15 Aralık 2011 Perşembe

18 Sene Öncesi...


Milliyet'in arşivinde bir şey ararken, gözüme bu haber çarptı ve blog'a dönüşü böyle yapmış olayım. 26 Mart 1993'te, Adnan Polat, "Türkiye'de şike var" diye bir açıklama yapıyor. "Beşiktaş'ın yapıp yapmadığını bilmiyorum ama Fenerbahçe'nin Sarıyer ve Ankaragücü maçlarında bazı gariplikler var" diyor. Ayrıca federasyona, hakemlere, kısacası herkese sallayıp ayarı veriyor.

Ertesi gün, Fenerbahçe'de o zaman yönetici olan, şimdilerin kimse tarafından sevilmeyen Federasyon Başkanı Mehmet Ali Aydınlar, Adnan Polat'a sert çıkarak, şike suçlamasına karşı ispata davet ediyor.

Ben o yılları yaşımdan dolayı pek tabii hatırlamıyorum fakat Mehmet Ali Aydınlar'ın şu söylemi beni çok güldürdü, "Bana göre şike suçlaması çok komik. Ayrıca 25 milyonluk bir camiayı zan altına itiyor. Fenerbahçe, Galatasaray'ı her maçta yeniyor. O zaman biz Galatasaraylı futbolcuları da satın alıyoruz." Şimdikinden farklı bir durum yokmuş Galatasaray maçlarında. :)


Daha da ilginci, Adnan Polat, ligin son haftalarında bu kez Beşiktaş'ı suçluyor. "Beşiktaş bu lekeyi temizlesin" diyor Gençlerbirliği maçı için. (Bunu söylemesinin nedeni, İlhan Cavcav'ın önemli oyuncularını Beşiktaş'a karşı oynatmayacak olması) Fakat 4-5 gün sonrasında, yani şampiyonluk maçında, Galatasaray Ankaragücü'nü 8-0 yenip şampiyon oluyor ve bu maç Türkiye'de en azından saha içinde olanlar bakımından şaibeli maçlar listesinde top 5'e girer. Zalad'ı futbolla hiç ilgisi olmayan, bankadan emekli Refik Amca bile tanıyor.

Şampiyonluktan sonra da pek tabii ki Adnan Polat'tan ses seda çıkmamış şike konusuyla ilgili. :) Böyleyken böyle... O zaman kulübü savunan adam durumunda olan Mehmet Ali Aydınlar, şu an Fenerbahçelilerin en azından %80'inin nefreti haline geldi. O zamanların herkesi suçlayan adamı Adnan Polat da, takımı geçtiğimiz yıl isteyerek veya istemeyerek üst sıralardan uzak tutarak, kendini de bir anlamda Metris'ten uzak tutmuş oldu. Adam işi çözmüş beyler. :)


7 Kasım 2011 Pazartesi

Ah Ulan Yusuf...


Dün Twitter'da trendtopic'ti bu abla, dedim durum nedir bir baktım, uzun bir süredir çok nadir televizyon izlediğimden Okan Bayülgen'in programına çıktığından haberim yoktu...

Foto mu? Bizim Yusuf'un sevgilisi olduğu zamanlardan... 11-12 sene oldu. Yusuf; Ebru Şancı, Esra Balamir derken kariyerini mahvetti, sonra da bizi Denizli'de şampiyonluktan etti...

Not: Hem üşengeçlikten, hem de gerekli vakti salak gibi başka şeylere ayırdığımdan, yazmak istediğim 2 uzunca yazıyı hala yazabilmiş değilim, inşallah yarın akşam eve gelince ikisini birden yazacağım... 

4 Ekim 2011 Salı

3 Ekim 2011 Pazartesi

30 Eylül 2011 Cuma

Komedya


Blog'a yazmayalı 5 hafta olmuş.. Süper! Lig'in de 5. haftasına geliyoruz... 36 maç oynandı, bizim maçlar dahil 90 dakikasını izlediğim maç sayısı 1... O da kadınların ve çocukların yarattığı atmosferi görmek içindi.

Kendi kendime söz vermiştim Ağustos başında... Şike soruşturması ile ilgili bazı kararlar verilene kadar ligi izlememeye.. Fakat sonra başımıza Play-Off sistemini çıkarttılar. Her şeyi halının altına süpürme kararı verdiler ve neticeyi sezon sonuna bıraktılar. Emir büyük yerden tabii, para konuşur... Kendime verdiğim sözü de şimdiye kadar büyük ölçüde tuttum, özetler dışında maç izlemedim... Fakat zamanla yanlış yaptığımın farkına vardım. Ne kadar uyutulsak da, bizi -taraftarları- kukla gibi kullansalar da, sahadaki Alex'in, Gökhan Gönül'ün, Volkan'ın, Yobo'nun ve diğerlerinin, kenarda da Aykut Kocaman'ın, İsmail Kartal'ın, Ömerovic'in zerre suçları yok. Hal böyleyken başkasına kızdığım için onları desteklememek büyük yanlış...

Aziz Yıldırım'a verilen destek yüzünden -İrlandalı bir hain olarak yazıyorum bunu- bu sezon mahkemede bir şeyler belli olana dek Beşiktaş ve Galatasaray deplasmanları dışında maça gitmeyeceğim -dayanamayacağımı biliyorum o tişörtler, maskeler vs.- ama bizim gibi masum olan insanları yazmaya, izlemeye başlayacağım artık... Şike soruşturması ve yaşananlarla ilgili görüşüm değişmedi, çok ekstra bir durum olmadığı sürece de değişmeyecek. Papağan gibi tekrarladım düşüncelerimi birçok kez, dolayısıyla bundan sonra dava başlayana dek saha içinde tamamen masum olduğuna inandıklarımı yazacağım.

Futbolu seven iyi insanlara selamlar...

24 Ağustos 2011 Çarşamba

...

Yok... Olmuyor... Kafamdan geçenleri yazıya dökemez hale geldim artık...

Tek isteğim Fenerbahçe'me kavuşmak...

Şampiyonlar Ligi'ne Katılamıyoruz

Sevindim... Olması gereken oldu. Şu şartlarda Şampiyonlar Ligi'ne katılmamalıydık zaten, içim rahat etmiyordu...

Bu gece, olmadı yarın ayrıntılı bir yazı yazacağım...

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

TFF'nin açıklaması şu şekilde;

"UEFA, 23 Ağustos 2011'de Türkiye Futbol Federasyonu'na gönderdiği yazıda, ülkemizde sürmekte olan şike soruşturması çerçevesinde, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan çekilme kararı vermesi gerektiğini, kulüp bu yola gitmeyecek olursa, Türkiye Futbol Federasyonu'nun Fenerbahçe'yi 2011-2012 sezonunda Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men etmesi gerektiğini, bu 2 yoldan herhangi birisi benimsenmeyecek olursa, UEFA'nın kendi disiplin soruşturmasını başlatabileceğini ve Türkiye Futbol Federasyonu yani ülkemiz aleyhine disiplin yaptırımları uygulama yoluna gideceğini bildirmiştir.

Bu yazı üzerine durum TFF tarafından yazılı olarak derhal Fenerbahçe Kulübü'ne bildirilmiştir. Fenerbahçe Spor Kulübü, 24 Ağustos'ta TFF'ye gönderdiği cevabi yazıda, TFF'nin bu konuda iddianamenin mahkemece kabulünün beklenmesine yönelik kararına saygı duyduğunu ve kendisine tanınan kısa süre içinde böylesine önemli bir konuda herhangi bir karar almasının fillien mümkün olamayacağını bildirmiştir.

Bu gelişme karşısında, durum 24 Ağustos'ta TFF Yönetim Kurulu'nun yapmış olduğu olağanüstü toplantıda ele alınmış ve gerek Fenerbahçe'nin maruz kalabileceği, ağır disiplin yaptırımları gerekse Türkiye Futbol Federasyonu'nun yani ülkemizin maruz kalabileceği disiplin yaptırımları göz önünde bulundurularak, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün bu sezon UEFA Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men edilmesine karar verilmiştir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

18 Ağustos 2011 Perşembe

"Safiyesiz Faik şov!"

Uğur Meleke'yi eleştirdiğim, samimi bulmadığım zamanlar çok olmuştur ama bugünkü yazısı harika... Hiçbir yazısından sonra böylesine helal olsun dediğim olmamıştı. Hep böyle net yazsın, canımı yesin...

