31 Temmuz 2010 Cumartesi

Kocaman Ailesi


14 Mayıs 2000 tarihli Milliyet'ten... Eşi Arzu, kızları Yağmur ve Ekin.

In Frank They Trust :(


Kardeşim kadar sevdiğim Emre'nin ricasını kırmak istemedim ve geç de olsa Eski Açık'ta izlediğim Galatasaray-OFK Belgrad maçı ve takımla ilgili bir şeyler yazmak istedim.

Öncelikle bir şeyi açığa kavuşturmak istiyorum. İşsiz güçsüz ve dolaylı olarak boş zamanı fazla olan biriyken Ekşi Sözlük'te bayağı aktiftim, Eylül 2008'den beri iş hayatına atıldığımdan artık eskisi gibi futbola ve de Galatasaray'a sanal ortamlarda zaman ayıramıyorum.

Gelelim şimdi neden yazmak istediğime... Hani beni tanıyan birine nasıl biri olduğumu sorsanız, muhtemelen alacağınız ilk cevap "iyi Galatasaraylı" olur. Ne yalan söyleyeyim, o konuda ben de kendime fazla laf ettirmem. Onun dışında her türlü eleştiriye açığım, ki ben de kendi çapımda "Cm'ciler ve dilenciler olsun" makarasına dokundurmayı yaparım. Evet, Rijkaard'ı uzun süreden beri eleştiriyorum. Ama şu da bir gerçek ki, ben her şeyden önce Galatasaray'ın her branşta, her kulvarda başarılı olmasını isterim. Yani "Rijkaard'ı eleştiriyorum" diye, alınacak iki-üç iyi sonuçta "Tüh.. O kadar da başarısız" demiştim triplerine girecek değilim. Aksine çok mutlu olurum. Galatasaray üzerinden sanal ortamdaki yazılarımla nasıl prim yapayım zaten... Bunu düşünmesi bile komik.


Neyse zaten böyle hırsları olan biri olsam, önceki gün tribünde olmazdım. Malum Fenerbahçe yenilgisinin siniriyle "Sadece Kadıköy ve İnönü" demiştim, ama aşkımız tabii ki önce renklere. :)

Gelelim Ali Sami Yen'de oynanan OFK Belgrad maçına... Nostalji insanıyım ve yine ister istemez geçmişe gittim. Zira o statta Ağustos 2006'da şampiyon takıma "merhaba" dediğimiz Mlada Boleslav maçını hatırladım. Arda Turan'ın doğuşuna canlı şahit olmak, istem dışı "Sasa İliç oleyyy" ile coşmak ve de Ukrayna'dan gelen gol haberleriyle "Dinamo Kiev oleyyy" diye eklemek... 5-2 kazanmıştık ve yazlığa Galatasaray Sözlük'ten Areyouplayer ile inanılmaz keyifli döndüğümü hatırlarım. Nihayetinde futbol oynayan ve de oynayabilen bir takım vardı.

Ama aynı durum elbette ki önceki gün söz konusu değildi. Çok Galatasaray maçına gittim (110'dan sonra saymayı bıraktım), Galatasaray'ın hazırlık maçını bile Şampiyonlar Ligi'ne tercih eden biriyim ama geçen sezonun sonunda olan şey OFK Belgrad karşısında yine oldu. İnanılmaz sıkıldım. Arda Turan ikinci golü attığında dakika 90 falan sandım, ama 15 dakika daha kaldığını görünce sıkıldığımı anladım. Hayır yani "Biz ne takımlar, ne maçlar gördük yiğidim" felsefesi yapma niyetinde değilim ama bariz kötü takımız. Oyun anlamında da kötü, kalite anlamında da, mantalite anlamında da...

Arda Turan'ın ayağına bakıyoruz, hepsi bu. Twitter'da 2-3 kere yazdım, çevreme en az 10 kere söyledim, Arda-Baros-Neill-Sabri dörtlüsü dışında ilk 11'e gözü kapalı kimseyi yazamıyorum.

