31 Aralık 2009 Perşembe

En Süper Yılınız Olsun!


Send your own ElfYourself eCards

İyisiyle kötüsüyle bir yılı daha tamamlamak üzereyiz. Bütün blog okuyucularının, değer verdiğim insanların hayatlarının en güzel yılını geçirmelerini diliyorum. Beklentim mi? Güiza kaçırdıklarının yarısını atsın başka bir şey istemiyorum. :) Büyük ikramiye bana çıkarsa buraya da yazacağım, isteklerinizi mail adresime yollarsınız... :)

Kluivert'tan Seçmeler

Patrick Kluivert, bir zamanlar en çok sevdiğim futbolculardan biriydi. 2000'li yılların başlarında en çok sevdiğin 3 golcüyü say deseler, kesinlikle Kluivert'ı da sayardım. Belki ondan çok daha iyileri vardı ama ben onun hastasıydım. Hatta Fenerbahçe forması dışında ilk orjinal formamı Euro 2000 öncesi almıştım (hediye desem daha doğru olur, o yaşta 2 ay para harcamasam yine de o forma için para biriktiremezdim). Arkasında "9 - Kluivert" yazan Hollanda Milli Takımı forması.



Belki de Kluivert'la tanıştığım maçtan bir foto bu. 24 Mayıs 1995 tarihinde oynanan Şampiyonlar Ligi finali. Ajax'ın rakibi Milan. Oyuna 2. yarıda giren genç Kluivert golünü atıp kupayı takımına kazandırıyor. Yanındaki isimler de pek bir tanıdık. :)



Yanılmıyorsam Rijkaard'ın jübilesinden veya çıktığı son resmi karşılaşmadan... Şampiyonlar Ligi finalinden 4 gün sonra oynanan Twente maçı.



1 yıl önce sevinçten ağlarken, şimdi de üzüntüden ağlıyor. Ajax yine finalde, fakat kupa Juventus'un... Penaltılarda kaybediyorlar.



Euro 96'da oynanan İskoçya maçından bir kare. Ne uçmuş, ne çakmış... Fakat maç 0-0 sonuçlanmış. :)



Yerdeki ismi çıkarabilen var mı? Fransa 98 öncesi son karşılaşma. 0-0 bitmişti bu karşılaşma ve kupaya gidememiştik...



Fransa 98'de çeyrek finaldeki unutulmaz Arjantin maçı sonrası Hooijdonk'la çocuklar gibi seviniyorlar.



Almış 3 Valencia'lıyı karşısına... Mendieta'yı herkes tanımıştır da, 21 numaralı futbolcuyu çıkaramadım ben. 14 numaralı ise Björklund galiba.



Tarihe geçen bir maç... Canlı izlediğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Skor: 5-5. Hatta Kluivert burada istese kafasıyla da atabilirdi golü, bütün oyuncular bırakmıştı mücadeleyi...



Öpen isim de pek yabancı değil, eski İstanbulsporlu Peter van Vossen.



İşte bahsettiğim forma ve unutulmaz Yugoslavya maçı. 6-1...



Euro 2000'in hemen sonrası bu güzel insanla evlenmiş. Bir ara boşandılar diye okumuştum ama yalan olmasın.



Son kare ise Eylül 2002'de İstanbul'da oynanan Galatasaray-Barcelona maçından. Barcelona maçı 2-0 kazanmıştı. Kluivert öyle bir yükselmiş ki Ergün'ün yapabilecek bir şeyi yok...

30 Aralık 2009 Çarşamba

Abdülkadir İçin En İyisi Oldu



Az önce spor sitelerini dolaşırken gördüm, Abdülkadir 1.5 yıllığına İstanbul Belediye'ye kiralanmış. Daum varken şans bulamayacağı açıktı, Abdullah Avcı'nın rotasyonunda şans bulur inşallah. Orada da süre alamayacaksa kiralık verilmesinin bir anlamı yok, nice oyuncu kayboldu kendi takımında şans bulamıyor diye Anadolu ekiplerine kiralık verildikten sonra.

Başkan'ın Melekleri


Euro 2016 Adaylığı Meselesi



Öncelikle söylemek istediğim şey, Şükrü Saracoğlu'nun seçilen statlar arasında yer almaması benim için büyük bir sorun değil. Tabii ki isterdim tuttuğum takımın stadında da maçların oynanmasını. Ama daha iyisi/iyileri varsa yapabileceğimiz bir şey yok. Ayrıca İstanbul'da en çok beğendim stat İnönü'dür -bunu söylediğim için zaman zaman küfür de yerim takımdaşlarımdan- dolayısıyla bana söz hakkı verseler oyumu Saracoğlu'ndan da önce İnönü'den yana kullanırdım. Bu bir.

Ha unutmadan yazayım, Şükrü Saracoğlu'nda Galatasaray maçlarını oynasaydı ve Fenerbahçe de yeni bir stat yapsaydı, yani şartlar tam tersi olsaydı, bu sefer de aynı şekilde belki de daha ağır bir biçimde Galatasaraylılar tepkilerini dile getireceklerdi. Geçiniz bu yüzden "Fenerbahçeliler kendi statları seçilmediği için haksız oldukları halde boş yere konuşuyorlar" laflarını. Bazen hepimizin bir arada yaşadığını, milyonlarca taraftarın aslında birbirinden pek de farkı olmadığını unutuyor galiba bazıları...

Fenerbahçe Yönetimi'nin ağır bir açıklama yapması bence çok ama çok iyi oldu, diğer türlü hiç tartışılmayacaktı belki de bu konu... Beni asıl ilgilendiren ülkenin sağ tarafında maç oynanmayacak olması. Antep, Adana, Trabzon, Urfa, Samsun, Erzurum, Sivas, Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Van vs... Hiçbirine gitmedim, gezmedim. Hatta Ankara'nın ötesine geçmedim yanılmıyorsam. Kayseri'yi çık, benim gezdiğim, gördüğüm bölge kalıyor Euro 2016 şehir dağılımında.

Altyapı yokmuş, stat yetersizmiş, çok önemli eksiklikler varmış... Mazaret kabul etmiyorum bu konuda, kimse kusura bakmasın lütfen. Türkiye kaç bölge? 7. Euro 2016'da kaç bölgemizden iller aday? 4. Geri kalan 3 bölge üvey evlat mı? Koskoca Doğu Anadolu'nun tamamı yok. Karadeniz yok. Güney Doğu Anadolu yok. Akdeniz'in yarısından fazlası olan Adana Bölümü yok. Hatta bakıldığında İzmir, Bursa, Eskişehir, Konya ve Antalya 5'lisinin ortası da yok. Birtakım gruplar ülkeyi bölmeye çalışırken bizimkiler çoktan bölmüş.

Türkiye'nin haritasına şöyle bir baktığında, gönül rahatlığıyla "normal bence ülkenin sağ tarafından hiçbir ilin olmaması" diyebilen varsa sorun yok.

Gerisi laf-ü güzaf...

29 Aralık 2009 Salı

Canım Ailem vs. Geniş Aile

Bu seferki anketimiz futbolla ilgili değil. Salı akşamı en çok izlendiğini düşündüğüm -Türk televizyonlarında yayınlananlardan tabii ki- iki dizinin daha çok tercih edildiğini merak ediyorum. Belki ikisini de takip edenler de vardır, reklam aralarında olabildiğince izlemeye çalışıyordur veya daha sonra tekrarını izliyordur yurdum insanı. Kendimden örnek verecek olursam, Canım Ailem yüzünden Geniş Aile'yi izleyemiyorum. Anca tekrarına denk gelirsem veya reklam aralarında. Ayrı günlere konulsalar daha iyi olmaz mıydı? :(

"Bu Harita Hangi Ülkenin?"



Profesyonel futbolculuk kariyeri olmayan spor yazarları arasında yazılarını en çok beğendiğim isim olan Mehmet Demirkol, bugün çok önemli bir yazı yazmış. "Bu harita hangi ülkenin?" diye soruyor Demirkol. Kaçırılmaması gerekir.

Konu saatlerce tartışılabilecek bir konu, İstanbul'da 2 stat seçmek zorunda kalsaydım yerlerinden dolayı İnönü ve Saracoğlu'nu seçerdim. Yemişim Olimpiyat Stadı'nı... Yanılmıyorsam Federasyon Başkanı Fenerbahçe'nin çıkışından dolayı bugün bir açıklama yapacakmış, açıklamadan sonra ben de fikirlerimi yazarım ayrıntılı bir şekilde, tek tarafı dinleyerek olmaz...