"Belki biraz iddialı bulacaksınız, ama korkarım “15 Ağustos 2011”  Türk futbolu için acı bir milat özelliği taşıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı M.Ali Aydınlar’ın yaptığı o basın açıklaması, 88 yıllık federasyon tarihinin en talihsiz ve (hatta belki farkında olmadan) en zararlı beyanatıymış hissiyatı doğurdu bende...
Neden mi? Anlatayım... 

SORU 1: AÇIKLAMANIN YAPILMA BİÇİMİ DOĞRU MUYDU?
Öncelikle o gün yapılacak toplantıyla ilgili kamuoyunda oluşturulan beklenti, saat beş buçuk sularında yaşanan hayal kırıklığının boyutunu milyonla çarptı. TFF Başkanı prompterdan çok uzun metin okudu, ama aslında pek bir şey söylemedi! Toplantıya rekor sayıda basın mensubu katıldı, ama ortaya çıkan rekor düzeyde hayal kırıklığından başka bir şey değildi. Madem açıklamanın içeriği buydu, neden böyle büyük bir beklenti oluşturuldu? Böyle bir açıklama, pekâlâ yazılı olarak da yapılabilirdi!
TFF Başkanı Aydınlar özetle, nihai kararın iddianamenin oluşturulmasından sonra verileceğini söyledi; ama herkesin aklına ister istemez “Ligler zamanında başlayacak, Süper Kupa finali vaktinde oynanacak”  açıklamaları geldi! İddianame oluşturulduktan sonra TFF, “Nihai kararı mahkemenin sonucuna göre vereceğiz”  derse artık kimse şaşırır mı? Sanırım şaşırmaz.

SORU 2: TFF’NİN AMACI, “TÜRK FUTBOLUNUN BU KRİZİ EN AZ ZARARLA ATLATMASI” MI OLMALIYDI?
Bence, kamuoyundaki bugünkü güvensizlik ortamının fitili, “Türk futbolu bu krizi en az zararla atlatmalı”  safsatasıyla yakılmıştı. Aslında TFF bu davayı, bu cümleyi kurduğu gün kaybetti.
Şu benzetmeyi yapmak zorunda kalıyorum: “Bir aile içinde ensest ilişki yaşandığına dair şüphe var. Ailenin tüm fertleri mahkemeye çıkıyor. Canı yanmış baba, “Önemli olan bu krizi, ailemize en az zararı verecek şekilde atlatmak”  diyor!”
TFF’nin şike krizini en az  zararla atlatalım düşüncesi, Kulüpler Birliği’nin de toplantı yapıp “birlik beraberlik” mesajı vermesi, biraz bu ailenin haline benziyor! Oysa gün, “Darağacında bile XSpor” , “Darağacında bile Türk futbolu”  deme günü değil... Gün, “Darağacında bile adalet”  dileme günü...
Eğer, “Büyük takımlar küme düşecek, yayın gelirleri sekteye uğrayacak, Süper Lig kulüpleri ciddi bir ekonomik darbe yiyecek” endişesiyle radikal kararlar almaktan kaçılıyorsa; Türk futboluna iyilik değil, kötülük ediliyor! Bir kulübün havuzdan aldığı pay yüzde 50 azaldığında ekonomisi çökecekse, zaten 2014’te UEFA Finansal Fair-Play kriterleri eksiksiz yürürlüğe girdiğinde o takım bu ligde yarışamayacak demektir. İki sene içinde giderleriyle gelirlerini dengeye getiremeyecek, havuzdan aldığı pay düştüğünde dükkânını döndüremeyecek bir kulübün bugün iflas bayrağını çekmesi, belki de 2014’te çekmesinden daha hayırlı...

SORU 3: KANAATLE KARAR VERMEK ADALETSİZLİK Mİ DOĞURUR?
Eğer TFF, 15 Ağustos’taki açıklamayı “Türk futbolunun az zarar görmesi” düşüncesiyle değil, “Kanaatle karar vermek adaletsizlik doğurur”  zihniyetiyle yaptıysa, bu kez haklı kabul edilebilir mi?
Benim fikrim, cevabın yine “hayır” olduğu yönünde ... Çünkü futbolu yalnızca ceza hukukuna teslim etmek, spor hukukunu fiilen yok saymak anlamına geliyor. Eğer federasyonlar sportif kararları sadece yıllar süren mahkemelerin sonuçlarına göre alsaydı İtalya halen Calciopoli’2006’yı tam olarak çözememiş olacaktı. Ya da Türk futbolu, Ankaraspor/Ankaragücü sorununu halledememiş olacaktı bugün... Oysa spor çok hızlı işliyor; oyun, mahkemelerden çok çok daha hızlı akıyor. 
Yaşanmış bir örnek, aslında bizim için yol gösterici olabilir: İtalya Futbol Federasyonu, Calciopoli’yle ilgili ilk kanaatine göre Juventus’u üçüncü lige düşürecekti, ama belge akışı hızlandıkça kararını ikinci lig olarak değiştirdi. İlk planda Milan’dan 15 puan silecekti, ama lig başladıktan sonra cezayı 8 puana düşürdü.
Yani federasyonlar pekâlâ kanaatle karar verebiliyorlar. Hatta gerekirse bu cezaları sezon içinde değiştirip en âdil hale getirebiliyorlar. Çünkü esas maksatları “Bu krizi İtalyan futbolunun en az zararla atlatması”  filan değil. Saf ve pürüzsüz “adalet” i sağlamak.

SORU 4: TFF’NİN ELİNDE KANAAT OLUŞTURMAYA YETER DÜZEYDE BELGE VAR MIYDI?
Bu noktada akla gelen kritik soru sanırım şu: İtalya Federasyonu’nun elinde Moggi’nin hakem atamalarına direkt tesir ettiğine dair konuşma kayıtları vardı ve ivedilikle karar verebildiler. Peki TFF’nin elinde kanaat sahibi olabilecek düzeyde belge var mıydı?
Bu sorunun cevabını tabii ki sadece kozmik odaya girebilenler, bir de her nasılsa o odadan bilgi sızdırabilen(!) bazı meslektaşlarımız biliyorlar! Ama şu iki sorunun yanıtını tüm TFF Yönetim Kurulu üyeleri biliyor olmalılar:
a) Eğer TFF’nin elinde karar için kanaat oluşturabilecek düzeyde belge yoktu ise, neden üçü futbolcu, ikisi antrenör (yani beşi doğrudan sahanın içinde olan) toplam 17 kişi PFDK’ya tedbirsiz değil, TEDBİRLİ  OLARAK  sevk edildiler? Bu tedbirli sevk kararı, “Elimizde yeterli delil yok” açıklamasıyla çelişmiyor mu?
b) Bir TFF  yöneticisinin, “Beşiktaş’ı da kurtardık sayemde. Teşekkür etmeleri lazım. Değil mi? Başka kimsede yok ki bu kadar şey... Sonuç...” cümleleri de bir kanaat itirafı sayılmaz mı?
“Sonuç”  sözcüğünün (açıklama sahibinin iddia ettiği gibi) yabancı oyuncu yerine kullanılmış olduğunu algılayamamış olmam, benim zekâ geriliğimle mi ilgili acaba?


SORU 5: AVRUPA KUPALARINA GİDİŞ , KULÜPLERİN İNİSİYATİFİNE BIRAKILABİLİR Mİ?
TFF’nin kanaatle karar veremeyip, bazı kulüplerin sezon içinde UEFA tarafından Avrupa kupalarından ihraç ihtimalinin önünü açması da, Türk futboluna küçük çaplı bir ihanet...
Çünkü bir (ya da birkaç) takımımızın Avrupa kupalarından ihracı sadece itibar açısından değil, sportif ve ekonomik açıdan da bedel ödememize neden olacak. Üstat Cemal Ersen 26 Temmuz’da Milliyet’te bu detaya değinmişti: Sportif olarak (şu anda 10’uncu olduğumuz) kıta sıralamasında ilk 12’nin dışında kalmak demek, 2013-14’te Şampiyonlar Ligi’ne direkt takım gönderememek demek. Devler Ligi’ne takım sokamamak demek, asgari 25 milyon euroluk gelirden de mahrum kalmak demek.
Ayrıca TFF’nin kamuoyunda oluşturduğu “Avrupa kupalarına göndereceğimiz takımları değiştirme vakti zaten geçti” imajı da doğru değil... İtalya, 6 Temmuz 2006’da UEFA’ya verdiği takım listesini 26 Temmuz’da pekâlâ değiştirmiş; iki yeni kulübünü Avrupa’ya gönderebilmişti.