Ezeli rakiplere bakıyorsun.. Fenerbahçe; Volkan Demirel-Gökhan Gönül-Lugano-Andre Santos-Emre-Stoch-Alex. Beşiktaş; Rüştü-İbrahim Toraman-Ekrem-Ernst-Quaresma-Bobo (Bana kalsa Ferrari de var, artı Guti olacak tabii). Ne yazık ki aynı durum bizde söz konusu değil.

Geçtiğimiz sezon 27. haftada Fenerbahçe'ye yenilerek şampiyonluğa, 28. haftada Sivas'ta berabere kalarak Şampiyonlar Ligi'ne veda eden takımız. Arada Dünya Kupası öncesi ve sonrası da var... Transferin bitmemesi, plansızlık gerçekten can sıkıcı. Ne desem ki... İnsanın ne total futbolu eleştiresi geliyor, ne de sistemi. En iyisi sahadaki 11 oyuncudan seçmeler ve Sir Frank Rijkaard ile kapanışı yapayım.

AYKUT ERÇETİN: Kötü kaleci. Hani kuzeni çocukluk arkadaşım olmasa daha da ağır konuşurdum. 3 Sivas deplasmanı kariyerini özetler benim için. İlkinde Mehmet Yıldız’ın skor 3-3 iken şutu kaleyi tutsa şampiyonluğu veriyorduk, ikincisinde önceki sezon Kamanan’ın dağlardan taşlardan attığı golle Türkiye Kupası’nı, üçüncüsünde geçen sezon Mehmet Yıldız’ın tamamladığı topla lig ikinciliğini verdik. Steaua Bükreş ve Alex’in frikiği de malumunuz. Eski Açık’ta olanlar OFK Belgrad maçında ilk golde de hatası olduğunu gördü. Neill Aykut’un kalesinden açılmasını bekledi ama sağolsun gene çizgide sabit kaldı, Sabri de uzaklaştırılamayan topta faulu yapınca ilk gol geldi. De Sanctis ve Leo Franco’yu görmüş olarak yabancı kaleci ısrarım yok ama en azından 3 sezon önce Orkun Usak tercihinde olduğu gibi Anadolu takımının kalesini düzenli koruyan bir isim kadroya ilave edilebilirdi. İlk aklıma gelenler, izlediğim her maç iyi oynamış Manisasporlu İlker Avcıbay ve Gaziantepsporlu Mahmut Bezgin. Ufuk’u bilemem ama Aykut’tan kötü olmayacakları kesin.
 
BARIŞ ÖZBEK: Çoğu Galatasaraylı’nın aksine ben Barış’ı beğenirim. 2007-08 sezonunda Kalli’nin sisteminde yaptıkları ve rakiplere yaptırmadıkları ortada. Rijkaard’ın sistemine uyum sağlayamadığı bir gerçek ama doğru kullanıldığında çok faydalı topçu. Dinamik, pres yapan, rakibe basan bir isim. Fenerbahçe’ye 2007-08’de derbilerde üstünlük sağladığımızda ilk 11’de oynadığını hatırlatayım. Ondan sonra oynadığımız ve 5’te 4 yenildiğimiz derbilerde de sadece 0-0 kaldığımız maçta ilk 11’de olduğunu ekleyeyim. Evet çok yaratıcı bir oyuncu değil Barış ama en azından yıpratıcı. Emre Belözoğlu dışında Süper Lig’de yaratıcı orta saha oyuncusu var da benim mi haberim yok…
 
SERDAR ÖZKAN: Gökhan Zan’dan bile daha çok koydu transferi. En iyi zamanında neydi ki, yokları oynadığı son iki sezondaki performansına takılayım. Depar atmaya hali kalmamış düzensiz yaşamaktan. Sağolsun Sabri’yi de net bir şekilde bozdu. Takım oyunu oynayacak bir oyuncu değil, işin garibi kişisel çabalarıyla sonuç verecek biri de değil. Bu adam Beşiktaşlılar’ı çok yanılttı, beni yanıltmaz.

MEHMET BATDAL: Yazımın başında negatif bir taraftar olduğumu söylemiştim ve herkesin “18 yaşındaymış” muamelesi yaptığından Batdal’ın transferine de soğuk bakmıştım. 2006’da Bucaspor ile ismini duyurdu, ama 4 sene alt liglerde kaldı. Amma ve lakin televizyondan sonra statta da izledim ve bu çocukta hayat var. Sahada en azından duruşu var. Hakan Balta misali etkisiz eleman değil. Pozisyona giriyor, Neill dahil takım arkadaşlarıyla yardımlaşıyor, Hakan Şükür misali gol de kaçırıyor. Kesinlikle ısrar edilmeli.
 