Fenerbahçe'nin 2000'li Yıllarda Hayal Kırıklığı Yaratan Transferleri


Seriye başladım, devam edeyim. Bu seferki listemiz, Fenerbahçe'nin "böyle mi olacaktı?" dedirten transferleri. Listeyi oluştururken önem verdiğim kriterler, taraftarda oluşturdukları heyecan/beklenti, toplam maliyet ve gösterdikleri performans. Yoksa normalde eskilerden Simao-Vladimir Beschastnykh (hala 100 Türk insanından 95'i yanlış okur), yenilerden Maldonado-Josico böyle bir listede ilk sıralarda olur fakat maliyetlerini Güiza vb. isimlerle kıyasladığımızda çerez-fıstık parasına gelmişler. Örneğin, Beschastnykh'in bonservisi 800 bin dolar civarındaydı. Üstelik ben 34-35 yaşındaki Simao'dan hiçbir şey beklemiyordum. 10 isme karar verirken yine zorlandım, listeye giremeyenleri altta belirteceğim ki "aa bunu neden almadın, hakikaten ben olsam x'in yerine onu en başa yazardım" deyin.



1- Ariel Ortega: Uzun uzun yazmaya gerek yok herhalde Ortega için. İlk sıraya hiç düşünmeden onu yazdım. Yarattığı beklenti o kadar büyüktü ki... Performans olarak bence kötü değildi, bazı maçlarda çok çok iyiydi hatta. Fakat dediğim gibi öyle hayallerimiz vardı ki, yerle bir etti. Tabii Türkiye'den çok kısa bir sürede ayrılmasının tek suçlusu olarak onu göstermemiz yanlış olur. Konuşmaya başlarsak Aziz Yıldırım'dan Lorant'a, Ceyhun'dan Revivo'ya kadar yolu var...



2- Nicolas Anelka: Şimdi eminim "Anelka Fenerbahçe'de gayet iyiydi, 2. sırada ne işi var, ben olsam listeye bile almazdım, giderken de iyi para kazandırdı" diyenler çıkacaktır. Geçiniz bunları... Anelka şu an en çok sevmediğim futbolculardan biri, nedeni de Fenerbahçe'de oynadığı yıllardaki performansı, gamsızlığı vs... Sakatlığı olur, yaşlı olur vs. tamam. Ama Anelka Fenerbahçe'ye geldiğinde 26 yaşını bile bitirmemişti, sağlamdı da. Beklentilerimin 10'da 1'ini bile karşılayamadı. Bakınız şimdi nerede oynuyor, neler yapıyor. Seni sevmiyorum Sütoğlan!



3- Yusuf Şimşek: Onunla ilgili de fazla yazmak istemiyorum. Kader diyemezsin, sen kendin ettin! Tek şanssızlığı onun döneminde Fenerbahçe yıldızlar karmasıydı. O zamanki 25 yaşında, aynı karakter ve ruh halindeki Yusuf şimdilerde Fenerbahçe'ye transfer olsa eminim daha fazla şans bulurdu.



4- Mateja Kezman: Listede kesin olacaktı da, daha altlara mı yazsaydım diye düşünüyorum hala. Sebebi de bize gelmeden önce yaşadığı ağır sakatlıklar. Kezman'ı çok severdim Fenerbahçe'ye gelmeden önce, Anelka transferinden 10 kat daha fazla sevinmiştim düşünün yani... Ama olmadı... Fenerbahçe'den ayrıldıktan sonra da yükselişe geçemeyeceğinden emindim.



5- Hakan Bayraktar: Normalde onun da bu kadar üst sıralarda olmaması lazım, ama Fenerbahçe'ye transferi o kadar olaylı olmuştu ki, 2 veya 3'e de koyabilirdim. O günlerde Hakan Bayraktar'la yatıp Hakan Bayraktar'la kalkıyorduk. Sonuç? "0". Başlı başına hayal kırıklığı... Onun da şanssızlığı transfer olduğu sene Şampiyonlar Ligi'nde 0 çekilmesi ve Mustafa Denizli'nin Fenerbahçe'den ayrılmasıydı.



6- Daniel Güiza: "Sen Güiza'cısın, adamı savunup duruyorsun, nasıl bu listeye koydun?" denileceğine biliyorum. Ama normalde ilk 2-3'te olması gerekirdi Güiza'nın. 6. sıraya yazmanın sebebi hala Fenerbahçe'de oynaması ve durumu kurtarabilme ihtimalinin var olmasıdır. Ama 14 milyon euro bir rekor ve Güiza, penaltısız 27 golle La Liga gol kralı olarak geldiği Fenerbahçe'de öyle goller kaçırdı ki, geçen gün Sercan Yıldırım'ın "Güiza denince aklına ilk ne geliyor?" sorusuna "gol kaçırmak" cevabını vermesine sebep oldu. Oyun olarak bazı sorunlu dönemler dışında Fenerbahçe'ye yararlı olduğunu hep söylesem de, kaçırdığı goller açıklanamayacak cinsten.



7- Ceyhun Eriş: Yusuf Şimşek deyince aklıma nedense (!) hep Ceyhun geliyor. "Ortega'nın başını yedi" diyenlerin sayısı hiç de az değil. Günahını almayayım yine de. Futbol sahada iki topla oynansaydı, Ceyhun efsane olurdu. :) Şaka bir yana, onun kariyeri de çok farklı olabilirdi.



8- Zafer Biryol: 2003/04 sezonunda 33 maçta attığı 25 golle gol kralı olmuştu Zafer. Bir sonraki sezon da 31 maçta 18 gol atarak başarısını devam ettirince, ona Kadıköy yolu gözüktü. Fakat transfer olduktan sonra ağır bir sakatlık geçirdi ve sahalardan uzun süre uzak kaldı. Fenerbahçe'den sadece 3 resmi maç oynadıktan sonra -gol atamadı bu maçlarda- ayrıldı. Bu 3 maçta toplam 40 dakika bile oyunda kalmadı. Zafer Biryol'un bu açıdan baktığımızda Fenerbahçe'de başarısız olduğunu söyleyemeyiz çünkü şans bulamadı. Ama hayal kırıklığı yarattığı bir gerçek.



9- Oktay Derelioğlu: Son 2 isimde bayağı zorlandım, ama Oktay'ı da yazmasam olmazdı. Fenerbahçe için kabus gibi geçen 1999/2000 sezonunda Antep Fenerbahçe'yi 5-1 yenmişti, 4 golü Oktay atmıştı. Eminim ki Aziz Yıldırım o gün Oktay'ı almayı kafasına koymuştur (zaten o gün Antep'in ilk 11'inde olan Hakan Bayraktar ve Erhan Albayrak da sonradan transfer edildi). O sezon bayağı başarılı olan Oktay, Las Palmas macerasından sonra (yanlış hatırlıyorsam düzeltin lütfen transfer sıralarını) Trabzonspor'a transfer oldu ve yarım sezonda süper bir performans sergiledi, 13 maçta 14 gol. Böylelikle Fenerbahçe'ye gelmeye hak kazandı. :) Ama rahatlıkla söyleyebilirim ki Fenerbahçe performansı benim için hayal kırıklığıydı. Özellikle Galatasaray'ın 7 kişi kaldığı maçta tek fark olmasının bir numaralı sebebi Oktay Derelioğlu'nun atamadığı gollerdir. Oktay'ın Fenerbahçe dönemi denilince hep bu maç gelir aklıma. Son yarım saatte Andersson'un yerine oyuna girmişti ve saç-baş yoldurtmuştu.



10- Kemal Aslan: Ağır sakatlıklar/hastalıklar yüzünden kariyeri sekteye uğrayan futbolculara bu listede yer vermemeye çalıştım -Washington'u yazmadım örneğin- ama Kemal'den çok şey beklediğim için o zamanlar, üstelik aşırı derecede de sevdiğim için kesinlikle benim listemde yer almalıydı. Gaziantep'teki, Ümit Milli Takım'daki günlerini hatırlıyorum da... Örneğin, Cristiano Ronaldo'lu Portekiz maçlarının yıldızıydı. Geldiği nokta çok üzücü... Şu sakatlıkların gözü kör olsun.