SORU 6: PEKİ, TEK SUÇLU TFF Mİ?
Tabii ki bütün bu kaos ortamının faturasını TFF’ye çıkarmak da çok büyük haksızlık olur. Çünkü sokaktaki adama “gizlilik prensibi”  filan dediğinizde artık gülüyor; Hürriyet’te, Habertürk’te, Takvim’de, Bugün’de ve başka birçok gazetede; bir Vatan yazarının ya da bir Taraf yazarının köşesinde okuduklarının gizli olmamasına anlam veremiyor.
Artık kamuoyu, spor ailesinde (biz dahil) hemen hiç kimsenin temiz olduğuna inanmıyor; “Suçluların dünyasında tek gerçek günah yakalanmakmış” diyor  içinden... Şike soruşturması kapsamında yayına başlayan “Ne olur bana yardım edin Memedalibey Şov” la “Safiyesiz Faik Şov” u birer reality-şov hissiyatıyla gülerek ve eğlenerek takip ediyor halk...

SORU 7: ŞİMDİ NE OLACAK?
Kamuoyundaki güven erozyonu bu denli derin olunca, tamirinin uzun yıllar alacağını tahmin etmek de zor olmuyor.
Artık önümüzdeki yıl futbolcular sahaya avukatlarıyla mı çıkacak, boş kaleye golü atamayan oyuncunun maç sonu açıklamasını hukuk müşaviri mi yapacak, doğrusu bilemiyoruz!
Ama şunu biliyoruz: Eğer bir önceki meclis, Şiddet Yasası’nı yenilerken spor mahkemelerinin kuruluşunun yolunu da açabilseydi; bugünkü krizi daha hızlı çözebilecektik. Belki o zaman TFF, bu kritik kararı kanaatle verme yükü altına girmek zorunda kalmayacak, iş mahkemede halledilecekti.
Olmadı. Bundan sonra da ne olsa, kekremsi bir tat kalacak damağımızda... 9 Eylül’den sonra ne karar alınırsa alınsın tatsız yıllar bekliyor bizi... Çünkü “geç kalmış adalet”, gerçek adalet olmuyor."

15 Ağustos 2011 Pazartesi

...

Aykut Kocaman, Alex ve diğerlerinin bu işlerle alakaları olmadığına güvenim tam olsa da... Mehmet Ali Aydınlar'ın bugün söylediklerinden sonra Şampiyonlar Ligi'nde Barcelona'yı yensek ne farkedecek? Sevinebilecek miyim? Sevinmeyi geçtim rahatça maçı izleyebilecek miyim? Sence?...

Şike soruşturmasında bazı şeyler netleşene ve bir takım kararlar alınana kadar -olumlu&olumsuz hiç farketmez- bu futbolla ilgili yazdığım son şey olsun. İnsanlar birbirini bıçaklamaya başladığında en ufak payım dahi olsun istemiyorum, insanların kanı aktığında da birkaç yıl önce gencecik oğlunu acı bir şekilde kaybeden Mehmet Ali Aydınlar ne hisseder bilemiyorum...

Hadi eyvallah...


14 Ağustos 2011 Pazar

Bu Nasıl Hata?


Fotoğrafta da görüldüğü gibi, Trt 3, yani diğer adıyla Trt Spor, Alex'in geçen sezon attığı golleri yayınlarken, azımsanmayacak bir süre sağ alt köşede "Bank Asya 1. Lig özetleri" yazdı.

Hataysa nasıl bir hata bu?

Kasıtsa, yazılacak tek şey küfür...

7 Ağustos 2011 Pazar

Tarihten fotoğraflar bilmem kaç...


İlk fotoğrafımız, Fenerbahçe'nin 2000/01 sezonu şampiyonluğu kutlamasından... Muhtemelen bizim meşhur maymun Çarli, Petek Dinçöz'le öpüşüyor, pardon yani şampiyonluğu kutluyor.


2. fotoda, tahmin edilebileceği gibi, Aziz Yıldırım'ın eski eşini görüyoruz, Yıldız Yıldırım... Bu da bayağı eski bir fotoğraf ve Yıldız hanım çok ciddiyken, Aziz Yıldırım'da ilginç bir gülümseme var.


Günün son fotoğrafı, Şükür ailesi... Çocuklar kime benziyor, karar sizin...


6 Ağustos 2011 Cumartesi

Yayın Rezaleti Üzerine İnceleme


Henüz yüz yüze tanışamadığım ama kısa sürede çok sevdiğim ve bence çok iyi bir taraftar olan Ahmet Özen, Bursaspor'un Gomel maçında yaşanan yayın krizi ile ilgili bir değerlendirme yazdı ve henüz blog yazmaya başlamadığından -umarım kısa sürede başlar- burada paylaşıyoruz... Söz Ahmet'te...

"Geçen hafta sahamızda oynadığımız Gomel maçıyla başlayalım isterseniz. 
İlk maç sahamızda oynanacağı için bu maçın yayın hakları Bursaspor kulübündeydi.
Bursaspor-Gomel maçı öncelikle D Smart’ta yayınlanacak diye kamuoyuna duyuruldu. Ondan sonra maça 1 gün kala Bursaspor TV verecek diye kulüp tarafından deklare edildi. Ardından  maç günü sabaha karşı  01:20’de LİG TV’den naklen yayınlanacağı duyuruldu. 
2 yıldır neden göğüs reklamı alamıyoruz sorusunun en büyük cevabı sanırım yukarıda gelişen olaylar silsilesinden çok rahat anlaşılabiliyor.
Bursasporlular maçı seyredebileceklerine şükrettiler. Bu yüzden , son ana kalan yayın olayını yazılı ve görsel basında sorgulayan olmadı.

Gelelim rövanş maçına;
Gomel-Bursaspor maçının yayın hakları Gomel kulübündeydi. Gomel kulübü de maçın yayın haklarını Sadettin Saran’ın şirketine satmış.  Bursasporlular hacı bekler gibi maçın hangi kanalda yayınlanacağını beklediler.  Maçtan bir gün önce Bursaspor TV sorumlusu Sevgili Burak Uçar'ın twitterdan yaptığı açıklama şu şekilde;
@burakucar1burakucar
sarangrubundan trt'nin bursa ve antep'in uefa yayın haklarını almasına karşın iftar programı nedeniyle maçları yayınlamayacağı bilgisi geldi

Burak Uçar’ın yukarıdaki mesajından anlayacağımız şu
1-    Maçı saran grubu satın aldı.
2-    Maçı satın alan saran grubu Maçın haklarını TRT’ye sattı.
3-    Maçı para vererek satın alan Devlet Televizyonu TRT para ödeyerek aldığı maçı Ramazan programı nedeniyle yayınlamaktan vazgeçti.

Tam TRT olayını irdeleyeceğimiz anda gelen reaksiyonlar üzerine Burak Uçar’dan bir açıklama daha geliyor. Kendisinden dinleyelim…
@burakucar1burakucar
@ibrhmturan trt'nin imzaladığı sözleşmeyi iptal edeceğini öngöremezdi kimse diye düşünüyorum

Buradan şunu anlıyoruz. Devlet Televizyonu TRT, Saran Grubuyla anlaşmaya varıp sözleşme imzalıyor. Sonra da imzaladığı sözleşmeyi iptal ediyor.

1-    Bunu twitter üzerinden öğrenen Bursasporlular Devlet Televizyonu TRT’ye tepkisini gösteriyor.
2-    Bunu twitterdan gören gazeteciler ‘’TRT Ramazan programı nedeniyle maçı vermiyor’’ diye haberlere imza atıyor.
Bunun üzerine Saran Grubu telefonla arayan bir Bursasporlu (OkanOğuztürk) neden TRT’nin bu maçı yayınlamadığını soruyor.
Okan Oğuztürk, Saran grup yetkilisi Emre Bey’le yaptığı görüşmeyi aktarıyor.: ‘’Maçın yayın hakkı onlarda, satacak kanal bulamamışlar, adam akıllı kimse kapılarını çalmamış, onlarda şaşkınlık içindeler, siz halen burda kendinizi avutuyosunuz 'öğlen gibi açıklanır' diyerek...’’

TRT ile yapılmış bir anlaşmanın olmadığını bu yapılan görüşmeden anlayabiliyoruz.

Burak Uçar,  Twitter hesabından maç günü saat 12:59 da yeni bir açıklama yapıyor. Yine kendisinden dinleyelim….
@burakucar1burakucar
gomel-bursaspor maçı rusyadaki uplink sıkıntısı nedeniyle yok.rus kanalı bile veremiyor. 19:45 bstv radyo anlatımı özel yayın..

