30 Kasım 2009 Pazartesi

Kayıp Bir Adam: Onyewu


Transferi konuşulduğunda gaza gelip "Yeni Uche Olur Mu?" diye başlık atmıştım...

Milan'a transfer oldu, en azından en üst seviyedeki kulüplerden birine transfer olduğu için sevindim Onyewu adına... Fakat geride kalan maçlara baktığımız zaman Onyewu'nun Milano ekibinde hiç şans bulamadığını görüyoruz. Ligde 1 dakika bile oynamamış. Şampiyonlar Ligi'nde ise sadece 1-0 kaybettikleri Zurich maçında 60. dakikada Nesta'nın yerine oyuna girmiş. Yani 20 küsür maçta "30 dakika". Transferlerde en çok kızdığım olay budur. Belki biz alacaktık Onyewu'yu, harika bir performans sergileyecekti, daha iyi noktada olacaktık. Kim bilir?

Doğru Transfer




Beşiktaş'a transfer olduğunda "Beşiktaş'ın son yıllarda yaptığı en iyi transfer" yazmıştım, oyunuyla yüzümü kara çıkarmadı. Beşiktaş bugün bu noktaya geldiyse, sayılacak 2-3 isimden biri Ferrari'dir. Ferrari'yi bizim Lugano'ya tercih ederim, nokta. En azından onun gibi dengesiz değil, her maç "kırmızı kart görecek mi acaba?" düşünmüyor Beşiktaşlılar.

Beşiktaş 2002'nin Valencia'sı


Ülkemizde partiler ve takımlar genelde babalardan geçer çocuklara... Bizim aile biraz farklı. Babam Beşiktaşlı, annem Galatasaraylı, ben Fenerbahçeliyim. Dayım çok iyi bir Fenerbahçeli olmasaydı ben de büyük ihtimal Beşiktaşlı olurdum babam ve dedemden dolayı... Gerçi babam neredeyse bir 25 yıldır futboldan kopuk yaşıyor. 70'li yılların ortalarında, İnönü'deki maçların hemen hepsine giden bir insanken, yıllar içinde soğumuş ve "sen burada ağlıyorsun, parayı futbolcular götürüyor" çizgisine geldi... Hatta birkaç kez İnönü'ye duvarı/telleri tırmanıp bile girmiş, anlatır durur. Bundan 4-5 yıl önce tsunamizedeler için oynanan yardım maçına götürmüştüm ve çok çok uzun seneler sonra ilk defa İnönü'nün havasını solumuştu.

Fakat Beşiktaş'ın geçen yıl iddialı bir konuma gelmesiyle birlikte maçları yeniden takip etmeye başladı. Bunları neden yazıyorum, bu akşam dev Barcelona-Real Madrid maçı yerine Sivasspor-Beşiktaş maçını izledim. Dün ben babama Fenerbahçe maçını izletmiştim, bugün de o söyleyince kıramadım. Hem zaten Barcelona-Real Madrid maçlarının bu kadar konuşulmasına kıl oluyorum... Konuşulmasın demiyorum da bugün Arsenal-Chelsea maçı da vardı, Clasico'nun 10'da 1'i kadar hakkı verilse razıydım. İki maç arasında benim için büyük fark yok. Sanki Dünya Kupası finali oynanıyor...

Maça gelince... Elbette Beşiktaş'ın kaybetmesini istiyordum bir Fenerbahçeli olarak. Üstelik Beşiktaş puan farkını bu kadar eritmişken. Sivas'ı Galatasaray maçından beri izlememiştim. Maça çok iyi başladılar, 5. dakika civarı art arda birkaç atak yapıp yüklendiler. Fakat 10-15. dakikadan sonra güçleri yetmediğinden mi, Ertuğral'ın geriye çekilin direktifiyle mi bilemiyorum kendi alanlarına kapandılar. Beşiktaş da son maçlarda olduğu gibi geriyi sağlam tutarak hakimiyeti eline aldı ve kontrollü oynadı. Beşiktaş'ın iki beki, öncelikli görevleri defansa ağırlık verdiler. Bizdeki Carlos, Gökhan gibi ileri çıkıp geri gelmemezlik yapmadılar. Zaten skorlara da bakıldığında Beşiktaş'ın en önemli özelliği, gerideki 6'lıyı kontrollü oynatarak rakibe pozisyon vermemek. Bunda bugün de başarılı oldu Mustafa Hoca'nın ekibi. Son dakikalarda bir pozisyonu var Sivas'ın. Gerçi o gol olsaydı maç çok büyük ihtimal berabere biterdi, %100'lük denilenlerdendi fakat o pozisyon dışında Sivas'ın "ah şu kaçar mıydı be abi?" denilecek pozisyonu var mıydı? Ben hatırlamıyorum.

Beşiktaş golü attıktan sonra tempoyu iyice düşürerek -tabii bunda Sivasspor'un etkisizliği de var- herkesi resmen "uyuttu". Yan hakemin yanlış bayrağıyla Beşiktaş'ın 2. golünün de iptal edildiğini söylemek gerek. Orda doğru karar verilseydi maç farka da gidebilirdi. Sonrasında Bobo sakatlandı ve tabii ki bu oyuna olumsuz yansıdı. İkinci yarıda da Sivas adına olumlu giden bir şey yoktu. O an bahis oynama imkanım olsa Sivas gol atamaz diye yüklü bir para yatırırdım. Gol atabilmek için son dakikalara kadar hiçbir şey yapmadılar geride olmalarına rağmen. Zaten son dakikalarda bastırdıklarında da Beşiktaş'ın farka gidiyordu ama olmayınca olmuyor...

Beşiktaş'ın son 2 ayını Valencia'nın 2000'li yılların başındaki haline benzetiyorum. Hatırlanacağı gibi 2001/02 sezonunda şampiyon olmuşlardı. 38 maçta attıkları gol sadece 51'di. Yedikleri de 27... 9. sıradaki Bilbao onlardan 3 gol fazla gol atmıştı (gerçi 66 gol yemişlerdi). Beşiktaş da sezon sonunda atılan 50 gole karşılık yenilen 20 golle şampiyon olabilir... Kişisel görüşüm Fenerbahçe'nin de, Galatasaray'ın da kadrosu isimlere tek tek bakıldığında Beşiktaş'tan daha iyi ama önemli olan "takım olmak" ve son haftalara, özellikle de bu haftaya baktığımızda Beşiktaş'ın "takım" olduğunu görüyoruz Fenerbahçe ve Galatasaray'ın aksine...

Sonuç ne? 8. hafta sonunda Fenerbahçe'nin 24 puanı vardı, Beşiktaş'ın 12. Şimdi 31'e 30... Kime sorsam Fenerbahçe ve Galatasaray 80 puan, Beşiktaş 60-65 puan civarı bitirir ligi diyordu (ben de böyle düşünüyordum)... İşte futbolun bu kadar sevilmesinin nedenlerinden biri de bu...

29 Kasım 2009 Pazar

Geçmiş Olsun Kazım


Fenerbahçe'nin ele avuca sığmaz futbolcusu Colin Kazım trafik kazası geçirmiş. Neyse ki ucuz atlatmış. Çok geçmiş olsun demekten başka yapabilecek bir şeyimiz yok... Olay ile ilgili gelişmeler şuradan okunabilir.



Daum: "Bu Kadro Şampiyon Olur"


Daum'un maçtan sonra yaptığı basın toplantısını dinlemedim, ama her zamanki gibi Fenerbahce.org'a koymuşlar. Başlık da, benim başlığa yazdığım "Bu kadro şampiyon olur" sözü. Şuradan okunabilir söyledikleri...

Şampiyonluk bu kadar önemli mi ya? Sen Kasımpaşa önünde "rezil" bir futbol sergiliyorsun, sonra da çıkıp bu kadro şampiyon olur diyorsun. Herkes biliyor zaten bu kadronun Türkiye Ligi için fazlasıyla yeterli olduğunu. Bu tarz politik açıklamaları bırakıp biraz da gerçeklerden bahsetsen? Radikal kararlar alsan? 81 puanla kaçan şampiyonluk mu Daum'u 65 puanla bile şampiyon olsa sevinecek hale getirdi bilemiyorum...

28 Kasım 2009 Cumartesi

Aykutsilin'in Zamanı Geldi


Fenerbahçe ilk 8 hafta puan kaybetmemişti. Kasımpaşa da ilk 6 hafta puan alamamıştı. Daum başta olmak üzere Fenerbahçelilerin geneli "süperiz" diyordu. Kasımpaşa oynadığı son 5 lig maçında 11 puan toplarken, Fenerbahçe'nin son 5 maçına baktığımızda (oynanmayan Ankaraspor maçı harici son 5 maç) sadece 4 puan kazanıldığı görülüyor...

Kasımpaşa'nın ilk 11'indeki 4 isim transferin son günü kadroya dahil edildi (Murat Erdoğan, Cenk, Ergün, Koray). Gökhan Güleç de 4 gün önce... Yani 5 futbolcu "istenmeyen isimler". Cenk 2 yıl Bank Asya'da oynadıktan sonra 35 küsür yaşında yeniden Süper Lig'de oynuyor. Gökhan Bursa'da düşünülmüyordu. Ergün ve Koray Gençlerbirliği'nde, Murat da Sivas'ta... Futbolseverlerin çoğu kaleci Tolga'yı yolda görse tanımaz. Moritz için "çakma Delgado" derler. Sedat da geçen yıl Bank Asya'da Rize forması giyiyordu. Kimler kaldı? Keller'in maliyeti nedir biri bana söylesin? 3 milyon Euro alan Deivid'in yarısı var mıdır bonservisi de dahil? Barış 1990 doğumlu bir çocuk, adını bugün ilk defa duydum... Yekta Fenerbahçe'de ilk 11'i geçtim ilk 18'e girebilir mi? Yılmaz Vural'ın büyük takımlarda şans bulamamasına hiç değinmiyorum bile... Bütün Kasımpaşa ekibini toplasan belki de Güiza'nın 14 milyon Euro olan bonservisi etmez.

