaeli döneminde çok gol atan ve bireysel yetenekleri ön planda olan bir futbolcuydu Dobrowski. Koymuşlar burda defansa, ileri çok nadir çıkıyor. Çıkınca da golünü atıyor ya... Bence daha ofansif oynatmalı onu Sergen. İlk 2 maçı kaybetmelerinin bir önemi yok, her şey olabilir bu turnuvada, kalan 3 maçı farklı kazanırlarsa hiç şaşırmam çünkü Sergen en hırslı kaptanlardan biri. Tanju'dan sonra en çok o istiyor kazanmayı.

Pierre'in takımı: Pierre şu ana dek tartışmasız turnuvanın yıldızı. Acayip goller atıyor. Gerçi oynanan 6 maçın tek tek yıldızlarına baktığımızda, yine bu takımda olan Hakan Tecimer'in ilk maçta yaptıkları ve attığı 4 golü tek geçerim. Fakat sakatmış ve 2. maçta oynamadı. İlk maçta da gayet iyi oynayan Hooijdonk, Tecimer'in yokluğunda iyiden iyiye ağırlığını sahaya koydu. Fakat turnuvanın en acayip takımı maalesef bu takım. En yaşlı takım budur herhalde. Hooijdonk çoğunu önceden tanımıyordur büyük ihtimal. Kaleci Nurettin, Taygun, Şenol Ustaömer, İlker, Sercan, Semih Yuvakuran... Tam bir veteran takımı. Futbolu bırakalı çok oldu hepsi, daha dengeli bir ekip kurulabilirdi. Baliç yurtdışındaymış 2 maçta da oynamadı, o takıma katılınca üstelik bir de Hakan Tecimer ekibe dönünce süper ekip olurlar çünkü bu yaş ortalamasına rağmen gayet iyi oynuyorlar. İlk maçı kazandılar, ikincisini ise penaltılarda kaybettiler.

Tüm bunların ışığında, şu anki kadrolara ve yıldızların hırs durumuna baktığım zaman sıralamam şu şekilde;

1- Tanju'nun takımı
2- Hooijdonk'un takımı
3- Sergen'in takımı
4- Hakan Ünsal'ın takımı
5- Nouma'nın takımı
6- Boliç'in takımı

Tabii her an her şey değişebilir, Sergen-Nouma maçında oyun 5 dakikada 4-1'den 5-4'e dönmüştü. Çok büyük güç farkı da yok sonuçta takımlar arasında... Sonuncu olarak gösterdiğim takımda Boliç-Saffet-Tarık üçlüsü hırs yaparsa ve toparlanırsa şampiyon bile olabilirler.

Maalesef ama Maalesef Yenilgi İyi Oldu


Fenerbahçe yenilebilir, bundan doğal bir şey yok. 81-82 puanın yeterli olduğunu düşünüyorum ben şampiyonluk için. Gerçi 2006'da 81 puan ve 90 gole rağmen şampiyon olamamıştık ama bu sene şampiyonluk adaylarının ekstra puanlar kaybedeceğini düşünüyorum. ilk 9 maçta 2.66'lık oranla 24 puan toplayan Fenerbahçe'nin, oynanacak 25 maçta 57-58 (2.32 ediyor) toplaması sürpriz olmaz. Bu şampiyonluğu hayat-memat meselesi görenler için önemli. Tabii ki önemli şampiyonluk, fakat oynamadan da şampiyonluğun tadı çıkmıyor.

Antep deplasmanı öncesi 1 puanı yeterli görüyordum. 5. hafta sonrası derbi öncesi 23 puan yeterlidir diyordum, berabere kalsaydık 2 puan önünde olacaktık hedefimin. Fakat olmadı. "Bu yenilgi/puan kaybı iyi oldu" diye düşünenlerdenimdir hep. Bunun doğru olmadığını bildiğim halde... Çünkü insanlar -özellikle de ülkemizde- netice geldikçe haticeye bakmazlar. İlla yenilmemiz mi gerekiyor ders çıkarmamız için? Evet, maalesef yenilmemiz gerekiyor kafa yapıları değişmediği sürece.

Daum açıklama yapıyor maçtan sonra, "Hatayı kendimde ararım, bu yenilgiden özellikle ben ders çıkartacağım". 17-18 yaşında olsan tamam ama 56 yaşındasın. Yıllardır takım çalıştırıyorsun, defalarca şampiyonluk yaşadın. Bu açıklamayı yapman fena, sadece maç sonrası açıklama yapmak için yaptıysan daha da fena. Takım önceki haftalarda rakiplerini ezer geçer oyun olarak, bugünkü yenilgiyi aldıktan sonra bunları söyleyebilirsin, hiç kimse de bir şey diyemez, "adam ne güzel açıklama yaptı!" der. Fakat Christoph Daum da biliyor ki takımda yolunda gitmeyen bazı şeyler var. Kazanırken de bunları itiraf etmek, Fenerbahçelilere açıklamak işine gelmiyor.

1 puana razıyım diyordum maç öncesi. Ligde Kamil Ocak'ta oynadığımız gündüz maçlarında genelde puan kaybetmişizdir ben kendimi bildim bileli. Üstüne de takımın olmazsa olmazı Alex, yine ilk 11'in değişmez isimleri Güiza ve Lugano yokken. Her şeye rağmen şutlarıyla skoru değiştiren Deivid'i de unutmayalım. Maçı 3-1, 4-1 gibi daha farklı kaybedebileceğimiz gibi (Olcan'ın direkten dönen topu, yine ilk yarı Volkan'ın kurtardığı çok önemli bir pozisyon var), kazanabilirdik de. Öyle şahane frikik golü her maçta atılmaz. Berabere kalsaydık, Daum çok büyük ihtimal şu açıklamayı yapacaktı: "Bu havada ve deplasmanda, üstelik çok önemli oyuncularımız yokken 1 puan iyidir." Hatırlayın Sheriff maçından önce dediklerini. Dolayısıyla eskiden çok beğendiğim Daum'un samimiyetine inanmıyorum artık. Hangi maç olduğunu hatırlamıyorum ama kötü bir oyunumuzdan sonra (3-4 hafta önceydi) Vederson, "Kötü oynadık daha iyi oynamamız gerekiyor" demişti, Aykut Kocaman "Sonuç güzel ama oyun istenilen düzeyde değil, daha tempolu oynamamız lazım, bunun için de kafa yormamız ve daha çok çalışmamız şart" diye Daum'a bir nevi uyarı yapmıştı. Bu açıklamaların yapıldığı günlerde de hocamız "İyi oynadığımız için bize kimse güzel oyun ödülü vermeyecek, sonuç geldikten sonra gerisi çok da önemli değil" diyerek beni hayal kırıklığına uğratmıştı.