Burak Uçar’ın bu açıklamasından hemen sonra, Bursaspor kulübünün resmi internet sitesi www.bursaspor.org.tr ‘den şu açıklama geliyor.

’Yayın hakları Beyaz Rus kulübünde olan maçın naklen yayını konusunda  yaşanan teknik sıkıntı tarafımıza bildirilmiştir. Beyaz Rusya’daki up  link planlamasında yaşanan teknik  sorun nedeniyle maçın Beyaz Rusya’da   TV-FİRST’de dahi naklen yayınının yapılamayacağı iletilmiştir.
    Bu çerçevede  Digiturk 73. Kanal Bursaspor TV’de 19:45’ten itibaren  özel yayın ve radyo anlatımıyla gerçekleştireceğimiz yayının OLAY FM ve  RADYO S’ten de dinlenebileceğini duyururuz.’’
1-    Maçın yayını konusunda Up Link sıkıntısı olduğunu anlıyoruz.
2-    Beyaz Rusya’nın TV first kanalında dahi yayınlanamayacağını öğreniyoruz.
3-    TV First kanalında yayınlanmamasını referans olarak kabul ediyoruz.

Bursaspor taraftarı konuyla ilgili hemen araştırmaya girişiyor. Gomel –Bursaspor maçının Belarus’ta yayın yapan LAD TV’den canlı yayınlanacağını öğreniyor.
Yani Burak Uçar’ın twitter hesabından, Bursaspor Kulübünün de kendi resmi sitesinden yapılan duyurunun yanlış olduğunu öğreniyoruz.

Peki sonrasında ne oluyor? Bu haber dilden dile yayılınca BURSASPOR KULÜBÜ resmi siteden yayınladığı bu açıklamayı bir anda yayından kaldırıyor.

Ve bugüne gelirsek eğer;
Bursaspor Kulübü maç günü yayınlandığı açıklamayı 1 saat sonra geri çektikten sonra yayın problemini anlatan hiçbir açıklamada bulunmadı. Bursaspor kamuoyu, yaşanan bu süreci Bursaspor TV sorumlusu Burak Uçar’ın twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamalarla anlamaya çalıştı.
Bursaspor Yönetim Kurulundan en kısa zamanda konuyla ilgili açıklama bekliyoruz.

Basında çıkan TRT haberleri üzerine, Bursa CHP Milletvekili Aykan Aydemir’in, TRT’nin UEFA Avrupa Ligi 3’üncü Ön Eleme Turu’nda Gomel-Bursaspor maçını yayınlamamasını TBMM'ye taşıdığını öğrenmiş bulunmaktayız. Bu olaya açıkçası çok sevindim.
Yaşanan süreci,  yorum yapmamaya özen göstererek delilleriyle ortaya koymaya çalıştım. Gerçeğin en yakın zamanda ortaya çıkması dileğiyle…"


Ahmet Özen

Twitter: http://twitter.com/ahmetozenn

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Teşvikler, Şikeler, Çikolatalar, Püskevitler...

Şike soruşturması başlayalı tam 1 ay oldu... Yeni bir yazı yazmamın da zamanı geldi.

Tekrarlayacağım bazı hususlar var, çünkü bunları tekrar tekrar yazmadığımda bu kadar hassas bir konuda yazılanlar yanlış anlaşılabiliyor, ya da farklı yerlere çekilebiliyor.

Ben Fenerbahçeliyim... Sonradan Fenerbahçeli olanlardan veya belli bir yaşa kadar futbolla/takımıyla ilgilenmeyip, sonradan fanatik olanlardan değilim. Ki zaten herkes kendine göre iyi taraftardır ve kimseye nasıl Fenerbahçeli olduğumu kanıtlama zorunluluğum yok.

Ne medyayı yönlendiren bir gazeteciyim, ne de önemli biriyim. Sıradan bir taraftar olarak kafamdan geçenleri yazıyorum...

Ben Fenerbahçe'yle dünyaya gözlerimi açtığımda Aziz Yıldırım diye birini tanımıyordum... Başkan olduğunda ve sonraki 1-2 yılda kendisini çok sevmiştim/seviyordum (bkz: Şansal Büyüka'nın programında istifa ettiği zaman) küçük bir çocuk olarak, sonraki yıllarda da -yani büyüdükçe ve bazı şeyleri iyice anlamaya başladıkça- inanılmaz bir nefret oluştu içimde. Nasıl sevme hakkım varsa, nefret etme hakkım da var değil mi? Tek düşüncesi Fenerbahçe olan, bu işlerden en ufak bir menfaati olmayan genç bir taraftar, Aziz Yıldırım'dan neden ve nasıl bu kadar nefret eder, hiç düşündünüz mü?...

1 ay önce ne yazdıysam yine aynı şeyi yazıyorum. Aziz Yıldırım bu sezon şike yapmış mıdır, teşvik primi vermiş midir bilemem... Yanında değildim... Hala ümit ediyorum ki yapmamış olsun... En azından bu sezon. Umarım beklenenden de kısa sürede gerçekler ortaya çıkar. Fakat şu var. Ben bir hukukçu değilim. Diyorum ya, Fenerbahçeliyim... 13-14 yıldır kendisinin her anını yakından takip eden bir Fenerbahçeli olarak "Aziz Yıldırım teşvik primi vermiştir, şike yapmıştır" diyebiliyorsam, sorun bende değil, Aziz Yıldırım'dadır...

Şike operasyonunun esas öznesi Fenerbahçe değil de Galatasaray veya bir başka ezeli rakibimiz olsaydı, böylesine uzun ve ağır yazılar yazmazdım, neticede bunları içim acıdığı için yazıyorum. O zaman da yazardım yazmasına da, böylesine olmazdı. Ve o kadar eminim ki, şimdi yazdıklarımı beğenen rakip takım taraftarlarının büyük bölümü o zaman bana küfredeceklerdi. Aziz Yıldırım destekçisi Fenerbahçeliler de "aslansın, kaplansın" diyeceklerdi. Bu işler maalesef böyle...

Ben en başından beri diyorum ki Türkiye'de şike vardır, teşvik primi ise gırladır, artık adeta peynir ekmek gibidir. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, takım adı farketmez, "her takım", bu tarz pis işlere bulaşmıştır dönem dönem... Şerefli kalamayan yöneticileri sayesinde... Yapamayan da, parası ve imkanı olmadığından, şartlar oluşmadığından yapamamıştır... Ve olan da bizim gibi masum taraftarlara olmaktadır. Çünkü böylesine köklü camialarda, temiz olan, temiz kalmaya çalışan yönetici-başkan sayısı o kadar az ki... Konuyla ilgili ilk yazımın, ilk paragrafında yazmıştım... Alex, Aykut Kocaman gibi isimler, şikeyle, teşvikle suçlansa ilk karşı çıkan, en ağır protestoyu yapan, yürüyüşlerde en ön sırada olan yine ben olurum... Çünkü adamlıklarına, dürüstlüklerine o kadar inanıyorum ki... Zaten bu 2 isme de inanamayacaksam, yaşamayalım daha iyi. Veya ne bileyim, olaya siyaset karıştırmak gibi olmasın ama Kemal Kılıçdaroğlu'nun da bu tarz konulara karışacağına zerre inanmam...

Kol kırılır, yen içinde kalır diye bir söz var. Hiç sevmem... Festen isimli Danimarka yapımı harika filmin özeti de buna gelir, izleyenler bilir. Üstünü ört, süpür halının altına... Oh ne dünya... Geçen bir mail geldi, adam diyor ki, "Ben de Aziz'in yaptığına inanıyorum ama senin gibi dangalakça başkanım şike yapmıştır diye ortalıkta bağırmıyorum, rakiplere tam tersini söylüyorum ve Aziz Yıldırım'ı savunuyorum." Bu kafa yapısında taraftar o kadar fazla ki... Her takımda var, çeşit çeşit...

Blog'da anket düzenledim, "Michael Corleone'nin takımının başkanı olmasını ister miydin?" diye...
167 oydan 117'si evet, 50'si hayır... Görüyorsunuz ya, insanlar Michael Corleone gibi bir pisliği başkan olarak görmek istiyorlar. Sonra aynı insan gelip de "Benim başkanım şike yapmaz, bizi küme düşüremezsiniz" diyor.

