30 Nisan 2009 Perşembe

Fenerbahçe-Parma



İzlemeyen kalmamıştır herhalde ama birden aklıma geldi, bloga da koyayım dedim. Ben gerçekten son 15 yılda böyle bir atmosfer hatırlamıyorum. Hatırlayan varsa not düşsün...

Roberto Carlos'tan Şok Karar


Haberin başlığı bu. Carlos ülkesinde yaptığı açıklamada, artık ülkesinde daha fazla vakit geçirmek istediğini, bu yüzden Fenerbahçe yönetimiyle görüşebileceğini söylemiş. 2 senedir Fenerbahçe'de oynuyor ve kendisinden beklenenle yaptıkları arasında dağlar kadar fark var. Bence fazla düşünmesin, bir an önce ülkesine dönsün. İki taraf için de en iyisi bu...

29 Nisan 2009 Çarşamba

Yorumsuz

Louise Attaque - J't'emmène Au Vent

Louise Attaque'ın en sevdiğim eserlerinden biri. Dinleyin, dinlettirin :)

Fenerbahçe Sezon Değerlendirmesi


Aslında sezon bitmedi ama Fenerbahçe için her şey bitti. Dolayısıyla değerlendirmeyi gönül rahatlığıyla yapabilirim.

Volkan Demirel: -7.1- Aslında Volkan'a daha fazla not verebilirdim ama gördüğü kartlar yüzünden notunu kırdım. Her şeye rağmen güvendiğim bir isim.

Volkan Babacan: -7.4- Benden 4 ay küçük bir isim. Ona rağmen şans bulduğu maçlarda genel olarak bakıldığında gayet iyiydi. Kale emin ellerde diyebiliriz.

Gökhan Gönül: -7.6- Sakatlık atlattı, geçen sezonki performansını sergileyemedi fakat bu takımda en güvendiğim isimlerin başında geliyor.

Önder Turacı: -6.8- Direkt olarak ilk 11'de şans bulsaydı daha başarılı olabilirdi fakat sadece takımda eksik olduğunda oynadığı için istenilen performansı sergileyemedi. Yukarıda yazdığım 3 isim gibi onun da kalmasını istiyorum.

Yasin Çakmak: -6.1- Henüz 24 yaşında fakat hiçbir zaman Fenerbahçe'de ilk 11 oynayabileceğini sanmıyorum. Bana hiç güven vermiyor. Takımdan ayrılmasını istiyorum.

Lugano: -7.3- Takımın iyilerindendi genele baktığımızda. Fakat her maç kırmızı kart görecek mi diye beklemekten maç izleyemiyorum. Zaten Galatasaray maçında yaptıklarıyla işi bitirdi. Çok büyük bir ihtimal ayrılacak Fenerbahçe'den. Ben de kalmasından yana değildim.

Can Arat: -6.5- Tamam hiç şans bulamadı ama bunun bir nedeni olmalı. Zaten Yasin gibi onun da Fenerbahçe'de ilk 11 oynayabileceğini düşünmüyorum. Ortalamanın üzerinde bir anadolu kulübüne transferi onun için en iyisi olur.

Edu: -7.0- Onu Lugano'dan daha fazla seviyorum. Fakat bu sakatlık çok kötü oldu. Sezona hazır başlayamayacaksa, Fenerbahçe çok iyi 2 tane stoper almalı. Tabii Lugano da gidecekse. Sakatlığı olmasaydı kalmasını istediğim isimlerdendi.

Roberto Carlos: -7.1- Bu sezon geçen sezona göre daha başarılıydı bana göre. Fakat transferine en başından beri karşıydım, hala da karşıyım. Ama ne yazık ki onla yeni anlaşma sağladı kulüp. Bana kalsaydı hiç düşünmez gönderirdim.

Wederson: -6.6- Bu sezon gerçekten kötüydü. Gerçi fazla şans bulamadı ama düzenli oynasaydı da performansını üst düzeye taşıyacağından emin değilim. Takımda kalmalı fakat bu haliyle ilk 11'de oynayamaz.

Josico: -6.0- Yazacak hiçbir şey yok. Bir an önce İspanya'ya dönmeli.

Maldonado: -5.8- Josico için yazdıklarım onun için de geçerli.

Deniz Barış: -6.8- Düzenli oynasaydı daha verimli olurdu kesinlikle. Fakat Şampiyonlar Ligi listesine dahil edilmemesi onu soğuttu Aragones'ten. Yaşı da 32'yi geçti, bu vakitten sonra Fenerbahçe'de direkt ilk 11 oynayabileceğini sanmıyorum fakat yine de kalmalı Fenerbahçe'de. Rotasyon için önemli bir isim.

Ali Bilgin: -6.0- O da tamamiyle hayal kırıklığı. Bu vakitten sonra Fenerbahçe'de işi yok.

Selçuk Şahin: -7.1- Aurelio-Appiah ikilisi varken Fenerbahçe'de ilk 11 oynayamıyordu fakat bu kadroda iyi iş yaptı. Anlaşıldı yanlış bilmiyorsam kendisiyle. Seneye alınacak çok iyi bir orta saha oyuncusunun yanında daha etkili olabilir.

Gürhan Gürsoy: -6.3- Bu çocuğa şans verilmiyor, köreldi resmen Fenerbahçe'de. Kendi iyiliği için Fenerbahçe'den ayrılmalı. Zaten iyi iş yaparsa yeniden 3 büyükte oynar.

Uğur Boral: -7.0- Genelin aksine beğendiğim bir isim. Fenerbahçe'yi bilen bir teknik adamla çok iş yapacağını düşünüyorum. Kesinlikle kalmalı Fenerbahçe'de.

Emre Belözoğlu: -6.8- Şimdi bu not az, daha fazlasını hak ediyor diyenler çıkacaktır fakat verilen paraya bakıldığında Emre bu sezon hiçbir şey yapmadı. Kimse kimseyi kandırmasın lütfen.

Colin Kazım: -6.6- İyi bir hocayla, biraz da Türkiye'yi tanımasıyla uzun vadede çok yararlı olacağını düşünüyorum. Ha bu adam aşırı derecede rahat bi insan, ona güvenilip de şampiyonluk yarışına çıkılmaz.

Alex De Souza: -7.2- İstediğim performansı ne yazık ki sergileyemedi. Tabii yine de en çok güvendiğim isim, canım, bi tanem.

