20 Kasım 2010 Cumartesi

Cumartesi Maçları...


Kasımpaşa-Gençlerbirliği: Yılmaz Vural'ın öğrencileri Beşiktaş'tan puanı aldıktan sonra Sivas'ı da yendiler ve ligde kalmak için umutlandılar. Zaten onların 6, 15. sıradaki Konyaspor'un 9 puanı var. Konuk ekip Gençlerbirliği ise evinde genelde iyi sonuçlar alsa da, aynı başarıyı deplasmanlarda gösteremiyor. Deplasmanda 6 maçta sadece 2 puanları var. Berabere kaldıkları 2 maç haricinde kalan 4 maçta da 3'er gol yediler. Benim ilk tercihim Kasımpaşa yenilmez yönünde ama oranı düşük bulanlar üste yönelebilirler. Kasımpaşa'nın ligde oynadığı son 10 maçın 8'i üst bitti, üst bitmeyen maçlar ise son 2 haftada oynanan maçlar lakin Beşiktaş'la oynadıkları maça üst oynayanlar, son dakikalarda kahrolmuşlardır. Kasımpaşa yenilmezin İddaa oranı 1.27, üst ise 1.55.

Schalke-Werder Bremen: Bundesliga'da gayet kötü durumda olan iki güçlü takım karşı karşıya geliyor. Schalke son haftalarda biraz düzelme belirtisi gösterdi, evlerinde St. Pauli'yi 3-0 yendiler, geçen hafta da büyük bölümünü izlediğim maçta 2-0'dan gelerek beraberliği yakaladılar hücum hattı süper olan Wolfsburg karşısında. Gerçi Wolfsburg 10 kişi kaldı maçın son bölümünde ve Schalke bu dakikalarda bir gol daha atabilirdi. Bremen ise kupada Bayern Münih'e yenildi, ardından ligde Nürnberg'e evinde kaybetti, daha sonra Twente'ye mağlup oldu yine Bremen'de 2-0... Stuttgart'tan da 6 golü yiyince tam anlamıyla dibe vurdular. Ligdeki son maçlarında ise evlerinde Frankfurt'la golsüz berabere kaldılar. Garanti kuponlarda Schalke yenilmez oynanmalı, orta düzey kuponlarda ise Schalke galibiyeti veyahut 2.5 üstü seçeneği... Schalke kazanır 1.85, üst 1.50...

Beşiktaş-Konyaspor: Kara Kartallar'ın kesinlikle kazanması gereken bir karşılaşma, ama rakibin de en azından 1 puana ihtiyacı var. E Konya'nın hocası Ziya Doğan'ı da yakından tanıyoruz... Bu tarz maçlarda çok iyi kapanır takımları. Ben ilk yarının berabere biteceği düşüncesindeyim. İkinci yarı Beşiktaş'ın atacağı erken golle 2-3 fark da gelebilir ama 2.45 oranla ilk yarıya berabere bitecek bahsine oynamak gayet mantıklı bu şartlarda. İlk yarı berabere, ikinci yarı Beşiktaş'ın oranı ise 3.75...

Ajax-PSV: Ajax'a nazar değdirdim ve son haftalarda hiç de beklenmeyen sonuçlar alıyorlar. İzlediğim maçta evlerinde Den Haag'a 1-0 yenildiler, Den Haag 2-3'ü de bulabilirdi. Son maçlarında Alkmaar'a kaybettiler, öncesinde de Şampiyonlar Ligi'nde Auxerre'e kaybetmişlerdi. Lider PSV'nin 33, onların 27 puanı var. Bu maçı da kaybederlerse bu saatten sonra şampiyonluğu yakalamaları çok zorlaşır. Bu maçı çıkış maçı olarak görüyorum ve evlerinde lideri yenecekler diyorum. Oran 2.1.

19 Kasım 2010 Cuma

Nerede Hata Yaptık?


FM 2011 Değerlendirmesi


Bıraksalar haftada 80 saat oynayacağım için, Galatasaray'la yarım, Fenerbahçe'yle de 2 sezon oynayıp gerekli bilgileri kaydettikten sonra oyunu bilgisayardan sildim.

Henüz oynayamayanların "FM 2010'a göre ne değişiklikleri var?" diye sorduklarını duyar gibiyim. Onun için lafı hiç uzatmayacağım.

Her sene biraz daha gerçeğe yaklaştırılıyor oyun. Fm oynayanların belli bir bölümü "Oyun bu alt tarafı. O kadar ayrıntıya ne gerek var, onlarla uğraşana kadar, ohoooo..." diyor. Ama benim gibi bir tahtası eksik olanlar her sene yapılan eklemelerden memnun (en azından ben memnunum).

Bu seneki en büyük değişiklikler futbolcu menajerleri. Şimdiye kadar pazarlıkları hep oyuncuyla yapıyorduk, artık normaldeki gibi kendine de deli gibi para isteyen menajerler var. Hele Gökhan Gönül'ün oyundaki menajeri ile 3 tam sayfa yazabilirim... Menajerler dışında, oyuncuyla birebir diyaloğa giriyoruz, bu da ciddi bir detay.