3 Temmuz'dan beri o kadar çok insanla konuştum ki konuyla ilgili... Biri düzen aynen devam etsin diyor. Diğeri takımım için ben de şike yaparım diyor. Küçük bir azınlık benim gibi düşünüyor. Fenerbahçeliler arasında "Şike, teşvik hep vardı, neden bizden başlandı, düşürülecekse herkes düşürülsün" diyenler çoğunlukta. Ki esasında ben de bu fikirdeyim, yazı zaten çok uzayacak, sonuna kadar dayanabilen detaylı fikrimi de okur...

İş yerinde 2 yakın arkadaşım var. İkisi de Fenerbahçeli. Şampiyonluk maçından kısa bir süre önce şu soruyu sormuştum onlara, "2006 ve 2010'da şampiyonluğu son maçta kaybettik, bu sezon da son maçta şampiyonluk garanti değil, yenersek şampiyonuz... Şikeyle şampiyon olmak ister misiniz?" Cevap, milyonlarca Türk taraftarının arkadaşlar arasında söylediği gibi, "İsteriz tabii"ydi...

Şimdi de biraz konuşulan maçlardan, gündemdeki şahıslardan bahsedeyim. Fenerbahçeliler sokaklara döküldü, statta Aziz Yıldırım maskeleri dağıtıldı, rezil bir biçimde parayla Aziz Yıldırım baskılı tişörtler satıldı, Shakhtar maçında yaşananlar ortada... Yüzbinlerce Fenerbahçeli'yle tek tek konuşmadığım için net bir oran veremem tabii ki fakat gördüğüm kadarıyla "Yapmış olabiliriz ama herkes yapıyor" diyenlerin sayısı, "Kesin yapmamışızdır" diyenlerden çok daha fazla...

"Cemaat Fenerbahçe üzerinde oyun oynuyor, Ülker başkan yapılacak" deniliyordu... Tayfur Havutçu ve Serdal Adalı da içeri alınınca bu görüş biraz azaldı. E peki durum böyle, Aziz Yıldırım, Tayyip Erdoğan'ı zamanında hapisten çıkaran adamı neden kendine avukat olarak seçer diye soruyorum, ikna olacağım bir cevap alamıyorum. Medya maymunu, kendi ününe ün katmak isteyen, bu yaştan sonra Beşiktaş'ı bırakıp Fenerbahçe'ye geçtiğini söyleyen bir avukat, Vefa Küçük kendisiyle ilgili gayet de düzgün bir yorum yapınca, sinirlenip dangalakça hareketler yapıyor. Çocuklar Duymasın'daki Fısfıs İsmail kılıklı Faik Işık isimli şahsiyet, konuyu hep başka yere çekiyor, Türkiye'de her şeyde şike var diyor, önce başka konularda şikeler temizlenmeli diyor. Aziz Yıldırım böyle olaylara kesinlikle girmemiştir demedi şimdiye kadar... Zaten böyle bir adam, savunmasını yaptığı şahsın tamamen suçsuz olduğuna inansa, annesinin, karısının üstüne yemin bile ederdi televizyona çıkmışken...

Deniyor ki, Rasim Ozan Kütahyalı (Oray Eğin'le birlikte en kıl olduğum 2 gazeteciden biridir), Mehmet Baransu gibi ne kadar gazeteci müsveddesi, hükümet yanlısı varsa, bu olayda Fenerbahçe'nin karşısında... Tamam burada aynı şekilde düşünüyoruz. İyi güzel de, ne kadar fanatik Fenerbahçeli olarak bilinen, daha çok anti-Galatasaraylı olmasıyla gündeme gelen insan varsa da diğer tarafta... (Bağış Erten vs. gibi ilk günlerde ekrana çıkan isimleri tabii ki ayrı tutuyorum) Bir bakıyorum, Ömer Çavuşoğlu çıkmış, Ercan Saatçi çıkmış ekrana... Ercan Saatçi kısa süre önce "Nasıl siktik Galatasaray'ı?" temalı videosuyla rezil olan insan... Ömer Çavuşoğlu da en çok nefret edilen Fenerbahçeliler listesinde ilk sıralardadır. Ayrıca adam teşvik primi yasal olsun zihniyetinde... Ziya Şengül güzel bir konuşma yapıyor, olması gerektiği gibi... İçi kan ağlıyor... Hemen içimizdeki İrlandalı ilan ediliyor. Hasan Ali Atasoy geçen Fanatik'te sormuş, Fenerbahçe yönetimi neden bu kadar sessiz kalıyor diye... Bence cevabını herkesten iyi biliyor da kendine bile itiraf edemiyor. "Rıdvan neden susuyor, diğer hakiki Fenerbahçeliler neden Aziz Yıldırım'ı savunamıyor?" gibi sorular uçuşuyor Fenerbahçelilerin kafasında. Yönetimin önde gelenleri, Ali Koç, Nihat Özdemir vs., "Böyle bir şey yaptığına inanmıyoruz" diyebiliyor sadece Aziz Yıldırım için. Uzaktan yakından alakası olmasa böyle mi derlerdi, sessiz kalmaya devam mı ederlerdi yoksa kıyameti mi koparırlardı?...

Geçenlerde Ömer Çavuşoğlu Twitter'da şöyle bir şey yazmıştı; "Bir Fenerbahçeli, başkanının şike yaptığını nasıl düşünebilir?" Bizi yıkan, yerle bir eden cümle bu aslında. Aziz Yıldırım Fenerbahçe'yi, Cumhuriyet olduğu iddia edilen Fenerbahçe'yi, monarşiyle yönetiyor çok uzun senelerdir. Bu duruma ses çıkaran da bizim gibi azınlık... Ulan ben Fenerbahçeliyim, Azizyıldırımspor'lu değilim ki? Neden inanmayayım yani? Nefret ettiğim başkan kötü işler yaptı diye takımı mı bırakayım? Konu Fenerbahçe'yse Masumiyet/Kader'deki Bekir, Ezel'deki Cengiz Atay'ım adeta... Sonradan tutmaya başlasam belki çoktan bırakmıştım ama öyle değil. Anne-babayı seçememe gibi... Mehmet Berk'in iddia ettiği gibi eğer yapılıyorsa şikeyi benim sevdiğim Fenerbahçem yapmıyor, üçkağıtçı yöneticiler yapıyor. Ama sorun şu... Fenerbahçe taraftarının çok büyük bir bölümü Aziz Yıldırım'ı çok seviyor, tapanlar da az değil. Bu durum böyle olduğu sürece Fenerbahçe'yi başkandan ayrı tutamayız. Hani deniyor ya, "Biri bir suç işlediyse cezasını çeksin, takımlar küme düşmesin..." Bunu ancak Fenerbahçe tribünleri güçlü bir şekilde Aziz Yıldırım'ı sürekli protesto etse mantıklı bulabilirdim...

Maçlara değinmeden önce şunu da söyleyeyim. Bana kalsa bir çırpıda sayabileceğimiz Türk takımlarının %95'i en az 1 sezon küme düşer bu ağır yasayla birlikte. Galatasaray bu sezon için değil bilmem kaç sene öncesi yüzünden düşer, x takım 2-3 kez düşmeli vs. vs... Yine küme düşürme hakkım olsa, Fenerbahçe'yi 2000/01 sezonu için de düşürürüm net... (Bu yasalara göre diyorum, çünkü ben teşvik primi ile şikeyi bir tutmuyorum ve ikisinin cezası aynı olmamalı...) Ama şu an istediğimiz kadar konuşalım, üzerinde durulan maçlar ve takımlar belli... Ve ne yazık ki benim takımımın başkanı suçlanıyor, rakiplerimin değil... Benim de bir yanım neden biz diye soruyor, sormuyor değil... Fakat konuyla ilgili ezberimde 10 tane madde varsa, esas ilk 3 maddede değil bu... Medyanın tavrı, Tayyip Erdoğan-Aziz Yıldırım ilişkisi, bunlar zaten yeterince konuşuluyor. Ortada ciddi bir şike soruşturması varken, sen önce başkanının ve yöneticilerinin şike yapıp yapmadığını konuşmak yerine medyayı, cemaati ve diğer konuları gündeme getirirsen, ana maddeyi çarpıtmış olursun. Ki bunu yapanlar da benim gözümde bir yandan şikeyi desteklemiş oluyorlar... Adam diyor ki, masumiyet karinesi var... Tamam eyvallah... Fakat aynı adam rakibini zamanında şike yapmakla, teşvik vermekle suçluyor. Bu bildiğin çirkefliktir. Masumiyet herkes için geçerli, sadece senin takımın için değil...


