30 Eylül 2009 Çarşamba

Beşiktaş Yenilmez


İlk 11'ler belli olmadan yorum yapmak istemedim. Malum Mustafa Denizli her maçta çok farklı bir kadro çıkartıyor sahaya.

- CSKA Moskova: Akinfeev/Semberas-V. Berezutski-Ignashevich-A. Berezutski/Krasic-Mamaev-Odiah-Mark Gonzalez/Dzagoev-Necid
- Beşiktaş: Rüştü/İbrahim Kaş-Sivok-Ferrari-İsmail/Ernst-Ekrem/Nobre-Tello-Holosko/Nihat

Bunlar UEFA'nın resmi sitesindeki dizilişler. Nobre ve Nihat yer değiştirirler inşallah... Tabata, Bobo, Serdar Özkan, Yusuf gibi isimler de yedek kulübesindeler...

Ben çoğu Beşiktaşlıdan daha umutluyum galiba... Kuralar çekildiğinde CSKA ve Beşiktaş'ın 3.'lük için yarışacaklarını, %50 şansları olduğunu söylemiştim. Hala da öyle düşünüyorum. CSKA Moskova'nın çok çok güçlü bir kadrosu yok iyi bir hocası olsa da. Beşiktaş kazanırsa sürpriz olmaz benim için.

Sheriff Maçından Alınacak 1 Puan Güzeldir


Daum yaptığı açıklamalarla beni şaşırtmaya ve hayal kırıklığına uğratmaya devam ediyor. Geçtiğimiz gün FB TV'de yaptığı açıklamada, "Sheriff'in güçlü bir takım olduğunu, 1 puan almanın güzel, 3 puan almanın çok güzel olduğunu" söylemiş. Ben izlemedim fakat resmi sitede var açıklama... Yahu Sheriff kim? 1 puanın neresi güzel? Daum bunu cidden dediyse oyunculardan da iyi futbol falan beklemiyorum artık...

Sakatlıklarından dolayı Güiza, Dos Santos ve Gökhan kadroda yok. Antalyaspor maçı yazımda Semih, Uğur Boral, Deivid gibi oyuncuların kesinlikle Sheriff maçında oynaması gerektiğini belirtmiştim. Sakatlıklar sayesinde de olsa Semih ve Uğur oynayacak gibi... Ayrıca Özer de kadroda bu sefer. Fenerbahçe'nin sahaya, Volkan/Mehmet Topuz-Bilica-Lugano-Roberto Carlos/Kazım-Emre-Cristian-Uğur/Alex/Semih ilk 11'iyle çıkması, Deivid'in de minumum 30 dakika oynaması gerektiğini düşünüyorum...

İnşallah rahat bir galibiyet alırız, Daum da berabere kalmamız durumunda, "Ben Sheriff deplasmanında bir puanın güzel olduğunu söylemiştim" deyip milyonlarca insanı sinir etmez...

Rıdvan Dilmen'in Son Sözleri Üzerine...


Geçen gün oynanan Galatasaray-Eskişehir maçının ardından Rıdvan Dilmen, "Rijkaard, takımı skor olarak önde değilken taktiksel değişikliğe gitmiyor, öndeki 4 oyuncusundan 3'ünü çıkarıp onların yerine yine benzer oyuncuları sokuyor, skoru bu 7 oyuncunun form durumu belirliyor" dedi, günlerdir herkes bunu konuşuyor. Rıdvan Dilmen elbette bunu sırf Rijkaard için değil, diğer teknik adamlar için de söyledi. "Burası Türkiye, takımlar arasında büyük güç farkı var, iki denk takım karşılaşsa oyun planını bozmayabilirsin ama takımlar arasında bu kadar güç farkı varken taktiği değiştireceksin" diye de ekledi. "Sistem aşığı" Galatasaraylılar köpürdüler. Aslında herkes gibi onlar da kendilerini kandırdıklarını biliyorlar ya... Bakın benim derdim Galatasaray değil, son günlerde bu konu konuşulduğu için söylüyorum. Rıdvan aynısını Daum için söyleyeseydi veya Mustafa Denizli için söyleseydi yine yazardım. Ayrıca 7'de 7 yapmamıza rağmen Daum'u benim kadar eleştiren az adam vardır.

Futbolda sistem elbette önemlidir. İkide bir oyun planını değiştiren hocaların uzun vadede başarısız olduğunu görüyoruz. Kimse Rijkaard'a sistemini değiştirsin demiyor ki zaten, Rijkaard her maça aynı taktikle çıksın, burada sorun yok. Sorun takım 3 puanı kazanamıyorken risk almaması. İsteyen istediğini desin, yaptığı bana göre yanlış. Herkes aynı düşünecek diye de bir şey yok. Sen evinde Eskişehir ile oynuyorsan ve maç berabere gidiyorsa, bir zahmet çıkartacaksın ön liberolarından birini. Hatta geriye düşmüşsen 1-0 veya 2-0 stoperlerinden birini de çıkartacaksın. Belki o zaman Rijkaard da bu değişikliği yapacak, henüz 2 farklı geriye düşmediği için Galatasaray bir şey diyemiyorum. Bir de şu deniyor, "Rijkaard, ön liberolarından birini çıkartıp taktiksel anlamda değişiklik yaparsa, sistemine ihanet etmiş olur." Arkadaşım ne sisteminden bahsediyorsunuz Allah aşkına? 2 puan gidiyor, hala sistemden bahsediyorsunuz. Tamam şimdi iyi güzel de diyelim Galatasaray 3-4 maç kazanamadı arka arkaya -futbol bu her şey olabilir sonuçta- bu maçlarda da oyun planına sadık kaldı Rijkaard. Gerideki 6'lıyı hiç bozmayıp Baros/Nonda, Keita/Aydın, Kewell/Elano değişiklikleri yaptı (son maç sadece 2 değişiklik yapıp Elano'yu oyuna sokmadı gerçi...). Hala sistem sistem mi denilecek çok merak ediyorum... Veya Rijkaard önümüzdeki maç, oyun yine 1-1 giderken Mehmet Topal'ı çıkartıp Nonda'yı oyuna soktu ve 4-1-3-2'ye döndü. Maçı da bu değişikle kazandı Galatasaray Nonda'nın golüyle. Taktik değişimiyle gelen gole rağmen "Rijkaard sistemine ihanet etti, keşke böyle yapmasaydı da ben 2 puan kaybına razıydım" diyen bir kişi olacak mı?

29 Eylül 2009 Salı

Volkan ve Diğerleri



İlk fotoğraf yıllarca unutulmayacak cinsten bence...

Kewell'ın Duruşu Yeter!


Karaborsacı bile bulamadığımdan Sami Yen çevresinde olmama rağmen maça gidemedim. O Gima'nın önünde "kedinin ciğere baktığı" gibi kapalı'ya baktım ve sinirle soluğu stadın yanındaki Match Cafe diye bir yerde aldım. Maç sonucu yüzünden daha da sinirlendim ve şimdi sinirimi izninizle uzun bir yazıyla kusmak istiyorum. Normalde pazar günleri akşam çalışan biriyim ama önceki gün pazar için gündüz çalışacağımı öğrendim. Hazır fırsat bulmuşken, Galatasaray'ın maçına gideyim dedim ve Areyouplayer'la yeni açık'a gideriz diye sözleştik. İlk olarak işten 7 çeyreğe kadar çıkamadım. Sinir harbi başladı ama arkadaşım nasılsa karaborsadan bilet bulmuştur diyerek aceleyle stada gittim. Ne alakaysa karaborsacı yok. Hayatımda ilk kez böyle bir şeye tanık oldum. Yani bildiğin kale arkası bileti satan bir tane eleman yok. İki tane güç bela kapalı satan karaborsacı buldum, onlar da 120 tl'den aşağı inmediler. Kös kös kafeye geçtik. Neyse bu kadar Belgarath özel yeter, gelelim maça...

Öncelikle şu demin anlattığım gereksiz detay bile Galatasaray taraftarının bu maça ne kadar önem verdiğini gösteriyor. Yok rakip Eskişehirspor, çok kaçırdık, şansımız yoktu, olur böyle puan kaybı falan demeyin. Puan kaybı haftaya Ankaragücü deplasmanında olabilir ama Sami Yen'deki bir iç saha maçında olmaz. Olamaz... Ha eğer şampiyon geçen seneki gibi 70 puan barajında belli olacaksa, eyvallah iç sahada kayıp yap ama 2002, 2006 ve 2008'deki son üç şampiyonluğu incele, ne dediğim daha iyi anlaşılabilir.
2002'de Sami Yen'de 17'de 17 yani sıfır puan kaybı, 2006'da Denizlispor beraberliği (ne yazık ki gitmiştim) ve Fenerbahçe mağlubiyeti yani sadece beş puan kaybı, 2008'de Ankaraspor, İstanbul BŞB, Gaziantepspor beraberlikleri ve Kasımpaşa yenilgisi (o maça da bok var gitmiştim) yani dokuz puan kaybı. Ankara ve Antep maçları seyircili olsa kazanırdık.

Yanilerin sonucu şu ki; arkadaş şampiyon olacaksan, iç sahada kazanacaksın nokta. Deplasmanda da yenilmeyeceksin. Şimdi senin şampiyonluk yolundaki rakibin Fenerbahçe 7'de 7 yapmış ve ilk 7 haftada fikstürü sana göre daha zor... Bir zahmet geri kalma... Adam Semih'le Manisa ve Antalya'ya son dakikada golleri atar, sen Keita ile son dakikada dağlara taşlara vurursan olmaz...

Hani kimse 1-1'lik sonuca kızdığım için bunları yazdığımı düşünmesin. Benim sezon başlamadan da şampiyonluk favorim Fenerbahçe idi. Ancak Rijkaard ve Neeskens uyumunu görünce, şanslar yüzde 50-yüzde 50 diye düşünmeye başlamadım değil. Ama şunu anlamakta zorluk çekiyorum. Eyvallah Fenerbahçe ilk 7 hafta top oynamadı ama sonuç 21 puan. Bir de iyi oynadıklarını düşün...

Tamam rüya takımı olduk ama yıldızlarla şampiyon olunmaz. Bakınız geçen sezon. Bakınız 2006'daki Anelka, Appiah, Aurelio, Alex, Tuncay, Nobre'li Fener. Gereksiz bir rahatlık var biz Galatasaraylılarda. Hala herkes bizi kimse yenemez modunda. Hala Harry Kewell'a "aşkım canım cicim" tadında yazılar... Beşiktaş ve Panathinaikos maçlarını farklı kazandın, o maçlarda bile rakibe o kadar pozisyon verdin ki, tersi sonuçlar almak mucize olmazdı.

Hem Galatasaray Dünya yıldızları ile doldu diye havalara uçuyorsun hem de ilk 11'e yazacağım ilk adam hala Harry Kewell diyorsun. Ben de o zaman sana "Kewell çok yakışıklı. Ayarlayım mı?" diyorum çok afedersin. Tamam iyi adam, kaliteli solak da eğer senin elinde Arda Turan varsa, sol kanatta Arda oynar nokta. Bugün Kewell'ı izledim. Şahsen şaşırmadım. Adam falan geçemiyor çünkü... Alıştım... Leeds'teki günleri CM'de bile kalmadı. Hoş Beşiktaş maçında Baros'un son golünde topu belki de ondan başka kimse soğukkanlılıkla pat diye indiremez ama 90 dakika topçusu değil işte. Fiziken yapamıyor. Bugün Eskişehir, yarın Fenerbahçe.. Ben kendi adıma konuşayım, bu adamı çok seviyorum ama şu Galatasaray kadrosunun banko 11 topçusu değil diyorum. Sabri iki top kaybı yapınca homurdananlar, kendisini bugün Eskişehir maçındaki performansından ötürü bir zahmet savunmasınlar artık...

Gelelim Hakan Balta'ya... Bin kere yazdım ve artık yazmaktan bıktım. Arkadaş sorumluluk alma konusunda loserlığın kitabını yazıyor. Haydi sol bekte oynarken, defansta açık vermemek için kanadını boşaltmıyor ve oyunu katılmıyorsun. Sustum. Ee kardeşim bugün stoperde Servet Çetin'le oynuyorsun ve hala oyundan tüm topları Servet'in çıkarmasını izliyorsun. Servet ileri o kadar kötü top şişirdi ki, insan bir müdahale eder. Yazıklar olsun. İnsan biraz sorumluluk alır. Hani kapasiten olmaz, etliye sütlüye karışmazsın, anlarım da... Bu adamı incelediğinde topçunun kralı. Sol bek oynar, stoper oynar, ön libero ve sol önde de oynar. Ama gel gelelim bir insan evladı bu kadar mı sorumluluk almak istemez, aklım almıyor.

Ayrıca birkaç söz de teknik heyete... Ya arkadaş Uğur Uçar'ın sol bek oynayıp yenilen gol de payı olacak kadar kademe hatalarına nasıl tahammül edersiniz... Hani Uğur'a kızdığım yok. O sakatlığına üzülüp iki asistine tav olup onu Bülent Korkmaz'ın 3 numarasını alacak kadar putlaştıranları kızdırıcam ama Uğur Uçar Sabri Sarıoğlu'ndan sağ bekte formayı alamaz. İki iki daha dört. Ama bir zahmet sol bekte de oynamasın. Yani madem Caner Erkin'i alıyorsun, eğer Hakan Balta yoksa Caner, o da olmadı Alparslan Erdem sol bekte oynar. Ne Caner'e, ne Alparslan'a bayılırım ama hani işin mantık kısmı bu. O zaman alternatif sol bek transferi yapma. Bana kalsa Volkan Yaman'ı zorla satma, dursun. İstediği kadar poposu büyük olsun, Hakan Balta'nın yokluğunda Uğur Uçar'ın yerine daha iyi oynar, emin ol.