Dediğim gibi yenilgi önemli değil, 20 puan kaybetme hakkımız vardı benim kafamda zaten, geriye kaldı 17 fakat istediğim sadece biraz "samimiyet"...

18 Ekim 2009 Pazar

Derbi Heyecanı


- 2 Ekim 1993/ 2-0 / Goller: Oğuz, Bülent / Hafızamda hiçbir şey yok bu maçla ilgili.
- 19 Mart 1995 / 3-0 / Goller: Aykut (3) / Daha önce yazmıştım bir şeyler; (bkz: 19 mart 1995 fenerbahce galatasaray maçı/#16129026)
- 22 Ekim 1995 / 3-1 / Goller: Atkinson (3) - Saffet sancaklı / Arapası Atkinson ile hatırlanan karşılaşma.
- 9 Şubat 1997 / 3-2 / Goller: Okocha, Boliç (2) - Vedat, Arif / Dayımla birlikte kahvede izlemiştim bu maçı. Yanlış hatırlamıyorsam Högh bu maçta orta sahada oynamıştı ve çok başarılı olmuştu.
- 5 Eylül 1997 / 3-1 / Goller: Tayfun, Boliç, Okocha - Tugay / Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın o dönem Bimaş'la olan davası yüzünden maçın naklen yayını yoktu. Radyodan dinlemek zorunda kalmıştık.
- 20 Eylül 1998 / 2-2 / Goller: Moldovan, Baliç - Hagi, Hakan Şükür / İzlediğim en heyecanlı derbilerden biriydi. Vedat atıldıktan sonra ilk 15 dakikada 2-0 öne geçmiştik, maç koptu derken Erol 20. dakika civarı çok gereksiz bir şekilde penaltıya neden olup kırmızı kart görmüştü. Erol'un Fenerbahçe'de en çok küfür yediği karşılaşmadır büyük ihtimalle.
- 22 Aralık 1999 / 1-2 / Goller: Moldovan - Hasan Şaş, Marcio / Ligde Kadıköy'de oynanan ve benim kendi isteğimle izlemediğim tek Galatasaray maçı... Neden izlemediğimi de hatırlamıyorum, hastaydım falan desem yalan olur. Onda da yenildik zaten. :(
- 6 Mayıs 2001 / 2-1 / Goller: Ali Güneş, Yusuf - Suat / "Oğuz Dağlaroğlu'nun Rüştü'nün sakatlanmasıyla oyuna girdiği ve çok önemli kurtarışlar yaptığı maç" diye de bilinir. Şampiyonluk yarışında çok kritik bir 3 puandı. O gün sahada Fenerbahçe için mücadele eden 14 oyuncunun yarısının daha sonradan ezeli rakiplerine transfer olması ilginç bir ayrıntı (Rüştü, Revivo, Mustafa Doğan, Abdullah, Yusuf, Ali Güneş, Baliç).
- 16 Şubat 2002 / 1-0 / Goller: Rapaiç / "Ali Aydın ve 4 kırmızı kart" deyince akla gelen karşılaşma. Rapaiç'in golü harikaydı, rakip 7 kişiyken Oktay'ın kaçırdığı goller beni acayip sinir etmişti.
- 6 Kasım 2002 / 6-0 / Goller: Tuncay, Ortega, Serhat (2), Ceyhun, Ümit Özat / Herkes hatırlıyordur herhalde?
- 29 Şubat 2004 / 2-1 / Goller: Nobre, Mehmet Yozgatlı - Ömer Erdoğan / Yozgatlı'nın 85. dakikada gelen golüne kadar tırnaklarımı yemekten bir hal olmuştum. Çok iyi oynamamıştık, doğruya doğru.
- 22 Mayıs 2005 / 1-0 / Goller: Nobre / Maçtan bir gece evvel arkadaşlarla dışarda sabahlamıştık ve sonrasında ben hiç uyumamıştım. Nereden baksan 38-39 saat ayakta durmuştum. Karşılaşmayı da uyuklayarak seyretmiştim. 2001'deki gibi şampiyonluğu getirdi.
- 22 Nisan 2006 / 4-0 / Goller: Appiah, Fabio Luciano, Alex, Anelka / 6-0'lık maç mı, bu mu deseler hiç düşünmeden "tabii ki bu" derim. Nokta. Çok çok iyi oynamıştık.
- 3 Aralık 2006 / 2-1 / Goller: Alex, Kezman - Ümit karan / Çok da iyi bir maç değildi. 7-8 puan önüne geçmiştik Galatasaray'ın bu galibiyetle.
- 8 Aralık 2007 / 2-0 / Goller: Semih, Deivid / Bu maçı liseden arkadaşlarımla Kadıköy'de izlemiştim. Karışık bir gruptuk, Galatasaraylı da vardı Beşiktaşlı da. Birkaç ay önce vefat eden Galatasaraylı arkadaşımla izlediğim son derbiydi. O açıdan önemi büyüktür.
- 9 Kasım 2008 / 4-1 / Goller: Selçuk, Emre Aşık (kk), Lugano, Deivid - Lincoln / Yine en iyi arkadaşlarımdan 2'siyle izledim bu karşılaşmayı. İkisi de Galatasaraylı ve Lincoln'ün gollerinden sonra şok olsam da (biri iptal olan), Selçuk'un golünden sonra kendime gelmiştim. Çok sevinemedim açıkçası onların üzüldüğünü gördükçe...

Evet, ligde Kadıköy'de oynanan son 16 Fenerbahçe-Galatasaray karşılaşması... 14 galibiyet, 1 beraberlik, 1 mağlubiyet. Atılan 41 gole karşılık, yenilen 12 gol. Son 9 maçı da Fenerbahçe kazandı.

Bunlar bilinerek çıkılacak sahaya. Fenerbahçe kazanır, kaybeder, çok da önemli değil. Daha ligin başı, Fenerbahçe kazanırsa fark 8'e çıkacak (tabii bu hafta Fenerbahçe Antep'e, Galatasaray Trabzonspor'a karşı puan kaybedebilir) ama bu hiçbir şeyin garantisi değil. Bana göre önemli olan derbinin heyecanını doya doya yaşamak. Örneğin, "Kadıköy panteri Pancu" denince akla gelen maçta stattaydım ve yenilmemize rağmen çok da üzülmemiştim. İnanılmaz şeyler olmuştu ve maç bittiğinde biliyordum ki o anları hayatım boyunca unutmayacağım.