Yıllar önce Cihan Oskay'ın açıklamalarını herkes hatırlar. Bir kısmın deli dediği Cihan Oskay... Adam 2000/01 sezonuyla ilgili bildiklerini, daha doğrusu o zaman yaptıklarını anlatmıştı... Tabii iddia bunlar ve hala kesinleşmiş bir şey yok. Ne oldu, bir şey çıkmadı... Ben ve bir grup Fenerbahçeli, adamın dediklerinin bir bölümüne o zaman inandık, ama adam toplumdan resmen dışlandı ve sonunda kıskançlık krizi sonrası hapse girdi... Şu an içeride. Bunları şimdi neden mi yazıyorum? Oktay Derelioğlu, dün akşam Cnn Türk'te, zamanında Cihan Oskay'ın kendisine teşvik primi teklif ettiğini söyledi. Ve reddettiğini de kesin bir dille ifade etmedi, "maçtan sonra konuşuruz dedim" dedi... Programı izleyen herkes Oktay'ın ne dediğini biliyor zaten... Keşke görüntü kaydı olsa da buraya da koysam... Eee? Bu adam zamanında bunları anlattı, kitap da yazdı üstelik konuyla ilgili. Adamın üşütük olduğunu iddia edenler dün akşamdan beri ne düşünüyor acaba? Oktay yıllar sonra itiraf etti, ağzından da kaçırmış olabilir. Program biraz daha uzasa onu da gözaltına alabilirlerdi. :) Muhtemelen Mehmet Ağar'dan bahsediyor, şunu söyledi, "Emniyetten bir abimiz, bana yıllar önce bir maçtan önce, iyi oynarsan bacaklarını kırarım" demişti... Adam şaka yapıyormuş, konuşmalara göre suçlama yapılacaksa dışarda adam kalmazmış... E ben de onu diyorum Oktaycım... Ben Cihan Oskay'ın teşvikle ilgili dediklerine inandım diye o olaylar zamanı, Aziz Yıldırımcı bir arkadaşımla ciddi bir tartışmaya girmiştim ve çocuk benle bir daha konuşmadı. Dün akşam utanmıştır inşallah...

Bu sezonun maçları...

Bak bu sefer tersten başlayayım... Karabük kalecisi Tomic'in bizim maçın uzatma dakikalarında, kornerde ileriye çıkışına taktım ve kolay kolay da unutamam. Maç akşamı da sinir olup bir sürü tweet yazmıştım. Teşvik varsa eğer, ilk bu olay araştırılmalı. Mesela şu meşhur Zalad'lı, 8-0'lık Ankaragücü maçı hep konuşulur ya Galatasarayla ilgili... Galatasaraylılar hep şike yapmadık der. 1-0 Galatasaray'a yetiyordu diyorlar Beşiktaş'ın moralinin bozulduğunu hesaba katmadan. Bir Galatasaraylıdan da "Tamam biz yapmış olabiliriz ama Beşiktaş da yapmıştır, diğer haftalarda atılan goller ortada" lafını duymadım. Yani insanların düşünce yapısı illa savunma mekanizmasıyla işliyor.

Ben pozisyonları ortaya koyuyorum... Diyorum ki, Korcan'ın Selçuk'tan yediği gol dışında konuşulan konulardan biri bana inandırıcı gelmiyor. (Şike kapsamında) Korcan dışında bir de Buca maçında hakemin verdiği penaltı bana şüpheli geliyor. Bünyamin Gezer'in çaldığı penaltı düdüğü ve Korcan'ın Selçuk'tan yediği gol haricinde gerisi saha içine bakınca bana hikaye geliyor. Teşvik primi kapsamında ise, Eskişehir'e vermişizdir diyorum. Ben Aziz Yıldırım 13.5 yılda belki 10'dan fazla kez teşvik primi vermiştir diyorum, adam Aziz Yıldırım'a babasıymış gibi güveniyor. Tertemizdir diyen var... İki ayrı uçtayız yani. Yine Trabzonspor'un, Antep'e teşvik primi vermiş olma ihtimali, verememiş olma ihtimalinden çok daha fazla benim için... Antep'in bize karşı oynadığı oyun ortada, Trabzon'a oyunu ortada. Aynı şekilde Eskişehir'in iki maçı da... Kanıtım var mı, yok... Bunları sadece izlediğim maçlara dayanarak yazıyorum.

İşte ben artık bundan böyle her pozisyondan şüphelenmemek için -tapelerden gördüğümüz kadarıyla hiç de paranoyakça düşünceler değil aslında, fakat bundan sonra kimse teşviğe dahi kolay kolay teşebbüs edemez- güzelce maçımı izlemek için şike operasyonunu destekliyorum... 3. Lig'e de düşsek destekliyorum. Küme düşüp düşmememiz bu noktadan sonra beni çok da ilgilendirmiyor, ben tam tersi bu kadar rezillikten sonra küme düşmeliyiz diyorum taraftar olarak. Düşünsene... Aziz Yıldırım'lar içeride... Ama bizi düşürmediler. Nefret artacak Fenerbahçe'ye, öyle böyle olmayacak... İnsanlar kahvehane köşelerinde birbirini bıçaklayacak her maç sonrası... Öyle -15 puanlarmış vs. düzenin aynen devam etmesini isteyen, aslında bizden ölümüne nefret etmesine rağmen sırf kendi çıkarları için ligde kalmamıza çaba gösteren çakalların işidir. İbrahim Akın'ın itirafı, son olarak da Uğur Uçar'ın söylediği iddia edilen laflar, Aziz Yıldırım ve Tom Hagen aka Şekip Mosturoğlu'nu iyice zora soktu zaten...

Ha bir de 19 maç konuşuluyor, ama içeride sadece 2-3 futbolcu var, şikeyi futbolcular yapar deniyor ya... Bence bu da saçmalık. Arkadaşım, yeni yasada cezalar o kadar ağır ki... İlla maçta şike olmasına da gerek yok. Konuşmalara vs. ceza verilmese, sadece sahada olanlara göre karar verilse eyvallah. İki yöneticinin konuşması yeterli. Maçı bir takım isterse 5-0 kazansın, 5 golün 4'ünü atan oyuncu, gol atmaması için kendine para teklif edildiğinden ve maç öncesi de bunu kabul ettiğinden, şu an hapiste olabilir. Ne yani, sonradan vazgeçip golleri atmış olamaz mı? Veyahut başkan sadece hocaya dedi, "bu maçta şu oyuncuları oynat, x'i acayip mevkiye koy, takıma kendilerini çok sıkmamalarını söyle..." Al bu da şike... Ortada futbolcu mu var? Şike illa parayla mı olur? Hatır şikesiyle bildiğin adam satın almanın ne farkı var? Birinde adam alıyorsun, diğerinde de kendini satıyorsun... Tanju, Rıdvan'la maç içinde yaptığı hatır şikesini defalarca, kahkahalarla gülerek anlatmadı mı? Zaten bu işlerin kaşarı olan Tanju'nun, cezaevine ziyarete gittikten sonra "Kabak bunların başına patladı" demesi, Türk futbolunun bataklık olduğunu ortaya koyuyor.


Son söz olarak... Daha önce de birkaç kez gündeme getirdiğim gibi, bu ülkede zamanında Fenerbahçe ve Galatasaray oyuncuları, Galatasaray'ın kümede kalması için beraberlikte anlaşıyorlar ve eşitliğin bozulmaması için sözleşiyorlar. (Yazdıklarıma inanmayanlar, Milliyet'in arşivine girip 5 Mayıs 1980 tarihli gazetenin 10 ve 12. sayfalarını okuyabilirler) Bu maç günü dahi konuşuluyor yıllar önce, konuyu Gökmen Özdenak "Fenerbahçe'ye bilerek gol atmadım" diyerek bir süre önce de itiraf ediyor. O patavatsızlığıyla, bir bakıma da açık sözlülüğüyle meşhur Gökmen Özdenak... Cemil Turan, Gökmen vs. anlaşıyorlar maçın berabere biteceğine... Anlıyor musun dostum? Bunun Fener'i Galatasaray'ı yok yani. Maçta Fatih Terim'inden tut, Ziya Şengül'üne, Turgay Şeren'ine kadar herkes var ve muhtemelen takımların önde gelen oyuncularının hepsi durumdan haberdar. Bu adamlar hatır şikesi yapıyorlar, taraftarlara sonucu belli bir maçı izletiyorlar. Adam ağzıyla itiraf ediyor, programdan sonra acayip tepkiler almış olacak ki, ben şaka yaptım diyor. Sen bu konuya da inanmazsın tabii... Gökmen sallamıştır, uydurmuştur kafasından dersin. Sana kalsa kendi takımın tamamen temiz ama senin takımın dışında bütün takımlar şikeci...