Fenerbahçe yenilebilir, çok kötü de oynayabilir... Ama böylesine isteksiz, ruhsuz oynama hakkı yok hiçbir Fenerbahçeli futbolcunun. Üstelik Galatasaray maçını bir kenara koyarsak -zaten 10 senedir 1 puan bile verilmeyen bir maç- art arda bu kadar puan kaybı yaşamışken...

Tek tek futbolcu eleştirmeyi hiç sevmediğim gibi bu akşam bunu yapmak yersiz. "Vasatın üzerindeydi, 10 üzerinden 6.5 veririm" dediğim tek bir isim bile yoktu sahada... Volkan'ından Alex'ine, Lugano'sundan, Semih'ine...

Kasımpaşa 3 attı (son gol ofsayt gerçi), 5 de olurdu, 6 da... Fenerbahçe kötüydü demekten çok önce Yılmaz Vural ve öğrencilerini tebrik etmek lazım...

Bilica yoktu, Emre yoktu, Kazım yoktu, Andre Santos yoktu, taraftar yoktu... Bunlardan önemlisi Fenerbahçeli futbolcuların "isteği" yoktu.

Umarım bu maçtan sonra da sayın Christoph Daum, "Hatalarımızı biliyoruz, ders çıkartacağız" diye açıklama yapmamıştır. Aykutsilin yazdım başlığa, bilindiği gibi Aziz Yıldırım artık Daum'la birebir iletişime geçmiyormuş, futbol takımından Aykut Kocaman sorumlu. Aykut Kocaman'ı canım kadar severim ama eğer gerçekten sadece o ilgileniyorsa takımla -hiç sanmıyorum ama- artık bir şeyler yapması gerekli. Gerekirse bazı futbolcular kadro dışı bırakılır, gerekirse çok ağır cezalar verilir. Gerekirse yeni alınanlar da dahil olmak üzere 3-4 futbolcu gönderilir, yenileri alınır. İşlerin yolunda gitmediği takım Beşiktaş'ın 12 puan önündeyken de belliydi ama maalesef anca fark 1 puana düşünce -tabii yeneceği garanti değil Beşiktaş'ın- önlemler alınıyor.

Henüz maçla ilgili hiçbir yorumcuyu dinlemedim ama büyük ihtimal hatalı gol yiyen Volkan'a, Alex'e, Güiza'ya, Önder'e yüklenilmiştir. Kazım 4 maç ceza aldı... Fenerbahçe'den ceza aldı mı? Bu takımın en kritik isimlerinden biri Bilica'nın boş yere aldığı ceza var. Yokluğunda 3 maçta 7 puan kaybettik. Ceza aldı mı?

Daha fazla uzatmak istemiyorum... Tekrardan tüm Kasımpaşalıları tebrik ederim. Kişisel görüşüm keşke 3 değil de 5 olsaydı da daha radikal önlemler alınabilseydi...

Kasımpaşa Maçı Öncesi


Galatasaray'ın da kaybetmesiyle, Fenerbahçe'nin Kasımpaşa ile oynayacağı karşılaşmanın önemi bir kat daha arttı. Tam kadro ve taraftarını arkasına almış bir Fenerbahçe rahat kazanır derdim -herkes de öyle derdi herhalde- fakat ne kadro tam, ne de taraftarlar stadı doldurabilecek. Tabii bir de Yılmaz Vural'lı Kasımpaşa, Trabzon camiasını karıştıran bir galibiyet aldı geçen hafta ve bunun özgüveniyle çıkacaklar sahaya...

Fenerbahçe'nin ideal ilk 11'i nasıldı bu sezon? Kalede Volkan, önünde Gökhan-Lugano-Bilica-R. Carlos (Vederson) dörtlüsü, orta dörtlüde Colin Kazım-Cristian-Emre-Andre Santos, forvet arkası Alex ve en ileride de Güiza. Baktığımız zaman 11 isimden 4'ünün bu akşam kadroda olmadığını görüyoruz. Açıklanan 11 ve yedekler şu şekilde;

Volkan/Gökhan-Lugano-Önder-R. Carlos/M. Topuz-Selçuk-Cristian/Alex/Güiza-Semih. Yedekler ise Volkan Babacan, Vederson, Ali Bilgin, Özer, Deniz, Uğur, Deivid...

İlk göze çarpan Alex-Semih-Güiza üçlüsünün sahaya aynı anda çıkacak olması. Bu sezon 22. resmi maçımız ve yanılmıyorsam bu üçlü ilk defa bir maça beraber başlayacak. Tabii maçın içerde ve nispeten zayıf bir ekibe karşı olması Daum'un böyle bir karar almasını sağlamıştır. Bu üçlü bu akşam çok iyi oynarsa ve anlaşırsa Daum devam eder mi, çok merak ettiğim bir konu.

Özellikle Emre ve Bilica'nın eksiklikleri çok önemli. Onlar olmayınca bu sene olmuyor...

Ayrıca gönderilmeyeceklerse Deivid ve Uğur'un bu takımda yavaş yavaş devreye girmesi lazım. Özer'i de şu an için düşünmüyor olmalı Daum, "oynatmalı" falan demiyorum artık. Nasıl olsa oynatmıyor...

Kasımpaşa ileri üçlüsünde de formda bir Moritz (bayağı da beğenirim), kalitesine ve attığı gollere rağmen büyük takımlarda oynayamayan, kariyerinin son yıllarına gelen Cenk İşler ve yeniden çıkışa geçmek isteyen Gökhan Güleç var.

Hakem hatalarının konuşulmadığı, bol gollü bir karşılaşma olur inşallah ve bu bayram akşamında tatsız tutsuz bir 2 saat geçirmeyiz...

İyi Bayramlar...


Tüm blog okurlarının geç de olsa bayramı sevdikleriyle, en güzel şekilde geçirmelerini diliyorum...

26 Kasım 2009 Perşembe

İki Galatasaraylı Daha Domuz Gribi


Arda Turan'ın ardından Ufuk Ceylan ve Emre Güngör de domuz gribi olmuş. Umarım daha da ağırlaşmaz hastalıkları ve kısa sürede iyileşirler Arda gibi... Zaten yapılan açıklamada hastalığı hafif geçirdikleri belirtilmiş.

Avram Grant Portsmouth'ta


2 gün önce Portsmouth'ta Paul Hart'ın görevine son verildiğini yazmıştım. Hemen yeni hocalarını bulmuşlar, yeni hoca Avram Grant. Grant bana göre Chelsea döneminde büyük iş yapmıştı, Portsmouth'u da küme düşme hattından uzaklaştıracaktır. Tabii transfer döneminde önemli 1-2 nokta ismin alınması gerekiyor...

Ferguson'ın Kabusu Türkler


- 20 Ekim 1993 / Man Utd-Galatasaray: 3-3
- 3 Kasım 1993 / Galatasaray-Man Utd: 0-0
- 28 Eylül 1994 / Galatasaray-Man Utd: 0-0
- 7 Aralık 1994 / Man Utd-Galatasaray: 4-0
- 16 Ekim 1996 / Fenerbahçe-Man Utd: 0-2
- 30 Ekim 1996 / Man Utd-Fenerbahçe: 0-1
- 28 Eylül 2004 / Man Utd-Fenerbahçe: 6-2
- 8 Aralık 2004 / Fenerbahçe-Man Utd: 3-0
- 15 Eylül 2009 / Beşiktaş-Man Utd: 0-1
- 25 Kasım 2009 / Man Utd-Beşiktaş: 0-1

Evet, 10 maç oynamış Manchester United Türk takımlarıyla. Dolayısıyla da Sir Alex Ferguson. Maçların sonuçlarını bilmeyen birine sorsak, 6-7'sini Manchester kazanmıştır, geri kalan maçların da yarısı berabere bitmiştir der. Fakat baktığımız zaman bu 10 maçın sadece 4'ünü Manchester kazandı. 3 maçta Türkler gülerken, 3 maç da berabere sonuçlandı. Manchester bu 10 maçta 16 gol atarken, biz 10 gol attık.

Beşiktaş'ın dünkü galibiyeti "küçümsenemez". "Manchester, Manchester'dır." Ben normalde Fenerbahçe dışındaki Türk takımlarını Avrupa'da desteklemem ama dün özellikle son dakikalarda bir Beşiktaşlı kadar gol yememesini isterdim Kara Kartal'ın.

Dediğim gibi küçümsenemez ama "değer farkı" olduğu da kabul edilmeli. Fenerbahçe-Galatasaray'ı karıştırmadan direkt Beşiktaş'tan örnek vereyim, 2003'te oynanan ve Sergen'in 2 golüyle deplasmanda kazanılan Chelsea maçıyla dünkü maçı bir tutamam kimse kusura bakmasın. Yine 3-0'lık Barcelona zaferiyle de...

Tuncay'ın hat-trick yaptığı Manchester maçında, örneğin bir Sevilla zaferinin 10'da 1'i kadar sevinmemiştim.