Fenerbahçe'yle başladığım oyunda hiç transfer yapmadım sezon başında. Kimseyi de göndermedim, antrenörler dahil. 4-4-1-1 oynattım takıma Stoch-Emre-Özer-Mehmet Topuz'la. Dia genelde ikinci yarı girdi veya bir sakatlık olduğunda onu oynattım. Zaten Alex sezon başı 1.5-2 ay yoktu sakatlığı yüzünden ve o ara takımın dengesi bozuldu.

Şampiyonlar Ligi'nde ilk ön elemeyi geçtim, son ön elemede Celtic'e elenip UEFA'ya katıldım. UEFA'da işler iyi gitti, grupta PSG'nin önünde 1. oldum. Sonraki turlarda yine PSG geldi, eledim fakat çeyrek finalde Bayern Münih'e elendim, ki ilk maçı kazanmıştım 2-1 (4-1 kaybettim Almanya'da).

Ligde Galatasaray ve Bursaspor bayağı kötü idi. Şampiyonluk yarışında rakiplerim Beşiktaş ve 2. yarı harika bir performans gösteren Sivasspor'du. Onları geçerek 74 puanla şampiyon oldum, aslında daha fazla da puan toplayabilirdim ama Bayern'le oynadığım dönem ligde hep yedekleri oynattım ve bir sürü puan kaybettim. Derbilerde bayağı kötüydüm, Hagi'nin Galatasaray'ına hem içerde, hem de dışarda kaybettim. Ki o Galatasaray ligi yanılmıyorsam 11. bitirdi.

Alex'in değerini azaltmışlar, geçen sene çok iyi bir performans gösteren Emre'nin de arttırmamışlar. Stoch'u da düşük yapmışlar ve oyunda 2 sezonda da beklediğim verimi alamadım ondan. Alex de ilk yarı sadece 2-3 gol atabildi, laptop'ı kırıyordum... İlk sezon 3 penaltı kaçırdı, kesin bir iş var bunda ama çözemedim. İkinci yarı açıldı ve bir sürü gol attı. Niang'ın ligde 16 golü vardı, süper oynadı lakin gol kralı 22 golle Baros oldu.

Çok kötü performansa rağmen Hagi'yi kovmadı Galatasaray yönetimi. Beşiktaş onlara oranla çok daha iyiydi fakat Schuster'i kovdular. İBB falan da küme düştü.

İkinci sezona temizlikle başladım. Antrenörlerimin çoğunu değiştirdim. Bilica, Güiza'yı bedavaya gönderdim -ki Güiza'nın 2012'ye kadar da aldığı maaşın yarısını ben ödedim- Cristian, Gökhan Ünal ikilisini Bursa'ya kiralık verdim, Colin Kazım'ı da Deportivo'ya... Emre Temmuz gibi 4 aylık bir sakatlık geçirdi ve ben de yeni scout'larımdan birini Hırvat Ligi'ne göndermiştim, oradan Sammir diye harika bir Brezilyalı buldu ucuza ve onu aldım. Adını umarım yanlış yazmıyorumdur ama Dinamo'dan aldım 1987 doğumlu, kaçırmayın siz de.

Onun dışında Afellay, Yiğit İncedemir ve İvankov'u sözleşmeleri bittiği için bedavaya aldım. Defansta Yobo'dan çok memnundum, kalmasını istiyordum ama birazdan bahsedeceğim Gökhan Gönül'ün menajeri Yobo'nun da menajeriydi ve kulüple anlaşmama rağmen benden yılda 5 milyon euro istedi. Ben de Prödl'ı kiraladım.

2. sezonda ilk 11'im genelde şu şekildeydi Volkan/Gökhan Gönül-Lugano-Prödl-Caner (Andre Santos)/Mehmet Topuz (Özer)-Sammir (Emre)- Selçuk (Yiğit İncedemir)-Afellay (Dia)/Alex (Stoch)- Niang (Semih).

Niang 2. sezonda daha da süper oynadı, ilk 16 lig maçında 17 golü vardı sanırsam. Alex de ilk sezona oranla çok daha iyiydi. Ligde farklı sonuçlar almaya başlamıştım, Sammir de çok iyi oynuyordu ama bazı maçlar puan kayıpları yaşadım ve bir de baktım Trabzonspor devreyi 43 puanla tamamlamış, benim 40 puanım var. Sanki 1995/96 sezonu...

Şampiyonlar Ligi'ne direkt katıldım, grupta Chelsea, PSG (evet yine PSG, bunlarla 2 sezonda oynadığım maçı GS ile oynamadım) ve Wisla vardı. Chelsea'nin ardından 2. oldum ve Atletico Madrid'le eşleştim. İlk maçı evimde 3-1 kazandım, 2-0 öndeyken adamlar 10 kişi kaldı, ne güzel garantiye alacakken Lugano beyimiz her zamanki gibi takımı 10 kişi bıraktı ve gol yedim. Allahtan Niang son dakikada sahneye çıktı. Rövanş ise 1-1 bitti. Çeyrek finalde Milan'la eşleştim, ilk maçta defansta Bekir, ileride de Serhat diye bir gurbetçi gençle oynamak zorunda kaldım ve evimde 2-0 kaybettim. Rövanşta da full hücum yapınca maç 2-2 bitti. Sağlık olsun dedim ve lige döndüm.