FRANK RİJKAARD: Geçen sezon sayısız maçı (rakamlarla 7) 1-0’dan vermişti, bu sezona daha hızlı bir giriş yaptı. Galatasaray’ın yapısına uygun bir hoca olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. Leonardo’nun Milan’da teknik direktörük yaptığını dikkate alırsak, Galatasaray’da geçen sezonu tekrarlasa bile iyi bir takımın başına gidebilir. Bu, yüksek bir ihtimaldir. Kafasının Galatasaray’da olduğunu düşünmüyorum. Ya da benim zekam yapmak istediklerini algılayamıyor. Takım hakikaten hiç ışık vermiyor. Her şeyi geçtim, oyuna müdahalelerde çok zayıf. Baros da sakatken yalvarıyorum ileri uçta oynayan oyuncuyu çıkarma.. Uykum geldi, yoksa daha yazardım sana…

İnanılmaz uzun bir yazı oldu. Olur da okuyan olursa, sabrı için şimdiden teşekkür ederim.

21 Temmuz 2010 Çarşamba

90'lar Futboluna Popüler Bakış!






Dün bir arkadaşım paylaşmış tam Scugnizzi'lik bir video deyip ekledim.

Kasttakiler, Elvir Boliç, Bülent Uygun, Sergen Yalçın, Alpay Özalan, Şener Kurtulmuş, Rıza Çalımbay, Mustafa Özkan, Mehmet Özdilek, Oktay Derelioğlu, John Leshiba Moshoeu ve Akın Sel. Bütün Televole tayfasını toplamışlar bir Kompela eksik. Ayrıca kadroda bu kadar Beşiktaşlı olmasına da kıl olmadığım değil.

Lafı bağlarken dağıldıkları iyi oldu diyecem ama ortada Hakan Altun gerçeği var.

18 Temmuz 2010 Pazar

Derbinin Sonucunu Bilene Takımının Forması


Bilindiği gibi hafta içi Gurbet Kupası'nda Fenerbahçe ile Galatasaray karşılaşacak. Garanti Bonus'un sponsorluğunda maçın skorunu ve gollerden birini atanı bilene forma hediye ediliyor. Bizim blog'dan da bir kişi forma kazanacak. Yalnız sadece bir kişi formayı kazanacağı için çabuk davranmak önemli, çünkü ilk bilenin olacak forma.

Örneğin, Fenerbahçe 3-1 kazanacak ve gollerden birini de Alex atacak şeklinde. Hem skor, hem de gollerden birini atacak futbolcu adı isteniyor, bu kadar basit. Yorum bölümünde yazacaksınız, bunu mail yoluyla iletenler de çıktığı için yazıyorum. Herkese başarılar.

Ayrıca Tribün Dergi de 15'er forma kazandırıyor. Linkler için;

GS Bonus

FB Bonus

Tribün Dergi:

http://www.tribundergi.com/forum/viewtopic.php?f=1&t=67551

17 Temmuz 2010 Cumartesi

İşte Ben Ömer Üründül!


Güney Afrika'daki 2010 Dünya Kupası beklediğim üzere İspanya'nın şampiyonluğuyla noktalandı. Bir ay süren bu büyük futbol organizasyonu sırasında Türkiye'nin yayıncı kuruluşu olan TRT'de 24 maçı yorumladım.
Futbol izleyicisi adına bu önemli görevi TRT ağırlıklı çeşitli televizyon kanallarında 14 yıldır aralıksız sürdürürken bu defaki kadar ağır, mesnetsiz ve hakarete varan eleştirilere muhatap olmadım.