Hakem konuşulmasın, yenilen taraf suçu hakeme atmasın, maç öncesi yöneticiler saçma sapan açıklamalarla maça giden binlerce, genelde de milyonlarca insanı germesin, maç yüzünden kimsenin burnu bile kanamasın, 4 ve üzeri gol olsun -en azından bir tanesi yıllarca unutulmayacak cinsten atılsın, Alex frikik atabilir bak- teknik direktörler 0-0'ın, duruma göre 1-0'ın üstüne yatmasın, tribünlerde atmosfer ortalamanın üzerinde olsun... Çok mu şey istiyorum?

Henüz bilet almadım, şu an maça gitmeyi istiyorum ama içimden bir ses "oğlum gitme sen bu maça, kötü şeyler olacak" diyor... Zaten son gittiğim 2 Galatasaray maçında 1 beraberlik, 1 mağlubiyetimiz var. Biri deplasmanda oynanan Nonda'nın şampiyonluğu getirdiği maç... Galatasaraylıların arasındaydım ve sinirden son 10 dakikayı izlememiştim. Diğeri de yine aynı sezon Kadıköy'de oynanan kupa maçı. 0-0 bitmişti ve oyun olarak da Galatasaray zaman zaman bizden üstündü. Acayip sinir olmuştum. Lugano beyefendi boşu boşuna kırmızı kart görmüştü, rövanşta da görmüştü maçın başında. Lugano'ya bu yüzden ayrı bir kızgınlığım var.

Neyse fazla uzattım, daha 9 gün var derbiye ama şimdiden heyecan yaptım. Skor tahminim "3-1". Nokta. İki Alex (biri frikik), bir Gökhan Gönül. Galatasaray'dan da en sevdiğim adam Harry Kewell.

Ankaraspor'a Atılan Goller...


Ankaraspor olayı hakkında birçok şey yazıldı. Fakat bu konuyla bağlantılı olarak gündeme getirildiğini görmediğim bir husus daha var. O da gol krallığı. Ankaraspor'un bütün maçları 3-0 olarak tescil edildi, iyi güzel de, ilk 4 maçta Ankaraspor'a gol atan futbolcuların golleri sayıldı. Yani örneğin, Ankaraspor-Galatasaray maçında Kewell ve Nonda gol atmıştı, şimdi maç 3'e tamamlandı fakat Kewell ve Nonda'nın golleri geçerliliğini koruyor. E biz de 3-0 yenmiş sayılacağız fakat futbolcularımıza gol yazılmayacak. Belki Ankaraspor ile oynayacağımız maçta Alex-Güiza-Semih'ten biri veya hepsi gol/goller atacaktı. Bu her takım için geçerli. Ankaraspor'a ilk 4 maçta gol atan futbolcular gol kralı olurlarsa tek gol farkla, bence büyük haksızlık yapılmış olunur. Diyelim Nonda 20 gol attı, onu takip eden oyuncunun da 19 golü var (Ankaraspor'a gol atmamış isimlerden biri). Onun da gol kralı sayılması lazım bana göre. Kimlerin gol attığını da yazalım,

Mustafa Pektemek (Gençlerbirliği), Julio Cesar de Souza (G. Antep), Kewell-Nonda (Galatasaray).

14 Ekim 2009 Çarşamba

Ermenistan Maçı Öncesi


Çok büyük bir aksilik olmazsa Kendi Kalesine Gol Atan Kaleci ile birlikte statta olacağız yarın akşam fakat önemli bir sorun var, bilet yok ortada!?!?! Gerçi Bursa merkezine gitmedim henüz, yarın da büyük ihtimal bilet sorun olmaz, bir şekilde gireriz ama biletlerin ücretsiz olması ve kimlere, nasıl dağıtılacağının açıklanmaması bence çok saçma... Kapıda gelenleri arayıp bilet vs. olmadan içeri alsalar tamam. Ama söylenen kadarıyla öyle de değil. Örneğin; geçen sene bu zamanlarda yine bir Ermenistan maçına gitmiştim Ali Sami Yen'de. Ümit Milli düzeyindeydi. Belgarath, Spirit ve Smerdyakov ile birlikte izlemiştik maçı. Sembolik bir ücretti bilet fiyatları, kapalıdaydık ve 5 lira bile değildi yanlış hatırlamıyorsam. Yani yarınki karşılaşma için de böyle bir şey düşünülebilirdi, kapalı tribün 5 lira, kapalı kale arkası 3 lira, diğer kale arkası 2 lira... Sonuçta kimse 2-5 lira için maça gitmemezlik yapmazdı. Biz de önceden alırdık biletimizi, güzelce giderdik maça. Yarın umarım bedava dağıtılan biletleri karaborsacılardan parayla almak zorunda kalmayız.

Ertuğrul Sağlam'ın Bursa Dönemi


Bunu Ertuğrul Sağlam'ı çok beğendiğim vs. için yazmıyorum. Sadece Milli Takım için adı geçiyorken Bursa döneminin istatistiklerini çıkardım.

Geçen yıl Bursaspor onun yönetiminde ligde oynadığı 18 maçın 10'unu kazanmış, 6'sında berabere kalmış, 2'sinde yenilmiş. 36 puan ediyor toplamda. Bu sezonun ilk 8 maçında ise 5 galibiyet, 1 beraberlikleri var. Yani 26 maçta 52 puan...

4 büyükler ve Sivasspor'un aynı dönemde, yani Ertuğrul Sağlam Bursaspor'un başına geçtikten sonra ligde yaptıkları 26 maçın istatistiği şu şekilde;

- Fenerbahçe / ilk 18 maçta 8-5-5. Bu sezon 8-0-0. 29+24=53 puan.
- Galatasaray / ilk 18 maçta 8-4-6. Bu sezon 6-1-1. 28+19=47 puan.
- Beşiktaş / ilk 18 maçta 13-4-1. Bu sezon 3-3-2. 43+12=55 puan.
- Trabzonspor / ilk 18 maçta 9-4-5. Bu sezon 3-3-2. 31+12=43 puan.
- Sivasspor/ ilk 18 maçta 9-5-4. Bu sezon 1-1-6. 32+4=36 puan.