Ferguson yedek kadrolarla sahaya çıkarak Türk ekiplerini yeneceğini düşünüyor ama ikidir yeniliyor, bundan sonra böyle "hatalar" yapacağını sanmıyorum. Evet, bu bir hatadır. Hata olmasa skoru son dakikalarda hiç kafaya takmaz ve kaleci Foster'ı ileriye göndermezdi.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Yaşayan Efsane


Neredeyse 37 yaşına gelen Rüştü'yü acımasızca eleştirenler utansın...

Küfürün En Az Olduğu Yer Bizim Stat


Geçtiğimiz günlerde Taraf Gazetesi, Genç Fenerbahçelilerin önde gelenleri Sefa ve Amigo Yücel ile söyleşi yapmış. Sitede tamamı yoktu, Ali Murat Hamarat'tan rica ettim, sağolsun bana ulaştırdı. Gerçi pek uzun değil ama eminim ki okumak isteyenler vardır...

"Fenerbahçe’nin en büyük taraftar grubu Genç Fenerbahçeliler (GFB) ile beraberiz. Tribün lideri Sefa ve “amigo” Yücel.

-İlk Sefa ve gündem ile başlayalım. Son Galatasaray maçında yaşanan olaylar ve Beşiktaş maçında çıkması muhtemel olaylar hakkında ne düşünüyorsunuz? Tribünlerin holiganizme gittiği konuşuluyor, bunda sizin de bir payınız var mı?
Sefa: Holiganizmin hiçbir türüyle alakamız yoktur. Galatasaray maçındaki olayları biz yapsaydık herhalde bütün tribünü gözaltına alırlardı. Hüseyin Çapkın, İzmir’de görevliyken Karşıyaka ve Göztepe taraftarlarıyla düzenli olarak buluşuyordu. İşte o sayede tribün sorunları bitti. Ermenistan maçında tribün liderleri Köşk’e alındılar ve orada da bu sayede hiçbir sorun çıkmadı. Yaptırımla bir sonuç elde edilemez, insanlara insanca muamele edilmesi gerekiyor. Yıllardır İnönü’den galip dönüyoruz, inşallah bu sefer yine yeneceğiz. Her şeyden önemlisi küfürsüz, sorunsuz bir mücadele olması.

-Çarşı’nın lideri Alen Markaryan’a verilen cezayı onaylıyor musunuz?

S: Kesinlikle onaylamıyoruz. Aynı şeyler bizim başımızdan da geçti. Suçu olana ceza verilsin.

Y: Görüntüleri delil olarak gösteriyorlar, birçoğunda biz yokuz ama yine de ceza alıyoruz.

-Migros tribünlerinden, maratona geçiş nasıl oldu?

S: Migros’ta gene varız. Maraton’da E Blok’taydık, şimdi yerimizi değiştirdik. 1400 tane kombine aldık. Eskiden dört tribün ayrı ayrı bağırıyordu. Taraftar tribünü bizim için çok daha iyi oldu.

-“Sarı-lacivert Yücel” adıyla biliniyorsunuz. Şu “bir baba hindi” ne zaman başladı?

Yücel: Bu tezahürat, 40 yıl evvel de vardı Fener tribünlerinde. İçeriğinde hiçbir küfür yok. Biz bunu tekrar canlandırdık, böyle esprili tezahüratlar çok daha şık oluyor. “Sarı-lacivert” yakıştırmasını seviyorum. Maçlarda demire çıktığım zaman sarı ağırlıklı giyerim altımda da lacivert olur. Ben amigo adını da çok seviyorum. Amigo, arkadaş demek. Ne mutlu bana bir sürü arkadaşım var!

-Bedava bilet verilmediğini söylüyor Başkan, siz alabiliyor musunuz?

Y: Öyle bir şey sekiz yıldır yok. Hepimiz çalışıyoruz, iş güç sahibiyiz. Fener maçları bizim için bir gönül bağı.

-Tribün terörünün sona ermesi için ne yapmak gerekiyor? Siz kendinize suç buluyor musunuz?
Y: Muhatap alınacak kişiler tribün liderleri olmalı. İl Güvenlik Kurulu toplantılarına girebilsek çok daha iyi olur, bu anayasada var. Ama ne hikmetse o madde uygulanmıyor. Bizim hakkımızda konuşuyorlar ama cevap veremiyoruz. Küfrün en az olduğu yer bizim stat. Eğer fair-play ödülleri tribün gruplarına da verilirse bu bir teşvik olur. Küfrü önleyene ödül verilse her sene GFB alır.

-GFB olarak hedefleriniz nelerdir?

S: Ulaşacağımız hedeflerin hepsine ulaştık. Tek isteğimiz var, o da GFB ürünlerinin Feneriumlar’da satılması. Ben inanıyorum ki, ilerde, ama çok ilerde, bizden bir başkan adayı da çıkacaktır."

Daum Hep Korkak Mıydı?


Sezon başından beri Fenerbahçe az gol attığı, ilk golü attıktan sonra 2. ve 3. gol için saldırmadığı, maç genelinde sürekli önde basmak yerine daha kontrollü oynadığı için Daum'a "korkak" denip duruyor. Ben de eleştirip duruyorum Daum'u daha ofansif ve göze hoş gelen bir futbol oynatmadığı için. Fakat Daum'u hiç tanımayan biri bana sorsa "nasıl bir hocadır, hangi özellikleriyle öne çıkıyor?" diye, asla defansif bir futbolu tercih eden, "korkak" bir hoca demem.

Daum Fenerbahçe'deki ilk 3 sezonunda bilindiği gibi takımı 2 kez şampiyon yaptı, bir kez de şampiyonluğu son hafta kaçırdı. O 3 sezona baktığımız zaman takımın sırasıyla 82, 77 ve "90" gol attığını görüyoruz. Ortalaması "83"... Alman Hoca'ya korkak diyenler, o zaman ne diyorlardı çok merak ediyorum.

Daum "bu sezon" için "daha kontrollü" bir hoca olabilir. Zaman zaman espriyle karışık Daum'un yerine ikizinin geldiğini söylüyorum sezon başından beri. Ama adamı öyle bir eleştiriyorlar ki, sanki bu hoca daha önce takımı 55 gol, maç başına 1.6 gol ortalamasıyla şampiyon yapmış.

Bu konuyla ilgili yazılacak çok şey var. Kabul edilmeli ki 3-4 sezon önceki ofansif kadrosu yok Fenerbahçe'nin... Takımda 6 oyuncunun attığı toplam gol sayısı 73'tü 2005/06 sezonunda (Nobre 17, Tuncay 15, Alex 14, Anelka 10, Semih 9, Appiah 8). Bu sezon büyük ihtimal bütün takım bu 6 oyuncunun attığı gol sayısına ulaşamayacak, bayağı da altında kalacak (13 maçta 25 gol var şu an).

Bu takımın sol açığı Tuncay'ken -3 sezonda 41 gol atmıştı- şimdi kendi Milli Takımı'nda "bek" oynayan bir isim. Bu takımın sağ açığı önce Serhat, sonra Anelka'yken, şimdi "gol atamayan" bir Colin Kazım (61 lig maçında sadece 5 golü var). Appiah tek başına 8 gol atarken şimdi Emre-Cristian toplam kaç gol atar? Nobre 2.5 yılda 47 gol attı.

Daum'un oyuncu seçimi tercihleri, oyun sistemi, gençlere ve bazı oyunculara hiç şans vermemesi, yaptığı transferler, maç sonrası açıklamaları vs. eleştirilebilir ama "Daum genel olarak korkak bir teknik adamdır" demek fazla acımasızca...

24 Kasım 2009 Salı

Paul Hart Güle Güle!


Premier Lig'de oynadığı 13 maçta aldığı 2 galibiyet ve 1 beraberlikle sadece 7 puan toplayan ve son sırada bulunan Portsmouth'un menajeri Paul Hart, sonunda görevinden alındı.

İlk 7 haftayı puansız geçtikten sonra Wolverhampton'ı yenerek ilk puanlarını almışlardı. Ondan sonra Tottenham'a yenildiler, Hull City ile berabere kaldılar ve bu günlerde "9" gol sayesinde çok konuşulan Wigan'a 4 attılar. Herkes acaba toparlanıyorlar mı derken art arda 2 mağlubiyet daha aldılar ve teknik adam değişikliği kaçınılmaz oldu.

Daha 25 maç var ve ligde kalmalarını geçtim orta sıralara dahi yükselebilirler. Çünkü onların 7 puanı var, 17. West Ham'ın 11.

Tarihten İki Fotoğraf


Kartal Yine İlk Devrede Uçuyor


Bilindiği gibi Bank Asya'da İstanbul'u temsil eden tek takım Kartalspor. 2006/07 sezonu sonunda yükseldiler bu lige. Açıkçası ben bu kadar başarılı olmalarını beklemiyordum. İlk yıl 16. sırada küme düşen Elazığ'ın 8 puan üstünde ligi 13. sırada bitirdiler. Ama ilk yarı çok başarılıydılar, devreyi liderin 1 puan ardında 3. sırada tamamlamışlardı 31 puanla. Koca bir ikinci yarı boyunca sadece 11 puan topladılar.

Geçtiğimiz sezon da küme düşme tehlikesi yaşamadılar -33. hafta sonunda 11. sıradaydılar- fakat son hafta onlar kaybedip son sıralardaki takımlar kazanınca, Sakaryaspor 39 puanla küme düşerken, onlar 41 puanla 12. sırada tamamladılar sezonu. İlk sezon olduğu gibi yine sezona çok iyi başlamışlardı. 12. hafta sonunda liderin sadece 3 puan ardında 4. sıradaydılar.