Futbolsever adına vermeye çalıştığım bu hizmeti bazı kişilere yemek ısmarlamam ve ücret almamam sayesinde yerine getirdiğimi iddia edecek seviyesizliğe kadar indi bu eleştiriler. Futbol dünyasının önemli işlevlerinden biri olan televizyon yorumculuğu hizmetimi sürdürürken beni zaman zaman eleştirmiş olanların dahi bugün yukarıda portresini çizmeye çalıştığım vicdan muhasebesinden yoksun olan eleştirilere verdikleri rekor düzeydeki tepki, moralimi üst düzeyde tutmama yardımcı olmuştur. Bu arada şahsıma yöneltilen mesnetsiz ve seviyesiz eleştirilerin içine TRT gibi saygın bir kurumun da alınması yine aynı inançla söyleyebilirim ki beni asıl yaralayan unsur olmuştur.

Ne var ki; 10 yıl kadar hiç de azımsanmayacak bir zaman diliminde Doğan Medya Grubu'nun ilk evladı Milliyet'te yazarlık yapmış olmama rağmen yine aynı grubun bir başka yayın organı olan Hürriyet'teki sanki organize karalama kampanyasına herhangi bir üst düzey yöneticinin tepki koymaması düşündürücüdür. Hele hele patronaj sınıfının bu karalama kampanyasına adeta göz yumarcasına sessiz kalışı beni üzmüştür.

O DÜZEYE İNMEM
Şimdi benden bu eleştirilerin sahiplerine aynı dozda ve aynı üslupla cevap vermemi bekleyenlere böyle bir seviyesizliğe inmeyeceğimi hemen belirtmek isterim.

Ancaaak... Bir kişi var ki, artık ona cevap yazmazsam bunun eksikliğini ciddi şekilde hissederim. Bu kişi de Hıncal Uluç'tur. Hıncal Uluç 17 Mayıs 2000 tarihindeki Galatasaray'ın Kopenhag'da Arsenal karşısında elde ettiği büyük zaferin yayını sırasında yorumcu olarak görev yapmamı ve futbolsevere hizmet etmemi o tarihten beri nedense hazmedememektedir. Ve o günlerden bu yana, yani 10 yıldan beri Hıncal Uluç beni en ağır şekilde ve sürekli eleştirmeyi adeta kendisine görev bilmiştir. Özellikle de son iki yılda TRT Genel Müdürü Sayın İbrahim Şahin'i de hedef almak gibi, bir yazara hiç de yakışmayan bir tavır almıştır. İnsanın böyle bir anlayışın sergilenmesinden sonra ister istemez aklına bir soru gelmektedir: Acaba Hıncal Uluç olimpiyatlar ve Dünya Kupası'nda TRT tarafından yorumcu olarak görevlendirilseydi aynı tepkileri sergiler miydi?

Dünkü yazısında "Ömer Üründül futboldan hiç anlamıyor" diyor. Benim futbol bilgimi ölçmek isteyen kişinin önce kendisinin futboldan anlaması lazım. Hıncal Uluç'un futboldan hiç anlamadığı herkesin malumudur. Bütün dünyanın Maradona ile tahta çıkardığı adama, "Messi de futbolcu mu?" diye yazması bu konuda en son canlı örnektir.

Şimdi Hıncal Uluç'a bir soru sorup onun bu konudaki cevabını bekliyorum: TRT'nin yanında TV8'de iki sene İngiltere Premier Ligi'ni yorumladım. Star TV'de 5 sene Şampiyonlar Ligi yorumculuğu yaptım. 2006 Dünya Kupası'nı Kanal 1'de yorumladım. Euro 2008 Grup Elemeleri'nde Türkiye'nin maçlarını ATV'de yorumladım. Ayrıca Türkiye'nin üçüncü olduğu Euro 2008'i yine ATV'de yorumladım. 14 yıldır bu kanallar da dahil her yerde benim yorum yapmamın Hıncal Uluç gözüyle nedenini çok merak ediyorum.

Hıncal Uluç'un Sabah Gazetesi'nde neredeyse tam sayfaya yakın olan atış sahasına sahip olmasına rağmen Hürriyet'in karalama kampanyasına 3-5 satırla katılmasını kendisi adına ciddi bir talihsizlik olarak yorumluyorum.

Ehh ben yorumcuyum ya...