Bu arada ligde Galatasaray ve Beşiktaş yine çok kötüydüler. Galatasaray yine ilk 6'da yoktu ama buna rağmen tam 1.5 yıl Hagi'ye dayandılar. En sonunda onu gönderip yerine Bremen'in büyük hocası Schaaf'ı getirdiler. Beşiktaş'ta ise Schuster'in yerine gelen amcam da gitti, 3. hoca geldi. Klasik Demirören...

19. hafta Trabzon'la evimde karşılaştım ve 5 puan önümdeki Şenol Hoca'nın öğrencilerini 5-1 yendim. Onlarla çekişirken 28. hafta Galatasaray'la oynadım deplasmanda, takım süper gidiyor diye rotasyon yaptım, kaleye Ivankov'u koydum bu sefer, o ara içeri geçmiştim ve bir de geldim bilgisayar başına, ilk yarı 3-1 bitmiş. Tarih yazmak istedim, 2-5-3 gibi bir sistemle başladım 2. yarıya ve 5 oldu. :( 2 gol attım 70'e kadar, 5-3 devam ederken Lugano yine kırmızı kart gördü ve maç 7-3 bitti. Şimdi bir başkası olsa bunu buraya yazmazdı ama bu rezaleti yazmam lazım... Takım o ara Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finalde falan olmasa istifa ederdim ama yapmadım. Ivankov'u a2 takımına gönderip konuyu kapadım.

Gökhan Gönül'ün menajeri demiştim... Evet, o menajer, hayatımı çürüttü. Gökhan'cığımı 575 bin euro alıyor yapmışlar editörde, yanlışım yoksa normalde 1.5 civarı alıyor. Neyse, ben daha menajer istemeden yükseltecektim sene başında 2 milyon civarına, adama bana 6 milyon euro'dan açtı kapıyı. Ki kendisine de 2.1 milyon euro istiyor beyefendi. Oyuncuya menajerini kov, yoksa anasını ............. da diyemiyorsun ki... 2 yıl boyunca adamla 10-15 kez pazarlığa oturdum, 5.5 milyon euro'dan aşağı inmedi. Çocuk 600 bin euro'ya oynamaya devam etti 2 sene... Adam zaten beni "disliked people" listesine almış, kıl oldum. Yolda görsem döverim.

Tamam, bu oyuncu menajeri işi güzel de, böyle aptallıkları düzeltsinler lütfen. Alex'in menajeri örneğin, 2012'nin başında kontratını yenilemek istedim, yaşlandı diye benden sadece 2.1 milyon euro istedi. Delikanlı adam işte... Ben yine de 3 milyon euro verdim o ayrı. Büyüklerden 50-100 bin dolar kesip altyapıdaki çocuklara fazladan para verdim ve Robin Hood abimizi de andım.

Sezon sonu mu? Trabzon'a son maçlarda bir şeyler oldu, 79 puanla şampiyon oldum. Bursa hatta onları geçip 2. oldu.

Gayet zevk aldığımı söyleyebilirim oynadığım süre boyunca. Oyunun database'ini yapanlarla ilgili bir yazı yazsam rahat 10 dosya kağıdı tutar o yüzden şimdi hiç o konuya değinmiyorum ama database'deki oyuncu değerlerinde yapılan abukluklar dışında fazlasıyla sevdim oyunu.

Not: Şu Alman Milli Takımı sorunu hala devam ediyor, düzeltin şunu yahu... Tamam, muhtemelen parasal anlaşmazlık yüzünden bu böyle ama Alman olsam çıldırırdım herhalde.

FM 2011 Oyuncu Ve Kulüp Değerleri



Potansiyeli en yüksek Türk genç oyuncular (22 yaş altı);

Not: Parantezdeki ilk sayı "current ability", ikinci sayı "potential ability". Ayrıca bu değerleri oyunda kendisi keşfetmek isteyenler bu yazıyı okumasın, baştan söyleyeyim. 

- Sercan Yıldırım (135/-9) Buradaki -9, potansiyelinin 200 üzerinden 160 ila 180 arasında olduğu anlamına geliyor. Şansınıza göre 160 da olabilir, 170 de, 180 de... Aynı şekilde -10, 180 ila 200 arası, -8, 140 ila 160 arası. 20 birim 20 birim değişiyor. Potansiyeli -8 olan birçok genç Türk futbolcu olduğu için hepsini tek tek yazmadım.
- Berkin Arslan (88/-9)
- Necip Uysal (120/-9)
- Sinan Bolat (126-150)
- Onur Kıvrak (132-159)
- Nuri Şahin (144-169)
- Furkan Özçal (115-146)
- Tunay Torun (106-160)
- Batuhan Karadeniz (120-158)
- Emre Çolak (100-153)
- Ensar Baykan (104-145)

Şu andaki yeteneği 200 üzerinden 140 üstü Türk oyuncular;

- Gökdeniz Karadeniz (140-150)
- Tuncay Şanlı (142-148) 
- Volkan Demirel (155-164)
- Selçuk İnan (140-146)
- Gökhan Gönül (146-155)
- Mehmet Topal (140-155)
- Hamit Altıntop (152-153)
- Emre Belözoğlu (148-155)
- Mevlüt Erdinç (140-160)
- Arda Turan (152-171)
- Nuri Şahin (144-169)

Oyunda şu andaki yeteneği 180 üzeri oyuncular;