Kartal'da bu sezon da bir değişiklik yok. Bank Asya'daki ilk 2 sezonlarında olduğu gibi süper bir performans gösteriyorlar. İlk 13 maç sonunda ligin en az gol yiyen ekibi onlar. 13 maçta sadece 9 gol yediler. İç sahada 7'de 7 yapıp 21 puan topladılar. Fakat deplasmanda ise 6 maçta 3 beraberlik, 3 mağlubiyetleri var. Fenerbahçe'nin biraz daha kötüsü diyebiliriz bu açıdan. Deplasmanda biraz daha iyi sonuçlar alırlarsa, zirveye yükselecekler. Lider Konya'nın 30 puanı var, onların 24 ve 4. sıradalar.

Teknik direktör Kadri Özcan bilindiği gibi Trabzonspor camiasının önemli isimlerinden ve bana göre de Bank Asya'nın önemli antrenörlerinden. Kadrosunda yakından tanınan Oğuz Dağlaroğlu, Serkan Özsoy, Kürşat Duymuş gibi isimler bulunan Kartal, geçen seneki gibi kadrosunu dağıtmazsa ve saçmasapan nedenlerle teknik adam değişikliğine gitmezse, bu sezon son haftaya kadar Süper Lig'i kovalayabilir...

Boliç ve Ekibi Şampiyon!


Devler Ligi'nin ilk 2 haftasındaki bütün maçları izlemiştim. Sonrasında yarı finallere dek hiç izleyemedim, bir de baktım bütün dengeler tersine dönmüş. Devler Ligi ile ilgili bloga yazdığım yazıda, Nouma'nın ekibinin 5., Boliç'in takımının 6. yani sonuncu olacağını düşündüğümü söylemiştim. Fakat yazının sonunda şunu belirtmiştim; "Tabii her an her şey değişebilir, Sergen-Nouma maçında oyun 5 dakikada 4-1'den 5-4'e dönmüştü. Çok büyük güç farkı da yok sonuçta takımlar arasında... Sonuncu olarak gösterdiğim takımda Boliç-Saffet-Tarık üçlüsü hırs yaparsa ve toparlanırsa şampiyon bile olabilirler." Dediğim gibi oldu ve son 2'de gösterdiğim iki takım final oynadılar.

Boliç'in takımına bir de Baliç eklenince -ben Hooijdonk'un takımına katılacağını sanıyordum- iyice toparlandılar ve dün akşam Nouma'nın ekibini 4-2 yenerek şampiyon oldular. Desteklediğim takımın şampiyon olmasına bayağı sevindim.

Son olarak, Baliç sana hala kırgınım...

Özür Dilemenin En Güzel Yolu


9-1'lik hezimetten sonra Wigan'lı oyuncular, deplasmana giden taraftarların masraflarını kendi aralarında topladıkları parayla karşılamaya karar vermişler. "Yahu onlara o kadar para koyar mı, göz boyamak için yapıyorlar" diyenlere ise, neden Türkiye'de böyle bir şey bir kez bile olmadı, olmasını geçtim fikri bile gündeme gelmedi derim...

Cemal Nalga Hadisesi


Olayın patlak vermesinden bu yana bayağı zaman geçti. Fakat hem yazacak vakit bulamadım, hem de nedir, ne değildir tam açıklanmadan yorum yapmak istemedim.

Aklıselim Galatasaraylıların da kabul ettiği gibi çok büyük bir rezalettir bu yaşananlar. Nasıl böyle bir şeye cesaret edebilmişler aklım ermiyor. İşin içinde parmağı olanlar oyuncak tabancayla banka da soymaya kalkışabilirler bu cesaretle vallahi. Bu tarz şeyler liselerde yapılır. Yanlış hatırlamıyorsam futbol takımı için biz de yapmıştık. Son sınıf öğrencilerinin oynaması yasaktı, şimdi nasıl yaptığımızı tam hatırlamıyorum ama lise 3'ten de 2-3 öğrenci bu tarz bir yöntemle oynatılmıştı. Ama bu dandik bir lise takımı, turnuvası değil, "Galatasaray".

Geçen gün Telegol'de de konuşuldu bu konu. Basketbolda galibiyete "3" puan verildiğini zanneden Sinan Engin, olayın çok büyütüldüğünü, Yiğit Şardan'ın istifasının gereksiz olduğunu söyledi durdu. Neden acaba? Daha önce yaptığı bazı şeyler yüzünden olabilir mi?

Olay büyütülmemiştir, gayet de normal bu kadar konuşulması. Olay basit bir Tufan-Cemal Nalga değişikliği değil, evrakta sahtecilik vs. var. Zaten öyle olmasa bu yüzden ayrı bir ceza almazdı Galatasaray.

Cezalara gelince... Daha önceden böyle bir şeyin eşi benzeri olmadığından, Galatasaray'ın küme düşürülmemesi doğrudur, yanlıştır diyemiyorum. Önemli olan bu tarz bir skandalı 3 büyüklerden biri yerine gariban bir Anadolu ekibi yapsaydı küme düşürülür müydü? Galatasaray yönetiminin yapacağı en doğru şey cezalar açıklandıktan sonra sesini çıkarmamaktı. Fakat Mehmet Helvacı cezaların beklediklerinden çok daha ağır olduğunu, itiraz edeceklerini söylemiş. Bence yanlışın üstüne bir yanlış daha yapmışlar.

Küme düşürülmedi Galatasaray ama %95 düştü gibi... Bu cezalarla ligde kalırsa şampiyondan daha büyük bir başarı göstermiş olur. Tufan'a verilen cezanın fazla, Kinsey'e verilen cezanın az olduğunu düşünüyorum. Ben olsam Kinsey'e minumum 4 maç ceza verirdim. Normalde daha da ağır olurdu da, kafasına şaplak atılmasını göz önüne alarak 4 maç diyorum.

Yiğit Şardan da istifa ederek saygınlığını koruyarak doğru olanı, kendine yakışanı yapmıştır. Olayın açığa çıkmasında payı olan Salsa Basket'e de teşekkürler...

En Büyük Suçlu Taraftar


Trabzon'un maçlarını sürekli izlemiyorum, anca özetlerini... Zaten Kendi Kalesine Gol Atan Kaleci varken -Kasımpaşa'da maçtaydı en son- derinlemesine bir Trabzonspor değerlendirmesi yapmak bana düşmez. Fakat gelinen bu noktada başkandan çok taraftarların suçlu olduğunu düşünüyorum. Hani "en büyük taraftar, futbolcular sahtekar!" diye bir söz vardır ya, bu sabırsız Trabzonspor taraftarı için maalesef bu geçerli değil...

Trabzonspor dramatik bir şekilde şampiyonluğu Fenerbahçe'ye kaptırdığı 1995/96 sezonundan beri kaç kez ilk 2'ye girmiş? Önce ona bakmak gerekir. Trabzonspor o yıl 82 puanla şampiyon olamadı. Zico'lu Fenerbahçe'nin 70 puanla şampiyon olduğu düşünüldüğünde çok büyük bir başarı bu. Tabii büyük bir yıkım yaşandı ve yıllar içerisinde az daha küme düşüyordu Bordo-Mavili ekip. 2001/02 sezonunda yaşananları, alınan kötü sonuçları hiçbir Trabzonsporlu unutamaz herhalde. 2003/04'te toparlanıldı, 8 sene sonra 2. olundu. Bir sonraki sezon da 2. oldu yine Trabzonspor, şampiyon Fenerbahçe'nin sadece 3 puan gerisinde kalındı. Fakat 2005/06'da çöküş yaşandı, şampiyon Galatasaray, Trabzonspor'un 31 puan önünde tamamladı ligi. Sonrasında da bu kötü gidiş devam etti, ta ki geçen sezona dek.

Ersun Yanal'la iyi bir form grafiği yakalandı, fakat önceki 3-4 yıldaki çok kötü durum unutularak taraftarlar şampiyonluk dışındaki bir dereceyi başarı kabul etmemeye başladılar. Tabii hepsi böyle değildir, az da olsa bir kesim 3-4. olsak da olur, yavaş yavaş istikrarı yakalamak daha önemli de demiştir. Fakat 20. haftaya Sivasspor ile birlikte lider girince, Trabzonsporlulara bir haller oldu. Yanılmıyorsam nisanın son haftası istifa etti Ersun Yanal. Sivasspor mağlubiyetinin ardından. O sırada lider Sivasspor'un 7, Beşiktaş'ın 6 puan gerisindeydi takım. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın da üstündeydi. Gerçi Ersun Hoca ayrıldıktan sonra kalan 5 maçın 4'ünü kazandı Trabzonspor, bir Fenerbahçe'ye yenildi.

E bu sezonu zaten herkes çok iyi biliyor. Ersun Yanal'ı çok seven bir futbol seyircisi değilim, fakat iyi mi oldu şimdi? Sen o kadroyla Fenerbahçe ve Galatasaray'ın üstündeysen, çok başarılı olmasan da başarısız değilsindir. Belki bu yıl, veya önümüzdeki yıl şampiyonluğa oynayacaktı Trabzonspor? Ayrıca Trabzonspor'un kadrosunun da öyle çok kaliteli olduğunu kimse iddia edemez herhalde. Sadri Şener'in suçu var Ersun Yanal'ın arkasında durup göreve devam etmesine sağlayamadığı için. Ama taraftar baskısı olmasa Ersun Yanal belki hala görevdeydi. Trabzonsporlulara soruyorum, iyi mi oldu Ersun Yanal'ın ayrılması?

90'lı yılların 2. yarısında Fenerbahçe nasılsa, 2 günde nasıl teknik direktör ve takımdaki bütün dengeler değişip kaos ortamı yaratılıyorsa, Trabzonspor camiası da o hale geldi. Belki de Fenerbahçe'yi bile geçti... Trabzonspor'un sabırsız taraftarı, başarıyı haketmiyor...