16 Temmuz 2010 Cuma

Kuralar Öncesi


Yarınki Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme kura çekimiyle birlikte bir anlamda sezonu açıyoruz. Alkmaar maçının büyük bir bölümünü izlemediğim için blog'a bir şey yazma gereği duymadım.

Eşleşme ihtimalimiz olan 5 takım var ve seri başı olduğumuz için avantajlıyız. Olası rakiplerimiz, Celtic, Unirea Urziceni, PAOK, Young Boys ve Belçika ekibi Gent. Elbette başta Young Boys olmak üzere diğer 4 takım da yabana atılmamalı fakat benim çekindiğim tek takım, Avrupa'da belki de en sevdiğim takım olan Celtic. Geçen sezon hem ligde, hem de Avrupa'da başarılı olamasalar da adları yeter. Zaten play-off turunda, yani bir sonraki turda çok güçlü ekiplerden biriyle karşılaşacağız, yarın da Celtic'le eşleşerek şimdiden zora girmeyelim. Braga'nın Celtic'i kılpayı geçip seri başı ekipler arasına girdiğini de belirteyim.

Benim içimden Young Boys geçiyor, yarın hep beraber göreceğiz hangi takımla eşleşeceğimizi...

Edit: Tahminim tuttu ve Young Boys ile eşleştik. Basel olsaydı bir düşünürdüm ama Young Boys'u geçemeyeceksek zaten hiç gitmeyelim Şampiyonlar Ligi'ne.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Çocuklar Gibi


Tarık, Aygün ve Boliç tamam da, arkadaki isim ya Halil İbrahim, ya da Bülent. Tam çıkaramadım... 1996'da devre arasında Valencia'da kamptayken, lunaparka gitmiş takım ve çocuklar gibi eğlenmişler.

Not: Fotoğraf Cüneyt Şengül.

9 Temmuz 2010 Cuma

Günümüz Futbolu


Günün son postu Ömer Üründül'ün yazarlığa ilk başladığı yıllardan bir yazı olsun. Özellikle seçmiş değilim, denk geldi. Bakalım bazı kalıplar size de tanıdık gelecek mi?

Not: 6 Kasım 1994'te Fenerbahçe-Altay maçından sonra yazdığı değerlendirme. Ömer Üründül'ü de severim, belirteyim.

"Fenerbahçe, Altay karşısında düşük tempolu, blok bağlantıları kopuk bir futbol sergiledi. Osieck'in maç öncesi en büyük endişesi, yüksek toplardaki zaaflar yüzünden geride kapanacak Altay takımının (burada hep birlikte "Fener takımı" ve Sergen Yalçın'ı hatırlıyoruz) yerleşme düzeninin nasıl bozulabileceğiydi. Fakat erken kazanılan gol, rakibin savunmasını öne çıkartma mecburiyeti getirdiğinden büyük avantajdı. Ancak Bülent, Feyyaz ve Aykut'un fizik kondüsyon yetersizliğinden sahada "duran ayakları", yüksek tempolu hücum zenginliği bulmaya fırsat vermedi. İlker'in yokluğu, Toprak'ın yaratıcı özelliğinin olmayışı, alışılmış sağ kanat bindirmelerini olumsuz etkiledi. Bu durumda bütün yük Oğuz, Kemalettin ve Nielsen'in üzerine bindi. Üçü de çağdaş futbolun gereği defansif görevleri de ihmal etmemek durumunda kaldıklarından, doğal olarak belirli aralıklarla ileriye destek verebildiler. Mecnun'un formsuzluğu yüzünden kulübede oturmasıyla, orta sahadan rakip savunmanın arasına sarkacak yeni bir isim ortaya çıkmadı. Bir de bunlara iki farklı skor avantajı elde edilmişken devre sonunda defans ile kalecinin ortaklaşa hatalarından yenen basit gol eklenince, ikinci yarı tam bir sıkıntıya dönüştü (bkz: Sergen Yalçın'la sıkıntı var).

Bu sıkıntı içinde Fenerbahçe'nin en büyük şansı, Altay'ın geriden ayağa paslarla çıkıp ileride çoğalıp pozisyon üreten klasik oyun anlayışını sahaya yansıtamamasıydı.