Aydın Yılmaz hangi akla hizmet Eskişehirspor maçında sıkışan oyunda dar alanda işler yapsın diye sahaya sürülür? Ben Aydın'ın ismini bile duymadım oyundayken. Gerek yok. Ne kadar Aydın Yılmaz düşmanı da olsam, tamam bu sezon yumoş rakiplere karşı kıpırdaması var ama Eskişehir savunmasına falan bir icraatı olamaz. Olmadı da, olmayacak da...

Milan Baros'un yeri ilk 11'dir. Nonda da Galatasaray'ın Semih'idir. İkinci yarı yorulan rakip karşısında iş yapar. Sdam sürekli geri gelen, oyun kuran, zekasıyla iş yapan biri. Nonda'yı ilk 11'e alırsan, emin ol 60'tan sonrası hem takım hem de Shabani nNnda için zor olur. Baros'un yanına koy, ona tamam da, Baros yedek olmamalı işte. Adam o enerjiyle net 90 dakika..

Transfer şampiyonu yönetimin kulaklarını çınlatmazsak olmaz.. Ya bu Rijkaard ve Neeskens de büyük beyin. Elbet sana "Arda Turan 10 numara pozisyonunda oynayabilir" raporu verilmiştir. Şu Elano transferine ne gerek var? Bıktım şu yeni Hagi vakalarından. Hayır madem adamı hatırı sayılır bir paraya alıyoruz, o zaman oynatıcaz. Yedek falan olmaz. Elinde Kewell-Arda-Keita-Baros-Nonda gibi beş iyi hücümcu varken, ben Elano'nun transferini gereksiz görürüm bu kadar basit. Bu arkadaşın bizim sözlükteki CM'ciler gibi ne Manchester City'deki performansını bilirim, ne de Brezilya Milli Takımı maceralarını. Ama Galatasaray'da birkaç maçını izledim. Evet ayakları yani şutları iyi. Ama çok eleştirilen Lincoln'den daha yetenekli olduğunu da zannetmiyorum.

Bir söz de Arda Turan'a. İsterse kendi kalesine 10 gol atsın, yine kendisine kızmam. Sen tribündeki biz, biz sahadaki sen ekolünün son temsilcisi. Tamam bu sezon duran topları manyak da, arkadaş rakip Eskişehirspor. Kaleci 2 metre, stoperler 1.90, bekler de nispeten uzun. Olmaz yani öyle leblebi gibi duran top golü. korner olur, el-kol yap, oyun dursun 10 saniye de... Bugün ceza sahasına girmeden nerede faul aldıysak, hep bir duran top organizasyonu... İnanılmaz zaman kaybettik. Rakibi dinlendirdik. Eskişehir bunun için yanlış takımdı.

Son olarak rakibimizi tebrik de edelim. Bitik Ümit Karan ve Burak Yılmaz, sakatlığını atlatamamış Youla'ya rağmen, kendilerine bilenen bir Galatasaray'a yenilmediler. Puanı da hak ettiler. Taraftarını ne kadar sevmesem de, helal olsun. İyi g.t olduk.

28 Eylül 2009 Pazartesi

Şifo mu İleri Çıkın Dedi?


Maç yazımda hep Fenerbahçe tarafından baktım olaya. Biraz da Antalyaspor'la ilgili bir şeyler yazayım. Öncelikle Mehmet Özdilek'i çok sevdiğimi belirtmek isterim. En sevdiğim 5 Beşiktaşlı futbolcunun listesini yapsam o listede kesin yer alır, belki de 1. sıradadır. Hal böyle olunca başarılı olsun istiyor insan her zaman. Antalyaspor gücü belli bir takım. Bank Asya'da birçok futbolcu var Antalyaspor'da direkt oynayacak kapasitede olan... Fikstür dezavantajı ile başladılar lige. 4 büyüklerden 3'üyle oynadılar, Beşiktaş ve Trabzonspor'la deplasmanda üstelik. Fenerbahçe maçı dışında sahalarında oynadıkları 3 maçın 2'sini kazandılar, diğer maçtan da 3 puan alabilirler, ne olacağı henüz belli değil. Rıdvan Dilmen Ankaraspor'un lige devam edeceğini söyledi %100 Futbol'da ama kesin bir şey yok. Sahalarında oynadıkları 4 maçın 2'sini kazandılar, 2'sini kaybettiler dedim. Kaybettikleri 2 maçı da son dakikada yedikleri gollerle kaybettiler (Ankara ve Fenerbahçe maçları). Deplasmanda da Beşiktaş ve Trabzon haricinde güçlü Eskişehir ile oynadılar. Özet olarak, ben Antalyaspor'un gücü düşünüldüğünde söylenildiği kadar kötü bir durumda olduğunu düşünmüyorum. Ligde kalmaları, 14-15. gibi bir sıra başarıdır bu kadroyla ve ben kalacaklarını düşünüyorum teknik kadroda vs. bir değişiklik olmazsa...

Şifo Mehmet'in çok eleştirildiği Fenerbahçe'nin galibiyet golüne gelecek olursam... Net bir şey var, savunma oyuncularının hepsine ileri gidin dediyse Şifo, tabii ki en büyük hata onda. Fakat ben dediğini sanmıyorum. Bazen anlık gelişiyor olaylar ve kenardan antrenör ne kadar bağırsa da futbolcular kendi istediklerini yapıyorlar. Açıklamalarını dinlemedim, belki de "Evet, ben dedim ileri çıkın diye" demiştir. Ama o gol 3. Lig maçlarında bile yenilmez, dolayısıyla Mehmet Özdilek gibi bir insanın böyle bir hata yapabileceğine inanmak istemiyorum...

Efsaneler



Vasatın Altında Futbol - Süper Puan Tablosu


Fenerbahçe iyi oynamıyor diyorum/diyoruz. Gördüğümüzü söylüyoruz. Bunu söylediğimiz için "7 maçta 21 puan alan takım bu kadar eleştirilir mi? İnsaf yahu!" diyorlar. Tamam da ne yapalım? "Fenerbahçe çok iyi oynadı, Antalyaspor'u kendi yarı sahasına hapsetti mi" diyelim? Gördüğümüzü inkar mı edelim? Fenerbahçe isterse bu futbolu oynayarak 34 maçta rekor bir puan toplasın ve şampiyon olsun, ben yine Fenerbahçe'yi beğenmiyorum derim. 3 puan, genelde de 7 maçta 21 puan aldık diye susalım mı? Bu mu isteniyor anlamıyorum.

Normalde ilk haftalarda kazandığımız puanlar sayesinde kredimiz de varken, iyi oynamadığımız bir Antalyaspor deplasmanında puan kaybını kafaya takmam. Takım 3-4 maç art arda her açıdan ortalamanın üzerinde olur, o zaman da sorun etmem. Ama Fenerbahçe 4-5 maçtır iyi oynamıyorsa dert ederim, kimse kusura bakmasın. Antalyaspor'un gücü belli. Pozisyonlar bulmana rağmen istenilen tempoda oynamıyorsun. Baskı kuramıyorsun. En kötüsü de haftalardır iyi oynamamana rağmen maç 1-1'ken 2-0 öndeymiş gibi davranıyorsun. İyi oynamayabilirsin, bu taraftar ne maçlar gördü. Ama hiç kimse oynadığın futbolu beğenmiyorken en azından baskı kurmaya çalış. Maç 1-1'ken 2-0 öndeymiş gibi davranma. 83. dakikada rahat rahat hareket etme.

3 topumuz direkten döndü, Güiza'nın kaçırdığı çok önemli pozisyonlar var, Alex ve Cristian'ın şutları var, genç kalecinin Uğur'a "sarılmasıyla" verilmeyen penaltımız var. Maç 6-1 de bitebilirdi. Ama ben yine aynı şeyleri yazacaktım. Skor oynanan oyunu mu değiştiriyor? Tam tersi şimdi Daum'u ve futbolcuları çok eleştirmeyenler, Antalyaspor'un son dakikadaki pozisyonlarından biri gol olsa, Fenerbahçe 2-1 yenilse, neler diyeceklerdi tahmin etmek zor değil.

Hep savunduğum ve destek verdiğim Güiza formsuz. Çok açık. Gerçi Semih de çok iyi değil ya... Yedek kulübesinde Deivid diye bir adam var. Hani İnter ve Chelsea'ye harika goller atan adam. Ona ne oldu? Güiza'ya moral vermek için onu oyundan almamak iyi güzel de, Deivid'in morali ne olacak? Sahadaki futbolculardan form ve kalite olarak çok farkı olmayan Deivid'e -bazı açılardan da büyük artısı var- haftalarca oynamadıktan sonra şans bulduğunda ve kötü oynadığında kızma hakkını kendimde bulmuyorum şahsen...

Empati kurduğumda Daum'a da çok kızamıyorum. Fenerbahçe'yi 2 yıl şampiyon yaptıktan sonra 3. şampiyonluğu son anda kaybetmesine rağmen gönderilen bir adam var. Başkan da beklentilerinin şampiyonluk üzerine olduğunu açıkladı zaten. Sonuçta bu takım harcanan onca paraya rağmen son 4 yılda 1 kez şampiyon oldu. 1-2 sene daha şampiyon olunamaması durumunda Aziz Yıldırım'ın alacağı tepkileri tahmin edebilmek zor değil. Aklıma direkt Müjdat Gezen'in Pembe Panter adlı filmi geldi. Gerçi bu tarzda çok film çekildi... Filmde kalecilikle alakası olmayan Müjdat Gezen kaleye geçiyor, kaleye arkası dönükken top poposuna çarpıyor ve kaleye girmiyor. Antrenörü, "Hah işte hep böyle" diyor. O, "Ben kurtarmadım ki kıçım kurtardı" deyince hoca, "Olsun, kurtardın ya, nasıl kurtardıysan kurtardın" diye cevap veriyor. Aziz Yıldırım da aynı bu şekilde düşünüyor bana göre. "Şampiyon olalım da, iyi-kötü oynamışız farketmez..."

Maçla ilgili son bir şey yazayım. Uğur Boral normalde çok sakin bir oyuncu değil, hakemlere itiraz eder zaman zaman. Dün o bariz penaltı anında hiç itiraz etmemesini anlayamadım. Haklı olmadıklarında itiraz ederler, haklı olduklarında hiçbir şey demezler. Anlamak güç gerçekten...

Önümüzde Sheriff maçı var. Bu güçsüz ekibe karşı çok çok iyi oynasak da benim için ölçü olmaz. Semih, Deivid, Uğur Boral gibi oyuncular da kesinlikle ilk 11'de sahaya çıkmalı.

Son olarak haberi olmayanlar için müjdeyi vereyim, kale arkası bilet fiyatları 44 tl'ye düşürüldü. Neden yaptılar anlayamadım bu indirimi. Ne güzel açıklamalarını da yapmışlardı hem! Artık o kesintiler alınmıyor mu? Neyse, bu konuyla ilgili daha ayrıntılı bir şeyler yazarım...

25 Eylül 2009 Cuma

Özer Yine Kadroda Yok


Eski hocası Aykut Kocaman'ın takımına geldiği için ilerleyen haftalarda şans bulacaktır diyordum fakat haftalar geçiyor ve Özer Hurmacı ilk 18 kişilik kadroya bile alınmıyor. Bunun bir açıklaması olmalı elbette. Daum'a niye sorulmuyor, sorulduysa da benim mi haberim yok bilemiyorum. Antalyaspor maçı kafilemizin 20 kişilik kadrosu şu şekilde;

"Volkan Demirel, Volkan Babacan, Mert Günok, Lugano, Bilica, Önder, R.Carlos, Vederson, Gökhan, Cristian Baroni, Selçuk, Alex, Andre Santos, Deivid, Kazım, Mehmet Topuz, Uğur Boral, Güiza, Semih ve Emre."

Biri Suarez'i Durdursun


Golcülerden başladım, devam edelim. Birkaç senedir yakın takibimde olan Luis Suarez sezona harika bir başlangıç yaptı. Oynamış olduğu 9 resmi karşılaşmada attığı gol sayısı 14. Yazıyla "on dört". Ligde 7 maçta 10 gol, Avrupa'da 2 maçta 4 gol. Gerçi Hollanda'da gol atmanın pek önemi kalmadı, senede 30-35 gol atanlar 3 büyük lige gittiğinde dökülüyor ama Luis Suarez'in kendine uygun bir İspanyol veya İtalyan takımında çok iş yapacağını düşünüyorum.

5 Maçta 7 Gol


Udinese'nin golcüsü Antonio Di Natale'nin sezona başlangıç rakamları... Takımının bu 5 maçta attığı gol sayısı ise 8. İlk maçta Parma'ya 2 gol attı, maç 2-2 bitti. İkinci hafta 3-1 yenildikleri Sampdoria deplasmanında takımının tek golünü attı. Catania'yı 4-2 yendikleri maçta hat-trick yaptı. Son olarak Milan'ı 1-0 yendikleri maçta gol ondan geldi. Herkes C. Ronaldo'yu, Messi'yi, İbrahimovic'i konuşurken unutuldu Di Natale...

29'da 17!


Başlıkta yazanlar, Ümit Karan'ın Gençlerbirliği'nde oynadığı yıllarda 3 büyüklere karşı oynadığı maç ve gol sayısı. Fenerbahçe'ye 9 maçta 6, Galatasaray'a 9 maçta 5, Beşiktaş'a 11 maçta 6. Çok iyi bir istatistik bence bu. Ümit Karan golcü değil diyenlere hatırlatmak istedim...