Baktığımız zaman, Bursaspor Ertuğrul Hoca yönetiminde ligde Beşiktaş'ın 3, Fenerbahçe'nin 1 puan gerisinde kalmış. Galatasaray'ın 5, Trabzonspor'un 9, Sivasspor'un 16 puan önünde...

9 Ekim 2009 Cuma

Mehmet Okur ve Yönetim


İzlerken yine en kısası normal insanlara göre bayağı uzun olanlar arasında fazla belli olmuyor da, Aziz Yıldırım'ın yanında durunca ne kadar uzun boylu olduğu açıkça fark ediliyor Mehmet Okur'un...

Fenerbahçe Taraftar Ödülleri Bu Sene Verilmiyor


Antu.com'da yapılan açıklamalardan anladığım kadarıyla Aziz Yıldırım'la Antu.com üyelerinin araları açılmış. Aziz Yıldırım Antu üyelerinin "biletler çok pahalı" şeklindeki açıklamalarına çok sinirlenmiş ve bu yüzden Antu'nun 4-5 yıldır organizasyonunu düzenlediği "Fenerbahçe Taraftar Ödülleri" bu yıl sahiplerine veril(e)meyecekmiş. açıklamanın o kısmı şöyle;

"Bugün sevinçle görüyoruz ki başkan ve yönetim kurulumuz taraftarın sesine kulak vermiş ve yapılan zammı geri almıştır. Ancak bu geri adımın bir faturası var ve o faturayı da antu.com ödeyecek.

Çünkü 4 senedir başarılı bir şekilde yapılan ve hepimizin gurur duyduğu göz bebeğimiz "Fenerbahçe Taraftar Ödülleri"ni bu yıllığına sahiplerine vermeyeceğiz. Sebebi de sayın başkanımız Aziz Yıldırım'ın bilet fiyatlarının pahalı olduğu yönünde yaptığımız eleştirilere çok kızması. Bu kızgınlık bize karşı çok olumsuz bir tavır takınmasına‚ bizim de bu yıllık bu ödülleri vermeme kararı almamıza yol açtı."

- Açıklamanın tamamı:

- Yönetimin de cevabı gecikmemiş:

Hep beraber göreceğiz ilerleyen haftalarda neler olacağını.

6 Ekim 2009 Salı

Karanlıktakiler


Öncelikle saat sabahın 9'u oldu, hala uyumadım, anlatım bozuklukları vs. içeren bir yazı olabilir kusura bakmayın. Geçen gün Aylak Adam'a başladım, aralıksız 3 saate yakın keyifle okudum. Karakterimiz okuyanların da bildiği gibi sık sık sinemaya gidiyor, sinemayı çok seven bir insan olarak ben uzun zamandır gitmiyorum. Yusuf Atılgan'ın anlatımı beni sinemaya gitmeye teşvik etti açıkçası. Ayrıca en son sinemada izlediğim film de yine bir Çağan Irmak filmi Issız Adam'dı. Tarihini, o gün neler yaptığımı çok net hatırlıyorum çünkü filmden çok etkilenmenin yanında o gün Fenerbahçe-Beşiktaş derbisi vardı. Bazı talihsizliklerden dolayı filme gündüz gidemediğim için maç saatinde gitmiştim ve Fenerbahçe'yi aldatmıştım... 29 Kasım olmalı. Ne diyordum, Aylak Adam'ı kıskandım bir nevi ve bugün sinemaya gitmeyi kafama koydum.

Sözlükçülerin deyimiyle Beyoğlu'nda -biz Taksim diyoruz da- bazı işlerim vardı ve saat 21:25 olmuştu. Son otobüsü kaçırıp taksiye boşuna fazladan para vermek istemiyordum -kim ister gerçi o da ayrı bir konu- bu yüzden çabuk karar verip bir filme girmek zorundaydım. Atlas Pasajı'na girdim, afişlere baktım. Karanlıktakiler ve Çağan Irmak yazılarını yan yana gördüm. Kendi kendime "bu adam yeni film mi çekmiş yahu?" dedikten sonra -bunu yazmış olmamın sebebi filmin reklamının bence yeterince yapılmaması, belki de ben gündemi yakından takip etmiyorumdur- saate baktım, 21:35'ti. Film 21:30'da başlıyor gözüküyordu, hemen görevliye filmin başlayıp başlamadığını sordum, "reklamlar var, hemen alın bileti, yetişirsiniz" cevabını aldıktan sonra bileti alıp içeri daldım. Dediğim gibi film hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Hiçbir beklentim yoktu "Çağan Irmak" markasından başka. Örneğin; Issız Adam'a büyük beklentilerle gitmiştim. Karanlıktakiler'in konusu nedir, başrol oyuncularından başka kimler oynuyor, afişte gördüklerimin dışında hepsi soru işaretiydi kafamda.

2 saatlik süreçte hissettiklerimi, filmin içeriği ile ilgili düşündüklerimi elbette yazacağım -sözlükteki tabirle spoiler içeren kısmı, fakat acayip uykum geldi sağlam kafayla yazmak en iyisi- ama filmi izlemeyenler için de bir şeyler yazayım... Eve geldim, sözlükte yazılanları okudum, gözlerime inanamadım. Sinema ve benzer dallar üzerine eğitim almadım, oyuncu da değilim, yönetmen de, eleştirmen de... Fakat şu var, bu filme çok kötü demek tek kelimeyle hakarettir, saygısızlıktır. Tabii ki eleştirilebilir, çok iyi değildi denilebilir. Ama bunun da bir sınırı var. Filmden çıktıktan sonra Atlas Pasajı'nın önünde bana, "filmle ilgili düşüncelerinizi tek cümleyle özetler misiniz?" deseler, diyeceğim şu olurdu: "Çağan Irmak bundan sonra dünyanın en dandik amatör küme maçını kayda alsa, yine de izlerim". Nokta. Özellikle Issız Adam için ölüp bitenlerin, Karanlıktakiler'e kötü demeye hakkı yok. Sıralama yapacak olursam, tartışmasız ilk olarak Babam ve Oğlum derim. Sonra Karanlıktakiler gelir, ardından da Issız Adam... Issız Adam'da beni en çok etkileyen müziklerdi, bu filmde müzik neredeyse sıfırdı, insanlar sırf bu yüzden de kötü diyor olabilirler. İzlemeyi düşünen, "acaba gitsem mi?" diyen kişiler için söylüyorum, "hiç düşünmeden gidin". Tamam, belki bir başyapıt değil Babam ve Oğlum gibi ama gerçekten çok etkileyici... Meral Çetinkaya zaten tüm Türkiye'nin yakından tanıdığı, yıllardır halkın gözlerinin önünde olan bir oyuncu. Tek kelimeyle "şov" yapmış. Bazı dizilerden gözümün ısırdığı fakat adını dahi bilmediğim Erdem Akakçe de beklentilerimin çok çok üstünde bir performans sergiledi. Helal olsun diyorum ikisine de...