Sonuçta Fenerbahçe günümüz futboluna uymayan kadro yapısıyla mücadele ettiği Altay maçını futbol adına birşey vermeden üç puanın sahibi olarak bitirdi.

Altay puan ümidiyle geldiği İstanbul deplasmanında taktik ve oyun anlayışı olarak yetersiz kaldı. Bilhassa ileri ikilideki Atakan ve Faruk'un yüzlerini dönüp orta saha arkadaşlarıyla yardımlaşmayı düşünmeyişleri, ofansif girişimlere kollektif bir olgunluk kazandırmadı. Bunun yanında etkisiz Fenerbahçe forvetleri karşısında defans kurgusunda da basit hatalar yapınca, skora razı olmak mecburiyetinde kaldılar.

Hakem Bülent Yavuz, tecrübesiyle oyunu kendi kontrolünde tutan rahat ve başarılı bir yönetim gösterdi. Yalnız bize göre Özgür ve Yuri'ye gösterdiği kartlar gereksizdi.

Hamza Hamzaoğlu Denizlispor'da!


Bu yıl gerek blog'da, gerek Ekşi Sözlük'te birçok şey yazdım Hamza Hoca ile ilgili, bunu da es geçmeyeyim. Eyüpspor'daki üstün başarısının ardından görevi bırakmıştı, Bank Asya'da bir takımı çalıştıracağı kesin gibiydi Hamzaoğlu'nun, bugün itibari ile Denizlispor'un başına geçti. Eyüpspor'u ise yine eski bir Galatasaraylı Cihat Arslan çalıştıracak. İki hocaya da başarılar diliyorum...

Yok Artık LeBron...!


LeBron James, Dwyane Wade ve Chris Bosh... Rekorları alt üst edebilecekler mi hep beraber göreceğiz..

Ömer Üründül'ün Düğünü!


Blog'a düğün&nişan fotoğraflarını sık sık koyuyorum, seviyorum bu şekilde geçmişi hatırlamayı/hatırlatmayı. E Ömer Üründül'ün düğün fotoğrafına rastlar da koymaz mıyım.. :) Tarih 4 Mart 1992. Şenes Erzik o zaman Federasyon Başkanı. Caz Bar'da yapılmış düğün, evlendiği kişi mimar Vildan Manisalı. Yalnız ben Ömer Üründül'ün daha büyük bir kızı olduğunu biliyorum -bundan birkaç yıl önce önemli bir üniversiteden mezun olmuştu ve Stadyum'da Üründül'ü tebrik etmişlerdi- dolayısıyla ilk evliliği olmasa gerek...

Geçmiş Zaman...


Bülent Uygun'un nişanından, tarih 14 Aralık 1993. Aklıma Şabanoğlu Şaban'daki Şevket Altuğ geldi o zamanki lakabıyla Asker Bülent'i böyle görünce...

Nihayet


21 Haziran'da "Bir Anonsçu Vardı Ne Oldu Ona?" başlıklı bir yazı yazmıştım. Daha sonra basında çıkan haberi görmemiştim, 2 gün önce Ekşi Sözlük'te yazılmasıyla öğrendim. Ayın 23'ünde yani çarşamba günü Hakan Bingül'e görevine son verildiğini bildirmişler. Haberi buradan okuyabilirsiniz, geç de olsa benim gibi kaçıranlar için yazayım dedim.

1 Temmuz 2010 Perşembe

Rıdvan&Aykut


28 Ağustos 1988 tarihli Milliyet'ten. Fotoğrafı Gürcan Bilgiç çekmiş. Aykut'un 2. yarıda girip 4 gol attığı Rize maçının ardından Çamlıca'ya gitmiş takım. :)

Caner Erkin


20 Nisan 2010 tarihinde Ekşi Sözlük'te şunları yazmışım, "Zaten Fenerbahçeliymiş, sezon sonu Galatasaray bonservisini almazsa -ki Galatasaraylıların hiç de azımsanmayacak bir bölümü Caner'i beğenmiyor- kaçırmamak lazım. Uğur Boral ne zaman iyileşir, bu sakatlıktan sonra eski Uğur olur mu bilemediğimiz için Caner'in transferi gayet mantıklı."

Hayırlı olsun, ek olarak diyeceğim bir şey yok.