23 Kasım 2009 Pazartesi

Hertha Berlin Puan Aldı!


Geçen sezonu 4. sırada bitiren -şampiyonun sadece 6 puan gerisindeydi- Hertha Berlin, bu sezon sefilleri oynuyor. Puan aldıklarında sevinir hale gelmiştir büyük ihtimal taraftarları. Sivasspor bu yıl hangi hale düştüyse, Hertha da o halde. Teknik direktör değişikliği de olmasına rağmen neticeye bakıldığında büyük bir aşama kaydedilemedi. Lig başlayalı 13 hafta oldu, ilk haftada alınan galibiyetten sonra 11 haftada sadece "1" puan almışlardı, 5. puanlarını da bu hafta Stuttgart deplasmanında aldılar. Leverkusen'in golcüsü Kiessling'in 9 golü var, onların toplam 8... Durumu bu özetliyor. Devre arasında önemli takviyeler yapıp işleri yoluna koymaya başlamazlarsa, Hertha Berlin'siz bir Bundesliga seyretmek zorunda kalacağız...

22 Kasım 2009 Pazar

Bir Uğur Boral Vardı Ne Oldu Ona?


Fenerbahçe kadrosunda bu sezon Daum'un unuttuğu birçok isim var. Bunlardan biri de Uğur Boral. Uğur'un öyle büyük bir hayranı değilim, devamlı ilk 11'de oynamalı vs. de demiyorum. Ama 3. Lig'de Alibeyköyspor'da oynarken 2.5 yıl gibi bir sürede Gençlerbirliği'nde direkt oynamaya başlayan, Milli Takım'a kadar yükselen, Milli Takım ve Fenerbahçe'nin bazı önemli maçlarında yıldızlaşan, gününde olduğunda kimsenin karşısında duramadığı bir isim.

Uğur Boral'ın bu kadroda, oyuncular bu form durumundayken kesinlikle daha fazla şans bulması gerekir. Direkt oynamaz da 65'te, 70'te oyuna girer. Ama Daum onu ilk 18'e bile almıyor. Özellikle önemli maçlarda çok ekstra bir performans sergileyen Uğur, dünkü maçta sonradan oyuna girse bile önemli işler yapabilirdi. Fenerbahçe bu sezon lig, Süper Kupa ve Avrupa Ligi'nde toplam 21 maç oynadı. Uzatmaları saymazsak 1890 dakika eder. Uğur bu 1890 dakikanın sadece 231 dakikasında oynadı. İlk 11'de başladığı maç sayısı "2". O maçlar da Sion ve Sheriff maçları.

Her teknik direktörün tercihleri ayrıdır, Daum Uğur'u kadrosunda düşünmeyebilir. E peki o zaman sezon başı bu çocuğu Espanyol istediğinde neden gitmesine izin verilmedi de koca bir ilk yarı boyunca zaman zaman kulübede, zaman zaman tribünde oturması sağlandı? Kimse kusura bakmasın da Uğur Boral'ı kadrodaki diğer müzmin yedek Ali Bilgin'le bir tutamam...

Tehlike Çanları


Öncelikle Beşiktaşlıları tebrik etmek istiyorum. Sevinmek hakları, net skorla ezeli rakiplerini ve lideri mağlup ettiler. Fenerbahçe'den daha iyilerdi maç genelinde.

Az önce bir arkadaşımla konuştum, "Gökhan Gönül'ün pozisyonunda hakem penaltıyı verse, Alex'in de direkten dönen frikiği gol olsa, şimdi başka şeyler konuşuyor olacaktık. Üstüne bir de son gol kabak gibi ofsayt" dedi. Arkadaşım haklı ama mazeret değil bunlar. Fenerbahçe'nin aynı futboluyla maç berabere bitseydi, Fenerbahçe'nin vasat futboluna, oyuncuların çoğunun isteksiz olmasına önlem alınmayacak mıydı Daum maçtan önce "1 puan çok iyidir" dediği için? Şanssızlık -direkten dönen frikiğin yanında, Fink o golü 50 kere vursa zor atar bir daha- hakem faktörü vs. Fenerbahçe'nin "daha iyi" oynamasına engel değildi.

Tehlike çanları çalmaya başladı... Karalar bağlamaya gerek yok, her sene yenecek değiliz sonuçta Beşiktaş'ı evinde. Son 4 senedir yeniyorduk, son 11 seneye baktığımızda da 7'ye 4 üstünlüğümüz var. Ama başta Daum olmak üzere bütün Fenerbahçe ekibinin oturup düşünmesi gerekir. Bunu sadece bu maçın neticesi kötü diye söylemiyorum, son 5 maçta -üstelik birinde oynanmadan 3 puan haneye yazıldı- kaybedilen 8 puan var. Zaten neticeden çok haticeye baktığım için alınan 3 puanlara rağmen sık sık eleştirdim Daum'u ama sonuç geldikten sonra o eksikler üzerinde pek durmuyor galiba... İçeride şimdiye kadar puan kaybetmedik fakat kalan 2 maçımız seyircisiz. Üstüne son 3 deplasmanda sadece 1 puanımız var ve devre bitene dek Eskişehir ve Trabzon'la oynayacağız. Maç öncesi son 5 maçta 11 puan alırsak sevinirim diyordum, puan alamamamız hedefimi son 4 maçta 10'a çekti. Hafta içinde derbiye, önümüzdeki maçlara, takımın durumuna, hiç forma şansı bulamayan oyunculara yeniden değineceğim...

Edit: Son olarak unuttuğum bir şeyi ekleyeyim. Maçı izlediğim kafede ilk yarıda gol atamadığımız için yerimi değiştirdim. Yaparım böyle türlü türlü şeyler sürekli olmasa da. Yerimi değiştirir değiştirmez 2 gol birden yedik. Son dakikalarda eski yerime geçsem de fayda etmedi. Yenilginin sorumlularından biri de benim, yerimi değiştirmeseydim bunlar olmazdı. :)

20 Kasım 2009 Cuma

Alen Markaryan - Demet Karabulut


Basın yanlış/eksik yazmadıysa Demet Karabulut "6 ay basketbol maçlarına girmeme cezası" almış. Yani bütün futbol maçlarına gidebilecek. Öyle değilse düzeltin. Gerçi Fenerbahçe Yönetim Kurulu'nun kombinesini iptal edeceği söyleniyor -çok büyük ihtimal de ederler- fakat televizyonda dinlediğim saatler boyunca anladığım kadarıyla öyle veya böyle, kombinesi iptal edilse dahi bütün maçlara gider kendisi. Üstelik yine bugün basında okuduğum kadarıyla İnönü deplasmanına gidebilmek için bu sabah bilet kuyruğuna girmiş. Bilet aldığı yazmıyor haberlerde ama almıştır.

Bir yanda da Alen Markaryan var. Bilindiği gibi 30 küsür Beşiktaşlı ile beraber "1 yıl futbol maçlarına girememe cezası" aldı. Derbide de tribünde olamayacak. Direkt olarak neden ceza aldığı biliniyor mu? Kimseyi dövmüş mü, olay çıkardığı görülmüş mü, kendisine küfür edildiğinden, yabancı madde atıldığından dolayı rakip takım taraftarlarını tahrik etmiş mi?

Günlerdir konuşuluyor tribün terörünün bitmesi için yapılması gerekenler. Diğer olay çıkaranlar -özellikle de Kinsey'in kafasına şaplak atan adam- ne kadar ceza aldı bilmiyorum ama ibret olsun diye normalden daha da ağır cezalar alması gerektiği söyleniyordu bu insanların. Fakat Demet Karabulut 6 ay ceza alırken, bu sürede sadece ama sadece basketbol maçlarına gidemeyecekken -zaten derbiler ve Euroleague maçları haricinde basketbol maçlarına gidiyor mu tartışılır- ve derbide İnönü'de olacakken, Alen Markaryan direkt olarak hiçbir suçu görülmemişken, görüldüyse de halka açıklanmamışken İnönü'de olamayacak, 1 yıl cezası var.

Neden ona 6 ay da, diğerlerine 1 yıl? Adalet bu mudur?

Edit: Yazmayı unutmuşum, geçen gün açıklama yapıldı, "Demet Karabulut sadece basketbol değil, bütün karşılaşmalara giremeyecek" diye. Basında çıkan haberler eksik/yanlışmış. Yani İnönü'ye de girememiş olması gerekir.

19 Kasım 2009 Perşembe

How It's Made? Euro 2012 Qualifying Draw



Nasıl oluyor da oluyor köşemizde (böyle bir köşe yok aslında, dönmeye çalışmayın) bu hafta ayağımın tozuyla Euro 2012 Eleme Grupları'nın kurasını incelemeye karar verdim. Hazır UEFA milli takımlar puan sıralamasını deklare etmişken, biz de bu sıralamaya ve akabinde kuraya bir açıklık getirelim, değil mi?

Evvela en güncel haliyle, Türkiye'nin Avrupa 15.'si (yürü be! eheh) olduğu sıralamayı bir izah edelim; sıralama kriterleri sırasıyla şöyle,

- 2006 Dünya Kupası Finallerinde ve eleme gruplarında elde edilen puanlar (%20 oranında etki ediyor)

- 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası Finallerinde(halk arasında Euro 2008 olarak da anılır) ve eleme gruplarında elde edilen puanlar (%40 oranında etki ediyor, etmese halimiz nice olurdu...)