5 Ekim 2009 Pazartesi

Sisteme İhanet!


Bu sefer de sinirden kudurmamı sağlayan bir Galatasaray maçıydı. Şimdi geçen hafta Eskişehirspor maçından sonra (bkz: #16946051) kendi çapımda eleştiriler yapmıştım. Anında oto-kontrol mekanizmaları devreye girdi: Siz kimsiniz takımı eleştiriyorsunuz, Frank Rijkaard'ın sistemi bizim de sistemimiz, Harry Kewell, Hagi'den sonra başımıza gelen en önemli şey ve vesaire zırvalıklar... Evet henüz takım olamamış Ankaragücü'nden üç tane yedik. Geçmiş olsun. Hadi Ceyhun Eriş zaten önceden de başımıza bela olmuştu (2006-07'de Sami Yen'de 1-1 biten maç), Murat Duruer de Uğur Uçar'ı yerlerde süründürdü, bir hikaye daha ortaya çıktı.

Geçen hafta Eskişehirspor beraberliğinden sonra "Sami Yen'de puan kaybı olmaz, deplasmanda beraberlik olabilir" dedik, Eskişehir'e içeride iki puan ver, Ankaragücü'ne yenil ve Fenerbahçe'nin 5 puan gerisine düş. Ama lig uzun bık bık... Görürüm ben seni Kadıköy'de yenilince fark 8'e çıktığında... Denizlispor mucizesi de kurtaramaz o saatten sonra. Lucescu 1 ise, Daum denilen adam da 2'dir. Mucize olmadıkça, o saatten sonra şampiyonluğu vermez. "Ben yazdım, ben dedim" lafını sevmem ama arkadaş anlamıyorum. Sezon başlamadan Galatasaray Sözlük'e de "Rijkaard'ın gelişiyle havalara uçmadım. Yıldızlar topluluğu kadroyla bir kere madara olduk, bir kere daha olabiliriz. Türkiye sınırlarında 2005-06 sezonunda bunu Alex-Anelka-Nobre-Tuncay-Appiah-Aurelio'lu kadrosuyla Fenerbahçe de yaşadı. Galatasaray'ın olayı Galatasaraylı futbolculardır" gibisinden bir şeyler yazmıştım... Dediklerimin hala arkasındayım. Bu kadar yumuşak bir takımla olmaz, olamaz...

Neyse sırayla başlayayım: Frank Rijkaard : Hoca eleştirmeyi hiç sevmem ama eleştirene de ne oluyor demem. Taraftarız biz, tabii ki eleştireceğiz. En azından kendi adıma ben işte 1 sene çalıştıktan sonra izin hakkı elde ettiğimde, onu Kadıköy'deki derbiyle birleştiriyorsam, hayatımı bir şekilde ucundan da olsa Galatasaray'a göre ayarlıyorsam, buna hakkım var. Arkadaş adamın ne sistemi varmış, şaşırdım kaldım. Tamam eyvallah iyi hoca, Barcelona ile şampiyonluklar yaşadı, ona da eyvallah. Ee peki Vicente Del Bosque de Real Madrid'te benzeri başarılar elde etmedi mi? Ne oldu, geldi Beşiktaş'a, Rıza Çalımbay'dan bile başarısız oldu. Yani öyle bir kaide yok... Takıma ve de Türkiye'ye uygun hoca getirmekte fayda var. Bana kalsa hocaları ters çevir. yani Daum Galatasaray'a gelsin, Rijkaard Fener'e gitsin. Net söylüyorum. Sezon başlamadan sözlük yazarlığını silmesine iddiaya girerdim "Galatasaray şampiyon olur" diye... Bu iş biraz Türkiye'yi bilme işi ve Christoph Daum da Türkiye'yi tıpkı Lucescu gibi çok iyi biliyor. Bakınız 8 maç 24 puan.

Şimdi biliyorum bizim taraftardaki ukalalıkları, "Yok bizi Türkiye kesmez, Galatasaray'ın hedefi Türk olmayan takımları yenmek, Daum Avrupa'da başarılı olamaz, Rijkaard ile uzun vade..." Arkadaşım önce bir Fenerbahçe'yi şampiyonluklarda yeterince geç, at farkını, tak dördüncü yıldızını, zaten o dediğin Avrupa olayı istemeden de olsa gerçekleşir. Al sana uygulamalı olarak da göstereyim :

Dört sene üst üste şampiyon olduk
Avrupa'nın kralı olduk .

Yani canım kardeşim, Avrupa'nın kralı olmak için önce bir zahmet ligi domine et! Zaten onu yaptıktan sonra, gerisi 1996-2000'de olduğu gibi istemeden de olsa geliyor. Bu açıklamayı bilhassa yapıyorum. Hani açıklamadığım zaman küçük düşünmekle suçlanıyorum. Yok öyle bir şey... Neyse gelelim tekrar Frank Rijkaard'a. Total futbolu baygınlık getirdi. Burası Türkiye... Ankaragücü'ne ne futbolu?. Çıkıp oynayıp yeneceksin işte. Sezon başından beri aynı nakarat... Baros ilk 11, Nonda yedek. Baros kolay maçta dinlendirilirse, Nonda ilk 11. Onun dışında Baros oyundan çıkar, Nonda girer. Hay senin ileride tek başına gezinen tek forvetine... Arkadaş tamam sistemdir, saygı duyarız. Ama benim bildiğim tek forvet oynaman için kanatlardaki adamlarının da o tek forvetine fazlasıyla yardımcı olması gerekmiyor mu? Bugün Ankaragücü maçında Keita sakat ve yok. Sahada bizim Aydıncık var. Mübarek pek çıtkırıldım. Özelliği de öyle silik oynar ki, kötü oynadığını bile anlamazsın. Ama çocuk yetenek be arkadaş. Rıdvan'ın ciğerini bilir ya bizim bu yeni kuşak, Aydın'ı Şeytan'a da benzetirler...