Listede yer verilebilecek diğer isimler ise;

- Celil Sağır (sakatlıklar yaşamasaydı kesin yer alırdı)
- Elvir Baliç (R. Madrid'den kiralık geldiği dönem)
- Simao
- İsmail Güldüren
- Washington
- Beschastnykh
- Erhan Albayrak
- Rebrov
- Mahmut Hanefi
- Servet Çetin
- Murat Hacıoğlu (aslında Hacıoğlu'nu buraya da yazmazdım fakat sezon öncesi hazırlık maçlarında çok iyiydi)
- Ali Bilgin
- İlhan Parlak
- Maldonado
- Josico
- Burak Yılmaz
- Gökhan Emreciksin

28 Aralık 2009 Pazartesi

Fenerbahçe'nin 2000'li Yıllardaki En İyi 11'i



Kaç saattir düşünüyorum da hakikaten çok zor işmiş böyle bir 11 yapmak. Daha doğrusu 11 ismi belirlemek iki dakika sürüyor ama insan bir diğer futbolcuya haksızlık yaptığı hissine kapılıyor, silip baştan yazıyor. Tekrar tekrar...

Diğerlerine de haksızlık olmasın diye iki 11 çıkarttım, kadroların aşırı derecede ofansif olmamasına özen gösterdim. Çünkü bazı listelere bakıyorum, adam orta sahayı Serhat-Alex-Revivo-Tuncay'dan oluşturuyor. :) Bir de futbolcuları sevip-sevmememe göre değil, oynadıkları yıllardaki performanslarına göre belirlemeye çalıştım. Diğer türlü olsa Revivo iki listede de kendine yer bulamazdı... Altın ve gümüş 11'ler şu şekilde;



Altın 11: Rüştü/Gökhan Gönül-Lugano-Fabio Luciano-Ümit Özat/Serhat Akın-Marco Aurelio-Appiah-Tuncay/Alex/Pierre van Hooijdonk

Gümüş 11: Volkan/Zoran Mirkovic-Edu-Tomas-Roberto Carlos/Anelka (Mehmet Yozgatlı)-Ogün-Johnson-Rapaiç/Revivo/Nobre

Siz de yazarsanız 11'lerinizi fikir alış-verişinde bulunabiliriz...


Not: İkinci 11'deki bazı oyuncular mecburiyetten asıl mevkilerinde değiller. Anelka'yı normalde 5 tane 11 kursam yine almam... Yozgatlı mı Anelka mı hakikaten karar veremedim performanslarına göre.

Not II: İki listede de maalesef yer alamayan Kennet Andersson, Semih, Lazetiç, Abdullah, Deivid gibi isimler üçüncü 11'in banko isimleriydi, üzgünüm...

27 Aralık 2009 Pazar

Genç Golcü Semih & Ezeli Rakipler

Fenerbahçe'nin 2000'lerdeki Unutulmaz Maçları



Yeni yıla girmemize bir şey kalmadı, herkes 2000'lerin ilk 10 yılının enlerini seçmeye başladı. Ben de birkaç gündür Fenerbahçe'nin 2000'lerdeki maçlarını düşünüyordum. Sevinçten kendimi kaybettiğim, üzüntüden yıkıldığım ve heyecan açısından zirve yaşadığım maçların listesini çıkarttım. Aslında ilk etapta 29 maç yazdım, sonra aradan 10 maçı seçtim. Dengede tutmaya çalıştım, sevinç-üzüntü ve heyecan oranını. Sıralamayı da Fenerbahçelilerin genelinin sevinç/üzüntüsüne göre değil, maçlar sırasında kendimi nasıl hissettiğimi hatırlamaya çalışarak yaptım. "Şu maçı neden yazmadın ya?!?!" diyenler için de listedeki diğer 19 maçı da yazacağım (yalnız onlar tarih sırasına göre olacak). Atladıklarım vardır belki, katkıda bulunursanız sevinirim.

1- Denizlispor-Fenerbahçe: 1-1 (14 Mayıs 2006)
2- Sevilla-Fenerbahçe: 3-2 / penaltılar: 2-3 (4 Mart 2008)
3- Fenerbahçe-Gaziantepspor: 4-3 (21 Nisan 2001)
4- Fenerbahçe-Beşiktaş: 3-4 (17 Nisan 2005)
5- Fenerbahçe-Galatasaray: 4-0 (22 Nisan 2006)
6- Fenerbahçe-Galatasaray: 6-0 (6 Kasım 2002)
7- Fenerbahçe-Chelsea: 2-1 (2 Nisan 2008)
8- Fenerbahçe-Galatasaray: 4-4 / penaltılar: 3-2 (7 Şubat 2001)
9- Galatasaray-Fenerbahçe: 5-1 (11 Mayıs 2005)
10- Beşiktaş-Fenerbahçe: 1-3 (25 Nisan 2004)

Kalan maçlar;

- Gaziantepspor-Fenerbahçe: 5-1 (27 Şubat 2000)
- Beşiktaş-Fenerbahçe: 3-0 (16 Eylül 2000)
- Gençlerbirliği-Fenerbahçe: 2-2 / penaltılar: 4-1 (11 Nisan 2001)
- Fenerbahçe-Galatasaray: 2-1 (6 Mayıs 2001)
- Fenerbahçe-G. Rangers: 2-1 (22 Ağustos 2001)
- Fenerbahçe-Galatasaray: 1-0 (16 Şubat 2002)
- Panathinaikos-Fenerbahçe: 4-1 (14 Kasım 2002)
- Fenerbahçe-Gençlerbirliği: 2-4 (17 Mart 2004)
- Beşiktaş-Fenerbahçe: 1-2 (18 Eylül 2005)
- Fenerbahçe-Schalke: 3-3 (19 Ekim 2005)
- Galatasaray-Fenerbahçe: 3-2 (22 Mart 2006)
- Fenerbahçe-Dinamo Kiev: 2-2 (23 Ağustos 2006)
- Alkmaar-Fenerbahçe: 2-2 (22 Şubat 2007)
- Fenerbahçe-İnter: 1-0 (19 Eylül 2007)
- Fenerbahçe-Sevilla: 3-2 (20 Şubat 2008)
- Galatasaray-Fenerbahçe: 2-1 (27 Şubat 2008)
- Chelsea-Fenerbahçe: 2-0 (8 Nisan 2008)
- Galatasaray-Fenerbahçe: 1-0 (27 Nisan 2008)
- Fenerbahçe-Galatasaray: 4-1 (9 Kasım 2008)

Jovanovic Transferi



Jovanovic haberi aldı başını gidiyor, resmi sitede de bugün bazı haberler yalanlanmasına karşın onun transferiyle ilgili hiçbir şey yazılmamış.

Ben şimdiye dek hiç 90 dakika izlemedim bu ismi. Yolda görsem tanımazdım birkaç saat öncesine kadar, özetlerde vs. de dikkatimi çekmedi.

Çok iyi bir golcü olabilir, Fenerbahçe'ye gelse belki yılda 25-30 gol atar, dediğim gibi hiç izlemediğim için dikkatli bir şekilde yorum yapamıyorum. Fakat basında oyuncunun "Fenerbahçe bana 3 yıl için 12.5 milyon euro önerdi" haberi var. Ntvspor.net de de geçiyor bu söz.

Fenerbahçe golcü transferinde Aziz Yıldırım döneminde onca hayal kırıklığı yaşamışken, hakikaten Jovanovic'e yılda yaklaşık 4 milyon euro verilirse bütün yöneticileri alınlarından öperim (!). Jovanovic 4 milyon euro alacak kapasitedeydi de 28.5 yaşına kadar neredeydi?

Son olarak, Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının zamanında almak için çok uğraştığı Mihajlo Pjanovic ve Goran Drulic'i kaç kişi hatırlıyor? Souleymane Oulare, Vladimir Beschastnykh gibi isimleri ise hiç karıştırmıyorum...

Edit: Haber biraz önce yalanlanmış resmi siteden.

24 Aralık 2009 Perşembe

Belgarath'la Söyleşi / GS İlk Yarı Değerlendirmesi



Blog'umuzun yazmayan yazarlarından (lafımı da sokmadan edemedim), büyük insan sevgili Belgarath'la keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. Alex'ten Rijkaard'a, Hasan Şaş'tan Lucescu'ya, Leo Franco'dan Ayhan'a bir çok isme ve konuya değindik. Bence çok güzel oldu, inşallah okuyanlar da keyif alır.