22 Eylül 2009 Salı

"Tepki Gösteren Taraftar Ne Zaman 6'da 6 Görmüş?"


Christoph Daum'un son basın toplantısında yaptığı açıklamalardan sonra Fenerbahçe'yle ilgili hiçbir şey yazasım gelmiyor. Başlı başına hayal kırıklığı... Daum çok akıllı bir adam ve Türk insanını gayet iyi çözmüş durumda. Taraftarların çok büyük bir bölümünün oynanan futbolla fazla ilgilenmediğini, şampiyonluk gelsin de nasıl gelirse gelsin mantığında olduğunu gayet iyi biliyor. Dolayısıyla özellikle de 2005/06 sezonunda genelde gayet iyi bir futbol oynamamıza, çoğu maçı farklı skorlarla kazanmamıza ve 90 gol/81 puana rağmen şampiyon olunamayınca başarısız ilan edileceğini biliyor. Belki de o akşamdan sonra bu fikir kafasında daha da oturdu, bilemiyorum. 14 Mayıs 2006 akşamı ben de çok üzülmüştüm, büyük yıkım olmuştu Fenerbahçeliler için bu. sonunda en çok üzüldüğüm 3-5 maçın listesini oluşturmaya çalışsam, denizlispor maçını da kafadan yazarım. Daum'a çok kızmıştım o zamanlar. Ama daha sağlıklı düşündüğümde, oturup durum değerlendirmesi yaptığımda, Christoph Daum'un özellikle son 2 yıl oynattığı futbolun, Zico'nun 2 yıllık dönemine göre çok çok iyi olduğunu söyleyebiliyorum.

Daum neler dedi basın toplantısında; "tepki gösteren taraftar ne zaman 6'da 6 görmüş?", "güzel futbol ödülü vermiyorlar kimseye", "geçen sezon ilk 6 maçta kaç puan toplanmış, önce ona bakın". Yahu kimse zaten puanlar yüzünden tepki göstermiyor ki. Vederson bile gayet kötü oynadık diyor, Fenerbahçe'nin resmi sitesinde okudum, başka bir yerde değil. Art arda 3-4 maç vasatı aşamayınca tepki gösterilmesinden doğal bir şey yok. Bir de şu var, gerçek taraftarın gönlünde -futbolu gerçekten çok seven desem daha iyi olabilir- taht kurmak apayrı bir şeydir. Çok geriye değil, geçen sezona gidelim. Şampiyonlar Ligi yarı finalinde, İniesta son dakikada Chelsea'ye o inanılmaz golü atmasaydı, finale çıkıp şampiyon olamayacaklardı. Bundan 50 yıl sonra bakıldığında tarih Manchester veya Chelsea'yi şampiyon olarak yazacaktı ama Barcelona'nın oynadığı futbol hep hatırlanacaktı. Yine bundan yıllar sonra ortalama bir futbol seyircisine Euro 2004 şampiyonu Yunanistan'ın kadrosunu say desen, 2-3 adam bile sayamayacak, belki de Yunanistan'ın şampiyon olduğu bile hatırlanmayacak ama 1988'den beri şampiyon olamayan Portakallar'ın oynadığı göze hoş gelen futbolu ve turnuvalardaki kadrolarını futbolla yakından ilgilenen insanlar unutmayacak. Ayrıca öyle bir konuşuyor ki, taraftar sanki ondan Fenerbahçe'yi Barcelona gibi oynatmasını bekliyor. 2004/05, 2005/06 sezonlarında oynanan ortalama bir futbolu oynat, ben razıyım. Büyükşehir Belediye maçının 2. 45 dakikasında ve son 3-4 maçta Fenerbahçe ne yaptı, biri bana anlatsın lütfen. Bu futbolla şampiyon olmanın benim için önemi olmadığı gibi, bu futbolun devamı halinde duvara toslayacağımız gerçek. Sonuçta hepimiz Fenerbahçe'nin iyiliğini istiyoruz.

Mustafa Denizli döneminde sezon başı Glasgow Rangers ile Şampiyonlar Ligi ön eleme maçları oynamıştık hatırlanacağı gibi. İskoçya'da oynanan ilk maç 0-0 sonuçlanmıştı ve takımın oyununu acayip beğenmiştim. Çok iyi mücadele etmiştik. Daum basın toplantısında taraftarların sonuç 1-0 olduğu için tepki gösterdiğini söylüyor. O da bir etken tabii ki ama orana vursak %20 bile değildir. Aynı futbolu oynadıktan sonra Güiza'nın kaçırdığı pozisyon ve Semih'in vuruşu gol olsa, maçı 3-0 kazansak ne farkeder ki? İnsanların istediği aslında güzel oyundan da çok mücadele. Al işte 0-0 biten maçta çok iyi oynamıştık diyorum!?!?! Ümit Özat, Fenerbahçe'ye ilk geldiği dönemdeki Serkan Balcı, Tuncay Şanlı, yine ilk senesindeki Appiah. Eskilerden Samuel Johnson... İnsanlar bu oyuncuların mücadelesini sahada görmek istiyor. Ümit Özat, Serkan, Johnson çok mu kaliteli oyunculardı?

Aslında Christoph Daum'un bu açıklamasını Aziz Yıldırım'a bağlıyorum büyük ölçüde. Gönderdiği teknik direktörü 3 yıl sonra geri getiren ve 3 yıl üst üste şampiyonluk sözü veren bir başkan var. Artık ilk 2'ye girmemiz kesin gibi ama diyelim ki kötü gitseydik ve sezon sonu 4. veya 5. olsaydık, 3 yıl üst üste şampiyonluk sözü veren Aziz Yıldırım ne yapardı? İstifa mı ederdi, yoksa 3 yıl önce gönderdiği Daum'u yeniden mi gönderirdi? Daum'un açıklamasını Aziz Yıldırım'a bağlıyorum diyorum, çünkü Fenerbahçe'yi çalıştırdığı bu 3 senelik dönemde ben böyle bir açıklama duymamıştım Daum'un ağzından.

Gönderildiğin senedeki futbolu oynat Christoph Daum. O zaman 6 maçta 18 değil de 14 puan alsa Fenerbahçe, bu denli eleştirilmeyeceğini göreceksin. Aslında sen bunları hepimizden iyi biliyorsun ya, neyse...

21 Eylül 2009 Pazartesi

"Süper Fenerbahçe (!)"


Öncelikle söylemeliyim ki, bu futbolla şampiyon olacaksak kalsın, istemiyorum. Maçın ve son haftaların özeti bu aslında. Örneğin; ben Portekiz Ligi'ni seyretmem, yılda 1-2 maç belki. En son aylar önce Benfica'nın bir maçını seyretmiştim. Ama puan durumunu, skorları, gol krallığı yarışını her hafta takip ederim çoğu ligi ettiğim gibi. Aynı şekilde futbolla yatıp kalkan bir Portekizli de, bizim ligimizin puan durumunu, sonuçlarını takip ediyordur büyük ihtimal. Ne yazıyor tabloda, Fenerbahçe 6 galibiyet, 0 beraberlik, 0 mağlubiyet. Lider durumda, 12 gol atıp sadece 2 gol yemiş. Tabloya bakıp "Fenerbahçe çok iyi gidiyor" demesinden doğal bir şey yok. Ama bu işler böyle galibiyetlerle olmuyor maalesef. Maçın ikinci yarısında Fenerbahçe, ilk yarıya oranla çok daha kötüydü. İkinci 45 dakikayı hafızandan silelim mi deseler, bir saniye bile düşünmem. Maç sonrası siniriyle bu kadar yazabiliyorum, hafta içi yazarım nasıl olsa maçla ve Fenerbahçe'nin geneliyle ilgili bir şeyler, görüşmek üzere...

20 Eylül 2009 Pazar

Fenerbahçe-İstanbul Bşb. Maçı Öncesi


Geçtiğimiz sene bayramın 1. günü güzel bir hava ve Fenerbahçe'nin maçı vardı. Rakip Dinamo Kiev'di ve ben maça gitmiştim fakat berabere kalmıştık. Bugün ise yağmur yağıyor -en azından Avrupa yakasında bu şekilde- ve yine Fenerbahçe'nin maçı var.

İstanbul Büyükşehir Belediye'ye karşı son 4 maçta topladığımız puan 4, yazıyla dört. 2 kez yenildik, bir kez de berabere kaldık. Geçen hafta sahasında Trabzon'dan 6 yiyen Belediye'ye yenilirsek hiç şaşırmam, Abdullah Avcı Fenerbahçe maçlarına gerçekten iyi hazırlanıyor.

Baktığımız zaman sakatlığı bulunan Gökhan Gönül'ün ve cezalı Emre Belözoğlu'nun oynayamayacağını görüyoruz. Basında çıkan haberlere göre Gökhan'ın yerinde Bekir, Emre'nin yerinde Mehmet Topuz oynayacak. Volkan Demirel/Bekir, Bilica, Lugano, Vederson/Kazım, Cristian, Mehmet Topuz, Dos Santos/Alex/Güiza 11'iyle sahaya çıkacağı yazıyor Fenerbahçe'nin Ntvspor.net'te. Daha önceden de söylediğim gibi Bekir gayet iyi bir futbolcu olabilir ama Manisa maçında sağ bekte yaptıklarını gördük. Sağ bekte Mehmet Topuz'u oynatabilme imkanın varken G. Gönül'ün yokluğunda, Bekir'deki ısrar niye? Bir Allah'ın kulu da çıkıp "Mehmet Topuz bu mevkide zamanında oynadı, hem de gayet iyi oynadı" demiyor mu Daum'a? Roberto Carlos'u 6 yabancı kontenjanı yüzünden yazmamışlar anladığım kadarıyla, ben de ayrılması taraftarıyım fakat bu sorun yaratmayacak mı? Ayrıca Semih, Özer, Uğur Boral, Selçuk gibi oyuncular takım kötü oynarken de şans bulamayacaksa ne zaman bulacak? Son maçlarda Cristian'ın ortalama bir Selçuk'tan ne gibi artı yönleri var, biri bana anlatsın. Sol bek Andre Santos, sol açık Uğur Boral denemez mi bazı maçlarda? E madem Uğur'u hiç oynatmayacaktınız, çocuğu Espanyol istedi, neden gitmesine izin vermediniz? Özer son maçta kadroda yoktu, neden?

İşte bu sorularla bekliyorum maç saatini. Daum aynı kadroyu çıkartırsa sahaya ve geçen hafta 6 yiyen takıma karşı iyi futbol oynanmazsa, Daum'u ve bazı oyuncuları savunmaya kimsenin hakkı yok, kusura bakılmasın.

Eyüpspor-Göztepe: 0-1


Ne zamandır Eyüpspor'un maçına gitmiyordum. 2 seneyi geçmiş olmalı. Gerek çoğunlukla Bursa'da olmam, gerek İstanbul'da olduğumda zamanımın uymaması. Geçenlerde Akhisar Belediye'ye 3-0 yenildiğimiz maça gidecektim ama Belgarath gelemeyince ben de vazgeçtim. Aslında heyecan işi biraz bu. Takım 3. Lig'den 2. Lig'e yükseldiğinden beri, ne şampiyonluğa oynuyor, ne de küme düşmeye. Esasında geçtiğimiz sezon yükselme grubuna çıktık ama kötü sonuçlar aldık. Küme düşmeye oynasak, bir amacımız olsa, her maça giderim.

Dün Göztepe maçı vardı, bilindiği gibi Göztepe bu sezon 2. Lig'e yükseldi. Eyüpspor'un da durumu gayet kötüydü, gitme zorunluluğu hissettim kendimde. Oynadığımız 3 maçta gol atamamıştık ve sadece 1 puanımız vardı. Sadece kupada oynanan Gebze maçını 2-1 kazanmıştık.



Maçtan önce forumlara vs. baktım, İzmir'den çok taraftarın gelmeyeceğini biliyordum. Maksimum 3 otobüs diyorlardı. Maç 16:00'daydı, yarım saat önceden çıktım evden. Bu yaşa kadar Eyüpspor'un kendi sahasında oynadığı hiçbir maçın girişinde bilet almamıştım. Alt lig maçlarına gidenler bilirler, semtin gençleri içeri para vermeden girerler. Aslında dün de girebilirdim, baktım bilet sadece 5 tl, sırada beklemek istemedim. Göztepe ve Eyüp gençleri arasında nasıl bir diyalog olduğunu bilmiyordum. Eyüpspor taraftarlarının anlaştığı, kardeş kulüp gözüyle baktığı çok az takım vardır. Stada doğru ilerlerken Göztepeli taraftarları dışarda beklerken gördüm. Anladım ki gayet dosthane bir havada geçecek bu maç. Normalde stadın dışında polis korumasız o şekilde herhangi bir deplasman taraftarının beklemesi mümkün değil. Göztepeli toplam 100 kişi ya vardı, ya yoktu. 2 veya 3 otobüs gelmiş olmalılar. Eyüplüler de maça gerekli ilgiyi göstermediler açıkçası.



Bizim takım maça gayet iyi başladı. Önemli pozisyonlar yakaladı, maçın ilk yarısı en kötü ihtimal 2-0 bitmeliydi fakat net pozisyonlar değerlendirilemedi ve 0-0 girdik devre arasına. Örneğin; yeni transferimiz golcü Muzaffer'in şutu direkten döndü, devamında da müsait pozisyonda yapılan vuruş auta gitti. Göztepe vasatın altındaydı ilk 45 dakika boyunca, üstün olan takım pozisyonlar haricinde de bizdik.