Diğer kanada bakıyorsun Harry Kewell. Sezon başından beri tek olumlu tarafı yumruğa çağrılırken adının melodisinin hoş olması. Futbolu bitik. Arda ve Elano ikilisi desen uyumsuz. Ya arkadaş o zaman neden Baros çıkar Nonda girer? İkisi oynasa sisteme ihanetten 3 puanımız mı silinecek?... Merak etme 3 yiyip 3 puanı aldın zaten... Nonda oyuna girdi. İki gol kaçırdı, bir tane penaltısı verilmedi. Oldum olası gol kaçıran oyuncuya kızmam, pozisyona girmesi yeter, Baros'la oynasa eminim daha çok pozisyona girerdi. Neyse son olarak oyunculara gelirsek...

Leo Franco: Eleştiremem. Şu 2 aydaki performansı kendisine olan önyargılarımı bitirdi. Görevini yapıyor.
Uğur Uçar: Sabri'nin ancak yedeği olur.
Servet Çetin - Mehmet Topal: İkisi de sezon başında hazırlık kampını sakat geçirmenin sıkıntısını çekiyor. Hadi Mustafa Sarp varken, şu aşamada Mehmet Topal olmasa da olur... Ama savunma Servet'siz olmuyor. Ön liberolar yardım etmeyince de üstüne inanılmaz yük biniyor. Neticede Servet adamım, vazgeçmem. Elinden geleni yapıyor ve 3 numarayı Uğur Uçar'dan daha çok hak ediyor.
Gökhan Zan: İlk 11'de olması şart. Hem iyi espri malzemesi de çıkar biz sözlükçülere Sabri'deki gibi.
Caner Erkin: Orhan Ak kadar bile bu takıma yararı olmaz.
Hakan Balta: Sol bekte sabit. Yeri değişmemeli. Varsın sorumluluk almasın. Caner'i izlemektense...
Mustafa Sarp: İlk kez bugün döküldü.
Ayhan Akman: Düzelmesi gerek.
Arda Turan: Seviyorum.
Elano: Lincoln'den iyi değil.
Harry Kewell: Son maçlarda isteksizliğin kitabını yazıyor. Bıktırdı.
Aydın Yılmaz: Bu fizik gücüyle Kasımpaşa'da bile oynayamaz. Erhan Küçük'ten iyi olması zaten mümkün değil.
Baros - Nonda: Kızamam.
Sabri - Keita: Bugün de görüldüğü gibi takımın olmazsa olmazları.

Hem Hatice Hem Netice


Twente maçının haricinde sonuca bakıldığında süper gidiyordu Fenerbahçe. O maçı da kazanabilirdi Sarı-Lacivertli ekip. Fakat birkaç maç haricinde oynanan futbol vasatın altındaydı, tempo düşüktü, taraftarları tatmin edecek mücadele sergilenmiyordu. Bu yüzden Christoph Daum'u eleştirmeye devam ediyordum. Ne olduysa takım bugün bir başkaydı. Seyreden herkes farketmiştir umarım. Belki çok süper bir oyun ortaya koymadı Daum'un öğrencileri ama bana göre "şampiyon" gibi oynadı. Daum haftalardır "oynanan oyuna puan verilmiyor, kimse bize ligin en iyi top oynayan takımı ödülü vermeyecek" vs. diyordu. Üstüne "Sheriff maçında alınacak 1 puan güzeldir" diye bir laf söyledi. Beni acayip hayal kırıklığına uğrattığı gibi şaşırttı. Daum'dan Barcelona futbolu beklemiyor kimse daha önceden de söylediğim gibi, takım bugünkü gibi pres yapsın, mücadele etsin, sonuna kadar zorlasın razıyım ben. Fenerbahçelilerin tepkilerine baktığımda da sırf ben değil, taraftarların geneli böyle düşünüyor... Puan kaybedebilirdik de 90 dakika sonunda, ama bu Fenerbahçe'nin gayet iyi olduğu gerçeğini değiştirmeyecekti. Özellikle ilk 30 dakikadaki pres, mücadele karşısında ağzım açık kaldı. Tabii ki bu takımın daha iyisini yapacak gücü var, ama benim daha fazlasında gözüm yok şimdilik. Takım bu oyunu oynamaya devam etsin, art arda puan kayıplarına rağmen ağzımı açarsam ligi 3. bitirelim. :)

Volkan çok çok iyiydi. "Kova, kaleci falan değil" diyenler haftalardır ne yapıyor merak ediyorum. Bilica son haftalardaki performansıyla "ligin en iyi stoperi". İlk maçlarda biraz bocalamıştı, kritik hatalar yapmıştı ama toparladı ve uzun süredir kusursuz oynuyor. Emre apayrı bir yazı konusu. Takım bu kadar iyi mücadele ediyorsa, en büyük paylardan biri Emre'nindir. Tabii Mehmet Topuz gibi onun da Fenerbahçe'de oynamasına hala karşıyım. Fakat bu Emre'nin harika oyununu, presini görmezden geleceğim anlamına gelmez. Alex'e söyleyecek söz yok. Daha önce de yazmıştım, hiçbir Fenerbahçe'nin Alex'i koşmuyor diye eleştirmeye hakkı yok. Adam daha ne yapsın? Onu saçma sapan nedenlerle eleştirenlerle futbol konuşmuyorum artık çok iyi arkadaşım olsa da. Bir numaralı Alex düşmanı sevgili Gökmen Özdenak'ı dinledim az önce Telegol'de, hala "Alex şöyle, böyle" diyor. Bir tabir vardır da yazmayayım, kaç yaşında adam sonuçta, saygısızlık yapmak istemem. Cristian'da yükseliş var, daha önceki haftalarda Selçuk'tan fazla bir artısı olmadığını söylüyordum. Yani Selçuk 10 üzerinde 6.5 ise Cristian 7.0 değildi benim gözümde fakat bu maç daha sık ileriye çıktı. 2-3 maçtır bu şekilde çıkışlar yapıyor, hücumlara destek veriyor, Emre'yle iyi anlaşıyor/anlaştı. Böyle oynasın canımı yesin. Bu takımın sağ açığı Mehmet Topuz'dur, nokta. Madem o kadar olaydan sonra aldınız, Gökhan'la da anlaşıyor, oynatacaksınız. Hem Gökhan ileri çıktığında yer değişebiliyorlar, Kazım oynadığında öyle bir avantajımız yok. Lugano bugün pek kendini göstermedi fakat kornerlerdeki başarısını yine göstererek golünü attı. Bilica ile beraber oynadıkça formu da yükselecektir. Solda Andre Santos son maçlara oranla daha iyi olsa da, istenilen düzeyde değil. Milli maç arasında toparlar inşallah. 2. goldeki pasını da es geçmeyelim. Vederson ise zorunluluktan oynayan bir isim. 6 yabancı kuralı olmasa bilindiği gibi orada Roberto Carlos oynayacak. Fakat buna rağmen hazır Vederson, sırıtmıyor ve bence beklentiyi karşılıyor. Sol kanadın geneli sağ tarafa göre daha kötüydü ama bu maç. Güiza da Andre Santos bana göre daha iyiydi bundan önce oynadığı birkaç maça göre ama yeterli değil tabii ki. Aslında tek santrfor oynayacak, hava toplarını indirip, kontrol edip, arkadaşlarına servis edecek bir futbolcu olmadığı için Güiza, çok formda olsa da bu oyun düzeninde hava hakimiyeti artmadığı sürece eleştirilmeye devam edilecek. Onun asistini de atlamayayım. Gökhan Gönül takımda en güvendiğim isimlerin başında geliyor. Alex ve Volkan'dan sonra onu yazarım kağıda. Dolayısıyla beklentiler büyük. E bu da insan, her maç süper oynayacak diye bir şey yok. Çok pres yaptı, mücadelesi üst düzeydeydi. Zaman zaman M. Topuz'la da yer değiştiler. Sonradan girenlerden ise ilk Özer'i yazayım. İyi oynamış, kötü oynamış olması önemli değil. Önemli olan Kazım ve Deivid kadroya döndüğü zaman da az da olsa şans bulup bulamayacağı. Semih son dakikalarda girdi ve önemli pozisyonları değerlendiremedi. Skor dezavantajı olsa eleştirilirdi ama çok da önemi yok, 85. dakikada oyuna giren bir ismi gol kaçırdı diye eleştirmeyi doğru bulmuyorum. Roberto Carlos'a ise son olarak değinmek istedim. Yaptığı açıklamalardan anladığım kadarıyla devre arasında çok büyük ihtimal ayrılacak Fenerbahçe'den. İnşallah hiçbir sorun yaşanmaz iki taraf adına da ayrılık aşamasında ve bundan sonra Fenerbahçe'yi herkese çok iyi bir şekilde anlatır...