Scugnizzi: Nasıl olsa her gün konuştuğumuz için klasik "nasılsın, iyi misin?" sorularını direkt geçiyorum. :) Öncelikle geçen sezona dönelim. 2007/08'de kazanılan şampiyonluğun ardından sezona Skibbe ile başlandı, önemli transferler yapıldı. Skibbe gönderildikten sonra senin de çok sevdiğin -en azından son zamanlarda fikrin değişmediyse- Bülent Korkmaz takımın başına getirildi, onla da olmadı. Kısaca değerlendirebilir misin 2008/09 sezonunu?

Belgarath: Tek kelimeyle "fiyasko". 83 doğumlu biri olarak Galatasaray'ın şampiyonluğa daha erken havlu attığı sezonları da gördüm. Denizli ile 1991/92, Souness ile 1995/96, Gerets ile 2006/07'de olduğu gibi. Ancak geçen sezonun farkı, Galatasaray'ın çifte kupalı şampiyon olan Beşiktaş da dahil rakiplerinden daha iyi bir kadroya sahipken bunu yaşaması canımı sıktı.

Başkan Adnan Polat, yönetici Haldun Üstünel, adı üstünde "içimizden biriler". Ancak lise baskısı hissettiklerinden mi ne, hep yanlış hamleler yaptılar. 2007/08 sezonunda bizi Servet Çetin, Emre Güngör, Mehmet Topal'ların şampiyon yaptığı gerçeğini unutarak, hep hücum ağırlıklı yıldızları alarak, bir anlamda "Fenerbahçelileşme"nin yoluna girdiler. Sonuç da fiyasko oldu.

Hakan Şükür'den sonrasının planlaması iyi yapılamadı. Bence Hakan Şükür bu kulüpte istediği zaman futbolu bırakmalıydı. Türk futbolunun gelmiş geçmiş en iyi futbolcusuna yol verdiler, ama yerini dolduramadılar. Dünya'da ses getirebilecek (Elano, Rijkaard, Baros, Kewell) transferleri yapabilen bir yönetim, Skibbe'yi de göreve getirmişken onun Leverkusen'den oyuncusu Kiessling'i de alabilirdi. Yalan yok, Kiessling'i ilk kez bize karşı oynarken izlemiştim. Hakan Şükür tarzı gol kaçırıyordu ama geleceğinin olduğu da çok açıktı. Nitekim bu sezon rüştünü herkese ispatladı. Baros'la çok iyi bir ikili olurlardı.

Skibbe ve Bülent... İkisi de yanlış tercihlerdi.


Scugnizzi: Bu sezona çok kariyerli bir hoca olan Rijkaard ile başlandı. Yine önemli transferler yapıldı. Lucescu'cu olduğunu biliyorum, Rijkaard Türkiye'ye geldiğinde neler hissettin? "Hayallerimdeki hoca" mı dedin, yoksa "keşke başkası getirilseydi" mi?

Belgarath: Ayrıca Kalli'ciyim, onu da belirteyim. :) Açıkçası Rijkaard'ın gelişini resmi siteden öğrenince havalara uçmadım. Avrupa futbolunu bu yeni yetme CM'ci arkadaşlar kadar takip edemem, doğruya doğru ama oldum olası şu etiketlere de kılım; "Brezilya Milli Takımı'nda oynamış futbolcu", "Barcelona'yı şampiyon yapmış hoca".

Şimdi Rijkaard ile 5 senelik sözleşme imzalarsın, Fenerbahçe'den 6 yediğinde bile ses etmem. Neticede teknik direktörde her zaman devamlılığa inanan bir taraftarım. Ha illa isim istiyorsan, ben Galatasaray'ın başında Felix Magath'ı görmek isterdim.

Scugnizzi: Magath bence de büyük hoca. Hitzfeld'i daha çok severim ama. :)

Belgarath: Kişisel hayatta disiplinden nefret etsem de, şu teknik direktör seçiminde en önem verdiğim olay disiplin. İkinci Kalli'li Galatasaray'ı (ki o Kalli'nin yaş haddinden dolayı beyin olarak yarısı Türkiye'ye geldi) tutma sebebim de oydu. Ümit Karan'ı Fenerbahçe'yle görüşüyor iddiasıyla idmandan kovdu, taraftarın önüne attı, o Ümit Karan hayatının oyununu oynadı. Lincoln'ün yanar-döner kişiliğini farkettiği gibi Beşiktaş derbisi öncesi kadro dışı bıraktı. Kadıköy'e kupa maçına yabancısız ve düzgün yedeksiz gitmek zorunda kalmasına rağmen, Sabri'yi affetmedi ve 0-0 ile turu cebine koydu.

O sezon son dakikada atılan gollerle kazanılan ya da kaybedilmeyen maçlar da cabası (2-1 Nonda Denizlispor, 1-1 Servet Gaziantepspor, 2-2 Ümit Karan İstanbul Belediye, 2-1 Servet Denizlispor). Yani o 2007/08 sezonundaki Galatasaray'ın kötü bile oynasa bir oyun disiplini vardı ve kaybetmiyordu. Son iki sezonda yıldızların ayağına bakan Galatasaray'da canımı en çok sıkan özellik bu... Takım olamadık. Hücum 10 üzerinden 8, savunma 10 üzerinden 4. Dengeli bir takım olamayınca da, iki sezondur işler istenilen gibi gitmiyor. Açıkçası benim için sürpriz değil...

Scugnizzi: "Doğruya doğru ama oldum olası şu etiketlere de kılım; 'Brezilya Milli Takımı'nda oynamış futbolcu', 'Barcelona'yı şampiyon yapmış hoca'." dedin. Tam da bunu demişken görüşünü merak ettiğim bir konuya geçeyim. Mourinho, Ersun Yanal gibi hocaların futbolculuk kariyerleri neredeyse "0". Aynı şekilde Skibbe'nin de öyle. Çok erken yaşta sakatlık yüzünden futbola veda etmiş. Kariyer tabii ki önemli, ama esas başarı önemli bir kariyer yokken bir yerlere gelmek veya önce küçük takımlarla büyük başarılar yakalamak değil mi? Mourinho, Porto'yla önce UEFA Kupası'nı, ardından Şampiyonlar Ligi'ni kazandığı için kimselere değişmem. Bu yüzden Barcelona'ya kazandırmadığı kupa kalmayan ve hakikaten süper futbol oynatan, futbolcuyken de çok sevdiğim Guardiola mı Mourinho mu deseler hiç düşünmem Mourinho derim. Sen nasıl bakıyorsun bu konuya?

Belgarath: Tabii ki Mourinho... Ama Mourinho en üst sınıftaki hocalar arasında. Örneğin, söz konusu Türkiye ve Türkiye şartları olduğunda, Ersun Yanal'ın da bazı konularda yetersizliği ön plana çıkar. Mesela iyi hocadır, laptop'ı vardır :), teknik-taktik bilir ama bence düzgün bir futbolculuk geçmişi olmadığından oyuncu ya da camia psikolojilerini iyi bilmesi mümkün değil.

Mesela geçen sezon Trabzonspor ile Avni Aker'de hadi bizimle 2-2 berabere kalmasını geçtim, Denizli ve Konya yenilgileri ile İstanbul Belediye beraberliklerinin açıklaması olamaz.

Scugnizzi: Tekrardan Galatasaray'a dönelim. Sezon başladı, Rijkaard'ın sistemi, Kewell-Baros-Elano-Keita-Elano beşlisi, UEFA'da zayıf rakiplere karşı alınan farklı galibiyetler, Fenerbahçe'nin futboluna oranla göze daha hoş gelen futbol... Ligin ilk haftalarını nasıl değerlendiriyorsun? Galatasaray'ın lige bu kadar iyi başlayacağını düşünüyor muydun?

Belgarath: Açıkçası şaşırdım... Yalnız o dönemler saydığın 5'liden Elano sadece son 20 dakikalarda oyuna giriyordu. Bir de Arda önceki sezonlarda başarılı olamadığı (2007/08'de Nobre'nin kafa golüyle 1-0 yenildiğimiz Beşiktaş maçı) oyun kurucu mevkinde döktürünce, doğal olarak seri galibiyetler geldi.