- Cristiano Ronaldo (190-195)
- David Villa (180-183)
- Fernando Torres (181-184)
- Michael Essien (182-182)
- Frank Lampard (180-180)
- Xavi (183-184)
- Wayne Rooney (181-186)
- Cesc Fabregas (179-186) -Ayıp olmasın diye 179'ları da ekledim- 
- Didier Drogba (179-180)
- Iker Casillas (180-185)
- Lionel Messi (193-197)

Oyunun potansiyeli en yüksek 22 yaş altı oyuncuları;

- Aaron Ramsey (135/-10)
- Sergio Agüero (172-183)
- Gonzalo Higuain (174-180)
- Pato (161-184)
- Stevan Jovetic (155-179)
- Karim Benzema (165-180)
- Miralem Pjanic (140-185)
- Moussa Sissoko (146-180)
- Javier Pastore (153-181)
- Eden Hazard (155-180)
- Neymar (150-181)
- Paulo Henrique (153-186)
- Mesut Özil (160-182)
- Khouma Babacar (120-180)
- Sergio Canales (144-179)
- Alexis Sanchez (143-179)
- Yaya Sanogo (108-180)

5 şampiyon kulübümüzün oyundaki en iyi oyuncuları ve değerleri;

Fenerbahçe; Mamadou Niang (160-165), Volkan Demirel (155-164), Diego Lugano (152-156), Emre Belözoğlu (148-155), Gökhan Gönül (146-155), Alex (143-169)

Galatasaray; Arda Turan (152-171), Elano (150-160), Milan Baros (150-155), Harry Kewell (148-167), Misimovic (147-147)

Beşiktaş; Guti (150-167), Ricardo Quaresma (150-160), Bobo (145-151), Tomas Sivok (145-150), Fabian Ernst (145-150), Matteo Ferrari (143-155)

Trabzonspor; Gustavo Colman (145-150), İbrahima Yattara (140-147), Selçuk İnan (140-146), Alanzinho (140-142), Jaja (137-149), Onur Kıvrak (132-159)

Bursaspor; Dimitar İvankov (140-143), Volkan Şen (138-151), Sercan Yıldırım (135/-9), Ömer Erdoğan (135-135), Ivan Ergiç (135-140), Pablo Batalla (134-137), Ozan İpek (133-143)

En ünlü kulüpler;

- Barcelona (9.550)
- Real Madrid (9.300)
- Man Utd (9.250)
- Chelsea (9.150)
- İnter (9.000)
- Bayern Münih (8.900)
- Milan (8.800)
- Liverpool (8.650)
- Arsenal (8.600)
- A. Madrid (8.500)
- Lyon (8.400)
- Porto (8.300)
- Sevilla (8.250)
- Valencia (8.250)
- Benfica (8.150)
- Roma (8.150)
- Sao Paulo (8.150)
- Boca Juniors (8.150)
- Juventus (8.100)
------------------------------
- Fenerbahçe (7.750)
- Galatasaray (7.750)
- Beşiktaş (7.500)
- Trabzonspor (6.500)
- Bursaspor (6.500)
- Kayserispor (6.150)

15 Kasım 2010 Pazartesi

Yorum Yok!



Spikere katılıp katılmadığımla ilgili bir şey söylemiyorum lakin bence bundan sonra korumayla dolaşması lazım bir süre bu spikerin, başına çok feci şeyler gelebilir hiç istemesem de. Trabzon ve Bursalılar arasında da büyük gerginlik yaşanabilir, inşallah bir olay çıkmaz...

Şimdi Ne Yapıyorlar?


Bu post'la bazı eski futbolcularımızı anmış olalım.

Şevki Ekşi -ki birkaç post önce koyduğum Eyüpspor fotosunda da takımın kalecisi- şu an Tarsus İdman Yurdu'nda kaleci antrenörü. Futbolseverler onu daha çok Karabük ve Yozgat'tan hatırlayacak. Tip olarak Gökhan Tokgöz'le de çok benzerlerdi.

Hakan Tecimer Fenerbahçe A2 takımının başında, Fevzi Layiç de Eyüpspor'da kaleci antrenörü.

Eski Trabzonsporlu Osman Özköylü, gayet başarılı bir teknik adam oldu, Elazığspor'un başında. Bu şekilde devam ederse üst liglerde de takım çalıştırabilir.

Vedat İnceefe ve Cafer Aydın... Türk futbolunun iki renkli futbolcusu, özellikle de Cafer. Yeni Malatyaspor'un başına geçtiler; Cafer, Vedat'ın yardımcılığını yapacak. Bu ikilinin çalıştırdığı takım maçları 8-9 kişi tamamlarsa iyidir.

Timuçin Bayazit... Ligimizde onun kadar hakkı verilmeyen az futbolcu vardır. Ortalama bir futbol seyircisine sorsan Timuçin'i belki sima olarak hatırlamaz ama bizdeki yeri ayrıdır. O da futbolu bıraktı ve Boluspor'un altyapısında görev yapıyor.

Eski Milli kalecilerimizden Şanver Göymen, Çaykur Rize'yi çalıştıran Ümit Kayıhan'ın yardımcılarından biri, daha doğrusu kaleci antrenörü.

Ercüment Şahin ve Levent Devrim. İkisi de zamanının önemli oyuncusuydu. Şu an Kayseri Erciyes'in hocası Zekeriya Altıparmak'ın yardımcıları.