İkinci yarıda Eyüpspor'dan daha iyi oynamasını beklerken, aksine daha kötüydük. %60 Göztepe, %40 Eyüp diyebilirim ikinci yarı için. Daha üstündü sarı-kırmızılı ekip, kabul etmek lazım. Defansı sağlam tuttular. 60. dakika civarı Şadi Çolak girdi oyuna Göztepe'de. Yanımdaki abiye, ısınan Şadi'yi gösterip, "girerse golünü çakar, dikkat et!" demiştim. Nitekim ceza sahasında önüne gelen topa iyi vurdu ve takımını 1-0 öne geçirdi. "Ne şom ağızlı adamsın!" tepkileriyle maça devam ettik. Maçın sonlarına doğru yine Muzaffer'le net bir pozisyonu değerlendiremedik. Son dakikalarda tempo iyice düştü, 4 maçta 0 gol ve 1 puanın da vermiş olduğu haklı sinirle teknik direktör Nevruz Şerif haklı olarak protesto edildi. Sonuçta bu takım geçen sezon grubu 1. bitirmişti.

Taraftara geri döneyim, iki ekip taraftarları yazının başında da dediğim gibi dost kulüp olma yolunda adımlar atmışlar herhalde. Gayet güzel, hatta abartı görüntüler oluştu. Örneğin Eyüpsporlu taraftarlar, "Göztepe, Göztepe" diye tezahurat yaptı. Maçın sonunda Göztepeli futbolcuları tribüne çağırıp alkışladı. Göztepeli bir avuç taraftarın da oyuncularıyla birlikte marş söylerken geçen dakikalar görülmeye değerdi.

Göztepe'yi Hasan Çelik'li dönemde severdim. Ama İzmir takımlarından en çok Karşıyaka'ya sempati duyarım. Sırf Göztepelilere yağ olsun diye Karşıyaka'ya küfredilmesini de anlayamadım. Gerçi onlar da bize jest olsun diye Karagümrük'e küfrettiler.

Böyle bir maçtı işte. Eyüpspor'un durumu kötü, en kısa sürede bir şeyler yapılması gerekiyor.

Premier Lig Cumartesi


Öncelikle herkese iyi bayramlar. Bayramda bile morali bozuksa insanın, işler kötü gidiyor demektir. Gerçi bu lafı hiç sevmesem de, bundan 15 yıl önceki bayramlarla şimdikiler arasında büyük fark var, belki de yoktur ve o zamanlar çocuk olduğum için bana öyle geliyordur.

Aslında dün yazacaktım bu postu ve diğerlerini, ama sabah 7'de kalktığım için -üstelik hiçbir işimin olmamasına rağmen- akşam 10 gibi acayip uykum geldi ve hiç zorlamadım kendimi uyudum. Bu sabah da 8:30 gibi kalktım. Barcelona ve Beşiktaş maçlarını kaçırdım kısaca.

Premier Lig'in resmi sitesinde sonuç tahmin oyunu var, "I Know the Score" adı altında. Sonuç tahminlerinizi yazıyorsunuz, 2-1, 3-2 vs. şeklinde. Az önce baktım da hakikaten Liverpool maçına 3-2 yazmışım, 3-2 bitti. Maça gelince, sadece ilk yarısını canlı seyredebildim. Bol hatalı, tempolu bir 45 dakika oldu. En sevdiğim defans oyuncusu Carragher yaşlanıyor mu ne? Önemli hatalar yapıyor ne zaman Liverpool'un maçını izlesem. Çok seviyorum diye hatalarını görmezden gelecek değilim. Maçın başında inanılmaz bir top kaptırdı, West Ham'ın genç oyuncusu Hines'ın vuruşu direkten döndü. Yine Hines'ı düşürdü, penaltıya sebebiyet verdi. İnşallah toparlanır kısa sürede. Fernando Torres ilk golü tamamen kişisel becerisiyle attı. Torres'i Torres yapan da bu goller. Kapanışı da o yaptı, takımına çok önemli bir 3 puan kazandırdı. Zola'nın iyi bir teknik adam olacağını düşünüyorum, bunu da belirteyim.

Diğer maçların da özetlerini izleyebildim. Arsenal maçına 3-0 yazmıştım, az kalsın onu da biliyormuşum. Vermaelen'in formayı ilk haftalarda sırtına geçirip bu denli iyi oynayacağını düşünmüyordum. Daha önceki maçlarda olduğu gibi yine gollere imza attı. Tamam ilk gol klasik bir uzun boylu stoper golü ama ikinci golü gerçekten süper. 4-0, net skor. Rosicky de yavaş yavaş oynamaya başladı.

Burnley Sunderland ile karşılaştı evinde ve 3-1 galip geldi. Böylelikle evinde oynadığı 3 maçı da kazanmış oldu. Evinde kazanmak güzel ama deplasmanda puan alamadıkça işleri zor, 1 puan dahi alamadılar şu an. Oyuna sonradan giren David Nugent attığı 2 golle maçın kahramanı olmuş, 2. golü harika, izlenmeli. Adamım Darren Bent de çakmış yine golünü.

Aston Villa evinde 5 maçta 1 puan dahi alamayan Portsmouth ile karşılaştı ve 2-0 galip geldi. 3 adam için destekliyorum A. Villa'yı, Gabriel Agbonlahor, Martin O'Neill ve Ashley Young. Agbonlahor süper bir gol atmış. James Milner'ın da hakkını vermek lazım. Teknik adam değişikliğinin zamanı geldi herhalde Portsmouth cephesinde. Paul Hart, güle güle...

Bolton-Stoke City maçı, Bolton'ın son dakikalarda attığı penaltı golüyle 1-1 sonuçlandı. Tuncay yedek kulübesindeydi fakat oyuna girmedi. Penaltı net penaltı, onu da belirteyim.

Son maçımız Hull City-Birmingham karşılaşması. Adamım Joe Hart Birmingham'a transfer olduğundan beri, maçı izleyemesem bile özetlerini kaçırmıyorum. Beni mahçup etmiyor ve harika maçlar çıkartıyor. Hull City'nin kalecisi Myhill de süper kurtarışlar yapmış. Fakat dayanamamış bir süre sonra Hull-Birmingham: 0-1. Altın değerinde bir 3 puan. Ayrıca Joe Hart'ın koruduğu kalede maçın son dakikalarında inanılmaz bir pozisyon yaşanmış. Youtube'da dolaşan ilginç pozisyonlara bu da eklenebilir...

19 Eylül 2009 Cumartesi

TFF 2. Lig 2. Grup Değerlendirmesi


Bank Asya 1. Lig ile yeterince şey yazılıyor ama 2. Lig B Kategorisi'yle, yeni adıyla TFF 2. Lig ile ilgili basında çok nadir haber/yazı görülüyor. Gerçi ben de çok yakından takip ettiğimi söyleyemem ama Eyüpspor 3. Lig'den bu lige yükseldiğinden beri maçlara devamlı gitmesem de, kadroları, puan durumunu vs. elimden geldiğince takip etmeye çalışıyorum. Hiç de azımsanmayacak taraftarları var bu ligdeki takımların...

Daha önceden 5 grup vardı bu ligde, ama bu sezon 4 gruba düşürüldü. Eski statüde 5 grubun ilk 2'si yani toplam 10 takım yükselme grubunu oluşturuyordu, ilk 2 Bank Asya'ya yükseliyordu. Yükselme grubunu 3, 4 ve 5. sırada tamamlayan takımlar ile klasman gruplarını ilk sırada bitiren takımlar eleme maçları oynuyor ve bir takım daha Bank Asya'ya çıkıyordu. Eski 2. Lig usülü yani...

Bu sezon ise 11 takımlı 3 grubun ilk 2'si ile 12 takımlı grubun ilk 3'ü, toplam 9 takım yükselme grubunda Bank Asya için mücadele edecek. Yükselme grubunu ilk 2'de bitiren takımlar yine Bank Asya'ya çıkacak. Eleme karşılaşmalarına da, yükselme grubunu 3, 4, 5 ve 6. sırada tamamlayan takımlar ile klasman gruplarını 1. sırada tamamlayan takımlar katılacak... 8 takım, burada da bir değişiklik yok.

Çok çok güçlü bir takım değilseniz, kademe grubunda ilk 2'ye girmenin anlamı yok. 3. olup, daha sonra klasman grubunu 1. sırada tamamlayıp eleme oynamak en mantıklısı. Geçen sezon klasman grubunu 1. sırada tamamlayan Eyüpspor hala bu ligdeyken, aynı grubu Eyüpspor'un 9 puan gerisinde 6. sırada tamamlayan Çanakkale Dardanel'in şu an Bank Asya'da olması gayet ilginç bir durum. Bu konuyla ilgili bir yazı yazmıştım...

2. grup şu ekiplerden oluşuyor; Akhisar Belediye, Alanyaspor, Denizli Belediyespor, Eyüpspor, Fethiyespor, Göztepe, İstanbulspor, Konya Şekerspor, Sarıyer, Tepecik ve Turgutluspor. İstanbul ve Ege takımlarından oluşuyor görüldüğü üzere. İstanbul takımlarının yarısı da 1. grup'ta, Güngören Belediye, Zeytinburnu, Pendik, Beykoz... Her sene bölüyorlar bu şekilde, nedenini tam olarak bilmiyorum açıkçası.

Ligde 4 hafta geride kaldı -her hafta bir takım maç yapmadığı için takımların yarıya yakını 3 maç yapmış durumda- ve 5. hafta karşılaşmaları bugün 16:00'da oynanacak. Eyüpspor evinde Göztepe ile oynuyor, bu sezon ilk defa gideceğim Eyüpspor'un maçına.

11 takımlı grupta lige en kötü başlayanlardan biri Eyüpspor... 3 maçta sadece 1 puan alabildik, Konya Şeker deplasmanında. Daha da kötüsü 3 maçta gol atamadık. Kupa maçında Gebze'yi 2-1 yenerek tur atlamıştık gerçi geçenlerde ama ligde durum hiç iç açıcı değil. Takımın teknik direktörü eski Fenerbahçeli futbolcu Nevruz Şerif. Başbakan'ın yakın arkadaşı. Neredeyse 10 yıl aradan sonra takım çalıştırıyor. Seçimlerde 15 yıldır Belediye Başkanlığı yapan Ahmet Genç'in yerine yine AK Parti'li olan İsmail Kavuncu'nun seçilmesiyle takımda bazı değişikliklere gidildi. Başkan Ahmet Malatyalı'nın yerine Muammer Torun seçildi. Beşiktaş Tv'de de yorumculuk yapan futbol adamı Adnan Dinçer de -Eyüplüdür o da- takımın idari menajeri oldu. Takımın önemli oyuncuları var aslında. Geçen sezon da hiç fena değildik. Lig+kupada 26 gol atan Muzaffer'i transfer ettik Çankırı'dan. Ergün, Ali Tuna gibi oyuncularımız hala kadroda, ayrıca eski yıldızlarımızdan Murat Baytaroğlu geri döndü. 1. Lig tecrübesi de bulunan Mehmet Deliorman'ı da transfer sezonunun son gününde kadromuza kattık. İnşallah toparlanırız, ama bu teknik adamla sanmıyorum...

Eskilerin güçlü ekipleriyle devam edeyim. Bilindiği gibi Göztepe çok kötü yıllar geçirdi ve geçtiğimiz sezon 2. Lig'e yükseldi. Mazisi bile bir adım öne çıkarıyor İzmir ekibini. Tabii futbol sahada oynanıyor, Göztepe gerek taraftar gerek geçmiş anlamında diğer takımlardan önde olsa da, nihayetinde 3. lig'den yeni yükseldi. Sezona da iyi başlamadılar, 4 maçta 1 galibiyet, 1 beraberlikleri var. Kupada da Buca'ya elendiler. 2. Lig'lerin önemli golcüsü Şadi Çolak'ı bu sezon kadrolarına kattılar ve büyük bir avantaj bu. Yine geçen yıl Süper Lig'de Bursa/Kocaeli formaları giyen Emrah Kiraz'ı ve bundan 5-6 yıl önce en çok şey beklenen golcü adaylarından olan Hüseyin Kartal'ı transfer ettiler. Şadi ve Hüseyin'e rağmen oynadıkları 5 maçta sadece 3 gol attılar, 2'si zaten Denizli Belediye'yi 2-1 yendikleri son karşılaşmada geldi.

Eskilerin güçlüleri dedim, İstanbulspor'u yazmazsam büyük ayıp etmiş olurum. Bir zamanların efsane kadrosunu barındıran ekip, şimdilerde buralarda sürünüyor. Alioum Boukar, yeni adıyla Ali Uyanık, 38 yaşına gelmesine rağmen İstanbulspor'u bırakmadı. Bu sezon yedek kalıyordu ama son maçta kaleye o geçti. Yıllarca 1. Lig'de oynayan Erhan Namlı da kariyerinin son yıllarını -35'ini bitirdi- sarı-siyahlı ekipte geçiriyor. Ferdi Tatlı, Ferdi Yanık gibi tecrübeli futbolcular da İstanbulspor'da oynuyorlar. Çıkabileceklerini sanmıyorum bir üst lige, 4 maçta 1 galibiyet, 2 beraberlik aldılar.

4 maçta topladığı 10 puanla liderlik koltuğunda oturan Akhisar Belediye'yle devam edelim. Geçen hafta sonu Eyüp'le oynadılar deplasmanda. En azından bir beraberlik bekliyordum ama 3-0 gibi net bir skorla Manisa'ya döndüler. Eski Fenerbahçeli Erman Yıldırım ve genç Umut Salgınoğlu gözüme çarpan isimler kadroda. İlk 3 maçı 3'er golle kazandılar, son maçta ise güçlü Sarıyer ile 2-2 berabere kaldılar. Bu şekilde devam ederlerse, rahatlıkla yükselme grubuna çıkarlar.