Ben sonucu belli maçlar izlemek istemiyorum, tertemiz bir Fenerbahçe ve Fenerbahçe başkanı istiyorum... Şu aşamada arınmaya çalışmak kafi... Hala, bu konuda tamamen suçsuz olsa koskoca Fenerbahçe'nin başkanını apar topar içeri atamazlar kafasındayım... Tamam dediğin gibi olsun, diyelim ki seçimi bekledi Tayyip Erdoğan, tamamen bir operasyon. E bundan sonra başka seçim yok mu? Adam salak mı 25 milyon Fenerbahçeliyi karşısına alsın ortada şike falan yokken.

Bu sezonki sloganımı tekrarlayıp kaçıyorum... Şampiyonlar Ligi'nde Messi'li Barcelona'yı ağırlayan, başkanı içerde olan takım senin; temizlenmeye çalışan, bundan sonra şikeyle, teşvikle işi olmayacak yöneticilere sahip, Güngören Belediye deplasmanındaki Fenerbahçe'm benim... Spor Toto 2. Lig'e düşsek bile, minumum 20 maça gitmeyen Cimbomlu olsun sbt...

21 Temmuz 2011 Perşembe

Michael Corleone...





Sorum net, Godfather serisini benim gibi seven, tekrar tekrar izleyen binlerce insan olduğundan da özet geçmeye, açıklamaya gerek yok.

Michael Corleone'nin takımının başkanı olmasını ister miydin? 

Not: Maddi-manevi desteği sonuna kadar sağlayacak, merak etme. :)

Anketin yanı sıra, yorum bölümüne hayır yazanlara da, evet yazanlara da tek tek cevap yazacağım adsız olsa bile, sadece insanların fikirlerini merak ediyorum.

10 Temmuz 2011 Pazar

1 Sene Öncesine Dönsek...

İki günde Fenerbahçe düşmanı ilan edildik ya, varsın isteyen istediğini yazsın. Fakat bir soru soracağım...

2010'dayız... Diyelim ki, sporda şiddet yasası geçtiğimiz sene çıkmış olsun. Nisan 2010'da... Biz de yine aynı şekilde şampiyonluğu kaybedelim, üstüne de anons rezaleti yaşansın, insanların acısı 10'a katlansın. 2006'dan sonra bunu bir daha yaşamamıza hiç girmiyorum.

Yine temmuz ayının başında da, bir pazar sabahı, Rüştü, İbrahim Toraman, Bursaspor başkanı Yazıcı ve birkaç yönetici, Trabzonspor'dan da Giray, Onur vs... Göz altına alınsın. Tabii bunların dışında yine ülkenin en ünlü iki mafya adamından birinin sağ kolu, başka teknik adamlar, onlar bunlar...

Rüştü ve İbrahim Toraman, Bursaspor-Beşiktaş maçında şikeye karıştığı iddiasıyla...

Bursaspor Başkanı Yazıcı ve birkaç yönetici, hem şike yapmaktan, hem teşvik primi vermekten, cabası da suç örgütü liderliği.

Trabzonspor kalecisi Onur ve Giray da Fenerbahçe-Trabzonspor maçı için Bursa'dan teşvik primi aldıkları iddiasıyla.

Önce göz altına alınsalar, sonra da Metris'e gönderilseler.

Basında bir kısmı "kolpa" da olsa deliller yer alsa, tarlalar, ekinler, biçerdöverler... Bursaspor'un tutuklanan bir yöneticisi, "Ben hiçbir şey yapmadım ama x maçta teşvik primi verildiğini duydum" dese...

Hasta bir Fenerbahçeli olarak ne yapardın? Tutuklandıkları halde "mahkeme belki 5 yıl sürecek, bu süre zarfında hiçbirine suçlu dememeliyiz mi" derdin, yoksa "Adamlara komplo kuruluyor olabilir, çeşitli güçler adamları aşağıya çekmeye çalışıyor" mu?.. Tabii eminim şunu da derdin, "Başkan, yöneticiler, hatta şike yaptığı iddia edilen kaleci Rüştü hapse girdi, fakat yine de Bursaspor küme düşürülmemeli ve Şampiyonlar Ligi'ne direkt onlar gitmeli, gerekirse şampiyonluğu bize 5 yıl sonra verirler..." Affedersiniz ama nah derdin!...

Ben mi? Ortalığı yıkıp geçerdim... Saracoğlu'nda hayatımın en kötü günlerinden birini yaşadığım, dakikalarca ağladığım maç sonrası kaybettiğimiz şampiyonluğu alabilmek için elimden geleni yapardım. Hem de Rüştü'yü çok sevmeme rağmen... Çünkü Türk futbolunun bataklığa dönüşmüş olduğunu biliyorum ve birkaç başkan-yönetici dışında da kefilim diyebileceğim insan yok... Bunu herkes yapıyor, yakalanmayacakları kesin olsa her yazısında etik-ahlak diyenler arasında bile şike yapanlar olur. Şeytan insanın aklını çeler ve o an için insanın gözü istediği şeyi elde etmekten, sonuca gitmekten başka bir şey görmez. İşte o gün ortalığı yıkacağım için bugün bu bakış açısıyla düşünmek, konuşmak, davranmak zorundayım.

Diğer türlüsüne vicdanım el vermiyor...

Ama eminim bugün "Aziz Yıldırım hiçbir şey yapmamıştır" diyenler ve yürüyüşte "Büyük Başkan" diye bağıracak olanlar, söylediklerim yaşansaydı geçtiğimiz yıl da "aynı şartlarda", "Bursa küme düşürülsün, şampiyonluğumuzu verin" yürüyüşünde liderlik yapacaklardı. Şimdi, "Hakime de, savcıya da, emniyete de zerre inanmıyorum" diyenler, o gün "Yaşasın Mehmet Berk" diyeceklerdi. Ki şu da var, bugün Aziz Başkan diyenler, takım küme düşürülürse, adama benden çok küfredecekler...

Ben şu an bana küfredenlere dahi üzülür durumdayım, farklı düşünsek de hepimiz Fenerbahçeliyiz neticede ama "onlar yapar, biz yapmayız, başkanımızın sonuna dek arkasındayız" zihniyetindekilerden hangi takımlı olursa olsun iğreniyorum...

9 Temmuz 2011 Cumartesi

Cevap Sizde...


4 Temmuz 2011 Pazartesi

Dünden Beri İçimden Geçenler...

Diyelim ki... Aykut Kocaman Fenerbahçe'nin başkanı. Alex de teknik direktör. Fenerbahçe yine bu sezonki gibi ikinci yarıda coşarak 82 puanla şampiyon oluyor. Ve yine dünkü gibi başkan, yöneticiler şike yapmak ve teşvik primi vermekten dolayı gözaltına alınıyor... Böyle bir durumda en ağır tepkiyi koyan ben olurdum... Çünkü ikisine de sonuna kadar güveniyorum. Bu olay güven ve inanç meselesi... Tamam, %0.001 gibi bir acaba payı kalırdı aklımda ama dün Kadıköy'de stadın önünde yapılan protesto yürüyüşüne kocaman bayrağımı alıp koştura koştura giderdim... Sayfalarca yazı yazardım durumla ilgili. Bu bir...

***

Uzatmaya gerek yok. Tek bir soru Fenerbahçeli arkadaşlara... Bu olayın gündeme gelmediğini varsayalım. 13.5 yıldır Fenerbahçe başkanı olan Aziz Yıldırım'ı artık futbolla fazla ilgisi olmayan insanlar bile iyi tanıyor. Aziz Yıldırım'ın iyi bir insan olduğuna inanıyor musunuz? İnanıyorum diyenle tartışacak bir şey yok. Ama ben hiç de öyle düşünmüyorum. Aykut Kocaman ve Alex Fenerbahçe'nin nasıl temiz, iyi yüzüyse, Aziz Yıldırım da Fenerbahçe'nin kötü ve kirli yüzüdür. İnsanları iyiler, kötüler; temizler, pisliğe batanlar; dürüstler, çıkarı için her şeyi yapabilecekler olarak ikiye ayırabiliriz. Aziz Yıldırım'ın hangi tarafta olduğuna siz karar verin. Bu iki...