Scugnizzi: Daha garantici bir futbol anlayışını sevdiğini biliyorum. Hücum hattında süper 5'li oluşunca, Galatasaraylıların hiç de azımsanmayacak bir bölümü bu 5'linin bir arada oynaması gerektiğini savundu. Orta 3'lüyü x-Arda-Elano'dan kuruyorlardı. Sen de bu dönemde Kewell'ın yedek kalması gerektiğini söylüyordun fiziksel olarak yeterli olmadığı için. Güçsüz gördüğün için de diyebiliriz kısaca. Ama Rijkaard bu 5'liyi bir arada oynatmayı geçtim, son zamanlarda sadece 3'ünü bir arada oynattı, ortayı Barış-Mustafa Sarp-Ayhan veya Topal'dan kurdu. Kewell da çok iyi bir performans gösteriyor, bir zamanlar Revivo sahne almamışken Rapaiç'in Fenerbahçe'yi taşıdığı gibi attığı kritik gollerle Galatasaray'ı taşıyor. Düşüş dönemiyle birlikte değerlendirebilir misin?


Belgarath: Aynen... Tebrik ederim bu yorumun için. :) Kewell şu anda takımın gizli kaptanı. Yani 4-4-2 sisteminde her zaman Arda'yı (bunda duygusallık da var, Arda konusunda mantıklı düşünemem) sol tarafta Kewell'a tercih ederim ama bu Kewell'a diyecek söz yok. 90 dakikalık gücü yok, evet... Olsa zaten Türkiye'de mi olurdu, bu da başka bir tartışma konusu.

Ama ben yine de en önemli hücum silahımızın Keita olduğunu düşünüyorum. Ki kendisine "Yattara'nın iyisi" sıfatı yapıştırıldığından inanılmaz önyargıyla yaklaştım fakat 6 ay geçmeden gördüm ki, Ribery'den sonra Galatasaray'a gelen en potansiyelli yabancı.

Düşüş döneminde can sıkan, 1-0 öne geçmemize rağmen içeride puan kaybedilmemesi gereken 3 takıma ikişer puan vermemizdi. Bitmiş Ümit Karan, sakat Youla, fasulyeden oynayan Burak'lı Eskişehir, Ergin Keleş'in gol umudu olduğu Manisa, İskender dışında hücum oyuncusu olmayan Belediye... Bu beraberliklerin benim gözümde mazareti olamaz. İşte bu şartlarda Fenerbahçe'nin (Kasımpaşa ve Eskişehir'e üst üste yenilen) en az 3 puan önünde bitirmeliydik ilk yarıyı, ama bitiremedik...

Sonuçla hoca eleştirilir. Bu takımda hala en büyük umut Kewell. Yani 20 yaşındaki gençler oynamıyor ki geleceğin takımı gözüyle bakalım. Bu takım bu stratejisiyle (yapılan transferler), şampiyonluğu hedefliyor. Ee o zaman Fenerbahçe'ye geçilmeyeceksin. Bence şampiyonluk şansımız çok az...

Fikstür avantajı yoktur... 2001/02'den beri de genelde fikstürü zor olan takımlar şampiyon olmuştur. Misal, biz 2008'de son 6 hafta hocasız şampiyon olduk, geçen sezon Beşiktaş sonda 4'te 4 yaparak şampiyon oldu. Ama Fenerbahçe'nin durumu biraz istisna. 21. haftadaki Manisa deplasmanından sonra İstanbul ve Ankara dışına çıkmamaları büyük avantaj. Kaldı ki, Daum'lu Fener, ligin ilk yarısında seyirci avantajıyla çıktığı her maçı kazandı. Kasımpaşa maçının seyircisiz olduğu unutulmasın. Ayrıca Fenerbahçe'deki 2003-2006 arası döneminde bir Beşiktaş'a karşı 4-3'lük yenilgisi var Kadıköy'de. Onun dışında Daum'lu Fener, Kadıköy'de hep istediğini almıştır... Bir parantez, ilk 3-0'lık İstanbulspor maçı her açıdan iyi oldu, o şampiyon olarak çıkılan 4-2'lik Malatya maçında da iddia söylentileri hala kulaktan kulağa yayılır.

Scugnizzi:  Milan Baros önemi bir futbolcu, zaten geçen sezonun da gol kralı. Bu sezona da iyi başlamıştı. Eksikliği elbette farketti fakat Galatasaray'daki düşüşü direkt olarak Baros'un yokluğuna bağlamak ne kadar doğru? Sen nasıl bakıyorsun?

Belgarath: Baros Galatasaray için inanılmaz önemli bir oyuncu... Hatta şöyle açıklayayım; Felipe, Revivo, İliç, Lincoln geldi ama hep Hagi dendi. Almaguer, Frank de Boer ve Meira geldi ama hep Popescu dendi. Gel gelelim Baros geldikten sonra benim gibi Hakan Şükür hastası bile Hakan demedi. Bu Hakan Şükür tabusunu yıkması bile Baros'un Galatasaray'da ne kadar önemli bir rol üstlendiğini gösterir. Tabii ben Hakan'ın başka sebeplerden dolayı da devam etmesini isterdim, o ayrı...

Baros'un olmayışına gelirsek... Orada sorun bu takımın planlamasında. Yani sen Leo Franco'nun arkasında birbirine denk iki kaleciyi tutuyorsun ama Baros'un yokluğunda tek alternatifin Nonda. Nonda da o sakatlıkları yaşamasa şu an Türkiye'de oynuyor olmazdı. Nitekim Nonda sezona mükemmel başladı, çünkü rotasyonla bulduğu şanslar ona yetiyordu. Ama Baros'un sakatlığı sonrası 1. santrfor olmayı fizik olarak kaldıramadı...

İşte bu noktada Özgürcan ve Yaser'i bile arar oldum... Neticede takımda yedeğin yedeği olacak adam 8 milyon euro verip alacağın Sercan olsun demiyoruz ama en azından kadroda bir alternatif forvetin dursun...

Ayrıca Baros'suz Galatasaray'da Keita'nın yedek kalmasının ne total futbol anlayışında, ne de hiçbir sistemde açıklaması yok. Neymiş, Fenerbahçe maçında gördüğü kırmızı kartın cezasını çekiyormuş. İyi de o maç tribünde olan birisi olarak söyleyebilirim ki, Keita'nın daha 30. dakikada atılacağı belliydi. Tıpkı Barış Özbek'in Diyarbakır'da atılacağının belli olması gibi. Keşke Rijkaard Keita için yedek bırakarak aldığı önlemleri o zaman da alsaydı.

Scugnizzi: Kısaca Atletico Madrid maçları ve Leo Franco'nun "Atletico Madrid favori" vb. açıklamaları ile ilgili görüşlerini alayım. Benim düşüncem, elinde olsa sınırdan içeri sokmazsın bir daha Leo Franco'yu. :)

Belgarath: Yoo... O konuda her zaman totemden yanayım. :) Tamam Mustafa Denizli kadar da korkak olma ama çok da iddialı konuşarak rakibi gazlama. Leo Franco meselesine gelince... Transferine ilk günden beri karşıydım. Yani senin öndeki dörtlün iyi olursa, Türk kaleciyle de hedefe ulaşırsın. Stoperin, ön liberon, forvetin yabancı olmalı. Madem De Sanctis ve Leo Franco'yu alacaktın, Mondragon'u neden gönderdin diye sorarlar adama...

Performansına gelirsek de, yani De Sanctis kadar çuval değil ama keşke onun yerine o golleri Ufuk Ceylan yeseydi. Zira arkadaş yenmesi gereken ne kadar gol varsa yedi. Topu oyuna sokuşunda ciddi bir mıymıntılık sorunu var. Fener derbisinde zaten bu hareketleriyle tavan yaptı. Ama söz konusu basın olunca her şey olabilir. Ne de olsa "basın yalan yazıyor şampiyon olmayınca". :)

Scugnizzi: Özhan Canaydın başkanlığı bıraktığında çok sevindiğini biliyorum. Sonrasında Polat ve yönetimini nasıl değerlendiriyorsun? Geçen sezon Skibbe döneminde Kalli ve Sezgin'in varlığı çok konuşuldu, bu sezon da basketbol skandalı... Kısaca alabilir miyim fikrini? Gerçi büyük ihtimal Canaydın'dan 100 kat daha iyi dersin. :)

Belgarath: Tribünde "Adnan Polat, Adnan Polat bulunmaz eşin" diye bağırdım ve bundan hiç gocunmadım... Benim başkanım... Özhan Canaydın ve hastalıklı lise zihniyeti bu kulübü temiz 10 yıl geriye götürdü. Sadece futbol takımının saha içi sonuçları değil, her türlü rezilliği gördük basketbol, voleybolda da...