Sarıyer ile ilgili geçen haftalarda da bir yazı yazmıştım. Onlar da kağıt üzerinde grubun favorisi. Oynadıkları 3 maçta aldıkları 7 puanla bunu doğruladılar. Üstelik daha Coşkun Birdal, Can Cumhur Bozacı, geçen sezon toplam 30 gol atan Bülent Karaman vs. oynamaya başlamadı.

Akhisar'ın ardından 4 maçta topladığı 8 puanla Turgutluspor geliyor. Turgutlu'nun da en büyük silahı, Hasan Çelik'le birlikte bu gözlerin izlediği 2. Lig'lerin en büyük golcüsü Mustafa Kocabey. 35 yaşındaki Mustafa, herhalde Turgutlu'dan sonra futbolu bırakır. Emrah Kaya var Mustafa'nın dışında 1986 doğumlu olan ve Fenerbahçe'nin alt yapısından yetişen.

Alanyaspor 4 maç-7 puanla 4. sırada şu an. İlk hafta sahalarındaki 3-0'lık Akhisar mağlubiyetinin ardından toparlandılar. Kadroda gözüme çarpan ilk isim, transferin son gününde transfer edilen ve kendi çapında bir efsane olan Taner Demirbaş. Nedendir bilmiyorum ama 31 yaşındaki golcü henüz forma giymedi Alanya ekibinde... Onun dışında bir zamanlar Fenerbahçe altyapısında oynayan -ki o zamanlar çok umutluydum- Dündar Denizhan'ı tanıyorum. 10 numaralı forma onun sırtında. Bir dönem Trabzonspor'da bile oynayan Mustafa Yalçınkaya da Akdeniz takımının kadrosunda. O da son gün kadroya katılmış.

Ben futbolla içli dışlı olduğumdan beri yanlışım yoksa ilk defa Eyüpspor'la aynı gruba düşüyor Fethiye. Gerçi sadece o değil, çoğu Ege/Akdeniz takımı için de diyebilirim bunu. 3 maçta topladıkları 4 puanla düşme hattının hemen üzerindeler. Transferin son gününde Emirhan Özdemir'i almışlar, 2. Lig'i takip edenler iyi tanır Emirhan'ı. Yine uzun dönem kaliteli ekiplerde oynayan -hatta yanlışım yoksa Trabzon'da da oynamıştı- Murat Deniz de uzun süredir Fethiye'de forma giyiyor.

3 ekip kaldı, Konya Şeker'deyiz şimdi. Onların da durumu pek parlak değil. 4 maçta 3 beraberlik, 1 mağlubiyetleri var. Cafercan Aksu bu kulüpte forma giyiyor. Fena oyuncu olmayan ve Kasımpaşa'yla Süper Lig tecrübesi kazanan Gökhan Caba da Konya Şeker'de diğer gözüme çarpan isim. Bu hafta içi sahalarında Eyüp'le 0-0 berabere kaldılar. 10 numaralı formayı giyen Cafercan'ın 1 golü var, o da kupada.

Tepecik'e geldik. Tepecik daha önceki yıllar -Eyüpspor 3. Lig'de iken- sık sık bizim grubumuza düşerdi, ordan bilirim. Transferin son gününde Okan Yılmaz ile 2.5 yıllık sözleşme imzaladılar. Ama Okan henüz forma giymedi. Ayrıca yanılmıyorsam şarkıcı Alişan da geçen sene Çılgın Sedat'ın Zeytinburnu'da yaptığı gibi Tepecik'le sözleşme imzaladı bu yaz. 33 yaşındaki Alişan forma giyerse büyük sürpriz olur tabii. Gençken futbolcu olduğunu biliyordum, hatta fena top sektirmiyordu ama bu yaştan sonra -tabii bir de yıllarca oynamamışken- zor. Ha bir de eski Göztepeli Remzi (Acet)'yle anlaştılar 1 Eylül'de. O da 34 yaşında, geçen yıl Erzurum'da oynamış, henüz forma giymedi.

Ve son takımımız Denizli Belediye, son sıradalar. Gerçi Eyüpspor son sırada ama Eyüpspor'un bir maçı eksik olduğu için böyle diyorum. Gözümden kaçırdığım bir isim varsa özür dilerim ama Fatih Koyugölge dışında tanıdığım bir isme rastlamadım kadroda. Onların da toparlanması lazım.

Zamanla yine yazarım, diğer gruplar ile de ilgili değerlendirmeleri. İnşallah Eyüpspor 3. tamamlar grubu ve klasman grubunda 1. olarak play-off'lara kalır. Geçtiğimiz sezon gördük ki çok güçlü değilsen yükselme grubunda olmanın bir anlamı yok...

18 Eylül 2009 Cuma

Darren Bent


Sunderland'e transfer olduğunda daha iyi bir takıma da gidebilirdi, yanlış yaptı gibisinden bir yazı yazmıştım. Lig başlayalı 5 hafta oluyor ve performansıyla beni haklı çıkardı. 5 maçta 4 gol attı ve Sunderland'in 3 galibiyetinin 2'sinde en büyük pay onun...

Aaron Lennon


Uzun zamandır çok şey beklenen bir yıldız/süper star adayı Lennon. 16 küsür yaşından beri Premier League'de oynuyor. Yaşını bilmeyen normalde 26-27 der uzun yıllardır bu piyasada olduğu için ama o sadece 22 yaşında. Tottenham'daki bundan önceki yıllarında skora çok katkı yapamamıştı (166 maçta 15 golü var), ama bu sezona çok iyi başladı. 5 lig maçında 2 gol, 2 asisti var. Hull City deplasmanında 2 asist yaptı, yine West Ham maçında takımının galibiyet golünü attı, Birmingham maçında da son dakikada galibiyeti getirdi. İngiltere'nin de Hırvatistan'a fark attığı karşılaşmada ilk 11'de forma giydi. Kısacası her şey süper gidiyor şu an onun için. Sakatlıklar dışında kariyerinin gidişatını kendisi belirleyecek... Büyük zevk onu izlemek.

Bu Yenilgi İyi Oldu


"Ne diyorsun sen, yenilginin iyisi mi olur?" diyenler olacaktır başlığı okuduktan sonra. Evet, olur. Fenerbahçe'nin son haftalarda iyi top oynamadığı açıktı, ben de yazılarımda bunu dile getirdim. Örneğin, Manisa maçında galibiyeti haketmemiştik, Ege ekibine yazık olmuştu. Futbol böyle bir şey. Dün de haketmemiştik, maçın hakkı yine beraberlikti bana göre ve yenildik. Ama futbol medyasının çoğu skor yazarlarından oluştuğu için, Fenerbahçe Manisa maçını son dakika golüyle kazandığı için Daum ve oyuncular çok az eleştirilirken, dün akşamdan sonra başta Daum olmak üzere bazı oyuncular yerden yere vuruldu. Takım önceki maçlarda gayet iyi oynar, dün rezil bir performans ortaya koyar, o zaman hepsi haklı. Ama ortada böyle bir durum yok.

Takım ligde 5'te 5 yapmış, 11 gol atıp 2 gol yemiş. Dışarıdan bakıldığında süper gözüküyor, ama değil. Bu yüzden mağlubiyet iyi oldu yazdım, Daum'a erken uyarı oldu. Fazla karamsar olmanın da manası yok, yenilmeyen takım var mı dünya üzerinde? Önemli olan toparlanıp diğer maçlarda ortalamanın üzerinde top oynamak.

Daum'un Trabzonspor'dan 6 yiyen İstanbul Büyükşehir Belediye karşısında en azından 3 yedeğe -biri kesin Semih olmalı- şans vermesi lazım. Aksi takdirde başta Semih olmak üzere kulübedeki oyuncuları kaybetmeye başlayacak... Semih şu an bile şans bulamıyorsa, ayrılmasının zamanı gelmiştir. Ayrılınca hiç kimsenin de kızmaya hakkı yok!

16 Eylül 2009 Çarşamba

Son Günlerden...


- Fenerbahçe maçının tamamını izleyemedim. Dolayısıyla şimdi buraya maçın tamamını izlemiş gibi takım şöyleydi, böyleydi yazmam ne bana yakışır, ne de doğru olur. Herkes takımın hırsının iyi olduğunu söylüyor ama Fenerbahçeli futbolcular bu şekilde hırs yapıp 3 puan alacaklarsa kazanmayalım o maçı daha iyi. Yıllarca Galatasaraylı futbolcuları eleştirdik bu konuda, şimdi Fenerbahçeliler yapınca savunmak gülünç oluyor. Tuncay'ın, Appiah'ın, İbrahim Kutluay'ın hırsını örnek alsınlar alacaklarsa...

- Yazılanları okudum, Beşiktaş'ın Manchester United maçında daha ofansif oynaması gerektiği yazılmış genel olarak. Ben tam tersini düşünüyorum. Tabii ki çıkış maçı olacaktı bu, galibiyeti herkes isterdi ama maç 4-0, 5-0 bitse kontrataklar sonucunda, Mustafa Denizli çok ağır eleştirilecekti. Maç 0-0 da bitebilirdi nihayetinde. İki maçtır çok iyi oynayan Serdar Özkan'ı oyundan almasını anlayamadım Mustafa Denizli'nin...

- Takım kursam ve Dünya üzerindeki bütün oyuncuları alabilme imkanım olsa Gerrard'ı alırım derim uzun bir süredir. Alacağım 2 golcüden biri de Grafite olur... Hiç kimse beklemezdi herhalde bundan 2-3 yıl önce ondan böyle bir performans. Saygı duyulmalı.

- 12 Dev Adam süper gidiyor. Harika bütün ekip ama bu turnuvada iyi diye Tanjevic'i göklere çıkaracak halim yok, kimse kusura bakmasın. Berti Vogts nerede diye sorarlar adama. Örneğin dün de Hidayet'i kötülemiş herkes sözlüklerde vs. sırf bir maçta kötü oynadı diye. İnsanlar hakikaten empati kelimesinin e'sini bile bilmiyor.

- Premier Lig'in Fantazi oyunundan bahsetmiştim blogda birkaç kez, şimdi de Şampiyonlar Ligi'ninkine başladık. Ekşi Sözlük'ten büyük ilgi var, bu kadar beklemiyordum şahsen...

- Twitter'ı ilk başlarda sevmemiştim, kullanmayı da düşünmüyordum açıkçası ama artık seviyorum, en çok kullandığım sitelerin başında geliyor... Magazine meraklı olmayan bünyeleri sarmayabilir.

15 Eylül 2009 Salı

32 de Bitti...


Haziran 2004'te gelmişti Fenerbahçe'ye, henüz 27'sini bile bitirmemişti. Yıllar çabuk geçiyor...

13 Eylül 2009 Pazar

Oradaydım - Derbi Gözlemleri


Öncelikli not: Teknik-taktik analizlerle ilgili 60'tan fazla köşe yazarı yazı yazdı, üstüne bloglarda ve sözlüklerde yazılanlar... Bu kadar kişi yazmışken, tribünde olan biri olarak saha dışı ağırlıklı bir yazı yazacağım. Bu tarz yazılardan hoşlanmayanlar zaman kaybetmesinler diye belirtme ihtiyacı duydum...

Okullar açılmadan bir maça gideyim diyordum. Yakın zamanda da dünkü derbi, Fenerbahçe-Twente ve Beşiktaş-Manchester United seçenekleri vardı. Manchester'a sempati duymadığımdan kafadan eledim. Twente maçının 22:05'te başlaması ve Avrupa yakasına dönüşte büyük sıkıntı yaşayacak olmam, ibreyi derbiye kaydırdı. Ki ayrıca derbi 50 tl iken, Twente maçı 55 tl idi. Sami Yen'de birkaç senedir hiç Galatasaray maçı izlememiştim -en son tam 1 yıl önce Türkiye-Ermenistan Ümit Milli maçına gitmiştim Ali Sami Yen'e Belgarath, Spirit ve Smerdyakov'la birlikte- gitmek lazımdı. Hayatında hiç ezeli rakibinin stadına gitmemiş insan, "onların taraftarı şöyledir, böyledir" diye atıp tutuyor. Kararımı vermiştim, derbiye gidecektim fakat deplasman tribününde, Beşiktaşlıların arasında olmak istiyordum. Daha önce deplasman tribününde birkaç kez bulunmuştum fakat iki ezeli rakibimin maçında ilk kez deplasman tribününde %5'lik azınlığın arasında olacaktım. Zaten böyle bir şeyi çok az insan yapmıştır herhalde hayatında.

1.000'e yakın bilet satışa çıkacaktı, almamın zor olduğunu biliyordum. ben İnönü Stadı'nda satılacağını düşünüyordum biletlerin ama bir de baktım Biletix internetten satacakmış. Okul tatilde olduğundan sabaha kadar oturup öyle yatıyorum, bu sefer 10:00'a kadar uyumadım bilet alabilmek için. 10:02'de de hemen aldım, hiç zorluk çekmedim açıkçası. İlk aşamayı atlatmıştım. Deplasmana gidiyoruz, her türlü şarta katlanacaksın. Katlanamayacaksan da gitmeyeceksin, bu kadar basit. 3. Lig'deki bazı maçlarda bile konuk ekibin taraftarları birçok zorluk yaşıyor. "Eziyet çekmeye" gidiyordum açıkçası maça. Bir de Çarşı'nın kemik tayfasını yakından gözlemlemeye...