Liglerimizin en önemli golcülerinden Ümit İnal, Karşıyaka'da Kemal Kılıç hocanın yardımcısı.

Lemi Çelik, Sarıyer altyapısının başında, Kazım Konak Ümit Özat'ın Ankaragücü'nün başına geçmesiyle takımın yeni kaleci antrenörü oldu.

Yazacağım son isim, eski Beşiktaşlı Bayram Bektaş. Nouma'nın kankası olan Bayram, şimdilerde Bülent Uygun'un yardımcılarından biri Eskişehir'de.

Hem Teknik Direktör, Hem Köşe Yazarı...


Teknik direktörlerin boştayken Lig Tv'de veya başka bir kanal yorum yapmasına, köşe yazısı yazmasına alıştık. Garip bile gelmiyor artık... Yalnız bu sefer durum farklı.

İlker'i (Yağcıoğlu) severim, çocukluk anılarımda önemli yeri vardır. FB TV'de yorumculuk yapıyordu geçtiğimiz sezon, birçok kez izledim. Hala devam ediyor mu bilmiyorum.

Bundan 2 ay önce Sarıyer'in başına geçti, yani 4. haftada... Tam 9 maçta takımın başındaydı, bu 9 maçta sadece 1 galibiyet, 2 beraberlikleri var. 5 puan... Sondan 2. sıradalar. Son 4 maçta da sadece 1 kez berabere kalabildiler.

Takım elbette kötü gidebilir, bu İlker Yağcıoğlu'nun kötü bir hoca olduğu anlamına gelmez ama beni şaşırtan hala köşe yazılarına devam etmesi. Sen Sarıyer gibi önemli bir camianın başındasın, takım çok kötü durumda ve hala Fenerbahçe için köşe yazısı yazıyorsun. Belki de Fenerbahçe Tv'deki programına devam ediyordur, hiç rastlamadım bu sezon.

Son yazısı bu... Sen Fenerbahçe'yi düşündüğünden daha fazla Sarıyer'i düşünmelisin arkadaş...

Eskiler...


Eyüpspor'un eski bir kadrosu... Benim dönemim yetişemedi o yıllara. Kaleciyi Türk futbolunu yakından takip eden herkesin hatırlaması lazım...

Andy Carroll & Kevin Nolan A.Ş.


Newcastle bu sezon ligde şimdiye dek 21 gol attı. Peki sizce bu gollerin kaçını Carroll-Nolan ikilisinden geldi? 14'ü... Yani 3'te 2'si... 7 Carroll, 7 de Nolan. Newcastle'ın hücum yükünü bu iki yetenek taşıyor ve ikisi birden aynı anda uzun süreli sakatlık yaşarlarsa Newcastle'ın hızla düşüşe geçeceğini söylemek için kahin olmaya gerek yok...

Demirören o kadar parası varsa bir saniye bile düşünmeden Carroll'ı alsın ve Beşiktaş'ta efsane olmazsa ben de bir şey bilmiyorum...

Bataklık Resmen...


Geçen gün Ergotelis-Olympiakos maçına bahis oynamıştım, biraz bakayım dedim ne oluyor, ne bitiyor... Bir de açtım ki ekranı, saha bataklığa dönmüş yağış yüzünden. Bu şartlarda maçın oynanması saçmalıktan başka bir şey değildi. 2. yarıyı izlemedim, zaten maç ertelenmiş sonunda...

Yağmurla hatırladığım bir maç vardı çocukluğumdan, onu hiçbir zaman unutamam, blog'a da yazmıştım, bu da ikincisi oldu galiba... Böyle hatırladığınız maçlar varsa siz de paylaşın...

Kral Takımını Taşımaya Devam Ediyor


Antonio Di Natale, geçen yıl büyük bir patlama gerçekleştirerek 29 golle Serie A'da gol kralı olmuştu. Bunu 33 yaşında başarmıştı, her sene artan bir başarısı vardı. Daha önceki 4 sezon ligde sırasıyla 8, 11, 17 ve 12 gol atmıştı. 12 gol attığı sezon sadece 22 maçta oynadığını da belirtmek gerekir.

Bu sezona çok da iyi başlayamamıştı lakin dün Lecce'ye ilk yarıda 3 gol birden atarak geçen senenin Güiza'nınkinden harika sezonundan farklı olduğunu gösterdi.

Transfer döneminde artık yaşı geçtiğinden mi, yoksa hiç İtalya dışında çıkmadığından mıdır bilinmez, daha üst düzey bir takıma transfer olmadı.

Bu vesileyle 11 sene önce yine Udinese formasıyla gol kralı olan Marcio Amoroso'yu da anmış olalım.

14 Kasım 2010 Pazar

Rüku

3 Arkadaş...


Bizim semtte 3 abi var, 30'lu yaşlarının ortalarındalar. Eskiden maçlara sürekli gitseler de, artık evlenip çoluğa çocuğa karıştıkları için takımlarının maçlarını kahvede izliyorlar her hafta. Biri Fenerbahçeli, diğeri Galatasaraylı, ötekisi de Beşiktaşlı.