Biraz uzun oldu, kusura bakmayın. Takım uzun zaman sonra istediğim gibi oynayınca, çocuklar yüreklerini sahaya koyunca uzun uzun yazmak istedim. Her zaman böyle mutlu bir şekilde yazamıyoruz içimizden geçenleri... Daha önceki bir yazımda derbiye 23+ puanla çıkabiliriz demiştim, daha bir maç olmasına rağmen 24'ü yakalayarak benim hedefim olan 23 puanı geçtik. Dolayısıyla Galatasaray maçına daha rahat bir şekilde çıkabileceğiz, bence büyük bir avantaj bu...

4 Ekim 2009 Pazar

Maç Öncesi...


Fenerbahçe sahaya, Volkan/Gökhan Gönül-Bilica-Lugano-Vederson/Mehmet Topuz-Cristian-Emre-Andre Santos/Alex/Güiza 11'iyle çıkacak. Başta Güiza, Andre Santos gibi oyuncular olmak üzere formsuz oyuncular performanslarını arttırmazlarsa, son haftalardaki oyundan daha iyisini göremeyiz. Sonuçta Daum'un bu sezonki oyun anlayışı belli. Duvara toslamamız da sürpriz olmaz bu karşılaşmada, Gençlerbirliği iyi bir ekip, henüz mağlubiyetleri yok... Taraftar o isteği, mücadeleyi görsün yeter... Gerisi milli maç arasından sonra.

3 Ekim 2009 Cumartesi

Eyüp'te Hamza Hamzaoğlu Dönemi


Geçen sezon gayet iyi bir performans sergileyen Eyüpspor, bu seneye çok kötü başladı ve ligin dibine demir attı. Teknik direktör Başbakan'ın arkadaşı eski Fenerbahçeli futbolcu Nevruz Şerif'ti ve kendisi uzun yıllardır takım çalıştırmamıştı. Hal böyle olunca başarısız olması doğaldı ve sonunda teknik adam değişikliğine gidildi. Yeni teknik direktör eski Galatasaraylı futbolcu Hamza Hamzaoğlu. Yardımcılıklarını da yakından tanıdığımız isimler Metin Mert ve Okan'ın abisi Fuat Buruk yapacak. Menajer Adnan Dinçer'le iyi anlaşırlar umarım ve takımı en kısa sürede düzlüğe çıkartırlar... Kariyer başlangıcında önemli Hamza'nın yapacakları.

2 Ekim 2009 Cuma

Eskilerden

Dünkü Maçlar Üzerine


Dün akşam 2 Türk takımının maçı vardı, kağıt üzerinde iki takım da açık ara favoriydi. Daum'un, "Sheriff maçından alınacak 1 puan güzeldir" açıklamasının ardından -bana göre skandaldan başka bir şey değildir bu- keyfim kaçmıştı. Güiza yoktu Semih vardı. Sağ bekte Önder, sol bekte R. Carlos, önünde Uğur Boral. Cristian'ın yanında da Emre. Takımın yarısı değişmişti ve rakip çok güçsüzdü. Çok iyi oynasaydık da maç öncesi söylediğim gibi benim için ölçü olmazdı. Nitekim oynamadık ta. Gemiyi yine birçok beğenmeyeninin olduğu kaptan Alex kurtardı. Daum sanki kendinizi fazla sıkmayın, "yarım-sıfır olsun bizim olsun" demişti çocuklara. Öyle de oldu... Gol yeseydik de çıkartırdık gibi geliyor bana. Önümüzde ligde 7 maçında da yenilmeyen ve son 4 maçında 10 gol atan Gençlerbirliği ile oynayacağız. Tabii Gökhan, Güiza, Andre Santos gibi isimler takıma dönecek mi, 6 yabancı kuralı yüzünden sol bekte Vederson mu oynayacak, henüz bilmiyoruz. Daum'la geçirdiğimiz daha önceki 3 yılda, ligde Gençlerbirliği ile oynadığımız 6 maçın 5'ini kazanıp, 1'inde berabere kaldık. Bu tarz istatistikler benim için çok şey ifade etmese de ilgilenenler olabilir diye yazayım dedim. Nasıl olsa kazanıyoruz, puan kaybı yaşama lüksümüz de var, ortalamanın üzerinde bir futbol oynayalım, kazanamayalım ben razıyım... Çünkü kötü oynayarak bir yere kadar devam edilebilir, duvara öyle bir toslarsın ki haftalarca kendine gelemezsin. Bu oyuna rağmen kazanılan puanlar ancak ilerleyen haftalarda daha iyi performans sergilenirse değer kazanır.