Bayan basket takımı en iyi 84 jenerasyonuna (Tuğba Taşçı, Seda Tekindağ) sahip olmasına rağmen sırf liseli abilerin "biz bu işi biliriz" egoları yüzünden küme düştü. Yabancı alınmadı ve her ne hikmetse ikili everajlarda o küme düşme potasındaki rakiplerin gerisinde kalındı! Erkek takımı ayrı bir fiyasko... Fenerbahçe "Ülker" olur, Efes'in mucizevi dönüşü olmasa 3'te 3 şampiyon olacaktı. Beşiktaş desen, Cola Turka oldu, en azından adam gibi salonu var ve final de gördü. Voleybol desen orada da ezeli rakibimiz Fenerbahçe aldı başını yürüdü. Sonra bir Galatasaraylı olarak neden hep uzak salonlarda basket ve voleybol takımımı izlemek zorundayım? Kimse kusura bakmasın, Anadolu yakasındaki bir salonu ben sahiplenmem. İç saha statüsündeki derbilerde bile Fenerbahçeliler bizden fazla.


Yani yönetimi futbolun dışındaki branşlarda da eleştiriyorum. Hatta daha çok. Evet, Canaydın'dan enkaz aldıkları doğrudur ama benim bildiğim amatör branşları Türkiye'ye getiren kulüp bizizdir. Ki hala Fenerbahçe total başarıda basket ve voleybolda bizi geçemedi. Muhtemelen geçecek ama... Neyse diyeceğim şu ki, böyle geçmişi olan bir camianın geleceğinin olmaması can sıkıyor...





Scugnizzi: Arda'yı çok sevdiğini biliyorum. Hatta "Küçük Metin" diyorsun. :) Ama özellikle bu sezon Arda'yı Galatasaraylılar da çok eleştirmeye başladı (Fenerbahçeli olarak Arda'yı sevdiğimi de araya sıkıştırayım). Arda'nın Elano'ya pas vermediği iddiaları, geçen sene Bülent Korkmaz'ın kalmasını istemesi, Fatih Terim'le ilgili yaptığı açıklamalar, takım içinde gruplaşma yaptığı iddiaları yine.. Sizin Galatasaray Sözlük'e giriyorum bir şeyler yazmış mısın diye, eleştiriler hakikaten yoğun. Neler söyleyeceksin?

Belgarath: Arda Turan yeni Hakan Şükür'ümüz. Sahadaki duruşu yeter. Evet fanatik bir taraftarım ve kendimde Arda Turan'ı eleştirme lüksü göremiyorum. Kaptanlığı doğru bir hamleydi. Fakat... Mesela nasıl ki Hakan Şükür gönderilirken, Hasan Şaş ve Ümit Karan'a takımın emanet edilmesi hataydı, burada da Ayhan Akman sorunu var. Tamam, Ayhan Beşiktaş sonrası Galatasaray'da kendini aştı ama bu sezon kredisini bitirdi... Ne yazık ki Ayhan "yeni Ümit Karan'ımız" oldu.

Elano konusuna kesinlikle katılmıyorum. İnanılmaz uyumsuz bir topçu. Şu "Brezilya Milli Takımı oyuncusu" etiketinin ekmeğini iyi yiyor. Kimse kusura bakmasın, takımın Elano'nun gelişi sonrası dengesi bozuldu. Bana hiçbir futbol otoritesi "Keita kulübede, Elano ilk 11'de" olayını açıklayamaz. Arda'nın gruplaşma yaptığına da ihtimal vermiyorum. Evet, biraz artist olduğunu duyuyoruz ama bırakalım da o kadar olsun.


Scugnizzi: Ayhan demişken araya gireyim, onla ilgili de bi soru sorayım. Ayhan 33 yaşına geldi neredeyse, 2 ay sonra 33'ü bitirecek. Bu kadar yüklenilmesi normal mi Ayhan'a? Sonuçta Galatasaray'a bayağı yararı oldu geçmişte. Kim 33 yaşında 27-28 yaşındaki performansını sergiliyebiliyor ki tam manasıyla?

Belgarath: Ayhan'ın sorunu kendi işini yapmaması değil. Başkalarının işini de yapmaya çalışması ve batırması. Yani bir dur... Ne öyle sürekli top dağıtmalar. Hani ileri oynasa gam yemiyeceğim de, bırak o işi oyundayken Elano ya da Arda yapsın... Kaldı ki Hakan Balta ile saha içinde küfürleşmesi... Bir de bence kaptanlığın Arda'ya verilmesine bozuldu... Dediğim gibi sorun Ümit Karan'laşması. Yoksa Ekşi Sözlük'te falan zamanında hep savundum futbolunu. Ama bir yere kadar... 29 yaşında üç büyüklerden birine yeni transfer olan Mustafa Sarp'ın yarısı kadar oynayamıyorsa, sorunu kendinde aramalı Ayhan...

Scugnizzi: Galatasaray'ın UEFA Kupası kadrosundaki Türk futbolcular yavaş yavaş yorumcu, teknik direktör olmaya başladılar ve yaptığı açıklamalarla Galatasaraylıları deyim yerindeyse sinir ediyorlar. Hakan Ünsal'a senin de "gıcık" olduğunu biliyorum, ama diğerleri hakkında pek konuşmamıştık. Gerçi başta Hakan Şükür olmak üzere, Hasan Şaş, Bülent Korkmaz gibi isimleri çok sevdiğini biliyorum. Ama şu an Galatasaraylıların bir bölümü Küçük ve Büyük hakan, Kaptan Bülent (İsmail abi a.k.a. Serif Ozani özellikle), Tugay, Hasan şaş gibi oyunculara ağır eleştiriler getiriyorlar. Fenerbahçe ve Beşiktaşlı eski sevilen futbolculara böyle eleştiriler getirilmiyor. Sen nasıl bakıyorsun bu konuya? Hakikaten bu efsane denilebilecek isimler mi haklı, yoksa onlardan neredeyse nefret etmeye başlayan taraftar mı?

Belgarath: Şimdi bu konuda kimse kusura bakmasın, kendimizi futbolcularımızı, yani Galatasaray'da top oynamış oyuncuları, Fenerbahçe ve Beşiktaş'takilerden ayırırım. O saydığın isimlerin hepsi Galatasaray'da sanki benim yerime oynadı. Evet, "kolej havası" ifadesi Beşiktaş için kullanılmış olabilir ama Galatasaray'ın en azından benim jenerasyonumun gördüğü takımı için en kalpten oynayan oyuncular bizimkilerdir. Başta Bülent Korkmaz üzere hakeme inanılmaz itiraz, rakiple uğraşma olmuştur ama bu yüzden onlara kızacak değilim. Aksine hep sahiplenmişimdir. Şimdi Galatasaray'dan gönderiliş şekillerine bakarsak... Bir tek Hakan Şükür kırgın olabilir. Çünkü Kral bugün 3 ay idman yapsa, gene çıkar Ümit Karan'dan daha iyi top oynar.. Ama Hakan Ünsal, Ergün Penbe, en ufak söz söyleme hakkına sahip değiller...

Scugnizzi: E ama Hakan'ın daha kaç yaşında heykelini dikeceklerdi? Ben bu konuda Hakan'ı haklı bulmuyorum...