- 2010 Dünya Kupası Eleme Grupları'nda elde edilen puanlar (40% oranında etki ediyor)

İşte bu hesaba göre, A milli futbol takımımız maalesef İsviçre, Çek Cumhuriyeti, İsveç, Sırbistan gibi ekiplerin arkasında, 15. sırada kalıyor. Peki bunun neticesinde ne oluyor?

Bunu izah etmek için, öncelikle 2012 Dünya Kupası Eleme Gruplarının nasıl oluşturulacağını anlatalım. Olay şöyle,

- UEFA'da 53 tane federasyon var, ama bunlardan ikisi zaten turnuvayı düzenleyen uluslar olduğu için (Polonya ve Ukrayna) eleme gruplarında toplam 51 takım mücadele edecek.

- Bu 51 takım, 6 takımdan oluşan 6 gruba ve 5 takımdan oluşan 3 gruba ayrılacak (saydım, 51 ediyor cidden, eheh)

- Torba olayı da şu şekilde; toplam 6 torba olacak. İlk 5 torba 9 takımdan, son torba, yani 6. torba ise 6 takımdan oluşacak (bunun da sağlamasını yaptım, tutuyor)

Peki ne oldu da mağdur olduk?

Mağdur olduk, çünkü 1. torbayı oluşturan 9 takım arasında yer alamadık; şayet sıralamada 6 basamak daha üstte olabilseydik, kuraya 1. torbadan katılacaktık.

Peki bu dünyanın sonu mu?

Bence değil. Şimdi olayın "ulan sabahtan beri torba morba dedin kafamızı karıştırdın adam gibi birşey söyleyeceksen söyle" versiyonunu aktarayım size, kararı siz verin;

Eğer ilk 9'a girebilmiş olsaydık, İspanya, İtalya, Fransa, Hırvatistan, İngiltere, Almanya, Portekiz, Rusya ve Hollanda takımlarından hiçbiriyle eşleşmeyecektik. Şimdi bunlardan bir tanesiye eşleşmek zorundayız.

Bana göre bu üstte saydığım takımlardan (Rusya hariç) hiçbiri grup liderliğini Türkiye'ye kaptırmaz. Belki plase olarak da Hırvatistan ile çekişebiliriz; ama Hırvatlar şampiyonada değilse bile, eleme gruplarında rakiplerinin anasını ağlatan bir yapıya sahip.

Kısaca işimiz zor.... ve bize yine çok büyük ihtimalle ikincilik yani play-off yolları görünüyor. Şimdiden vatana millete hayırlı olsun. Milli takımın başına geçmeyi düşünen (yerli olur, yabancı olur, çifte vatandaş olur) hocaya da sabırlar diliyorum.

Bu Sefer Güldürmedi!..


Yazacak çok şey var ama ilk olarak beni etkileyen konu hakkında yazmam gerek. Bana "Fenerbahçe'de oynayan futbolcular dışında en sevdiklerini sıralar mısın?" diye sorsalar, ilk sıraya açık ara Thierry Henry'yi koyarım. Onun kadar kimseyi de sevebileceğimi sanmıyorum bundan sonraki hayatım boyunca. Beni 2002 Dünya Kupası'nda Uruguay maçında çok üzmüştü, aradan geçen 7.5 senenin ardından dün gece yine "yıkıldım". İnsan çok sevdiklerine kızamaz, kırılır. Ben de kızgın değil, kırgınım. Onu aşırı derecede seven yüzbinlerce insana bu hareketi nasıl açıklayacak merak ediyorum. Hiç mi düşünmedi acaba Dünya Kupası'na gitmek kadar onun insanların gözündeki itibarının da önemli olduğunu? Çok çok ekstra bir açıklama yapmazsa, bugünden itibaren Henry futbol hayatını bırakana dek, benim için "sıradan" bir futbolcudur. Onu eski güzel günlerle hatırlamak en iyisi... Baliç, Revivo vs. oyuncuları hatırladığım gibi...

18 Kasım 2009 Çarşamba

Derbinin Hakemi Fırat Aydınus


Aydınus ilk Beşiktaş-Fenerbahçe maçını 30 Ekim 2004'te İnönü'de oynanan karşılaşmada yönetmişti. Hatırlanacağı gibi Beşiktaş maçı 2-1 kazanmıştı. Sonrasında 18 Eylül 2005 tarihinde yine İnönü'de oynanan maçı yönetmişti, Tuncay'ın son dakika golüyle bu sefer Fenerbahçe 2-1 galip gelmişti. Yönettiği diğer Fenerbahçe-Beşiktaş maçları ise, 11 Nisan 2007'de oynanan ve Beşiktaş'ın 1-0 kazandığı kupa maçı, hemen ardından 5 Mayıs'ta sahaya çıktığı ve Fenerbahçe'nin İnönü'de Kezman'ın golüyle 1-0 kazandığı lig maçı ve yine aynı yıl 5 Ağustos'ta Fenerbahçe'nin 2-1 kazandığı Süper Kupa maçı... 5 maçın 3'ünü Fenerbahçe, 2'sini Beşiktaş kazanmış.

2.5 sene geçmiş Fırat Aydınus'un bu derbiyi son olarak yönetmesinin üzerinden. Hakem konuşmayı pek sevmem, zaten bu tarz maçları yönetebilecek hakem sayısı sınırlı. İnşallah sonuca etki edecek hatalar yapmaz.

Fenerbahçe'nin Devre Arasında Transfer İhtiyacı


Transfer sezonun başlamasına 6 hafta gibi bir süre kaldı ve teknik adamlar şimdiden oyuncu arayışlarına girmişlerdir. Fenerbahçe de en azından puan olarak istenilen yerde, hatta benim hedefimin üstünde. Tabii kalan 5 maçta beklenenden fazla puan kaybı yaşanabilir, 3 zorlu deplasman var (Beşiktaş, Eskişehir, Trabzon). Üstüne Kadıköy'deki iki maç da seyircisiz oynanacak. 11 puan toplarsak sevinirim.

Transfere ise anca kadrodan futbolcu gönderilirse sıcak bakabilirim. Yani takım iyi giderken -son 5 maçtaki duruma göre fikirlerim değişebilir- kimseyi göndermeden futbolcu almak pek de akıl karı değil. Yabancılardan Güiza ve Roberto Carlos'un sık sık gideceği söyleniyor. Hatta Carlos büyük ölçü de gitti deniyor ama Fenerbahçe yönetimi de "bir yere gidemez" diyor. Güiza konusunda da pek fark yok. Ben tek santrforla devam edileceği için o pozisyona uygun bir isim alınacaksa Güiza'nın ayrılmasına sıcak bakıyorum fakat "güçlü" bir ileri uç adamı alınmayacaksa Güiza kalsın. Benim adayım Everton'ın Nijeryalı futbolcusu Yakubu. Ağır bir sakatlık geçirdi ve uzun dönem futboldan uzak kaldı, yavaş yavaş oynamaya başladı. Bu yüzden alınması daha kolay olabilir. Basında Luis Fabiano vs. haberleri var, geleceğine ihtimal vermediğim için konuşmuyorum bile üstünde.

Devre arasında yabancı transferine karşı olmamın nedenlerinden biri de ilk devre Avrupa Kupaları'nda oynadıysa Fenerbahçe'nin UEFA Avrupa Ligi maçlarında forma giyemeyecek olması. Güney Amerikalı futbolculardan da bıktım...

Kadrodaki 8 yabancıdan bir de Deivid'in gönderilebileceği söyleniyor. Ben dediğim gibi pivot santrfor transferi durumu dışında bütün futbolcuların kalmasından yanayım. Düzenli şans bulduğu takdirde Deivid de önemli işler yapacaktır.

Türklerden ise forma şansı bulamadığı için Uğur Boral'ın ayrılmak istediği haberleri var. Uğur Boral'ı severim genelin aksine, sezon başı da Espanyol istemişti ama gitmesine izin verilmemişti. İyiliği için olacaksa ayrılmasını isterim, çünkü Daum onu kafasından silmiş durumda. İlk 18'e bile giremiyor genelde. Gerçi Carlos ayrılırsa ve yerine adam alınmazsa olası bir sakatlık durumunda şans bulabilir Santos-Vederson ikilisinden birinin geriye kaydırılmasıyla.

Benim düşüncelerim bunlar. Kadronun yeterli olduğunu düşünüyorum. Semih hakkında bir şey yazmadım, en azından sezon sonuna kadar ayrılacağını sanmıyorum. Sadece kaleye ve ileri uca 3. bir isim alınsa iyi olur. Tabii bu isimlerin gerekirse bir maç bile oynamamayı, hep tribünde oturmayı sorun etmemesi lazım. Sezon başı Gökhan Tokgöz ve Mehmet Yılmaz'ı söylemiştim, Mehmet Yılmaz Eskişehir'de çok yararlı oldu. "Fenerbahçe'nin şu mevkide eksiği var, kesinlikle adam alınması lazım" diyenler yorum bölümünde belirtirse fikir alış-verişinde bulunabiliriz...

17 Kasım 2009 Salı

Türkiye'nin Yeni Yıldızı (!)

Sporla tamamen alakasız bir video ama blogu takip edenlerle paylaşmadan duramadım. Bu 4 küsür dakikayı bir arkadaşımın Facebook'ta "izle hadi izle" diyerek başımın etini yemesiyle izledim ve 2 gündür şoktayım. Ne diyelim, Allah şaşırtmasın...



Edit: Benim izlemediğim bir "şahane" video daha varmış;

İnönü'de Art Arda 5. Galibiyet Gelecek mi?