Galatasaray-Graz maçına gelince.. Ben açıkçası Graz'ın bu kadar derli-toplu bir takım olduğunu sanmıyordum. Her güçsüz takım keşke onlar gibi olsa. Dün maç 3-1, 4-1 Galatasaray'ın üstünlüğü ile bitebilirdi ama ben adamların oyununu hafızama almıştım. Ayrıca herkesin kabul edebileceği gibi ileri uçta biraz daha becerili olsalar hiç istenmeyen bir yenilgi alabilirdi Galatasaray. Çok iyi ataklar yaptılar Galatasaray ileri çıktığında. Servet'in yıllardır ileri çıkıp ceza sahası civarında top kullanmasını, çalım atmasını anlayamamışımdır. Dün de yaptı bunu, eminim ki Galatasaraylılar çok sinir olmuştur. Sistem adamları kabul etmeseler de 2. santrfor oyuna girmeli skor olarak istenileni elde edemediysen. Sonuçta Nonda'nın attığı gol sayısı belli. Goller kaçabilir, Baros'un kaçırdığı pozisyona bir şey diyemem ama Galatasaray'ın görünen en büyük sorunu defansta büyük açıklar vermesi. Bu haftaki rakip Ankaragücü. Özellikle Ankaraspor'dan gelenler ile bir hayli güçlendiler ve deplasmanda Metin Akan'ın 2 gol attığı karşılaşmada Antep'i 3-1 yendiler. Üstelik Vassell oynamamıştı bu maçta. Bol gollü geçeceğini düşünüyorum 16:00'da başlayacak maçın...

1 Ekim 2009 Perşembe

Kısa Kısa...


- Beşiktaş'tan umutluydum, ama olmadı... Aslında yazılacak çok şey var ama bence Mustafa Denizli ayrılmayacaksa yapması gereken ilk şey 2 veya 3 tane hücum oyuncusunu kadro dışı bırakmak... Kimin olduğunun çok da önemi yok. Holosko, Yusuf, Serdar Özkan, Tabata, Nobre, Bobo, Tello, Nihat... Ekstra olarak da Delgado ve Batuhan. Bir Bobo oynuyor, bir diğeri. Bir Serdar Özkan oynuyor, bir başkası. Lig başlayalı kaç hafta oldu, antremanlar başlayalı kaç ay... Hala karar veremedi Mustafa Denizli. Artık bazı oyuncularda ısrar etmesi lazım. Oyuncular için de kötü bir durum bu. Fenerbahçe ve Galatasaray'da bazı adamların dinlendirme haricinde sakatlık ve cezaları yoksa yeri garantidir. Neredeyse futbolla ilgilenen herkes Fenerbahçe ve Galatasaray'ın hücum hattını sayabilir. Solda Dos Santos, sağda Kazım, ileride Alex, en uçta Güiza. Doğru yanlış, ama Daum bir şeye karar vermiş. Galatasaray'da da Keita, Kewell, Arda ve Baros aynı şekilde.. Beşiktaş'ta kim kilit oyuncu, kim yedek hala belli olamadı.

- Şampiyonlar Ligi'nde herkesin de kabul ettiği gibi en sürpriz sonuç Milan'ın yenilmesiydi. Gerçi Milan'ı yakından takip edenler kötü gidişin kaçınılmaz olduğunu görüyorlardır muhakkak, Zurich'e evinde yenilmek, üstelik gol atamamak kötü bir durum olsa da Milan'ın sorunu genel, bu maça özel değil... Ronaldinho sorununu hala çözemediler örneğin. Liverpool mağlubiyeti de sürprizdi benim için, beraberlikle sonuçlanmasını bekliyordum o maçın. Rubin Kazan-İnter maçını 90 dakika izledim, İnter defansı çok açık verdi, Dominguez'in golü harikaydı. İnter özellikle 10 kişi kaldığı 60. dakikadan sonra bitti. Maç 5 olabilirdi, direklere, oyuncuların son vuruşlardaki eksikliğine ve Julio Cesar'a dua etsinler. Rangers'tan da umutluydum kuralar çekildiğinde, maçı izlemedim ama İskoçya'daki 4-1'lik sonuç hiçbir şekilde kabul edilemez...

- Eyüpspor kötü gidişe devam ediyor... Nevruz Şerif sonunda gönderildi. Beşiktaş Tv'de de hala program yapan Adnan Dinçer kulübün idari menajeri ve takım şu an onun yönetiminde bildiğim kadarıyla. Türkiye Kupası'nda Mersin İdman Yurdu'na 2-1 yenildik.

Yossi Benayoun


Halk arasındaki tabirle "gerçekten klas topçu". Bu yıldız ismi geç tanıdım. Liverpool'a transfer olmadan önce belki de hiç maçını izlememişimdir dikkatli bir biçimde. Ne kadar iyi olabilir ki diyordum kendi kendime... Liverpool'a transfer olduğundan beri, özellikle de geçtiğimiz sezon başından bu yana yakından takip ediyorum Benayoun'u. Hastası olmamak mümkün değil hakikaten. Çok kritik goller atıyor, Gerrard, Torres gibi starların yanında geri planda kalsa da, Liverpool kadrosunda önemli bir isim. Zaman zaman manyak çalımları var, topla birlikte kaleye yönelmesi ve son vuruşları çok iyi. Önemli asistler de yapıyor. Her takımda sırıtmadan rahatlıkla oynayabilecek bir futbolcu bana göre. Geçen sezon oynanan unutulmaz 4-4'lük Arsenal maçında attığı 2 kritik gol (özellikle de maç biterken attığı beraberlik golü), Fulham deplasmanında uzatmalarda attığı galibiyet golü, Real Madrid deplasmanında yine galibiyeti getiren gol, bu sezon Burnley'ye attığı 3 gol... Tabii bir de 8-0'lık maçta Beşiktaş'a attığı 3 gol var. Bana göre tek dezavantajı, onu sadece birkaç yıldır yakından izleyebilmemize rağmen neredeyse 30 yaşında olması. Futboldan soğumazsa ve futbol da onu bırakmazsa 33'ünde Fenerbahçe'ye gelmesini isterim.