Semih Şentürk: -7.2- Takımdaki geriye gidişle, son aylardaki Semih de benzerlik gösterdi. Seneye performansını arttıracağını düşünüyorum.

Deivid: -6.8- Tamam, geçen sezon Avrupa'da büyük iş yaptı, saygım büyük fakat Fenerbahçe'nin maçlarını devamlı izleyenler, onla sağ açığın uyuşmadığını görüyorlardır. Özellikle geçirdiği ağır sakatlıktan sonra performansında büyük düşüş oldu. Bana kalsa Fenerbahçe'den gönderirdim Deivid'i.

İlhan Parlak: -6.2- Bu çocuk da bana hiç ümit vermiyor. Belli bir yaşa kadar çok iyi oynayıp, sonra duran isimlerden biri gibi geliyor. İnşallah beni yanıltır. Kiraya verilse çok iyi olur.

Burak Yılmaz: -6.2- Burak da koca sezon hiçbir şey yapmadı, hakkında hiç iyi haberler de gelmiyor fakat çocuğa hiç şans verilmedi. Bence şansı hak ediyor. Ha yine oynayamazsa, geldiği yere geri döner, kendi bilir.

Gökhan Emreciksin: -6.7- O da bir şey yapmadı desek yalan olmaz. Geldiğinde yaptığı açıklamalar yüzünden sıcak bakmadığım bir isim fakat inşallah yararlı olur önümüzdeki senelerde demekten başka yapabilecek bir şeyimiz yok.

Güiza: -6.9- Genelin aksine Güiza'nın boş bir transfer olduğunu kabul etmiyorum, psikolojik sorunlar yaşayana kadar da gayet iyi oynadı bana göre fakat verilen para göz önüne alındığında o da koskoca bir hayal kırıklığı.

Luis Aragones: -5.0- Derhal Fenerbahçe'den ayrılmalı.

Özet olarak, Gürhan ve İlhan kiraya verilmeli. Başta Aragones olmak üzere, Josico, Maldonado, Lugano, Deivid, Ali Bilgin, Can Arat ve Yasin Çakmak kulüpten ayrılmalı.

Özlememek Elde mi?
















Hakikaten o günleri özlememek elde mi? Rüştü'sü, Luciano'su, Ümit Özat'ı, Nobre'si, Appiah'ı, Aurelio'su, Tuncay'ı, Yozgatlı'sı... Anelka'yı saymadım, başıma bir şey gelmeyecekse Anelka'yı sevmiyorum. 3 senede gelinen nokta çok ilginç. Maç sonrası Yücel Abi'nin de şovu müthişti.

Sergen-Tümer Şike Yaptı mı?


Ergenekon soruşturmasında bir tanık, Fenerbahçe'nin Beşiktaş'ı deplasmanda 3-1 yendiği maçta Sergen ve Tümer'in şike yaptığını iddia etti. Haberin detayları burada;

Ben o gün maçtaydım, maçı Beşiktaşlıların arasında izlemiştim. Hayatta öyle şeylere rastlıyoruz ki, "neden olmasın?" diyor insan. Tabii sadece bir iddia bu. Doğruluğu da hiçbir zaman kanıtlanamayacak...

26 Nisan 2009 Pazar

Aziz Yıldırım Döneminden Kesitler


Aziz Yıldırım Fenerbahçe'ye Şubat 1998'de başkan seçildi. 11 yılı aşkın bir süre geçmiş. Bu sezonu da sayarsak tam 12 sezondur Fenerbahçe onunla yönetiliyor. Baktığımızda 12 sezonda 4 şampiyonluk yaşamış Fenerbahçe, 4 kez 2. olmuş, 1 kez 3. olmuş, 1'er kez de 4. ve 6. olmuş. Bu sezonu da büyük ihtimal 5. veya 6. sırada tamamlayacak takım. Aziz Yıldırım'dan önceki 39 yılına, yani ligin geri kalan bölümündeki sıralamalarına bakalım Fenerbahçe'nin. 13 kez şampiyon olmuş Fenerbahçe, 12 kez de 2. olmuş. Aziz Yıldırım dönemindeki şampiyonluk ve 2.'lik sayılarıyla, daha öncekiler aynı oranda. Bu da demek oluyor ki, Aziz Yıldırım dönemindeki muhteşem bütçelerin kulübün başarısına pek de katkısı yok. Yani Fenerbahçe iyi-kötü bir ortalama yakalamış lig tarihinde, Aziz Yıldırım yerine daha az paralı bir başkan olsaydı da, bu başarı gelebilirdi, büyük ihtimal de gelirdi. Bu da demek oluyor ki, Aziz Yıldırım ve ekibi, Türkiye ligi düzeyinde başarısızdır. Ortalama bir bütçeyle 4 şampiyonluk, 4 ikincilik gelseydi, Aziz Yıldırım da başarılı sayılırdı fakat harcanan para ortada...

24 Nisan 2009 Cuma

Angela Lindvall

Alex'siz Fenerbahçe


Daha önce Alex'li ve Alex'siz Fenerbahçe ile ilgili bir şeyler yazmıştım. Şimdi de istatistiklerle ifade etmek istiyorum bunu. Alex'in oynamadığı lig maçlarının bir listesini koyuyorum şimdi ortaya.

2004/2005 sezonu:

1- Rize-Fenerbahçe: 2-2
2- Antep-Fenerbahçe: 0-1
3- Sakarya-Fenerbahçe: 0-1

2005/2006 sezonu:

1- Fenerbahçe-Manisa: 2-1
2- Galatasaray-Fenerbahçe: 0-1
3- Diyarbakır-Fenerbahçe: 0-4

2006/2007 sezonu:

1- Galatasaray-Fenerbahçe: 1-2

2007/2008 sezonu:

1- Büyükşehir-Fenerbahçe: 2-0
2- Fenerbahçe-Antep: 2-1
3- Kasımpaşa-Fenerbahçe: 1-2
4- Kayseri-Fenerbahçe: 2-1
5- Denizli-Fenerbahçe: 0-1
6- Fenerbahçe-Büyükşehir: 2-2

2008/09 sezonu:

1- Fenerbahçe-Kayseri: 1-4
2- Fenerbahçe-Galatasaray: 4-1
3- Fenerbahçe-Ankaraspor: 2-0
4- Bursa-Fenerbahçe: 2-1
5- Fenerbahçe-Eskişehir: 2-1
6- Galatasaray-Fenerbahçe: 0-0
7- Ankaraspor-Fenerbahçe: 1-0

Fenerbahçe tam 20 lig maçına Alex'siz çıkmış Alex transfer edildiğinden beri. 12'si kazanılmış, 3'ü berabere bitmiş, 5 maç kaybedilmiş. İçerde 7 maç oynanmış, 5 galibiyet, 1 beraberlik, 1 mağlubiyet alınmış. Dışarda oynanan 13 maçta ise 7 galibiyet alınmış, 4 mağlubiyet. 2 maç da berabere sonuçlanmış. Bu 20 maçta 31 gol atmış Fenerbahçe, 21 gol yemiş.