Ben şu an 1 puana razıyım ama Beşiktaş, evinde Fenerbahçe'ye karşı oynadığı son 4 lig maçında puan alamadı. Fenerbahçe Kadıköy'de Galatasaray'ı 10 senedir yeniyor, Galatasaray'ın yaşadığı baskı konuşuluyor ama Beşiktaş'ın evinde 4 maçta 0 puan alması da bence bayağı konuşulması gereken bir durum.

2005/06'da Tuncay'ın son dakika golüyle gelen galibiyet, ardından Kezman'ın golüyle kazanılan 3 puan, 2007/08'de 2 Alex golüyle ve geçen sene de Güiza-Semih ikilisiyle gelen zafer. Dolayısıyla Beşiktaş büyük stres altında çıkacaktır maça. Bu 4 maçın üstüne bir de Beşiktaş'ın bu sezonki durumu eklendiğinde %51 Fenerbahçe diyorum. Görüşleri ve tahminleri alalım...

İlla Katliam mı Olması Gerekiyor?


Türkiye'de oynanan herhangi bir maçta şöyle bir 40-50 kişi ölse -Allah korusun tabii ki de- olaylar biter, başkanlar ve yönetim kurulları "adam gibi" açıklama yapar, taraftarlar şöyle bir silkelenir ve kendine çeki düzen verir değil mi? E illa bunların olması için deprem vb. konularda olduğu gibi eylemin gerçekleşmesini mi beklemeliyiz?

Fenerbahçelisi Galatasaraylıyı, Galatasaraylısı Fenerbahçeliyi suçlar. Yönetimler aynı şekilde. "Ama Kadıköy'de de olmuştu bunlar!", "E ondan önce de Sami Yen'de oldu?", "Öncesi var ama?"... Bu nereye kadar gidecek çok merak ediyorum.

Bu maç özeline gelirsek... Suçludan çok ne var ki? Bu akşam 3.5 saat Son Kale'yi izledim Kanaltürk'te. Olayların içinde olan Fenerbahçeli kadın ve arkadaşı konuktu, daha sonradan da yumruk yiyen Galatasaraylı katıldı. Hakan Zat'ı sima olarak önceden de tanırdım. Birkaç sefer aynı ortamda bulunmuştuk, iyi biridir diyemem, insanları tanımak zor ama iyi biri gibi görünüyordu. Zaten bu akşam da nasıl biri olduğunu gösterdi, tebrik ediyorum kendisini. Fakat dün akşam her ne kadar "süper" bir tavır takınsa da, o gün o salonda olduğu için o da suçlu. 20'ye yakın kişi olduğunu söylediler bench'in arkasında. Muhtemelen hepsi Fenerbahçeliydi ve sponsorun verdiği davetiyeyle girdiler maça. Zaten kendileri de açıkladı. Üstelik salondaki bütün emniyet müdürlerine ve özel güvenlik güçlerine Fenerbahçeli olduklarını, hiçbir şekilde olay çıkarmayacaklarını söylemişler. Emniyet de büyük suçludur Fenerbahçelilerin o salona, en azından o kısımda oturmalarına izin verdikleri için, sponsor firma da. Ben de şimdiye dek rakip taraftarlar arasında birçok maç seyrettim. Büyük ihtimal önümüzdeki Beşiktaş-Fenerbahçe derbisini de Fenerbahçe tarafına bilet almam şu an için imkansız gözüktüğünden Yeni Açık'ta Beşiktaşlılar arasında izleyeceğim. Hatta en son Galatasaray-Beşiktaş derbisinde Beşiktaşlılarla birlikte deplasmana gittim. Bunda bir sorun yok fazla tanınan biri değilseniz. İlla o salonda bulunmak istiyorsan gidip Galatasaraylıların arasında oturacaksın. Bu kadar basit. Ben buna tahammül edemem veya "Beni tanırlar, dayak yerim" diyorsan da paşa paşa evinde oturacaksın.

Sonrası... Gerçekten caydırıcı cezalar verilmiyor, inşallah bundan sonra değişir. Daha geçen gün herkesin bildiği gibi Alen Markaryan ve Beşiktaş tribünlerinin önde gelen bazı isimleri 1 yıl tribünlere girmeme cezası aldılar. Tamam da bu da her şeyi halledecek mi? Hatırlayın, Genç Fenerbahçeliler'in lideri Sefa Kalya yasaklı olmasına rağmen -yanılmıyorsam o da o aralıkta 6 ay veya 1 yıl ceza almıştı- olay çıkacağını öğrenip, iki tarafı ayırmak için tribüne girmişti. Hatta net hatırlıyorum, o zaman Santra'ya bağlanmıştı ve Ersin Düzen tribüne yasaklı olmasına rağmen nasıl girdiğini sormuştu. O da "Çıkan olayı ayırmak için girdim, o durumda beni polisler nasıl engelleyebilir ki?" gibisinden bir şeyler söylemişti. Şimdi bu Beşiktaşlılara olaylar yüzünden ceza verilmedi mi? E yine olay çıksa, bence rahatlıkla stada girerler. Sonuçta kapıda duran polis, güvenlik sayısı belli. Tribünlerin önde gelenlerinin de güçleri... Alen Markaryan'ı Fenerbahçeli olmama rağmen bayağı severim, ceza almasını da istemezdim fakat gerçekten olaylar minumuma indirgenecekse Fenerbahçelisi de, Galatasaraylısı da, Beşiktaşlısı da, tribünlerin kemik tayfalarının "suçlu suçsuz" hepsi ceza alsın. Nihayetinde 5 yıl ceza verilmiyor, bakılır bu 1 yılda gelişme var mı yok mu diye.

Fenerbahçeli kadını savunacak halim yok. Bana kalsa çok ağır bir ceza -3 yıl iyidir- alsın. Fakat o da durup dururken mi yaptı bu hareketi? Yine aynı şekilde Nba'de oyuncuların aldığı cezalar örnek gösterilerek Kinsey ceza alsın diyorlar. Tamam alsın, ben almasın demiyorum da Kinsey o hareketi durup dururken yapmadı. Kinsey 1 ceza alacaksa, onun o hareketi yapmasını sağlayanlar -başta kafasına şaplak atan adam- 10 ceza almalı. Hatta o sahaya girenler en az 10 yıl, bu şaplak atan adam ömür boyu ceza almalı.

Fakat iş dönüp dolaşıp yönetimlere geliyor. Yönetimler saçma sapan açıklamalar yapıyorlar. İki büyük ekip, 100 yıllık çınarlar falan deniyor ya, hepsi lafta... İcraate gelince sanki o açıklamaları başkanlar, yönetimler değil de (ki hukuk adamları, profesörler de var o 15 kişilik ekiplerde) amigolar yapıyor. Yönetimler taraftarları provoke ediyor, bu çok net. Özür dilemem diyor bir tanesi. Nedeni ise bir önceki maçta diğer başkan onlardan özür dilememiş. E büyüklük sende kalsın? Bu nereye kadar devam edecek?

Dün akşama geri dönelim. Kinsey'den yumruk yiyen çocuk da programa katılınca tam da salonda yaşanan durumun özeti programa taşındı. Fenerbahçeli kadın "Fenerbahçe taraftarı bir kadına bunları asla yapmaz" dedi. Bunu gerçekten inanarak mı söylüyor gerçekten merak ediyorum. Bunu Fenerbahçelisi de, Galatasaraylısı da, Beşiktaşlısı da yapıyor dese olmaz mı? Yine teşvik primi alıp-verme konularında hep "Biz şimdiye dek bu tarz şeylere karışmadık, asla teşvik primi vermeyiz" diyenlerin göz göre göre yalan söylediğini herkes bilmiyor mu? Yumruk yiyen çocuk "Fenerbahçeli sarışın kadın o hareketi yapana dek tribünlerden sahaya hiçbir şey atılmadı, küfür edilmedi ve küfürlü tezahurat yapılmadı" dedi. Yahu bunu nasıl söyleyebiliyor? 3-5 sene önceki bir maçla ilgili dese hadi yanlış hatırlanabilir de, "küfür ettik, sahaya bir şeyler attık, suçumuzu kabul ediyorum" demek bu kadar mı zor?

İnsanlar gerçekleri ortaya koyup özeleştiri yapmak yerine, suçu karşı tarafa atmaya, kendini aklamaya çalışmaya bu düzende hep devam edecekler gibi görünüyor. İnşallah şu an önlemler alınabilecekken alınmadığı için ileriki tarihlerde bir katliam yaşanmaz. Yaşanırsa da kimse bunun hesabını veremez...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Derbi Biletleri Sonunda Satışa Çıkıyor


Beklendiği gibi 75 TL'den satışa çıkıyor yeni ve eski açık tribün biletleri. Yarın 10:00'dan itibaren alınabilecek. Fenerbahçe tarafı, yani deplasman tribünü biletleri ise perşembe sabah 10'da Saracoğlu-Migros yanındaki gişeden satılacak. Uzun zamandır derbiye hazırlanıyordum, fakat büyük ihtimal gidemeyeceğim. Cuma günü sınavım var ve perşembe sabahı Kadıköy'e gidip bilet almam imkansız. Kişi başı 1 bilet alınabilecekmiş, yoksa bir arkadaşıma aldırtırdım. Beşiktaşlıların arasında maç izlemeyi sorun eden biri değilim, şimdiye kadar 3 (ligde 2) maç izledim İnönü'de Beşiktaşlıların arasında ve 3'ünü de kazandık. Kafama eserse yarın sabah alırım yeni açık biletimi... Yoksa %95 tv karşısındayım. İnşallah olaysız, güzel atmosferli bir karşılaşma olur...