Günlerdir yağmur yağacak deniyordu, yağmadı. Evden çıktım, acayip yağmaya başladı. Şemsiye almak zorunda kaldım, stada sokmayacaklarını da biliyordum. Biletimi almak için dolmuştan İnönü'de indim. Birkaç dakikada aldım biletimi ve Beşiktaş meydanına doğru yürümeye başladım. Yuki The Zorba ile buluşacaktık, ama trafik nedeniyle biraz gecikmek zorunda kaldı. Yemek yedikten sonra da cebimde 20 liradan fazla bozuk para kalmıştı, stada sokmayacaklardı nasıl olsa, ben de o parayla Kabalcı'ya girip ne zamandır almak istediğim 2 kitabı aldım. Bunu neden yazıyorum, utandım birden kendimden kitapları bu şekilde aldığım için. Cebimde bozuk para olmasa Aylak Adam ve Netoçka Nezvanova'yı belki de aylarca almayacaktım... Neyse Yuki The Zorba ile buluştuk, Beşiktaşlıların yanına gittik. Güzel bir blogu olan Noat Samisa ve sözlükten daha önce birkaç kez mesajlaştığım Threepoint'le de tanışma imkanı buldum. Hepsi süper adamlar.

15:30'dan beri ayaktaydım ve 18:00'den sonra topluca Mecidiyeköy'e doğru yürümeye başladık. Bizim grup da ikiye bölündü maalesef bu noktadan sonra... Threepoint, kankası ve ben ön gruptaydık. Evlendirme dairesinin ilerisindeki yokuştan -Fulya yokuşu deniyor galiba, tam bilmiyorum- yukarı çıkmaya başladık. Tabii belirli bir noktadan sonra acayip tıkandım. O yokuşu her gün yürüyerek çıkmak zorunda kalanlara Allah sabır ve güç versin. Threepoint birçok bilgi verdi bana bu yol sırasında sağolsun, tekrar söyleyeyim, çok kafa adam. Sonunda nefes nefese stada kadar geldim -geldim diyorum, çünkü hiç yorulmadan gelenler de vardı- , giriş kapılarının olduğu yere gittik. Şu ana kadar sorunsuz geçen yolculuğumuz, bu noktada tam da benim istediğim gibi eziyete dönüştü. Yani normal şartlarda çok küfür ederdim de, kendim kaşındığım için bir şey demeye hakkım yok. Önlerdeydik, normalde 5-10 dakika içinde stada girmemiz gerekiyordu. Ama turnike rezaleti yaşandı. Artık bilerek mi yaptılar, yoksa gerçekten bozuk muydu turnikeler bilemiyorum. Gerçi bunda ön alana yığılan, yan taraftan kaynayan ve biletsiz olduğu halde en öne geçen Beşiktaşlıların da suçu var. Adam gibi sıraya girilse, böyle bir izdiham yaşanmazdı. En son bizim İnter'i Deivid'in golüyle yendiğimiz maçta Migros tribününe girerken böyle bir rezalet yaşamıştım. Ama o bu kadar kötü değildi. Noat Samisa, Yuki The Zorba ve Threepoint de yazarlar, yalan atacak halim yok. Normalde 10 kişinin sığacağı yerde arkadaki insanların da öne baskısıyla 50 kişi durduk. Zaten asiliğiyle bilinen bu kemik tayfa, iyice sinirlendi ve bir 20 dakika daha geç girseydik, çok büyük olaylar çıkabilirdi. Örneğin, benim biletimi makina okumadı. Görevli bir de "okumuyor ben ne yapayım?" deyip, bileti elime verdi. En sonunda arkamdaki çocuğun biletini okumasıyla içeri girebildim. Ha bir de şu var, biletli 1.000 Beşiktaşlı varsa, en az 300-400 tane de biletsiz Beşiktaşlı içeri girdi. Nasıl oluyor, genelde bir biletle iki kişi içeri girdi. Veyahut görevlinin yanına geçen Beşiktaş'ın tanınan delikanlılarından biri, içeri giren ve biletini makinanın okumadığı insanlardan -bende olduğu gibi- bileti alıp arkadakilere veriyor... Şemsiyeyi de içeri soktum, kimse bir şey demedi. Daha fazla uzatmanın anlamı yok bu konuyu ama cidden rezaletti. Galatasaray gibi bir kulüpte böyle önemli maçlar öncesi bu tarz olaylar yaşanmamalı.

5.5 saattir 10 dakika bile oturmadığım için -ki bunun belirli bir kısmında yürüdüm- ayakta duramayacak hale gelmiştim. Ayaklarım çok kötüydü, hala da ağrıyorlar. Threepoint'lerin yanına çıktım ve maçın başlamasına çok az bir süre kalmıştı. Yazının ilerleyen bölümlerinde de tribünlerden bahsedeceğim ama başta da söyleyeyim, Galatasaray'ın eski açık tribünü çok iyi. Yani çok iyi derken, eski geldiğim Galatasaray maçlarına göre çok iyi. Bildiğim kadarıyla Ultraslan'ın önemli bir bölümü oraya geçti ve çok olumlu etkilemiş eski açığı. Bu sezon ilerleyen aylarda zaman ve para durumunu ayarlayabilirsem eski açıkta da bir maça gidebilirim... Yeni açık çok kötüydü, numaralı ve kapalıda da bir tane ayakta adam yoktu. Aslında normal bu, Saracoğlu ve İnönü'de de sadece 1 cephede adam gibi tezahurat yapılıyor. Eski açığı övdüm ama bir Kasımpaşa, bir Diyarbakır maçında nasıl olur bilemiyorum. Tamam Fenerbahçe maçlarının yeri ayrıdır ama Beşiktaş da Beşiktaş'tır sonuç itibariyle. Benim olduğum Beşiktaş tribününe gelince. Alen gayet akıllı bir adam, her zamanki gibi Galatasaraylılar sustuğunda "Beşiktaş" seslerinin duyulması ve Galatasaraylıları bastırmak için elinden yapıyor. Yalnız kafes gibi bir yerde bulunmak, insanı psikolojik olarak çok olumsuz etkiliyor. Bazı Beşiktaşlılar deplasman tribününün üstünün kapatılmasının da bilerek Beşiktaş maçının sonrasına ertelendiğini iddia ettiler. Ben doğrudur yanlıştır bilmiyorum, gözlemlerimi aktarıyorum.

Saha içine gelince... Maçtan önce çeşitli duyumlar geldi Beşiktaşlılardan şu oynuyor bu oynuyor diye.. Herkes Yusuf ve Tabata'nın bir arada oynamasına çok şaşırdı karşılaşma başlamadan. Herkes umutluydu, yenilmeye gelmiyor kimse o kadar yolu. Stada girdikten sonra telefonumdan maraton.com.tr'ye girip maçın kadrolarına baktım, Galatasaray beklenilen gibiydi ama Beşiktaş'ta birçok değişiklik vardı. Ne yalan söyleyeyim, Mustafa Denizli'nin karşılaşmaya santrforsuz, pardon tek santrforlu (Nihat'ı tek santrfordan saymadığım için böyle yazdım) çıkmasına hiç şaşırmadım. Yıllar önce Fenerbahçe'nin başındayken de Kennet Andersson ve Serhat Akın hatta Oktay Derelioğlu varken, Şampiyonlar Ligi maçlarına Rapaiç-Revivo çift forvetiyle sahaya çıkmıştı ve "0" çekmiştik.

Maçın başında gelen şok golle herkes karamsarlığa kapıldı 2-3 dakikalığına. Maçta o noktadan kim hatalı kim hatasız çözmek çok zor ama eve geldiğimde yapılan yorumları okudum, herkes sadece Rüştü'ye yüklenmiş ilk golde. Maçın özeti izlendiğinde Rüştü'nün de büyük hatası olduğu görülüyor, ama ön direk ve arka direklerdeki adamlar nerde!?!?! Bundan 2 yıl öncesine kadar sık sık halı saha maçı yapardık. Kaleci olduğum için sık sık ikaz ederdim arkadaşları en azından ön direği tutun diye. Çok önemli bir maçımızda -hiç unutmam karlı bir havada oynamıştık, kar doluydu kalenin içi ve rakibimiz bizden bayağı güçlüydü- birçok kez söylememe rağmen arkadaşım Murat ön direği açmıştı, gol yemiştik. Maç berabere bitmişti. Yani tamam Rüştü'yü çok seviyorum ama hata yaptığını kabul etmeyecek kadar da insanlık dışına çıkmadım henüz. Rüştü kadar ön ve arka direği tutmayan futbolcular da hatalıdır. Mustafa Denizli tutturmadıysa o hatalıdır... Golden sonra Beşiktaşlı taraftarlar desteğe devam ettiler, Serdar Özkan'ın direği sıyırıp geçen şutunda herkes yıkılırken, Kewell'ın güzel kafa vuruşunda derin bir oh çekildi.

İlk yarıda akıllarda kalan son pozisyon, Tabata-M. Sarp-Ferrari arasında yaşanan gerginlikti. Ben tam göremedim, ama Sarp'ın Emre Belözoğluvari hareketler yaptığı açıktı. Hakem Tabata ve Ferrari'ye sarı kart gösterip, Mustafa'ya kart göstermeyince Beşiktaşlıların tepkisini çekti. Meğer ona da göstermiş ama oyuna girdikten sonra. Ben görmedim gerçekten, maç bittikten sonra bizi bekletirlerken bir Beşiktaşlı söyledi... 45 dakikalık bölümde benim o zor şartlarda görebildiğim, Beşiktaş'ın daha iyi top yaptığı fakat pozisyona giremediği, Galatasaray'ın ise az ama öz geldiği idi. Örneğin Yusuf'un Tabata'ya verdiği bir pas var, Sabri o pası engellemese, %100'lük bir gol pozisyonuydu.

Devre arasında ayakta duracak halim kalmadığı için kendimi aşağıya attım. Aşağıya derken tribünden değil, tuvaletlerin olduğu kısıma. :) Maçtan önce 1 tl'ye satılan 250 ml'lik bardak sulardan kalmamıştı. Dolayısıyla satın alamadım ve çeşmeden içmek zorunda kaldım. 12 yaşında bir çocukla tanıştım, sigara içiyordu, 7 yaşında başlamış sigaraya...

Yeniden tribüne çıktığımda, Denizli Hoca'nın yaptığı değişiklikleri öğrendim. Oyuncu değiştirilebilir, tam tersi 3 oyuncu değişikliğini 75'ten sonra yapan hocalara kılımdır ama sen madem Nihat'a ve Tabata'ya güveniyorsun, neden 45 dakika oynatıyorsun? Ben futbolcu olsam acayip moralim bozulurdu ve güven kaybı yaşardım. Ki Tabata kötü de oynamıyordu. 2. yarının başında Serdar Özkan'ın düştüğü pozisyonda herkes penaltı bekledi ben de dahil. O saniye bana öyle gözüktü, gerçi çok da net görmemiştim. Eliyle itti gibi gelmişti. Önümde 62 numaralı forması olan Hüseyin Abi vardı -bütün maç Mustafa Denizli'ye demediğini bırakmadı- onla Mustafa Hoca'nın değişikliklerini tartışıyorduk. Özette baktım da alakası yokmuş. İşte böyle pozisyonlar hakemlere fazla kızmamamız gerektiğini hatırlatıyor bana... Ben nasıl yanlış görebiliyorsam, onlar da görebilir. Hemen ardından Serdar Özkan'ın kaçırdığı goller ve Leo Franco'nun tartışılan pozisyonu geldi. Herkes şimdi kızıyor Serdar Özkan'a o golleri kaçırdığı için ama Serdar Özkan zaten kimse tarafından beğenilmeyen bir futbolcu değil mi? En azından pozisyona giriyor, diğer yıldızları nerede Beşiktaş'ın, onlar neden çalım atıp, adam geçip pozisyona giremiyor? Ben beğendim Serdar'ı, böyle oynadığı sürece formayı vermez. Son vuruşlarda da kötü değildi. Az farkla auta gitti şutları. Tabii Mustafa Denizli'nin ne yapacağı belli olmaz... Leo Franco'nun pozisyonuna gelince... Tv'de net gözükmüyor, özetlere defalarca baktım. Gerçi özette de dışarıda gözüküyor ama staddaki kadar net değil. Çok net gözlerimle gördüm (bu sefer odaklanmıştım pozisyona), tam önümde oldu ve kesinlikle kırmızı kart. Leo Franco atılsaydı Beşiktaş maçı çevirebilir miydi bilinmez ama en azından son yarım saatin bu şekilde geçmeyeceği açık... Öncesinde Ernst elle oynadı diyor bazı Galatasaraylılar, bence çarpma o ama hakem değilim sonuçta. Ahmet Çakar ve Erman Toroğlu'nu dinlemedim, onlar ne dediyse kabulümdür.

Beşiktaş'ın atakları sıklaştıkça Alen ve tayfası da tempoyu arttırdı fakat birkaç dakika sonra Galatasaray'ın golü geldi. Yine Rüştü'nün hatası var... Rüştü'nün yattığı zemin ıslak ve kaygansa fazla kızmam ama normalde Rüştü gibi bir ustanın böyle hataları yapmaması lazım. 2-0 olduktan sonra maçla pek ilgilenmedim, daha çok tribünleri gözlemledim. Galatasaray tribünleri özellikle eski açıktakiler coşarken, Alen de dahil olmak üzere Beşiktaşlılar yıkıldı. Son golün de pek önemi yoktu. Beşiktaşlılar kafalarında maçı bitirmişlerdi, hem futbolcular, hem taraftarlar.