Daum'lu 2 sezonda oynanan 6 maçın 5'ini Fenerbahçe kazanmış, 1'i berabere bitmiş. Bu demek oluyor ki, o zaman Alex'siz de Fenerbahçe rahatça galip gelebiliyormuş. Zico'lu 2 sezonda 7 maçta 4 galibiyet, 1 beraberlik, 2 mağlubiyet alınmış. Göze çarpan bu 7 maçta Fenerbahçe'nin hiç 3 gol atamaması. Aragones'le geçirilen bu sezonda ise 7 maçta 3 galibiyet, 1 beraberlik, 3 mağlubiyet alınmış. Deplasmanda hiç galip gelinememiş, 3 maçta sadece 1 gol atabilmiş takım.

Fenerbahçe'nin Diktatörlükle Yönetildiğinin Kanıtı


Bilindiği gibi yakın zamanda seçim var Fenerbahçe'de. Fenerbahçe'nin resmi sitesi fenerbahce.org'un şu anki açılış sayfasınında da çeşitli önemli isimlerin resimleri ve "Aziz Yıldırım devam etmeli" yazısı var. Başlı başına skandaldır bu bana göre. Seçim var ve başkan kulübün resmi sitesini kendi menfaatleri doğrultusunda kullanıyor. İspanya'dan bir kişi Fenerbahçe'nin sitesine girse herhalde bir tarafıyla güler... Yabancı kulüplerin sitelerinde böyle bir şeye bir kez bile rastlamadım.

Yok Böyle Bir Gülüş


Aslında fotoyu yorumsuz olarak koyacaktım fakat bu gülüşe hiçbir şey yazmamak da ayıp olur. Kadir Topbaş kupayı kazanmış gibi gülüyor, bir de gerçekten kazansa neler yapar düşünmek bile istemiyorum...

23 Nisan 2009 Perşembe

Dilek Türkan-Boş Çerçeve

Dilek Türkan'ı çok severim, İncesaz'ı daha da çok severim. Boş Çerçeve de çok söylenilmeyen fakat sevdiğim bir eser. Paylaşmak istedim, bu aracılıkla Dilek Türkan'ı tanımayanlar da dinlemiş olurlar.

Rivaldo Şovu



Bu maçı canlı izlediğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. O zaman özellikle Kluivert sayesinde Barcelona'yı çok seviyordum ve yakından takip ediyordum. Maç öncesi Valencia'nın 63, Barcelona'nın 60 puanı vardı ve 4.'lük için mücadele ediyorlardı, aynı zamanda da Şampiyonlar Ligi'ne katılmak için. Gerisi video da var zaten, çok bir şey yazmaya gerek yok.

Kocaelispor


Körfez ekibi düştü gibi artık, kalan 6 maçtan 5'ini kazanması bile yeterli olmayacaktır. Baktığımızda çok ilginç bir nokta var. 17. sıradaki Kocaelispor ligin ilk 5 takımı dışında kalan bütün takımlardan daha fazla gol atmış. Ama tabii denge önemli, 37 gol atmana karşın 60 gol yersen bu hale düşersin. Baktığımızda Kocaelispor oynadığı 28 maçın 24'ünde gol yemiş. Yine bu 28 maçın 18'inde 2 ve daha fazla gol yemiş. Durum böyle olunca atılan gollerin de pek önemi kalmıyor...

22 Nisan 2009 Çarşamba

İskoçya'da Şampiyonluk Yarışı


Her sene olduğu gibi Celtic ve Rangers şampiyonluk için mücadele ediyorlar, aralarında 1 puan var ve Celtic önde. Celtic 11 maçtır yenilmiyor. Rangers ise son 13 maçta 1 kez mağlup oldu. Ligin bitmesine 5 maç kaldı ve takımların kalan maçlarına baktığımızda 9 Mayıs'ta Rangers'ın sahasında birbirleriyle karşılaşacaklarını görüyoruz. Celtic 3 deplasmana gidecek, Rangers 2. İş derbide çözülecek gibi duruyor fakat futbol bu, her şey olur.

Nereden Nereye


Hull City bu sezon oynadığı ilk 9 maçta 20 puan toplayarak 3. sıraya yerleşmişti. Fakat sonraki 24 maçta sadece 2 galibiyet aldılar ve bu 24 maçta sadece 14 puan topladılar. 18. Middlesbrough ile aralarında yalnızca 3 puan kaldı ve süper başladıkları sezonu hüsranla bitirebilirler. Kalan 5 maçın 2'si Manchester ve Liverpool ile. Diğer rakipleri de, Aston Villa, Stoke City ve Bolton. 5 maçta minumum 7 puan almaları gerekiyor bence ligde kalabilmeleri için. Bekleyip göreceğiz...

20 Nisan 2009 Pazartesi

Newcastle Düşer mi?


Evet, Newcastle'ın başına bildiği gibi 3 hafta önce efsane Alan Shearer geçti. Fakat Newcastle onunla 3 maçta sadece 1 puan toplayabildi. 5 maç kaldı sezonun bitmesine ve düşme hattının hemen üzerindeki Blackburn ile 4 puan var aralarında. Kalan 5 maç sırasıyla içerde Portsmouth'la, deplasmanda Liverpool'la, Tuncay'ın takımı M'brough ile, yine içerde Fulham'la ve deplasmanda Aston Villa ile. İçerdeki 3 maçtan minumum 7 puan toplamalı ekip, son maçta da Aston Villa'yı yenmeli. Yoksa uzun bir süre sonra onları Premier Lig'de izleyemeyeceğiz...