Fenerbahçeli olan Aziz Yıldırım'ı her şeye rağmen çok seviyor. "Başkan daha ne yapsın?" diyor. O hocalara takık. Bariç'inden Lorant'ına kimseyi beğenmiyordu. Takımı 2 kez şampiyon yapıp, 2 kez de son dakikalarda şampiyonluktan olan Daum'u bile gönderin diyordu. Şimdi de Aykut'a taktı. "Başarısız, gitsin" diyor... "E abi bu hocaları 12.5 yıldır kim zırt pırt gönderiyor, asıl suçlu o değil mi?" diyorum. "Olsun, başkana laf yok, onun yerine kim gelecek ki?" diyor.

Galatasaraylı olan Özhan Canaydın'ı hiç sevmiyordu. Birkaç ay öncesine kadar Adnan Polat hastasıydı. "Rijkaard, Baros, Kewell, Jo, Elano gibi isimleri Özhan Canaydın zamanında rüyamızda görürdük" diyordu. Geçtiğimiz aylarda olan seçimde de Polat'ı destekledi. Ama şimdi sorsan Adnan Polat için "Canaydın'dan da kötü çıktı galiba" diyor. Ne değişti ki diyorum, "Eskiden aldığı gibi oyuncuları alamadı, transferleri sona bıraktı, bizi kandırdı" diye cevap veriyor. "Ne olursa olsun 5 yıl takımın başında kalmalı" dediği Rijkaard'ın gittiği gün bir zil takıp oynamadığı kaldı. Hagi'yi çok seviyor ama o da başarısız olursa başkanla birlikte gitsinler bir zahmet artık diye ekliyor.

Beşiktaşlı olan ayrı bir alem. Onu terkedip giden eski aşkı Sevda'ya bile Yıldırım Demirören'e duyduğu kadar kin beslemiyordu. Ölse de kurtulsak derecesindeydi. Sırf ona bağırmak için arada maça gidiyordu. Denizli'yle şampiyonluk gelince doğal ve haklı olarak çok sevindi, başkana da tepkisini biraz azalttı, o kadar küfretmiyordu. Bu sene ise Schuster-Quaresma ve Guti üçlüsüyle birlikte dünyalar onun oldu. Schuster'e çok güveniyordu, Demirören'i sevmeye bile başlamıştı. En son Antep mağlubiyetinin ardında fırında rastladım, "Schuster'le de olmuyor, başkan Şifo'yu mu ikna etse acaba?" dedi.

Bana da söyleyecek söz kalmadı...

"Bu Maç Satılmadığı İçin Kazanamazlar"


Bu sözü dün maç sırasında Cnn Türk Spor Servisi Yöneticisi Barış Kuyucu yazmış Twitter'da. Bunun dışında "Bayramımız kutlu olsun :))) Güle güle yavrum güle güle. Fransız yıldızlara güle güle. Beyaz atalarını da paketlemiştik böyle :)))" yazmış. Şuradan okunabilir tüm yazdıkları..

Ercan Saatçi'ye yüklenildi ya hani "tamamen" haklı olarak zamanında. O klasik kahve, arkadaş muhabbeti yapmıştı, burada direkt bir spor servisi yöneticisi Fenerbahçe'nin maçları hep satın alarak kazandığını söylüyor. Diğer bir anlam daha çıkarılabilir, tuttuğu takım Gaziantepspor bundan önce hep maç satıyordu ve yeniliyordu.  Bence çok daha fazla konuşulması gerekir. Zamanında Melih Şabanoğlu da yazmıştı buna benzer bir şey ve tepkimi ortaya koymuştum.

Twitter'ın en sevdiğim yönlerinden biri de bu aslında. İnsanların, özellikle de ünlülerin gerçek yüzlerini ortaya koyuyor. Ne kadar samimiyetsiz olduklarını anlamamızı sağlıyor. Barış Kuyucu'yu ekranda gören birisi ne der? "Ne efendi, ne kibar bir adam. Güzel güzel konuşuyor, hayatında küfür bile etmemiştir, her takıma eşit mesafede, kimse hakkında kötü bir söz söylemez, futbolun gülen yüzü..." Haksız mıyım?

Sen bir spiker ve spor servisi yöneticisi olarak böyle bir şey söyleyemezsin arkadaşım. Söylüyorsan da aynısını televizyonda da söyleyeceksin -veyahut yazdığın yazıda- , biz de seni alkışlayacağız delikanlı adammış diye. Tamam yanlış düşünüyor ama çatır çatır ekranda da söylüyor, sözünün eriymiş diyeceğiz.

"Ben aslında öyle demek istememiştim, galibiyetin sevinciyle öyle yazmıştım, tüm Fenerbahçelilerden özür diliyorum, elbette maçları satın almıyorlar" gibi sözleri söylemesin boşuna bundan sonra hiç. Biz taraftar olarak kendisinin gerçek düşüncelerini öğrendik. Twitter'a da teşekkür ederim bunu görmemize fırsat sunduğu için.

13 Kasım 2010 Cumartesi

Günün Kuponu

Gaziantepspor Maçı Öncesi


Bu akşam 19:00'da deplasmanda Gaziantepspor ile karşılacağız. Bizim maçtan hemen önce de Bursaspor-Trabzonspor maçı var, Bursalı ve Trabzonlular kadar 3 büyük takım taraftarlarını da -Kayserisporluları da tabii ki- ilgilendiriyor bu maç. Kayserispor dün son dakikada kazanarak maç fazlasıyla liderliğe yükseldi, 28 puanı var. Bursa-Trabzon maçı berabere biterse -ki tüm Fenerbahçelilerin dileği de budur herhalde- Trabzon puanını Kayseri ile eşitleyecek, Bursa da onları 1 puan geriden takip edecek. İşte böyle bir noktada Gaziantep deplasmanından ne yapıp edip 3 puan çıkarmamız lazım.