Belgarath: İkisinin de 2002'den sonra neredeyse bir tane iyi maçı yok ve ikisi de Galatasaray'dan sonra gittikleri Çaykur Rize ve Gaziantep'te 6 ayı tamamlayamadılar. Bülent Korkmaz neticede büyük kaptan. Onun bırakmasının zamanı gelmişti. Şaş'a gelirsek... Benim için çok özel bir oyuncuydu... Neticede bizler şampiyonlukları Uche-Högh, Falco-Stumph, Ronaldo-Zago'ların aldığını gördük. Elbette 10 numara Hagi, Alex ve Sergenler ile forvetler Hakan Şükür, Boliç, Feyyaz'ların da... Ama 2002'deki Galatasaray'ın şampiyonluğunu 11 numaralı Şaş aldı. Yani bir kanat oyuncusu. Artık bu değişen futbol düzeni miydi bilemem ama aynı Şaş 2006'daki şampiyonluğun da mimarıydı. Sırf bu bakımdan saygıyı hak eder. İsterse 10 Hamburg maçını çeviremesin benden tek bir küfür yemez!

Soruyu atlamışım; Hakan Şükür'ün heykeli dikilmeli tabii ki de... Ben kendi adıma şunu söyliyeyim; eskaza bir mucize oldu ve Galatasaray yeni sezonda Messi'yi transfer etti. Sami Yen'de maça gittiğimde yine sırtımda yazacak numara ve isim bellidir: 9 - Hakan Şükür.

Scugnizzi: Aslında tam olarak cevap alamadım bu soruya, ben sen de kızgın mısın diyorum diğer taraftarlar gibi bu isimlere... Hakan Şükür'e, Hasan Şaş'a, Bülent'e, Tugay'a vs...

Belgarath: Ben sadece Hakan Ünsal'a kızgınım. Çünkü bu kadar kuyruk acısına hakkı yok. Eski Galatasaraylı Metin sayesinde gittiği Rize'de bile tutunamadı. Bülent Korkmaz'a 2005'te hakemin muazzam asistleriyle Gençlerbirliği'ne yenilirken delice sevindiği için kızgın değil kırgınım... Keza zamanında Türkiye Kupası'nı havaya kaldırırken "Galatasaraylı olmak bir ayrıcalıktır" diyen Tugay'a "Galatasaraylıyım" diyemediği için kırgınım. Tabii şu da var... Ne gariptir ki hiçbiri Arif Erdem olamadı. Yani futbolu bıraktıktan sonra Galatasaray aleyhine tek kötü söz söylemedi Arif ve efendi efendi işini yapıyor...

Scugnizzi: Son iki soru... Alex hakkındaki görüşlerin?

Belgarath: Alex, Hagi'den sonra Türkiye'ye gelmiş en iyi yabancı... Ama garip bir adam. Bence çok büyük topçu. Ama misal geçen sene senin yaptığın bir tespit var ki muazzam. Galatasaray Alex geldiğinden beri yani 2004 yazından beri Fenerbahçe'yi 2 kere ligde, 3 kere de türkiye kupası'nda 5 kere yenebildi. Ve o maçların hepsinde Alex oynadı. Ama mesela Fenerbahçe Alex geldikten sonra Sami Yen'den üç kere yenik ayrılmadı. O üç maçta da Alex yoktu. Hani bunları neden söyledim; bir grup var ki Alex'i sadece istatistiklerden yola çıkarak savunuyor, o anlamda ben de bunları söyledim. Mesela ben kendi adıma söyliyeyim, derbide Alex'ten korkmam.

Kısaca şöyle diyeyim, mesela Fener 2007/08'de kendi tarihinin en büyük Avrupa derecesini elde etti. Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final. Bana göre Deivid'in Alex'ten çok daha fazla katkısı vardı... Evet, CSKA'ya gol attı ama Chelsea'ye ne yaptı? Ki bin tane maç yapsın Fener Chelsea ile, Alex yine bir şey yapamaz...

Scugnizzi: Ama o sezon da Şampiyonlar Ligi'nde 6 asistle asist kralı oldu?

Belgarath: Ha bu kadar eleştirir gibi gözüktüm ama dediğim gibi "inanılmaz" beğendiğim bir futbolcu. Bu eleştirilerim sadece Alex'in Türkiye'ye gelen en iyi futbolcu olamayacağını algılamak için. Diyorum ya kanıtlar sürekli istatistik. Kimse kusura bakmasın, Fenerbahçe Denizli'de şampiyonluğu verirken İbrahim Ege'nin markajı altında sahadan silindi Alex. Yani birebirde tutması zor değil. Mehmet Topal 2007/08 sezonu örneği. 3 derbide Galatasaray sadece kalesinde 1 gol gördü, hem turu geçti hem de şampiyonluğa gitti

Scugnizzi: Hagi-Alex'e bari sen girme. :) Ben zaten Hagi'nin Alex'ten daha klas bir futbolcu olduğunu kabul ediyorum, hep de söylerim.

Belgarath: Hani ben soruyu biraz "Hagi mi, Alex mi?" gibi cevapladım ama Hagi öyle değildi işte... Birebirde bir Johnson Antep'te iken adım attırmamıştı, ona da Fenerbahçe'de TSYD maçında kaburgasını kırarak "hoşgeldin" dedi, üstüne faulü de Johnson'ın kontrolsüz girişinden lehine aldı. Ama Alex elbette ki çok büyük futbolcu. Gideceği günü dört gözle bekliyoruz. Ama dediğim gibi garip futbolcu. Mesela benim gözümde Fener'in bu sezonki en önemli oyuncusu Emre belözoğlu...

Scugnizzi: Alex'i öne çıkaran faktörlerden biri de, senin dediğin gibi kaburga operasyonlarına girmemesi. :) Hagi her türlü pisliği yapardı, belki de bunları yapmasa Hagi olmazdı.. Neyse kapayalım en iyisi bu konuyu. Son soruma geçeyim.

Söyleşinin başında Lucescu'cusun dediğimde, "bir de Kalli'ciyim" dedin. Lise dönemi, 16-17'li yaşlar fanatizm duygularının en yoğun yaşandığı yıllardır, UEFA'yı aldığınızda Lise 2'deydin. Art arda gelen şampiyonluklar, mutluluklar, arkadaşlara hava atmalar, dalga geçmeler. :) Sorum şu, neden Fatih Terim demedin de Kalli'ciyim dedin? Şu an başkan olsan ve sadece iki teknik adamı takımın başına geçirebilme imkanın olsa, Lucescu'yu mu istersin Fatih Terim'i mi?

Belgarath: Yanlış bir karar olacağını bilsem de tabii ki Fatih Terim. Çünkü Galatasaraylı. Bu tip konularda mantığımla hareket edemem. Ayrıca bu yönetimin yaratmak istediği Galatasaray'a en güzel topu oynatacak hocalardan biri de Terim'dir. Ama ikinci döneminde ciddi yanlışlara imza attı. İmzayı attığı gün "bana 2 yıl verin. Bu takım gençlerle 5-6. olacak" dese en azından ben ses etmezdim ama "hedef Uefa'nın da üzeri" deyip Almaguer'le çıktığı yola Bratu ile devam edince canımızı sıkmadı değil... Kalli'ci, Lucescu'cu... Evet. Galatasaray'ın düzeni o kadar bozuldu ki, geleceğe yönelik hamleler yapmak neredeyse imkansızlaştı. Umarım Rijkaard ile o benim pek algılayamadığım total futbol, 3-4 sene içinde meyvelerine verecektir. :)

Scugnizzi: Söyleşimiz şimdilik bu kadar. Ayda bir yapmak lazım. :)

Belgarath: Yaparız, takım iyi gitsin de. :)

23 Aralık 2009 Çarşamba

Yakıştı Mı Size?



Livescore'dan maç sonuçlarına bakarken Ajax maçında 10-1'lik sonucu gördüm, dakika 74'tü. 13'e gider yazdım Twitter'a, 14 attılar. Delikanlılığa sığmaz bu yaptıkları, onu diyeyim sadece...

Adamım Suarez de 6 gol atmış. Ona da hiç yakıştıramadım... Şuradan tüm bilgilere bakılabilir maçla ilgili...

Antrenman Maçı



Maçla ilgili yazacak çok şeyim yok. Sonuçlanması gerektiği gibi bitti. Özer ve Mehmet Topuz için moral oldu, Abdülkadir 10 dakika da olsa oynadı.

90 dakikada en çok dikkatimi çeken Semih'ti. Bu çocuğun devre arasında kesinlikle yurt dışında oynayabileceği bir kulübe gitmesi lazım. Morali acayip bozuk, psikolojisinin de iyi olduğunu söylemek zor.