Türkiye Kupası Kuraları


A Grubu: Fenerbahçe / Eskişehirspor / Antalyaspor / Altay / Tokatspor
B Grubu: Galatasaray / Trabzonspor / Ankaragücü / Orduspor / Denizli Belediyespor
C Grubu: Sivasspor / Bursaspor / Denizlispor / Giresunspor / Tarsus İdmanyurdu
D Grubu: Beşiktaş / Kasımpaşa / İstanbul BŞB. / Manisaspor / Konya Şekerspor

Walter Mazzarri ve Napoli Mucizesi


Mazzarri 6 Ekim'de geçti Napoli'nin başına. Son Milan ve Juventus maçları çok konuşuldu ama bunun öncesi de var. 6 Ekim dedik, ilk maçına ayın 18'inde çıktı Mazzarri. Evlerinde Bologna'ya karşı oynadılar. 1-0 gerideydiler, 73'te eşitliği yakaladılar ve son dakikada Maggio'nun golüyle galip geldiler. Bir sonraki maçta Fiorentina deplasmanındaydılar ve yine Maggio'nun kaydettiği golle 1-0 kazandılar. Maggio bu sefer 89. dakikada attı. Devamındaki Milan ve Juventus maçları biliniyor zaten. Milan maçında dakika 5, 2-0 gerideydiler. 90. dakikaya kadar bu devam etti. Ama iyi oynadıklarını söylemeliyim. Uzatmalarda attıkları 2 golle eşitliği yakaladılar (German Denis'in golündeki sevinç görülmeye değerdi). Juventus maçında da deplasmanda 59. dakikaya 2-0 geride girdiler, sonuç 3-2! Bu ayın 7'sinde oynanan Catania maçını özel olarak bekledim yine aynı şeye imza atabilecekler mi diye... Hatta maçın ilk 85 dakikasını izlemedim, netten yayını açtığımda German Denis girmişti oyuna bir "acaba" dedim ama maç başladığı gibi 0-0 bitti.

Yakın zamanda ben böyle başka bir şey hatırlamıyorum... Hatırlayan varsa not düşsün. Bahis oynayanlar da Napoli'nin bu durumunu dikkate alsın.

Ankaragücü'ndeki Son Gelişmeler


Dün gece çok geç saatlere kadar Star'da Ertem Şener'in sunduğu ve Cem Dizdar, Bilgin Gökberk, Selçuk Yula ve Ali İsmet Ural'ın yorumcu olduğu Futbolig'i izledim. Aslında tamamını izleyemedim ama Ankaragücü'yle ilgili konuşmaların çok büyük bir bölümünü takip ettiğimi sanıyorum.

Önce Melih Gökçek bağlandı yayına. Uzun uzun konuştu. Neler söylediğini konuya biraz hakim ve Melih Gökçek'i daha önceden dinleyen herkes tahmin edebilir. Aslında kendisinin başkan olmak istediğini fakat Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu için başkan olamadığını itiraf etti sorulan bir soru üzerine. Hedefi Ankaragücü'nü şampiyon yapmakmış. Fakat oğlu kulübün başkanı olduğu ve son yaşananların belki de 1 numaralı adamı olduğu halde, çoğu şeyden haberi olmadığını söyledi. Yeni hocayla anlaşıldığı (ona da Allah sabır versin) ve Hikmet Hoca'yla da tazminat konusunda uzlaşmaya varıldığı haberi geldiğini söyledi. Bu arada Hikmet Karaman'a en çok kızdığı konulardan biri, yaptığı oyuncu değişikliğiymiş. "Şu oyuncu, şurada oynar mıymış?" Ciddi ciddi söyledi bunu ve Süper Lig'de görev alan bir antrenörün bunu nasıl yapabildiğini sordu. Lafın kısası Hikmet Karaman'dan taktik konuları daha iyi bildiğini sanıyor/zannediyor.

Daha sonra Ahmet Gökçek'le yapılan röportaj gösterildi. O da anlattı, anlattı ama boşuna... Hikmet Karaman'ın aslında tazminatın 1 milyon 700 bin dolar gibi yüksek bir rakam olduğu söyleniyor fakat sözleşme geçersizmiş Gökçek'lere göre. Bu durumda da aylarca geçersiz sözleşmeyle çalıştığı ortaya çıkıyor Karaman'ın. Oğul Gökçek'in Hikmet Hoca'ya kızdığı bazı noktalar şunlar; "Kamp yapılacak otelleri kendi seçiyor, bizim dediğimiz otele gidilmiyor, oyuncuları, prim sistemini o belirlemek istiyor. E o zaman biz ne işe yarıyoruz?" Söylediği buydu.

İki Gökçek dinlendikten sonra yorumcular Melih Gökçek'in "Hikmet Karaman'la da tazminat konusunda anlaşıldığı duyumunu aldım" demesi üzerine, Hikmet Hoca'yı eleştirmeye başladılar haklı olarak o kadar tantanadan sonra davadan döndüğü için. Sonunda Hikmet Karaman da bağlandı telefona. Durumu anlattı. Aslında 1 milyon 700 bin dolar değilmiş tazminatı. Bunun içinde şampiyonluk, Türkiye Kupası alınması vs. ekstra primleri varmış. Kendisi yıllık 700 bin dolar alıyormuş Ankaragücü'nden. Alıyormuş almasına da, şimdiye kadar 5 kuruş alamamış ve içeride 450 bin doları varmış. Ayrıca oyunculara, kulüp çalışanlarına da para verilmiyormuş ve bir zamanlar Fatih Terim'in de yaptığı gibi Hikmet Hoca ve bazı oyuncular kendi ceplerinden para vermişler ilk 18'e giremeyen oyunculara ve kulüp çalışanlarına "harçlık" sayılabilecek parayı. Melih Gökçek'in söylediği gibi de anlaşma falan yokmuş, olay mahkemedeymiş ve sonuna kadar hakkını arayacakmış.

Çok büyük ölçüde haklı olduğunu düşünüyorum ben Hikmet Karaman'ın. Elbette prim sistemini vs. Hikmet Hoca belirleyecek. Takım yavaş yavaş uyum sorununu atlatırken -Sezon başı Hoca'nın kalmasını istediği Mehmet Yılmaz vs. gibi oyuncuların ondan habersiz gönderilmesi, daha sonra da yine direkt Hoca istemeden Ankaraspor'un yarısının kulübe kazandırılması ayrı bir fiyaskodur- Galatasaray'ı öyle veya böyle 3-0 yenmişken, Melih Gökçek'in "Şu oyuncu stopermiş, sağ bek oynar mıymış?" demesi ve Hikmet Karaman'ın teknik adamlık bilgisini sorgulaması bir yana kendini ondan üstün görmesi insanın ağzını açık bırakıyor...

Şaka Gibi...


Ülkemizde başarıyla futbol oynayan ve şimdilerde -maalesef şimdiye dek desem daha doğru olacak- Yunanistan'da Tümer'in takım arkadaşı olan Antonio de Nigris de artık aramızda değil. Ölüm nedeni kalp krizi. Gerçekten inanası gelmiyor insanın böyle ölümlere...

15 Kasım 2009 Pazar

Rambo Okan Kadar Aklınız Yok


Takımların 1.000-2.000 kişilik kemik taraftarlarının birbirinden farkı yoktur benim gözümde. Karşıyakalısından, Karagümlüklüsüne kadar. Yüzbinlerce, milyonlarcasını değerlendirdiğimizde bazı ayırt edici özellikler ortaya çıkabilir ama bu 2.000 kişilik grupların hepsi aynı mantalitededir. Antu bütün Galatasaray taraftarlarını göstererek "Hayvan Sürüsüsünüz" yazmış (foto değiştirilmiş). Ayıp edilmesi bir tarafa, oradaki insanların arasında gayet efendi, okumuş, olaylardan uzak duran insanlar olduğunu bizzat ben biliyorum çünkü bir arkadaşım mesaj attı maçtayız diye... Çocuk Boğaziçi'nde Sosyoloji okuyor ve hayatında en ufak bir olay bile çıkarmamıştır. Fakat... Sahaya girip olay çıkaranlara, eline geçeni sahaya fırlatanlara aynı saygıyı gösteremem. Onlara insan desem, kendimden utanırım. Hayvan desem, güzelim hayvanlara ayıp olur. Fenerbahçe-Efes Pilsen maçının ardından olay çıkaranlar için "Fenerbahçeli Yaratıklar" başlığını atmıştım, bugünküler için de farklı bir şey düşünmüyorum. Rambo Okan'ı tanıyan biri olarak söyleyebilirim ki, o, sahaya olay çıkartmak için giren Fenerlisinden de, Galatasaraylısından da, Beşiktaşlısın dan da, x'lisinden de daha zararsız...

Domenech'ten Bile Kötü

14 Kasım 2009 Cumartesi

Sıra 200'de!


Casillas bu akşam Arjantin'e karşı 100. kez milli formayı sırtına geçirdi. Del Bosque de son dakikalarda onu oyundan alarak alkışlattı. Kalecilerin emeklilik yaşı düşünüldüğünde Casillas'ın rekor kırması sürpriz olmaz... Olan Reina'ya oldu, adam başka bir ülkenin formasını giyseydi 100'ü görebilirdi ama bu gidişle 40-50'yi bile geçemeyecek. Şampiyonlarda oynayamaması da cabası.

Louis Thomas Buffon









Ne anneye, ne de babaya benzetebildim ben Louis Thomas'ı. Gerçi Buffon kusura bakmasın ama hayat arkadaşı Alena Seredova'nın hastasıyım ve bir çırpıda sayacağım 10 güzelden biridir. Bakalım ileride babası gibi efsane bir futbolcu olabilecek mi?