Haftaya Buca ile içerde, sonraki hafta da İstanbul Belediye ile oynuyoruz, nispeten kolay 2 maç oynayacağız ve Antep'ten 3 puanla dönemezsek bu maçlardan alacağımız 6 puanın bir anlamı kalmaz. Beşiktaş ve Galatasaray'la Kadıköy'de berabere kalarak yeteri kadar avantaj kaybettik zaten.

Tolunay Kafkas, Gaziantep'e Ergün Penbe'nin Kartalspor'a oynattığı kadar olmasa da sağlam futbol oynatıyor. 11 maçta 8 gol atıp 8 gol yediler ki, bizim sadece yediğimiz gol sayısı 14. Ligin en çok gol atan takımıyla, en az gol atan ve yiyen takımlarından biri karşı karşıya gelecek.

Geçen yıl 8 maçta 24 puan kazandıktan sonra De Souza'nın son dakikalarda attığı güzel gollerle Antep'e mağlup olmuştuk ve ilk puan kayıplarımızı yaşamıştık. Aragones'li dönemin ilk lig maçında da bu sefer Tabata'nın golüyle Antep'te kaybetmiştik. İki yıldır oradan puan çıkaramıyor oluşumuz bizim futbolcularımızda stres, Antepliler de ise rehavet yaratabilir. Gerçi Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynadığımız sezon ise 5 atmıştık orada, Kemal de eski takımına güzel bir gol atmıştı.

Emre, Lugano ve Andre Santos eksiklerimiz. Özellikle Emre'nin yerinde oynayacak oyuncunun -çok büyük ihtimal Mehmet Topuz- ofansa da katkı yapması gerekiyor. Zaten Özer ve Selçuk'un yokluğunda Cristian'la oynamaya mecburuz, o da sadece oyunun defansif yönünü düşünürse büyük sıkıntı yaşarız.

Şöyle bir 11 bekliyorum, Volkan/Gökhan-Bilica-Yobo-Caner/Dia-Cristian-Mehmet Topuz-Stoch/Alex/Semih. Niang da götürüldü Antep'e, ben ilk 11'de çıkacağını sanmıyorum ama o ilk 11'de başlarsa Bilica'nın yerine Bekir oynar 6 yabancı kontenjanından dolayı.

Ligde ve Türkiye Kupası'nda toplam 12 maç oynadık, gol atamadığımız Kayserispor ve Galatasaray maçlarının haricinde kalan 10 maçın ilk yarısında da gol attık. Yarın da bu istatistiği sürdürmeye devam edersek, Mehmet Topuz ve Cristian'ı daha geriye çekip kontrollü oynayabiliriz. Sonuçta Gaziantep de çok gol atan bir takım değil. Emre ve Lugano'nun yokluğunda 1-0'a yaslanılır.

İlk yarı gol atamazsak, oyunu açmakta çok zorlanırız diye tahmin ediyorum ve kazanırsak da 1-0 kazanırız. Ama ilk yarı gol atarsak maç yine 2.5 üstüne gider, bahisseverler yine ilk yarı gol atacağımıza ihtimal veriyorlarsa 2.5 üstü oynasınlar.

Son olarak, bu akşam 2 gol attığımız takdirde 3.000 golümüze ulaşıyoruz, 2.000. golü Uche atmıştı ve o zaman küçük olmama rağmen hala net hafızamdadır, bugün için de Yobo geçiyor içimden. Ha Alex'im atarsa da fena olmaz... :)

12 Kasım 2010 Cuma

Muhteşem Üçlü


10 Mayıs 1989 tarihli Milliyet'ten, fotoğrafı Halil Özer çekmiş.

Bobby Charlton, ICI boya şirketinin davetlisi olarak İstanbul'a gelmiş ve aynı zamanda Türkiye-Sovyetler Birliği maçını izleyecekmiş. Rıdvan'a ve Tanju'ya bir yandan taktik vermiş, bir yandan da keyiflerine bakmışlar... Tınaz Tırpan yönetimindeki takımımız maçı 1-0 kaybetmiş ve iki yıldızımız da etkisiz kalmışlar.

Maçın ardından ise Milliyet'te Lefter, Metin Oktay ve Charlton'ın maç yazıları var. Vay be...

Liglerimizin En Enteresan Takımı: Kartalspor


Bilindiği gibi Kartalspor Bank Asya 1. Lig'de mücadele ediyor. Hocaları Ergün Penbe, yardımcısı bizim Kemalettin Şentürk. Ali Asım Balkaya da altyapılarında hoca.

Bu sezon 10 maç oynadılar ligde ve bu 10 maçın 8'i beraberlikle sonuçlandı. Futbol bu, geçtiğimiz yıllarda Aykut Kocaman yönetimindeki Ankaraspor da sık sık berabere kalıyordu, olabilir. Ama enteresan olanı, bu 8 maçın 7'sinin 0-0 bitmesi.