Galatasaray'da en çok Keita'yı beğendim. Ofansif özelliklerini zaten herkes az çok biliyor, dün akşam defansa da zaman zaman yardımcı olup kritik toplar aldı. Önemli pas hataları yaptı birkaç tane ama olur o kadar. Keita böyle oynamaya devam ettiği sürece çok maç kazandırır Galatasaray'a. Yine sözlükte bazı insanların aralıksız her gün dalga geçtiği Sabri çok iyiydi. Tabii bu iki ismin bu kadar ön plana çıkmasında Yusuf-İsmail ikilisinin de payı büyük. Keita-Sabri ikilisi dışında Leo Franco ve Galatasaray'ın geri kalan defans oyuncularını sayabilirim. Beşiktaş'ta ise Ernst ve Serdar özkan diyorum...

Yeniden saha dışına dönecek olursam... Sözlükte de bazı yazarlar yazmış. Beşiktaşlı bazı kendini bilmezler Ali Sami Yen'e ve Alpaslan Dikmen'e küfür ettiler. Ne beşiktaşlı, Ne galatasaraylı ne de Alen'in akrabası olmayan birisi olarak söyleyebilirim ki, söylendiği gibi Alen'in bu çirkin tezahuratlarla hiçbir alakası yok. Yani belirli bir noktadan sonra Alen'in de yapacak bir şeyi kalmıyor. O başlattı falan denilmiş de, o yüzden belirtme ihtiyacı duydum. Yine Alen'in etkisiz kaldığı bir anı örnek gösterebilirim. Beşiktaşlılar İstanbul Belediyesi aleyhine tezahurat yaptılar maçın başında. Küfürlü müfürlü. Alen susturmaya çalıştı, eliyle susun işareti falan yaptı, ama o kadar insanı susturmak gerçekten güç. Sonuçta hiç de azımsanmayacak bir bölüm alkol alıp geliyor maça. Hap vs. alanları hiç söylemiyorum.

Maç bitti, Galatasaraylılar stadı boşalttı. Biz çıkmayı bekliyoruz, orta kısımdayız. Üst tarafta Beşiktaşlılar arasında çok büyük olaylar çıktı. Yani bu tarz olaylar yaşanırken, Ali Sami Yen'e küfredilmesi çok normal (yanlış anlaşılmasın, Ali Sami Yen'e küfredilmesine normal demiyorum, ama adamlar birbirlerini kesecek ruh halindeler, o an Ali Sami Yen'in kim olduğunu bile düşünmüyordur bazıları). Alen kavgalara vs. hiç karışmadı, alt taraftan izledi. Biri birini öldürse, orada kalırdı ve öldüren karambolde belli olmayabilirdi. Güvenlik gelmedi vs...

Sonuç olarak, istediğim eziyeti fazlasıyla çektim ve evime döndüm. 8.5 saat toplam 20-25 dakika oturabildim, o da tribün'deki koltuğun üstüne oturmak ne kadar rahatsa. Galatasaray iyi oynamadan 3-0 kazandı. Maçın en kritik anı yukarıda da belirttiğim gibi Leo Franco'nun elle oynadığı pozisyondu. Ama çok açık bir şey var, Galatasaray Franco atılıp bugün maçı kaybetseydi bile, Fenerbahçe ile birlikte şampiyonluğun en büyük adayı...

11 Eylül 2009 Cuma

Geliyoruz!


Aslında bu "geliyoruz!" lafını hiç anlayamamışımdır. Eee ne oluyor yani? %5'lik kontenjan varken istersen Dünya'nın en iyi tezahürat yapan adamlarını getir, pek bir şey değişmez. %15, %20 olsa neyse de... Neden geliyoruz yazdım, bilindiği gibi yarın Galatasaray-Beşiktaş maçı var ve ben maça gidiyorum. Beşiktaş tribününde olacağım. Enteresan durum tabii bir Fenerbahçeli için. Zaten sırf o heyecanı yaşamak için gidiyorum, canım sıkılıyordu son günlerde. Aslında benim isteğim bilet için gecenin köründe İnönü'ye gidip sırada beklemekti, o rezilliğe şahit olmaktı ama biletler Biletix'te satıldı, 10:00'da satışa çıktı ve ben hemen 10:02'de aldım biletimi. İlk defa Sami Yen'de deplasman tribünü için Biletix'ten bilet aldım, deniyordu ya bilet alınmıyor, birden bitiyor biletler, bir iş var bunda vs... Bu seferlik en azından öyle bir şey yoktu.

Her ne kadar rahat rahat biletimi alsam da, bu sistemi sevmiyorum. Ben de başta olmak üzere, bir sürü alakasız insan maça gidecek. Beşiktaş tribününde kaç kişi olacağını bilmiyorum ama 1.000 kişi civarı tahminim. Bana kalsa bunların 800'ü Beşiktaş'ı en çok seven, en çok tezahurat yapan adamlar olmalı. Ama internetten hızlı olan alıyor, kredi kartı olan alıyor, 18 yaş altı gençler kredi kartı olmadıkları için bilet alamıyorlar bir kere.

Dün Beyoğlu gecelerinde boy gösterdiğimiz Belgarath ile de konuştuk. O da benim gibi düşünüyor. Normal şartlarda Galatasaray büyük favori derdim fakat Mustafa Denizli son haftalarda çok sinirlendi ve elinden geleni değil, elinden gelenin fazlasını yapacaktır bu maçta. Motivasyon çok önemli. Galatasaray berabere kalırsa bir şey kaybetmez ama Beşiktaş berabere kalamazsa çok şey kaybeder. O yüzden %51 Galatasaray diyorum.

Son olarak büyük bir ihtimal Yuki The Zorba ve Noat Samisa ile birlikte olacağız yarın. İnşallah çok yağmur yağar, maç da 4-3 gibi bir skorla sonuçlanır. Unutamayacağım bir gece yaşarım/yaşarız...

10 Eylül 2009 Perşembe

Arda'nın Direkten Dönen Şutu


Devamlılık futbolda en önemli şeylerden biri. Milli Takımımız art arda bütün turnuvalara katılsa, sadece önümüzdeki Dünya Kupası'na katılamasa, olur böyle şeyler der, geçerdik. Hollanda, İngiltere gibi devler de son yıllarda önemli turnuvalara katılamadılar. Fakat sadece 1 kere. Ekol olmak, Hollanda, İngiltere, Brezilya, İtalya gibi herkesin ilk 11'ini sayabildiği bir takım olmak istiyorsak devamlılık şart. Tabii bundan 15-20 yıl öncesindeki Milli Takımın durumu ortada... Çok büyük aşama kaydettik. 1980'lerin ortalarında birisi "Türkiye Dünya 3.'sü olacak, Avrupa'nın en iyi 4 takımı arasına girecek" dese kimse inanmazdı, bir tarafıyla gülerdi. Ama bunları gerçekleştirdik, gerçekleştirecek gücümüz de var. Yoksa takımımız kötü olsa, kaliteli futbolcularımız olmasa ve Dünya devleriyle aramızda büyük fark olsa, kimse Milli Takım Dünya Kupası'na katılamıyor diye oyunculara ve Fatih Terim'e hesap soramaz.

Biz elemelere Euro 2008 yarı finalisti apoletiyle geldik. Tamam, grubumuzda Avrupa Şampiyonu İspanya vardı. Zaten kimse grup liderliğini hedeflemiyordu -hayalperest olanların dışında- . 2. olmamız gerekiyordu. Sonuçta grubumuzdaki diğer takımlar Euro 2008'de yoktu. Avrupa 4.'sü takımın taraftarları olarak hakkımız 2.'lik beklemek gruptaki diğer takımlar Euro 2008'de yoksa. Ama büyük bir mucize olamazsa play-off dahi oynayamayacağız...

E doğal olarak başta Fatih Terim olmak üzere bütün ekibin suçu var bu başarısızlıkta. Başarıda nasıl övüyorsak hepsini, başarısızlıkta da olumsuz eleştiriden doğal bir şey yok. Kimse kusura bakmasın.

Euro 96'ya katıldık, Fransa 98'e katılamadık, Euro 2000'de çeyrek final oynadık, 2002 Dünya Kupası'nda 3. olduk, Euro 2004 ve 2006'daki Dünya Kupası'nda yoktuk. Euro 2008'in yarı finalistiyiz ve çok çok büyük bir ihtimal 2010'da yokuz. Önemli son 8 turnuvanın 4'üne katılamamış olacağız. Bu 8 turnuvanın hepsinde olmayı -tümünde başarısız olsak da- , Dünya 3.'lüğüne ve Euro 2008'deki ilk 4'e tercih ederdim.

Dün akşama gelince... Yazacak fazla bir şey yok aslında. Yenmemiz gerekiyordu, yenemedik. Gerisi boş. Hakem bence gayet kötüydü ama bizim önce kendi futbolumuza bakmamız lazım. İlk 11'imiz Hamit-Tuncay-Ceyhun dışında Fenerbahçe ve Galatasaraylı futbolculardan oluşuyordu. Göze batan birkaç futbolcumuz haricinde geri kalanlar vasatı aşamadılar maalesef... Kaleci Volkan harikalar yarattı. Gerçi Bosna'nın kalecisi de çok iyiydi. Maçın kahramanları iki kaleciydi bana göre. Volkan'ın haricinde Servet ve Emre Belözoğlu diğer Milli futbolcularımıza göre bayağı iyiydiler. İkinci yarıdaki değişiklikler oyuna olumlu yansısa da (gerçi genç İsmail de pek varlık gösteremedi) Bosna Hersek üstün olan taraftı. Önder, Gökhan Gönül, Hakan Balta, Ceyhun vs. dün akşam kötüydüler... Ama milletçe yine insanları 90 dakikaya göre yerin dibine batırma hastalığına tutulduk. Dün akşam süper oynayan Volkan'a aylar önce "kaleci falan değil" diyenler yine aynı insanlar değil miydi?

Kritik maçtı ama iş bu noktaya gelmemeliydi. Fikstür çekildiğinde, Bosna deplasmanından alınacak 1 puana kimse hayır demezdi... Bizim sorunumuz dün kaybedilen puanlar değildi zaten. Ama yıkım olunca insanlar dün kötü oynayan futbolculara yükleniyor. Evimizde oynadığımız Belçika maçında kaybedilen 2 puan, Estonya deplasmanında bırakılan 2 puan ve evimizde İspanya'dan puan alamamamız, durumumuzu bu hale getirdi.

Son olarak, Arda'nın direkten dönen şutu gol olsaydı veyahut yine kritik pozisyonlarımızda top ağlarla buluşsaydı, kazansaydık, bu futbolcular ve Fatih Terim kahraman ilan edilecekti Euro 2008'de bazı maçlardan sonra kötü futbola rağmen yapılan gibi. Futbol böyle bir şey işte...

9 Eylül 2009 Çarşamba

Tarih Tekerrür Etmesin


Hatırladığım ilk turnuva Euro 96. Finalisti Çek Cumhuriyeti Fransa 98'de yok. Fransa 98'i 3.'lükle tamamlayan Hırvatistan Euro 2000'de yok. Euro 2000'de yarı final oynayan Portakallar, 2002 Dünya Kupası'nda yok. 2002 Dünya Kupası'nda 3. olan Türkiye, Euro 2004'te yok. Euro 2004'ün şampiyonu Yunanistan 2006 Dünya Kupası'nda yok. İstisna var, 2006 Dünya Kupası'nın 4 yarı finalisti de Euro 2008'de... Bu sefer de başka büyük İngiltere yok. Euro 2008'in yarı finalistlerine bakıyoruz, İspanya, Almanya, Türkiye, Rusya... İspanya garantiledi gibi. Bu akşam garantileyecek en azından. Almanya ve Rusya aynı gruptalar, Almanya bir puanla önde. 10 Ekim'de Moskova'da karşılacak bu iki ekip. Biri kesin gidecek. İnşallah son istisna devam eder de seriyi devam ettiren biz olmayız...

Fantasy Premier League İstatistikleri


Liglere ara verilince, özledim hakikaten bu oyunu. En son hafta sürpriz deneyip kaptanlık pazubandını Gerrard'tan alıp Sagna'ya verince, tepetaklak oldum. Neyse, lig uzun...

Şimdi değinmek istediğim şey, oyuncu değerleri... Bilindiği gibi oyun Premier Lig'in resmi sitesinin oyunu. Dolayısıyla oyuncuların değerleri vs. bana göre çok önemli.

Kalede Reina ve Cech 6.5 puan ile ilk sıradalar. Van der Sar da onlarla eşitti, fakat sakatlığından dolayı oynayamadığı için 6.4'e düştü fiyatı. Bu 3 kaleciyi, 6.0 puan ile Almunia, 5.8 ile Tim Howard, 5.6 ile Shay Given, 5.5 ile Freidel takip ediyor.

En değerli defans oyuncusu 8.0'lık fiyatıyla Nemanja Vidic. Onu son haftalarda süper oynayan Glen Johnson takip ediyor 7.8 ile. İki Chelsea'li Bosingwa ve John Terry 7.5. Sakat Zhirkov'un değeri 7.3'e düştü. Joleon Lescott 7.2, Ashley Cole 7.1, Ricardo Carvalho ve sakat Fabio Aurelio'nun değeri ise 7.0. Adamım Carragher'ın değeri 6.9'a düştü, Chelsea'li Alex 6.8, iki Manchester'lı Rio Ferdinand ve Evra 6.7. Sakat oyuncuların değerinde büyük düşüş oluyor. Yoksa Rio Ferdinand'ın bu sırada olmasını kimse açıklayamaz...