19 Nisan 2009 Pazar

Feribot Anıları ve Bursaspor


Bilenler bilir, 14 yaşımdan beri -öss'ye hazırlandığım 1 sene haricinde- ailemden uzakta okuyorum. 4 yıllık Tekirdağ maceramın ardından, 2 yıldır da Bursa'dayım. Bursa'da bir türlü istediğim ortamı kuramadım -gerçi bir gayret de göstermedim-, üniversiteyi de Bursa'yı da sevmiyorum. Bursa ilgili en sevdiğim yön, Mudanya-Yenikapı arası yaptığım feribot yolculukları. Uçağa şimdiye kadar hiç binmedim, dolayısıyla uçakta nasıl bir yapı var bilmiyorum. Fakat feribotların hastasıyım, çok seviyorum. Otobüs yolculuklarından kat kat daha rahat, eğlenceli feribot yolculukları. Buna başka bir zaman uzun uzun değineceğim fakat şimdilik başka bir şeyden bahsetmek istiyorum.

En büyük ilgi alanımız, futbolcular da idollerimiz. Rüştü'yü, Aykut'u, Rıdvan'ı kimseye değişmem. Zamanını hatırlamıyorum, geçtiğimiz yıl sabah 6.30 gibi Yenikapı'daydım. Bilet kuyruğuna girdim, bir de baktım Hami, Cemil Turan, Kemalettin, Şenol Çorlu, Nurettin Yıldız gibi isimler vardı (bir kaç önemli isim daha vardı ama Hami ve Cemil Turan kadar ünlü yoktu). Sabahın köründe orada ne işleri olduğunu merak etmiştim fakat akşam haberlerde öğrenmiştim. Eski futbolcu Erdi Demir cezaevinde olduğu için yardım maçı için Bandırma'ya gidiyorlarmış.

3 hafta önce Bursa'ya giderken bu sefer Ali Tandoğan ve Ömer Erdoğan'la beraber seyahat ettim. Ömer Erdoğan'la ayak üstü bir sohbet de etmiştim. Gayet cana yakın bir insan.

Bugüne geliyoruz. Namaz kılınan bölümün hemen yanında oturuyordum, Ömer Erdoğan ve Gökhan Güleç namaz kılmaya geldikleri için yarınki Beşiktaş maçı yüzünden feribotta olduklarını anladım. Seyahat edenler bilir, 5 ytl'lik fiyat farkı sayesinde üst katta oturulabiliyor. Tabii öğrenci adamız, alt katta seyahat ediyoruz. Fakat üst kata çıkmak serbest. Üst kata çıktım, baktım Bursaspor'lu bütün futbolcular orada. İlkin yanlarına gitmeye cesaret edemedim, sonra bir daha baktım, ilk sefer bakışımda göremediğim Ertuğrul Sağlam ve çok sevdiğim bir isim olan Kemal Aslan'ı da gördüm. Kemal'i görünce gaza geldim, yanı da boştu gittim tanıştım, yanına oturdum. Fotoğraf çekildim, 3-5 dakika muhabbet ettik. Sakatlığından, Bursaspor'un şu anki durumundan konuştuk. Çok sevdiğim Kemal'e sorabildiğim en özel soru, "Maça hazır mısınız?" oldu :( Fazla rahatsız etmek istemedim, bir baktım, Ertuğrul'un etrafında bir ordu toplanmış. Ülkemizde ne kadar yalaka olduğunu bir kez daha görmüş oldum. Kartını verenler, dükkanımıza gelen diyenler... Neyse sırasıyla, Ertuğrul'la, Ömer Erdoğan'la, Ali Tandoğan'la fotoğraf çektirdim. Aşağı yiyecek bir şeyler almaya indim. Fakat kafama bir şey takılmıştı. Mutlu Topçu... Ben Beşiktaşlı değilim fakat vefa denen şeyi bilirim. Mutlu uzun yıllar Beşiktaş'ta top oynadı, şimdi de Ertuğrul'un yardımcısı. Ertuğrul'la onlarca insan fotoğraf çektirirken, Mutlu'yla bir kişi bile fotoğraf çekilmedi. Bunu Mutlu'ya yapamam dedim ve gidip hep içimdeki sıkıntıyı giderdim, hem de Mutlu'yu Mutlu ettim. Yenikapı'ya gelmek üzereydik, bu sefer de Gökhan Güleç'e rastladım, diğerleriyle olduğu gibi onla da fotoğraf çekildim. O da gayet iyi bir insanmış. İnerken yaklaşık bir 10 dakika ayakta beklemek zorunda kaldık. Şansa da Ertuğrul ve Mutlu yanımdaydı. Ertuğrul fotoğraf çektiğimizi hatırlamış olacak ki, bana "Öğrenci misin, kaçıncı sınıftasın, hangi takımlısın, ne okuyorsun?" gibi sorular sordu. Bunları cevapladıktan sonra "önemli bir eksiğiniz var mı?" dedim. "Var, Sercan yok ama farketmiyor artık" dedi. Birkaç dakika daha sohbet ettik. Gayet iyi bir insan olduğunu düşünüyordum önceden de, artık bunu da pekiştirmiş oldum. Konuştuğum futbolculardan biraz Ali Tandoğan itici geldi, diğerleri gayet sempatik. Özellikle Ömer Erdoğan çok sempatik bir isim. Futbolcu olmasaymış manken olabilirmiş. Son bir detayla postu bitireyim, Ertuğrul feribotta namaz kılmadı, Gökhan Güleç ve Ömer Erdoğan kıldı. Hatta Ömer 5 vakit namaz kılıyor, 3 hafta önce de 2 kez kılmıştı.

16 Nisan 2009 Perşembe

Cezalar Açıklandı


Lugano'ya 5 maç, Arda-Semih-Volkan'a 3'er maç, Sabri-Emre Aşık 2 maç. Adnan Polat da 45 gün hak mahrumiyeti cezası almış. Lugano'ya verilen cezaya sevindim, bir an önce Fenerbahçe'den ayrılsın istiyorum. Önder-Yasin'li stoperle çıkacağız kalan maçlara. Kalede de genç Volkan olacak, Allah sabır versin. Ankaraspor maçı hele Semih yok, Alex yok, Güiza tek başına ne yapar ilerde bilmiyorum. Bence Sabri'ye daha fazla ceza verilmeliydi, diğer cezalar ise normal...