Oynadıkları ilk 3 ve son 4 maçtaki skor 0-0. Ben yıllardır böyle bir şeye rastladığımı hatırlamıyorum. Yahu eminim her maç 0-0'a yatsalar bu maçların art arda böyle sonuçlanması mümkün değil. 3 haftadır 0-0 bitecek diye oynuyorum Kartal'ın maçlarına ve yüzüm gülüyor.

Diyarbakır'ı deplasmanda 3-2 yendikleri maçın araştırılmasını talep ediyorum! :) Ya da 0-0 biten maçların...

Yeni Transfer Değerlendirmeleri


Ligimiz başlayalı 3 ay oluyor, yeni transferlerimizin performanslarına kısaca değineyim istedim.

Mamadou Niang: Niang'ın transferinden mutsuz olan tek bir Fenerbahçeli dahi var mıdır? Sanmıyorum... Kezman ve Güiza transferlerinden önce Niang'ı veya Niang gibi bir adamı aldığımızı düşünsenize... Çalım atan, dikine oynayan bir golcümüz var artık. İnşallah sakatlığını bir an önce atlatır. Hava toplarında biraz daha etkili olabilirse başka bir şey istemiyorum ondan.

Miroslav Stoch: Yeteneğinden kuşkum yok ama uyum sorunu yaşıyor sanki. Ve bu bir süre daha sürecek gibi. Ya da bu çocuk deli gibi aşık. Bir şaşkınlık ifadesi var suratında. Hani romantik komedilerde olur ya... Biri sert bir tokat atsa kendine gelecek gibi. İstenilen performansı sergileyemedi henüz ama çok doğru bir transfer olduğu apaçık ortada.

Issiar Dia: Aykut Kocaman'ın bu sezon yaptığı en doğru iş transfer yönetimiydi. Geçen sahaya Brezilyalı oyuncu olmadan çıktık, bunu hayal bile edemezdik 2-3 sene önce. Niang, Yobo, Stoch gibi Dia da çok doğru bir transfer. Gerçi ben Alex oynayacaksa, Stoch ve Dia'dan biri yedek kalmalı demiştim, hala da aynı görüşteyim. Performanslarına göre birine forma vereceksek, bu Dia olmalı şu an için. Tribünde olduğum Kasımpaşa maçında da dehşetti. İnşallah uzun vadeye yayar oyununu.

Joseph Yobo: Çok daha iyisini almayacaksak, bir an önce bonservisi bizde olmalı. Nokta. İnşallah 3.000. golümüzü de o atar ve 2.000. golümüzü atan Uche'ye selamı çakar.

Caner Erkin: Bu Fenerbahçeli kardeşimizi çağırsak ve hangi mevkide oynamak istediğini sorsak "sol açık" der. Uğur Boral mevkisi yani. Ama bizde -Galatasaray'da da genelde olduğu gibi- sol bekte oynuyor ve kötü oynayınca da genelde taraftardan küfrü yiyor. Aykut Hoca en son enteresan bir şey denedi ve onu forvete yakın oynattı, tabii Samandıra'da birlikte onlar yaşıyor, biz değil ve elbette bazı şeyleri konuşuyorlardır. İnişli çıkışlı bir grafiği var demek en doğrusu olur. Çünkü bazen bayağı beğeniyorum Caner'i.

İlhan Eker ve kaleci Serkan için ne desem yalan olur. İlhan'ın sakatlığı var uzun süredir.

Son sözü yeni transferden sayabileceğimiz Colin Kazım için söyleyeyim. Geçen gün oynadığımız kupa maçında yaptığı müthiş hareketler -izleyenler anlamışlardır hangi pozisyonu dediğimi- ne kadar yetenekli bir oyuncu olduğunu tekrardan ortaya koydu. Ama Dünya'nın en gamsız futbolcularından biri Kazım ve birkaç yıl sonra Antep'te, G. Birliği'nde vs. oynarsa hiç de üzülmem haline, kusura bakmasın. Haketmiyor çünkü taraftarın sevgisini.

"Otur, Otur..."


25 Ekim'de ara vermiştim blog'a, ufaktan yazmaya başlayayım. Geçen gün bizim Siena maçına gittim. Güzel bir oyunla galip geldik, iyi ki de gitmişim.

Maçta Aziz Yıldırım ve yöneticiler Murat Özaydınlı, Abdullah Kiğılı, Nihat Özdemir bir locada oturuyordu, hemen yan locada da Acun Ilıcalı ve Emre Belözoğlu vardı. Bir Arda eksikti... Zaten en az 100'er kişi Acun ve Emre ile fotoğraf çekilmiştir, 2. yarı başlamasına rağmen foto çekimi devam ediyordu güvenlik uyarana dek.

Maçın sonlarında, klasik "Ayağa kalkmayan Cimbomlu olsun" tezahüratı yapıldı ve yanlış görmediysem -çünkü bize uzaktı onların oturduğu bölüm- Emre Belözoğlu ayağa kalktı. Gerçi sırf Emre değil, Aziz Yıldırım'ın çevresinde oturan birçok kişi ayağa kalktı ve Aziz Yıldırım bir yandan gülerek eliyle "otur, otur" işareti yaptı. Yahu maçta farkı açmışız, galibiyet kesinleşmiş, zaten Genç Fenerbahçeliler dışında kalanların %80'i sadece bu tezahürat yapıldığında ayağa kalkıyor, onda da karışma bari be adam... Haksızsam haksızsın deyin...