17. Haftanın Kaçan Golleri



Bu videoyu yeni izledim. Bazı golleri izlememiştim listeden, belki maçların özetlerini izlemeyenler vardır diye koyayım dedim. Youla'nın listede 1 numarada olan pozisyonu hakikaten sopalık cinsten... Yıllar önce bir Göztepe-Fenerbahçe maçında benzerini bizim Boliç kaçırmıştı, izleyince hemen aklıma o geldi...

6+2



90'lı yılların ortalarında ligimizde 3+1 yabancı kuralı vardı. Kostadinov'un bu kural yüzünden Fenerbahçe'de ilk 11'de şans bulamadığı daha dün gibi aklımda. Hatta o dönem Ali Şen 4+1'e geçiş yapılırsa Stoichkov veya Amokachi'den birini alacağını söylemişti. Çok sevinmiştim Stoichkov gelecek diye...

3+1'li dönemlerden 6+2'li dönemlere geldik. Herkesin bu konuda türlü türlü fikri var. Sınırsız olsun diyen de var, 4 yabancı yeterli diyen de.

Ligde bakalım bu sezon takımlar bu kontenjanlarını tam manasıyla kullanabilmiş mi?

Fenerbahçe'nin 8 yabancısı var(dı). Deivid sadece 216 dakika süre almış... 7 yabancı kullandı diyebiliriz Fenerbahçe için.

Galatasaray (puan tablosuna göre gidiyorum) kadrosunda 7 yabancı var. Linderoth'un sadece 80 dakika süre aldığını düşünürsek, 6 yabancı yazıyoruz.

Bursaspor kadrosunda da 7 yabancı vardı. Koreli futbolcusu ülkesine gitti, Tadeu sadece 48 dakika süre aldı. Kirita da 1400 küsür dakikanın 200 dakikalık kısmında görev almış. 4.5 diyelim.

Kayserispor bu konuda biraz daha iyi. Makukula, Cangele, Troisi, Saidou, Souleymanou ilk yarıda sürekli forma şansı bulan yabancı futbolcular. Bunların arasında Toledo da vardı fakat sakatlığı yüzünden uzun süredir oynayamıyor.

Beşiktaş'ın Delgado'yu da sayarsak 9 yabancı futbolcusu var. Holosko sakatlanmasaydı büyük ihtimal 8'i birden sürekli oynayan tek takım olacaktı. Ama yabancılar istenilen kalitede mi ve çoğunluğu istenilen performansı sergiliyor mu, tartışılan bir konu...

Trabzonspor'un 8 yabancısından Yattara bu devre neredeyse hiç oynamadı. Tjikuzu da aynı şekilde. Senegalli kaleci de yedek kalmaya başladı Güneş geldiğinden beri...

Diğer takımlarda toplam 1400 küsür dakikanın minumum 3'te 1'inde oynayan yabancıları yazayım;

- Gençlerbirliği: Radeljic, Harbuzi, Tozo, Kahe, Sandro: (5)
- İstanbul Belediye: Vinicius, Martin Kus, Marquinhos, Kanfory Sylla, Herve Tum: (5)
- Eskişehir: Ivesa, El-Saka, Nadarevic, Vucko, Youla: (5)
- Antalya: Jedinak, Djiehoua, Ali Zitouni: (3)
- Gaziantep: Deumi, Ivan, Julio Cesar, Zurita, Jorginho, Beto, Julio Cesar: (7)
- Kasımpaşa: Moritz, Keller: (2)
- Manisaspor: Kalabane, Dixon, Simpson, Isaac Promise: (4)
- Diyarbakır: Espinoza, Al-Ogaili, Diallo, Ayman (yazdım ama Türk statüsünde yanılmıyorsam), Tazemeta, Mendoza, Desire-Job: Ayman hariç (6)
- Ankaragücü: Senecky, Broggi, Vassell, Roguy Meye: (4)
- Sivasspor: Petkovic, Kamanan: (2)
- Denizlispor: Koffi, Bangoura, Braga, Berberovic, Roberts: (5)

Bakıldığında 8'i geçtim çoğu takım 6 yabancısına bile maçların 3'te 1'inde şans vermemiş. Gaziantep ve Diyarbakır dışında yok hatta... Aziz Yıldırım'a izin verseler rahat 12-13 yabancı futbolcu alır, Kasımpaşa ve Sivas sadece 2 oyuncusunu düzenli oynatmış. Yani o kadar tartışılıyor sınırsız olmalı vs. diye. E bir sorun yok mu burada?

22 Aralık 2009 Salı

Lefter 84 Yaşında



7 sene önce kaybettiğim dedeme çok benzetirim kendisini tip olarak. Dedem öldüğünde 69 yaşındaydı, inşallah Lefter 100'ü görür. Sağlıklı ve mutlu bir yıl diliyorum buradan Lefter Dedeme...

Fikstür Avantajı



Fenerbahçe'nin 2. yarıdaki fikstür avantajına 1-2 hafta öncesine kadar dikkat etmemiştim. Dün akşam da Son Kale'de Reha Muhtar, "Fenerbahçe bu fikstürle yürüye yürüye şampiyon olur" dedi. Ben bu denli önemli olduğunu düşünmüyorum ama yine de yazalım şampiyonluk mücadelesi veren 5 takımın fikstür bilgilerini.

Fenerbahçe: 16 maçın 9'unu evinde oynayacak. Bu 9 maçın arasında Beşiktaş, Bursa, Kayseri ve Trabzonspor maçları da var. Yani yukarıdaki ekiplerden sadece Galatasaray ile deplasmanda oynanacak. Deplasmandaki 7 maçın da 3'ü İstanbul'da (Galatasaray dışında Kasımpaşa ve Belediye maçları). Sadece 4 kez İstanbul dışında maç yapacak Fenerbahçe ligde, bunların 2'si de Ankara'da. Diğer 2 karşılaşma ise Manisa ve Sivas ile.

Galatasaray: Evinde Fenerbahçe'den 2 maç daha az yapacak, yani 7 maçını içeride oynayacak sarı-kırmızılı ekip. Bu 7 maçın 2'si Fenerbahçe ve Bursa ile. 2. yarının ilk haftasında Gaziantep'le İstanbul'da oynadıktan sonra art arda 3 deplasmana gidecek, sırasıyla Denizli, Kayseri ve Beşiktaş. Çünkü bu arada Ankaraspor maçı vardı ve İstanbul'daydı. Trabzon maçı da deplasmanda, 9 deplasman maçının 7'si İstanbul dışında.

Bursaspor: Onların da avantajı Fenerbahçe gibi içeride 9 maç oynayacak olması. Kayseri, Trabzon ve Beşiktaş'la içerde, Fenerbahçe ve Galatasaray ile İstanbul'da oynayacaklar. Kayseri ve Beşiktaş ile 32 ve 34. hafta (33. hafta Ankaraspor'la oynamaları gerekiyordu) evlerinde oynamaları da büyük avantaj. Tabii o noktaya gelebilirlerse. Diğer bir avantajları da 7 deplasman maçının 4'ünün İstanbul'da olması, uzak yola gitmeyecekler.

Kayserispor: Fikstürde denge var, 8 maç içeride, 8 maç dışarıda. Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzon'u da Kayseri'de ağırlayacaklar olmaları büyük avantaj. Son 6 haftanın 5'inde hep alt sıralardaki takımlarla oynayacaklar, bu hem avantaj, hem de dezavantaj olabilir duruma göre (Sivas, Diyarbakır, Manisa, Belediye, Antalya).

Beşiktaş: Galatasaray gibi Beşiktaş'ın da zorlu bir fikstürü var. 16 maçın 9'u dışarıda. 9 deplasmanın 7'si İstanbul dışında. Galatasaray ve Trabzon'la İnönü'de oynayacaklar, Fenerbahçe, Kayseri ve Bursa ile deplasmanda. Gençlerbirliği maçından sonra oynanacak 5 maçın 4'ü deplasmanda, bu virajı atlatırlarsa fikstür dezavantajı falan kalmaz.

Yorumları alalım, düşünelim, tartışalım...

Emre & Cristian

Uzun süredir kulüp dergisini almadığım/okumadığım için resmi sitede dolaşırken gördüm bu fotoları. Belki benim gibi henüz görmeyenler vardır diye de basın fotoğraflarını blog'a koymak istedim. Önce Cristian&Camila çifti ve çocukları;











Şimdi de Emre&Tuğba çifti;