Fenerbahçe'nin Asıl Problemi


Denizli yıkımıyla kaçan şampiyonluğa bakalım. Fenerbahçe 34 maçta 90 gol atmış ki -bu 2.64'e tekabül ediyor- neredeyse 36 maçta 103 gol geçilecekmiş. Nobre 17 gol atmış, Tuncay 15, Alex 14, Anelka 10, Semih 9, Appiah 8, Aurelio 4, Luciano-Önder-M. Yozgatlı 3'er ve Selçuk 1 gol. 3 oyuncu da kendi ağlarına atmış. Takımın 2 santrforu toplam 26, Alex 14, iki sağ açık toplam 13, sol açık Tuncay 15, ön liberolar 13, savunma oyuncuları da 6 gol atmış.

Bu sezona bakalım. Şu ana kadar takımın 2 santrforu Semih ve Güiza toplam 12 gol atmış. Ligin 5'te 4'lük kısmının bittiği göz önüne alınırsa, böyle giderse 15'le tamamlayacaklar. 11 eksik buradan var bir kere. Alex 10 attı şimdiye kadar o da oran orantıdan 12,5 ile tamamlayacak, 1,5 eksik de buradan var. Sağ açıklara bakalım, Anelka ve Yozgatlı toplam 13 gol atmışlar, şu anki sağ açıklar Deivid, Emreciksin, Burak Yılmaz, Ali Bilgin ve Kazım toplam 7 gol attılar şimdiye kadar. Onlar da 9 ile tamamlayacaklar, 4 açık var. Sola gelelim, Uğur Boral'ın sadece 4 golü var Tuncay'ın 15 golüne karşılık. O da 5 ile tamamlayacak, 10 açık var. Ön liberolar 13 gol atmış o zaman, şimdi Maldonado-Selçuk-Emre-Josico-Deniz toplamı 4. 3'ü Selçuk'tan, 1'i Emre'den. Defansı yazmaya gerek yok açıkçası. Anlatmaya çalıştığım o zaman Tuncay-Aurelio (Selçuk)-Appiah-Anelka (Yozgatlı)'dan oluşan orta saha 41 gol atarken, şimdi Uğur-Emre (Josico)-Selçuk(Deniz-Maldonado)-Deivid (Kazım-Burak-Emreciksin-Ali)'den oluşan orta saha 15 gol attı şimdiye kadar. Oran orantı yaparsak 19 ile tamamlayacaklar. 41'e, 19. Aslında olay burada bitiyor, daha fazla da konuşmaya gerek yok.

Bir Futbolcu Öğütücü Olarak Fenerbahçe


Gürhan Gürsoy ve İlhan Parlak. İkisi de 1987 doğumlu, Arda Turan gibi. Kariyerlerinin en önemli bölümündeler. Bakıyoruz, ikisi de bu sezon 4 maçta sonradan oyuna girmiş. Birisi toplam 84 dakika, diğeri 97 dakika sahada kalmış. Arda Manisa'ya kiralık verilmeseydi bugünlere gelemeyecekti. Yazık değil mi bu çocuklara? Madem oynatmayacaksınız neden kiralık vermiyorsunuz en azından devre arasında? Suç yönetim kadar bu iki futbolcuda da var. Otura otura kulübeye yapışıp kalacaklar bir gün...

Kristin Cavallari

15 Nisan 2009 Çarşamba

Buffon Delikanlı Çıktı


İnsanların çoğu kendini eleştiremez. Hele zirvedeyseniz bu daha da zordur. Buffon, İnter'in kalecisi Julio Cesar'ın şu an kendisinden daha iyi olduğunu söylemiş. Kendisini tebrik etmek düşüyor bize de bu açıklaması için.

Francesco Tavano


Empoli'de önce Serie B'de, sonra Serie A'da attığı 19 golle patlama yapmıştı. Valencia'ya büyük umutlarla transfer olmuştu fakat yanlış hatırlamıyorsam devre arasında Roma'ya geçti. Geçtiğimiz sezonu Livorno'da geçirdi fakat küme düştüler. Livorno'dan ayrılmadı ve şu anda Serie B'de attığı 18 golle gol krallığında 1. sırada. Ayrıca Livorno'nun şu anda 3. sırada olmasında en büyük pay onun.

The PFA Awards 08/09


Her sene verilen ödüllerin bu sene de adayları belli oldu. Sırayla değerlendirelim. 6 adayımız var. 6 adayın 5'inin Manchesterlı olması dikkatleri çekiyor. İlk adayımız, Cristiano Ronaldo. Ronaldo oynadığı 28 lig maçında 15 gol attı. Lionel Messi'den sonra dünyanın en iyi futbolcusu olarak gösteriliyor herkesin de bildiği gibi. 2. adayımız, Manchester'ın 39 yaşındaki kalecisi Edwin Van der Sar. O da şu an Manchester'ın lider olmasında ve az gol yemesinde pay sahibi. 3. adayımız Nemanja Vidic. 81 doğumlu Vidic 31 maçın 28'inde oynadı, 4 gol attı. 4. adayımız, Ryan Giggs. 22 maç oynadı Premier Lig'de bu sezon, 11'inde sonradan oyuna girdi ve 1 gol attı. Manchesterlı son oyuncu Rio Ferdinand. O da 23 maçta forma giydi. Son adayımız ise Liverpool'un her şeyi Steven Gerrard. 27 maç oynadı ve 13 gol kaydetti. Benim oyumu hiç düşünmeden Gerrard'a veriyorum.

Bir diğer ödül, genç oyunculara verilecek. Adaylar, Tottenham'ın genç oyuncusu Aaron Lennon (bu sezon şimdiye kadar 32 maç oynadı, 5 gol attı), Aston Villa'nın önemli yeteneği Ashley Young (30 maçta 5 gol attı), yine Aston Villa'nın süper silahı Gabriel Agbonlahor (32 maçta 11 gol attı), Manchester City'li Stephen Ireland (28 maçta 9 gol attı), Manchester United'ın 1988'li futbolcusu Jonathan Evans (12 maçta oynadı), yine Manchester United'ın 1990'lı yeteneği Rafael Da Silva (11 maçta 1 gol attı). Ben oyumu hiç düşünmeden çok sevdiğim bir futbolcu olan Gabriel Agbonlahor'a verdim.