Orta sahanın en değerli adamı 12.6 ile Steven Gerrard. Aslında o da Lampard gibi 12.5'tu ama değeri arttı. Bu iki futbolcuyu 10.9'la Arshavin takip ediyor. Arsenal'in diğer yıldızı Fabregas ise 10.6 değerde. Kuyt 9.5, Stephen Ireland ve sakat Joe Cole 9.0, Deco 8.5, Tim Cahill, sakat olan takım arkadaşı Arteta, Ashley Young ve Manchester'lı Valencia 8.3...

İleri uçta ise Fernando Torres 11.5'la ilk sırada. Onun ardından Rooney geliyor 11.0 ile. İki Chelsea'li Drogba 10.8, Anelka 10.3. Adebayor 10.1, Arsenal'in Hollandalısı Van Persie 10.0... Onları takip edenler ise sırasıyla, Berbatov (9.7), Robinho (9.2), Defoe (8.9), sakat Santa Cruz (8.8), Robbie Keane (8.5), Tevez (8.3), Michael Owen ve Agbonlahor (8.2)...

4-4-2 düzeninde bir takım yapılacak olursak, en değerli takım şöyle oluşuyor; Cech-Reina ikilisinden biri/Glen Johnson-Vidic-Terry-Bosingwa (mecbur sol beke yazdım)/Fabregas-Lampard-Gerrard-Arshavin/Fernando Torres-Rooney.

Kadroda sadece 2 Manchester'lının olması dikkat çekici (gerçi Van der Sar sakat olmasa 3 olacaktı). Manchester City'den de kimse yok...

Tuncay'ımız, Stoke City'nin en değerli oyuncusu, 6.0 fiyatı (orta saha ayrıca, forvet değil). Tuncay'ın ardından Beattie ve Fuller geliyor 5.8 ile.

Bazı ilgimi çeken detayları da paylaşmak istiyorum. Örneğin, Liverpool'un bütün maçlarında ilk 11 oynayan Mascherano'nun fiyatı sadece 5.0... Fazla gol/asisti olmadığı için mi böyle yaptılar, bilemiyorum. Yine Chelsea'de bayağı şans bulan John Obi Mikel 4.8 değerinde. Aynı şeyi Man Utd'de de görüyoruz, Scholes 6.0, Anderson 4.8. Anderson 4 maçın 3'ünde oynamadı, normal gerçi. Ama oynamaya başlarsa 7'ye mi çekecekler birden fiyatını?

İlerleyen haftalarda yine bir şeyler yazarım oyunla ilgili, şimdilik bu kadar benden...

8 Eylül 2009 Salı

İmkansız Bir Gol



Bu videodaki harikulade golü atan oyuncu Charles-Edouard Coridon. Çoğu kişiye tanıdık gelmeyebilir bu isim, normaldir. Coridon, 2005/06 sezonunda Ankaragücü'nde oynamıştı. Toplam 20 maça çıkmış ve 2 gol atmış Türkiye'de. Golü ise 20 Ekim 2004 tarihinde Şampiyonlar Ligi'nde Porto'ya atıyor. Yaklaşık 2 yıl önce hazırlanan Şampiyonlar Ligi tarihinin en iyi 50 golü listesinde 4. sırada bu gol...

Son Günlerden Kısa Kısa


- Böyle önemli turnuvalara sporcu gibi hazırlanırım ben de. Alırım kadroları ezberlerim, programları kaçırmam, okuyabileceğim her şeyi okurum. Küçüklüğümden beridir böyle. Fakat yıllardır ilk defa bir Avrupa Şampiyonasının başlamasını heyecanla beklemedim. Nedeni ise, Avrupa'nın en önemli oyuncularının çoğunun turnuvada bulunmaması. Bir anlamı kalmıyor. Bundan 10 yıl önceki turnuvayı hatırlıyorum, Carlton Myers, Gregor Fucka, Galanda, Marconato, Basile, Meneghin gibi yıldızları olan Tanjevic yönetimindeki İtalya, büyük yıldız Herreros'un dışında Reyes, De La Fuente, De Miguel gibi oyuncuları olan İspanya, kadrosunda Divac, Danilovic, Bodiroga, Obradovic ve daha nice önemli yıldızı bulunan Yugoslavya, Rigaudeau, Risacher, Foirest, Abdul-Wahad'lı Fransa, Vasily Karasev önderliğindeki Rusya (tabii Panov, Pachutin gibi adamları saymazsam çarpılırım), Karnisovas, Sabonis gibi süperstarları olan Litvanya ve Nowiztki'li, Okulaja'lı Almanya... Bunlardan önemlisi bizim kadromuzu çok seviyordum. Gerçi yanlış hatırlamıyorsam o kadroda Harun ve Orhun yoktu.

Tüm bu yazdıklarımın dışında turnuvaya gayet iyi başladık. Ender ve Oğuz maçın adamlarıydı benim için. Bu iki ismi özellikle yazıyorum, çünkü bana göre ekstra performans gösterdiler. Kritik 2 üçlük atan Sinan'ı da unutmamak lazım tabii. Çok şey beklediğim Ömer Aşık diğer maçlarda daha iyi oynar inşallah...

- Maça gidesim var bu ara... Galatasaray-Beşiktaş maçına gitmeyi düşünüyorum. Çok büyük ihtimal saatler öncesinden sıraya gireceğim deplasman tribünü bileti alabilmek için. Eğlence çıktı bana. İnşallah yağmur falan yağar da çok insan gelmez. Ben de unutamayacağım bir gün yaşamış olurum. Maçın Galatasaraylılar için ayrılan açık tribün biletleri tükenmiş bu arada. O olmazsa Bursa-Fenerbahçe maçına gidebilirim. Maçın biletleri daha çıkmamış. Açık kale arkası 20 tl, kapalı kale arkası 25 tl...

- Eyüpspor, Sarıyer'e 2-0 yenildi haftasonu. Bu hafta Akhisar Belediye ile oynuyoruz sahamızda. Türkiye Kupası'nda da Gebze'yi yenerek tur atladık. Bursa-Fener maçına gitmezsem, Eyüpspor'un maçına gideceğim pazar günü.

- A Milli Futbol Takımımız ile de ilgili bir şeyler yazmayı düşünüyordum ama Bosna maçı öncesi ne yazsak boş. Böyle kritik maçlardan önce yazılan hiçbir şeyin anlamı olmaz. Türkiye gider 5 atarsa veya 5 yerse hiç şaşırmam. Tuncay ve Arda'nın Estonya maçındaki performanslarını sürdürmeleri gerekiyor. Maçın bol gollü geçeceğini düşündüğüm için, 2 gol atamazsak (minumum) bu maçı kazanamayız. Gol yeriz kısaca...

NBA'de 2009 yazı - Bölüm 3: Charlotte Bobcats

Günaydın sevgili blog okurları, n'aber? Ben de iyiyim. Dün Litvanya'yı yendik ya, daha iyi oldum. Konuyu çok fazla bulandırmadan, Thunder'ı saymazsak NBA'in en yeni takımı olan Bobcats'i anlatmaya geçeyim. Bir kere, şunu söylemeden olmaz: takımın iki ortağından birisi Michael Jordan. Evet evet, şu altı tane şampiyonluk yüzüğü bulunan adam. Ancak saha içinde ne kadar iyi bir basketbolcuysa, saha dışında da o kadar kötü bir yönetici olduğunun sinyallerini veriyor yıllardır. Başka bir yazıda detaylıca incelenesi bir konu.

2. Charlotte Bobcats / 35-47 0.427 / Play-off yapamadılar

Kim bunlar: Yukarıda da yazdığım gibi NBA'in en yeni takımı. Beş yıllık bir mazileri var, bu beş yılın herhangi birisinde de play-off'lara kalabilmiş değiller; ancak galibiyet sayılarını bir grafiğe vursaydık düzenli bir yükselişin varlığını da görürdük (18->26->33->32->35). Geçtiğimiz sezonun başında Larry Brown koç olarak takıma dahil oldu. Ardından takımın en önemli isimlerinden Jason Richardson'ı Boris Diaw ve Raja Bell karşılığında Suns'a yolladılar. Birçok kişi bu takastan zararlı çıktıklarını düşünse de sonuç öyle olmadı ve öncesinde yirmi üç maçın on altısını kaybetmiş olan takım (galibiyet yüzdesi: %30,4) nispeten çok daha iyi bir performans göstererek kalan elli dokuz maçın yirmi sekizini kazandı (%47,5).

Takasın ardından takım tam bir "Larry Brown takımı"na dönüştü. Brown, çok başarılı bir isim olmasının yanı sıra, ligde genç oyuncuların performanslarını ileri taşımalarını en iyi şekilde sağlayan koçlardan birisi. Aynı zamanda hehangi bir oyuncunun ön plana çıkmadığı sistemiyle üç yıl çalıştırdığı Pistons'a bir şampiyonluk yaşatmayı başarmıştı. Öncesinde de Iverson'lı 76ers'ı çalıştırıyordu.

Geçen sezon Diaw takasının ardından takımın en önemli isimleri Gerald Wallace, Emeka Okafor, Boris Diaw, DJ Augustin, Raja Bell ve Raymond Felton oldu.

NBA'de yeni bir takım kurulduğunda, öteki takımlar kadrolarındaki şimdi hatırlamadığım sayıda oyuncuyu koruma altına alır, korunmayan oyunculardan seçilenlerle yeni bir kadro oluşturulur. Gerald Wallace da beş yıl önce Bobcats'e bu şekilde gelmişti. O zamanlar yalnızca "atletik bir oyuncu" olarak bilinen ve en büyük başarısı smaç şampiyonasında ikinci olmak olan Wallace, yeni takımında oynayacak oyuncunun da pek bulunmamasıyla süre almaya başlar. Hızla vites yükselten namıdiğer Crash, 2006 sezonunda lig tarihinde David Robinson ve Hakeem Olajuwon'ın ardından bir sezonda maç başına 2+ blok ve 2+ top çalma ortalamaları tutturan üçüncü oyuncu olur. Sakatlıklardan çok çeken bir oyuncu olsa da yıllardır çok iyi bir "iki yönlü" oyuncu.

Emeka Okafor ligde kendisinden beklenenleri tam olarak karşılamış sayılmasa da sağlam bir uzun. Ancak kendisinden uzunca bahsetmeye pek gerek duymuyorum, zira takas edildi.

Diaw Suns'taki kontrat yılında çıkış yapmış, sonrasında aynı takımda vasat bir performans sergilemiş çok yönlü bir oyuncu. Fransızın Bobcats'te yeniden kendisini bulduğu söylenebilir; ki zaten Suns'ta oynanan hızlı basketboldan ziyade, yarı saha hücumuna daha uygun bir oyun stiline sahip.

Felton zamanındaki draft'ta fazla yüksekten seçilmiş (ki bu takımın yüzü draftlarda hiç gülmedi), ortalama bir oyuncu. Oldukça iri yarı, çabuk, fena savunmacı değil, takımı yönetebiliyor, ancak pek hoşuma gitmeyen bir hücum anlayışı ve yine pek hoşuma gitmeyen bir şutu var.

Bell de Diaw'la birlikte takasla takıma dahil oldu. Yıllardır Suns'ın en iyi savunmacısıydı, play-off'larda Kobe'yi durdurmaya çalışmasını sürekli izlemiştik, ki Suns gibi bir takımda bu pek bir anlam ifade etmese de Bobcats'te işe yarıyor. Ayrıca iyi bir şutu var, iyi bir "rol oyuncusu," ancak yaşlanıyor.

Augustin henüz geçen sene lige dahil oldu. Koç Brown'ın sevdiği bir isim. Çabuk gard, iyi şutör, henüz 21 yaşında, potansiyeli çok ciddi.

Ne yaptılar: Drafttan Gerald Henderson'ı aldılar. O da Brown'ın seveceği bir oyuncu olsa da, gard mevkileri zaten oldukça kalabalık. Henderson da çok yönlü bir isim, özellikle iyi bir savunmacı ve Duke gibi en köklü kolej sistemlerinden birisinden geliyor.

Emeka Okafor'u Tyson Chandler karşılığında takas ederek kafalarda yeniden soru işaretleri yarattılar. İki oyuncunun karşılaştırmasını yapacak olursak; Chandler daha atletik ve daha uzun bir oyuncu. Ancak artıları burada bitiyor. Okafor'un Chandler'ın aksine sakatlık sorunlarının olmadığını hesaba kattığımızda Bobcats'in bu takası yapma nedeni kafa karıştırıyor. Akla uygun tek neden para. Chandler ve Okafor yıl başına benzer meblağlar alıyor olsa da ilkinin kontratının çok daha erken bitecek olması bir gerçek. Ancak Okafor yıl başına kazandığı yıllık 12-13 milyon doları birçoğuna göre hak ediyor. Yani kontratının uzun olmasında pek bir sakınca yok. Kısacası takas nerden tutarsanız elinizde kalıyor.

Ne beklemeli: Okafor takasından önce play-off yapma şansları olduğuna inanıyordum. Çünkü Brown gerçekten çok takdir ettiğim bir koç, ve umut da veriyorlardı. Ancak bu takas onları çok güçsüzleştirdi. Benzer şeyler Diaw takasından sonra da söylenmiş olsa da bence bu durum farklı. Muhtemelen Chandler sakatlıklarla boğuşurken New Orleans'ta Paul-Okafor ikilisi rakiplere kâbuslar yaşatıyor olacak ve Bobcats yönetimi de kafasını başını taşlara vuracak.

Görünüşe bakılırsa, bir başka 30 küsür galibiyetli sezon onları bekliyor. Chandler sakatlıklar yaşamazsa (düşük ihtimal) belki 40'a yaklaşabilirler.