Son oy da tutulan takıma veriliyordu. Uzun dönem Arsenal'i destekledim İngiltere'de, fakat Henry-Bergkamp-Vieira-Ljungberg-Pires'li kadro dağılınca anladım ki ben bu kadro için seviyormuşum Arsenal'i. Şu anki ekibe bir sempati duymuyorum. Alan Shearer'dan dolayı desteklediğim ilk göz ağrım Newcastle'a verdim oyumu. Oylar şuradan verilebilir:

http://fansaward.givemefootball.com/vote?pid=2&cid=10205

AZ Alkmaar


1964/65 sezonundan beri sadece bir kez 3 büyükler (Ajax, Psv, Feyenoord) dışında bir takımın şampiyon olduğu düşünüldüğünde -o da AZ Alkmaar zaten, 1980/81 sezonu- onların bu sezon da şampiyon olacağını bilmek mutluluk verici. Şampiyonluklarını çok büyük bir ihtimal bu hafta ilan edecekler. Tam 28 yıl sonra şampiyon olacaklar. Bu sezon oynamış oldukları 30 maçın sadece 8'inde gol yediler, inanılmaz bir başarı bu. El Hamdaoui 29 maçta 21 gol attı, gol krallığında ilk sırada. Bize de Van Gaal ve ekibini kutlamak düşüyor.

Nikola Zigic


Santra'yı izleyenler bilir, Ahmet Çakar, Gürcan Bilgiç'le dalga geçerdi, ona Zigic lakabını takmıştı. O Zigic bu sene başı eski kulübü Racing Santander'e döndü ve oynamış olduğu 12 lig maçında 10 gol atarak takımının alt sıralardan uzak durmasına büyük katkı sağladı. Bakalım gösterdiği performans seneye Valencia'da oynamasını sağlayacak mı?

Heyecan Budur


Salı akşamları Canım Ailem akşamı. Şimdiye kadar hiç kaçırmadım diziyi, çok önemli bir şey yoksa da izlemeye devam edeceğim bundan sonra. Dolayısıyla maçın 40 dakikalık bir bölümünü izleyemedim. Fakat kalan kısımları bile yetti. Futbolcu ve teknik adam kalitesi kendini belli ediyor hemen. Yazacak fazla bir şey yok aslında. Herkese teşekkür etmek lazım. Fenerbahçe de Liverpool gibi oynasaydı da derbide, Galatasaray'dan 5 yeseydi razıydım... Hiddink ne kadar büyük bir hoca olduğunu bir kez daha gösterdi 2-0'dan sonra...

14 Nisan 2009 Salı

Henry'den Şaşırtan Açıklama


Direkt lafa gireyim, Henry, "CR7, Messi'den daha iyi" demiş. Nedenini de açıklamış, Cristiano Ronaldo'nun geçtiğimiz sene hem Premier Lig, hem de Şampiyonlar Ligi'ni kazanma sevinci yaşadığını belirtmiş. Henry benim en sevdiğim futbolcudur. Sonsuz kredisi vardır fakat bence biraz saçmalamış. Tamam, kazanılan kupalar önemli, fakat her şey ortada, Messi, Cristiano Ronaldo'dan daha iyi, bu bariz bir şey...

Şampiyon Fenerbahçe


Maçı izlemedim, dolayısıyla da yazacak çok şeyim yok. Fakat Galatasaray kupayı almadan önce sevgili Belgarath'la aramızda şöyle bir konuşma geçmişti:

Scugnizzi: beko basketbol ligini kim götürür:)
Belgarath: fener :( hem erkekte, hem kızda. kızda kesin de, erkekte belki efes.
Scugnizzi: sizin bayan takımınız fena değil ama avrupa kupasında finale çıkmışlar galiba.
Belgarath: evet de takım değiller. sert oynayamıyorlar. bi de bakma bu kupa tırışka. fener olsa direkt almıştı.
Scugnizzi: anladım.
Belgarath: fener avrupa'nın şampiyonlar ligi'nde çeyrek finalde elendi, katıla katıla sert oynamayı öğrendi. biz yumuşak kalıyoruz, bir de uyum sorunu var, augustus'a bağlılar.

Ayrıca sözlükte sevdiğim bir yazar olan rosebud26'nın maçtan sonra yorumu şöyle:

"yok arkadaş ben yeni anladım bu galatasaray ve fenerbahçe taraftarını. sporu çok seven ama türkiye'deki anlamıyla takım tutmayan biriyim. ama bu hafta galatasaray-cras taranto maçı ve bu maçla anladım ki bu iki güzide kulübün taraftarları aslen kendi takımlarının başarısından çok diğerinin başarısızlığını önemsiyor. biri galatasaray'ın avrupa kupası kazandığı maçta son düdükten sonra "fener sami yen'e nasıl gelecek?" diye tezahürat yapar. diğeri bu maç sonrası 6. defa şampiyon olmanın mutluluğunu yaşamak yerine "avrupa kupası bişi değil biz euroleague takımıyız" diyerek o kupayı ve rakibini küçümser. kardeşim takımınız kupa almış. sevinin işte daha ne yenilenle uğraşıyorsun.

kendisinden çok diğerinin ne yaptığı mühim bu taraftarlar için. ki buna taraftarlık mı denir yoksa başka bir şey mi siz karar verin..."

Yazdıklarının büyük bir bölümüne ben de katılıyorum...

Başıma Bir Şey Gelmeyecekse Lugano'yu Sevmiyorum


Şu yazıyı 16 Mart 2009'da Ekşi Sözlük'e yazmıştım. Hiç dokunmadan buraya da aktarıyorum:

"2.5 seneyi aşkın bir süredir fenerbahçe'de oynuyor. oynadığı maçların büyük bir bölümünü de izlediğimden yorum yapabilirim. fenerbahçelilerin büyük bir bölümünün aksine lugano'yu deli gibi sevmiyorum ve fenerbahçe'de oynamasını istediğim bir stoper değil. bu gözler yakın dönemde uche-högh ikilisini de izledi, luciano-tomas ikilisini de. lugano-edu ikilisi diğer iki ikiliden daha kötü bana göre.

hakaret kapsamına giriyor mu bilmiyorum ama bence lugano'nun çok büyük sorunları var. tamam her insanın sorunları olabilir, benim yok mu, yazmaya başlasam saatler sürer ama lugano fenerbahçe'ye milyonlarca euro bonservis bedeliyle transfer olan ve yine milyonlarca euro para kazanan bir futbolcu. ha bana lugano böyle olmasaydı, yani psikolojisi sıradan bir insanın olduğu gibi olsaydı bu kadar büyük bir futbolcu olamazdı diyenler olabilir. zaten onlara katılıyorum, lugano aynen hasan şaş gibi o siniri, hırsı yüzünden bu noktalara gelebildi ama ben bu tarz futbolcuları sevmem. lugano bir psikiyatriste gitse, doktor ona çok ağır anti-depresanlar verir diye düşünüyorum.

oyununa gelince. tamam büyük maçların büyük bir kısmında ortalamanın üzerinde olduğunu söyleyebiliriz. objektif bakan bir insanım ben konuya. önemli olan fenerbahçe'nin başarısı. lugano'yu sevmiyorum diye iyi yönlerini görmeyecek değilim. fakat lugano'nun özellikle anadolu takımlarıyla olan maçlarda olması gerektiği gibi konsantre olduğunu düşünmüyorum. maç seçiyor demiyorum fakat konsantre olamıyor. ayrıca tek hamleli bir oyuncu, adamı kaçırdı mı yakalaması zor. ayrıca çok teknik bir oyuncu olduğunu da söyleyemez herhalde kimse. örneğin şu an herkes güiza'yla dalga geçiyor lugano ondan daha çok gol attı falan diye ama lugano'nun esas işi gol atmak değil takdir edersiniz ki. tamam arada bir atsın, ama onun esas işi defans. özellikle edu ile birlikte deplasman maçlarında oyunu kurmakta büyük sıkıntı çekiyorlar.

her an lugano oyundan atılacakmış hissi var içimde ve 90 dakika esnasında bu bende ağır bir stres yaratıyor. ayrıca ben hakem olsam en kötü 2 maçta 1 lugano'ya sarı kart gösteririm. yani onun senede 34 maçını yönetsem, herhalde 17 sarı, 4 kırmızı kartla tamamlar sezonu.

lugano'yu ilk geldiğinden beri sevemedim, bundan sonra da sevemeyecekmişim gibi geliyor. güney amerikalı futbolcular yerine daha önceki uche-högh ikilisi gibi bir afrikalı-iskandinav ikilisiyle defansı kurabiliriz. bir mellberg'i almak çok mu zor? lugano'ya verilen paralarla ne oyuncular alınır.

tekrardan belirteyim, lugano kötü futbolcudur, fenerbahçe'ye yararsızdır falan demiyorum. ekstra olarak geçtiğimiz sene şampiyonlar ligi'nde çeyrek final oynanmasında onun payı çok büyüktür. fenerbahçe için sonuna kadar savaşıyor, buna da bir şey demiyorum. ama ben biraz daha sakin, biraz daha teknik, deli dolu olmayan bir stoper istiyorum. acaba bu maç kırmızı kart görür mü korkusuyla yaşamak istemiyorum. çok mu şey istiyorum acaba?"

Bu yazdıklarım hala arkasındayım. Özellikle şu kısım dün bir kez daha ortaya çıktı: "her an lugano oyundan atılacakmış hissi var içimde ve 90 dakika esnasında bu bende ağır bir stres yaratıyor. ayrıca ben hakem olsam en kötü 2 maçta 1 lugano'ya sarı kart gösteririm. yani onun senede 34 maçını yönetsem, herhalde 17 sarı, 4 kırmızı kartla tamamlar sezonu."

Sonradan çıkıp özür dilemesi kolay. Böyle dengesiz ve psikolojisi çok kötü bir durumda olan futbolcunun Fenerbahçe gibi bir takımda işi yok. İster Juventus'a gitsin, ister Lazio'ya. Başarılı olmasını isterim fakat bu dakikadan sonra düzeleceği yok Lugano'nun... Temennim bir an önce Fenerbahçe'den ayrılması...

Sex Drive


Her gün aksatmadan bir film izlemeye çalışıyorum. Dün akşam da Sex Drive'ı izledim. Aslında bu tarz gençlik filmlerini severim, İmdb puanı 5.0 bile olsa izlerim. Espri anlayışımdan olsa gerek, bana komik gelir. Baktım Sex Drive'ın notuna 6.9. İzlemeye koyuldum, film bittiğinde kendi kendime söylediğim şey bu filmin gerçekten de kötü olmadığıydı. Ha EuroTrip'in puanı 6.5'ken o 6.9'u hakediyor mu, haketmiyor. Ama gerçekten eğlenceli bir film. Ayrıca başrolde oynayan kız da çoğu gençlik filminde olduğu gibi çok güzel. Aşık oldum :( Adı Amanda Crew'miş. İzlemeyi düşünen ve filme ön yargılı yaklaşanlar varsa, hiç düşünmeden izleyin derim.

13 Nisan 2009 Pazartesi

Adnan Polat


Adnan Polat'ı anlamak zor. Eskiden beri beğendiğim bir yöneticiydi fakat başkan olduktan sonra o da çok değişti. Galatasaray'ın bu hale gelmesinde en büyük suçlu kendisi olmasına rağmen dün yaptuğı açıklamalar anlaşılır cinsten değil. Hatasını kabullenemiyor ve suçu hakemlere, federasyona atıyor. Bu kafayla gittiği sürece de Galatasaray'da hiçbir şey düzelmez...

Neler Oluyor Bize?


Aykut Kocaman böyle söylüyordur herhalde. Ligin 17. haftası sonrası Ankaraspor'un Fenerbahçe ve Galatasaray gibi 33 puanı var. Liderle sadece 4 puan var arada. Beşiktaş da 31 puanla onları takip ediyor. Aradan 10 hafta geçiyor, Ankaraspor sadece 3 puan toplamış, galibiyeti yok. Beşiktaş Ankaraspor'un 2 puan gerisindeyken, 19 puan önüne geçmiş. Aynı puanda olduğu Fenerbahçe ve Galatasaray'ın da 12 puan gerisinde kalmış. Tabii Ankaraspor'un maçlarını devamlı izleyemediğimizden neler olduğunu bilemiyoruz. Ama çok sevdiğim Aykut Kocaman düşünüyordur herhalde takımın neden bu hale geldiğini. Bu hafta da evlerinde Fenerbahçe ile oynayacaklar, bir sürpriz yaparlarsa hiç şaşırmam...

Arielle Kebbel

12 Nisan 2009 Pazar

Bütün Suç Başkanlarda


Maçla ilgili bir çok şey söylenecek şimdi. Futbolcular, teknik direktörler, hakemler... Güiza her zamanki gibiydi, Gökhan Gönül sakatlanmasaydı böyle olmazdı, Fırat Aydınus Fenerbahçe'yi savundu... Geçin bunların hepsini. Bütün suçlu iki başkandır. Buna rağmen hiç eleştirilmiyorlar, yani eleştiriler var ama bir Tayyip Erdoğan'ın, bir Deniz Baykal'ın 10'da 1'i kadar laf söylenmiyor onlara. Bu durum beni çok şaşırtıyor. Futbol camiasında eleştiriler teknik direktör, futbolcu düzeyinde. Bütün işin başkanda bittiğini kimse bilmiyor anlaşılan...

Aragones korkak bir teknik direktör. Kim ne derse desin. Bütün bir sezon boyunca böyleydi, bugün de farklı bir şey göremedik ne yazık ki... Beraberliğin Fenerbahçe'ye yaramadığını bildiği halde böyle bir oyun oynattı Fenerbahçe'ye. Yazıklar olsundan başka bir şey diyemiyorum. Tabii dediğim gibi suç onda değil, onu Fenerbahçe'ye getirenlerde.

Bülent Korkmaz'a çok şey söylemek istemiyorum, sonuçta o takım bunun takımı değil fakat o da korkaktı bugün. "Çok fazla bastırmayalım, bir şekilde gol atarsak atarız" dercesine bir oyun oynattı. Aynen Aziz Yıldırım olduğu gibi Galatasaray'da da bütün sorunlar Adnan Polat'ta başlıyor. Şimdi de "hakemlerin tezgahına geldik" gibisinden bir açıklama yaptı. Sen önce takımının oyununa bak, ondan sonra hakemleri eleştir.

Oyunculara gelecek olursam... Çoğu maçtan önce anlaşmış gibiydi. Fenerbahçeliler, "Siz biraz daha atak oynayın sonuçta ev sahibisiniz, ama bizi de sıkıntıya sokmayın" dercesine bir anlayıştaydılar. Galatasaraylılar da bu durumu kabullenmişe benziyorlardı.

Son dakikalarda olan olaylara gelirsek. Tamam, hakem tamamen suçsuzdur demiyorum, elbette onun da payı vardır olayların bu noktaya gelmesinde fakat çirkef futbolcular var sahada. Onlar böyle davrandığı sürece hakemin de çok yapabileceği bir şey yok bence. Lugano, Emre Aşık, Sabri bunları hep yapan isimler.

Özet olarak rezil bir derbiydi. Futbol çok kötüydü. İki takımı bu hale getirenlere yazıklar olsun diyorum, başka da bir şey demiyorum... İki takımda devre dışı kaldı, Fenerbahçe 5 sezon sonra büyük ihtimal ilk 2'ye giremeyecek... UEFA Kupası'nda başarılar diliyorum Aziz Yıldırım'a...

Gün Geldi Çattı


Sivasspor'un 56, Beşiktaş'ın 55, Trabzonspor'un 50 puanı var. Yarın sahaya çıkacak ezeli rakiplerin ise 47. Yenmekten başka seçeneği yok iki ekibin de. Berabere kalsalar 48 puana yükselecekler ve 2. olmak için bile Beşiktaş'ın 2 kez yenilmesi yetmeyecek. Böyle bir durum varken ben bol gollü bir karşılaşma bekliyorum. Alex var mı yok mu bilmiyorum ama Alex'in olmadığı 3 karşılaşmayı da kazandı Fenerbahçe. Açıkçası Aragones'in nasıl hücum futbolu oynatacağını bilmiyorum. Çünkü Fenerbahçe'ye şimdiye kadar hep garanti futbol oynattı. Yarın galibiyet konusunda karamsarım fakat sonuçta Barcelona ile oynamıyoruz. Karşımızda da sorunlu bir Galatasaray var. Sami Yen'de oynanan 5 karşılaşmanın 3'ünü Galatasaray, 2'sini Fenerbahçe kazandı. Son 16.5 saat maça, hep beraber bekleyip göreceğiz, inşallah güzel, bol gollü bir karşılaşma olur.

11 Nisan 2009 Cumartesi

Bıktım Artık


Evet, bıktım Barcelona maçlarından. Gerçekten süperler, övgüleri sonuna kadar hakediyorlar. Üst oynayanlar için çok kötü oldu yalnız, penaltı kaçtı, verilmeyen goller... Henry, Bayern Münih maçında attırdığı golün aynısını attırdı. Klasını bir kez daha konuşturdu. Messi alt oynamış olabilir maça. Ayrıca Ersen Martin de golünü attı fakat verilmedi. Barcelona puan kaybedene kadar uzun bir şeyler yazmayı düşünmüyorum...

Günün İçinden


Sınırsız internet sağolsun, çeşitli sitelerden istediğim maçları bölük pörçük de olsa takip edebiliyorum. Bahis oynadığım maçlar vardı. Chievo-Milan maçı, Bayern-Frankfurt maçı, Chelsea-Bolton maçı... Bunlar dışında da Ntv Lazio-Roma derbisini veriyordu. 4'te Serie A'dan iki maçla başladım güne. Derbi gollü başladı, kartlı bitti. Çok kaliteli bir maç olduğunu söylemek zor ama güzel goller vardı. Adamım Vucinic olsaydı her şey daha farklı olabilirdi. Milan maçının ilk yarısını seyrettim sadece, geçen haftadan daha iyi olduklarını söyleyebilirim. Seedorf'ün golünü göremedim yani.

En ilginç maç kuşkusuz Chelsea-Bolton maçıydı. İlk yarım saatini izledim önce Chelsea fena değildi, Ballack'ın golüyle ilk yarıyı 1-0 önde kapattı. Sonra dışarı çıktım geldim, bir baktım 4-0 olmuş. Arkadaşıma kuponumun tutması için 2 maç kaldığını anlatırken 4-3 olmuş maç. Tabii ben şoka girdim. Chelsea'ye oynamıştım, 3 gol atan 4.'cüyü niye atmasındı ki? 4-3'ten sonrasını da izledim karşılaşmanın. İki takımın da kaçırdığı önemli pozisyonlar vardı, maç 6-3 de bitebilirdi, 5-4 de. Hele son dakikada kaçan bir pozisyon vardı, acayip ter döktüm. Benden şimdilik bu kadar, Barcelona maçından sonra da bir şeyler yazarım.