***

Aziz Yıldırım'ın kötü bir insan olduğunu düşünmem -ki bilen bilir nefret ederim kendisinden- elbette dün sabahtan beri kendisinin yaptığı iddia edilen şeyleri yaptığı anlamına gelmiyor. Bu konularla çok yakından ilgilenen bir spor yazarının bana söylediği kadarıyla bu noktadan sonra Aziz Yıldırım'ın tamamen aklanması milyonda bir ihtimal ama hadi o bir ihtimali düşünelim. Tertemiz de olabilir. İddialar doğrultusunda konuşuyoruz neticede. Tekrardan söylüyorum, bir kez olsun Aziz Yıldırım şunları şunları yapmıştır diye bir söz çıkmadı ağzımdan.

Fakat üzgünüm ki, Aziz Yıldırım'ın yanına "teşvik-şike" kelimeleri geldiğinde, çok da tuhaf gelmiyor insana. Benim ve bir grup insanın böyle düşünmesine yol açan da Aziz Yıldırım'ın ta kendisi...

***

Konuşulan maçlarda teşvik primi verilmiş olabilir. Fakat şike bana çok da inandırıcı gelmedi Korcan'ın yediği gol dışında. (İddia edilen her maçı 2 kez izlemiştim) Ve şampiyonluktan sonra şu yazıyı yazdım. Ahmet Çakar'ın Korcan'ın yediği golde neden ağzını açamadığını sorgulamıştım.

Ek olarak, Aynı Fenerbahçe'nin Trabzonspor'u, Galatasaray'ı ve Beşiktaş'ı da yendiğini unutmayalım.

***

Türk futbolunun temiz olduğunu düşünen insanlarla tanışıyorum, onların saflıklarına seviniyorum ama... Bu ülkede her takım teşvik vermiştir, şike yapmaya yeltinmiştir/yapmıştır. Yapamayan ise imkanı olmadığından, şartlar oluşmadığından yap(a)mamıştır. Bu benim düşüncem. Eminim ki artık bu işin "kaşarı" olanların %99'u da benim gibi düşünüyordur. Yahu daha geçen sene Gökmen Özdenak kendi ağzıyla söyledi yıllar önce bilerek Fenerbahçe'ye gol atmadığını, maç öncesi puanları paylaştıklarını. Siz hala neden bahsediyorsunuz?

***

Aziz Yıldırım yüzünden şu 13-14 yıllık sürede bir sürü Fenerbahçe arkadaşımla aram bozuldu... Neticede hepimiz Fenerbahçeliyiz ama olmuyor. Aziz Yıldırım diyelim ki bu suçlamalardan tamamen aklanarak çıktı, bu tertemiz bir insan olduğu, hiçbir şey yapmadığı anlamına mı gelecek? (Genelden bahsediyorum, geçen 13 yıllık süreden) Yani Aziz Yıldırım belki bundan önce bir şeyler yapmıştır yakalanmamıştır da, bu sefer suçsuzdur... Nereden biliyorsun? Çok uzaklara gitmeye gerek yok, ben bir Fenerbahçeli olarak, Cihan Oskay'ın 2001 yılındaki şampiyonluklarla ilgili açıklamalarına inanmıştım. Oktay Derelioğlu vs. birkaç futbolcuya verilen teşvik primi hani... The Godfather Part II'yi çoğunluk izlemiştir. Michael Corleone, yaptığı onca şeye rağmen mahkemede aklanır. Yancısı Tom Hagen vs.'yle birlikte. Frank Pentangeli'yi unutmayın...

***

Olan iktidar ve başkan yalakası olmayan taraftara, harika bir sezon geçiren Alex'e, Gökhan Gönül'e ve birkaç futbolcuya, pek tabii ki Aykut Kocaman'a oldu. Alex çıkıp da, "Benim hiçbir şeyden haberim yok, ben gollerimi takır takır attım, 34 yaşında 28 gol atmak kolay mı, şampiyonluğun kahramanıyım, benim suçum ne?" dese haklı mı, haksız mı?

***

Tek isteğim, tertemiz Fenerbahçe. Yahu çok mu şey istiyorum?

***

Ama şu da var... İnsanların %90'ı, arkadaş sohbetinde, şikeye hayır demez... Kimse olayı öğrenemeyecek olsa... Ve son maçı satın alıp şampiyon alma ihtimalin varsa, normalde ahlaktan girip, etikten çıkan insanların çoğu "Şampiyonluk gelsin de, nasıl gelirse gelsin" anlayışına yenik düşüyor. Bir bakıma da şeytana... E insanlar böyle düşünüyorsa, ne denebilir ki? Birçok normalde çok iyi insandır dediğim insan, gider çantayı kendi götürür vallahi...

***

Tamam, "E ama rakiplerimiz neden araştırılmıyor, tek suçlu biz miyiz?" diyen Fenerbahçeliler de haklı. Haklı ama... Bu işin öncesi sonrası yok. Kabak bizim başımıza patladı. Ve önemli olan Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçe'yi şikeye bulaştırıp bulaştırmadığı. Birkaç paragraf üstte yazdığım gibi her kulübün bu işlere karıştığını düşünüyorum, aklıma bir çırpıda gelen bir sürü de maç var, Alaaddin Çakıcı'dan girip Mehmet Ağar'dan çıkarız, ordan Sinan Engin'e pas verip Sedat Peker'e, Mehmet Ali Yılmaz'a, Ali İpek'e ve Haluk Ulusoy'a selam çakarız fakat şu an neden ilk bizim araştırıldığımızın benim için önemi yok açıkçası. Yoksa bunun sonu gelmez. Bir sik de düzelmez affedersiniz... Ben eminim ki, şu an bizim hakkımızda en ufak bir suçlama olmasaydı, yerimizde Galatasaray veya Beşiktaş olsaydı, milyonlarca taraftar yer değiştirmiş olacaktı ve fikirler 180 derece değişecekti.

Elbette ben de isterim geriye dönük yüzlerce maçın tek tek araştırılmasını, Fenerbahçe'den Galatasaray'a, Eyüpspor'dan Çatladıkapıspor'a kadar hangi takım hata/yanlış yaptıysa ceza almasını... Daha net nasıl söylerim ki... Alex ve Aykut Kocaman yapsın şu işi, 20 yıl hapis yatsınlar ses çıkarmam. Acayip üzülürüm ikisini de deli gibi sevdiğim için ama kirli futbol sizin, gerekirse 3. lig'de oynamak benim...

***

Ben utanacak bir şey yapmadım... Dolayısıyla zerre de utanmıyorum durumdan dolayı. Formamı giyerek işe gittim bugün ve görevimi de yaptım. Eğer söylenenler yapılmışsa, Aziz Yıldırım ömür boyu hapis yatsın, Fenerbahçe de küme düşsün. Yeter ki cezamızı çekmiş olalım. Bu sene Şampiyonlar Ligi'ne direkt katılacağımız halde imkanlar el vermediğinden dolayı kombine alamayan ben, temizleşme yolunda adım atan Fenerbahçe'nin 2. lig'deki minumum 20 maçına giderim... Gitmezsem de adam değilim, bunu hatırlatırsınız...

***

Son olarak... İstediğim Fenerbahçe'ye kavuşabilmem için Aziz Yıldırım ve saz arkadaşlarının Fenerbahçe'den uzaklaşması gerekiyordu... Bu şekilde olmasını hiç istemezdim fakat uzun vadede Fenerbahçe ve Fenerbahçeliler karlı çıkacağından/mutlu olacağından, sevindim bile diyebilirim ve dünden beri yüzümde şapşal bir ifade var.


25 Haziran 2011 Cumartesi

10'lar


Sorun 10'larda değil, onları (bu ikiliye ek Rapaic, Yusuf, Ceyhun vs.) bir araya toplayanlardaydı...

Ve evet, asıl suç Lorant'ta da değildi...

24 Haziran 2011 Cuma

Anılaaaaaaar...


İki fotoğraf arasında tam 16 yıl var. 1995'ten 2011'e... Bülent Başkan iki fotoğrafı alt alta görse Coşkun Sabah'a Anılar'ı bir kez daha söyletmez mi?...

23 Haziran 2011 Perşembe

Tarihten Fotoğraflar...


İbrahim Kutluay ve Demet Akalın, 2000/01 sezonunda kazandığımız şampiyonluğu kutlarken... Demet Akalın'ın Beşiktaşlı olduğu bilinir ama o zamanlar eş durumundan Fenerbahçeliymiş demek ki. Bu şampiyonluktan 1 ay sonra ayrıldılar ve sonrasını herkes biliyor...


Görüldüğü üzere, Hakan Şükür, hakem Muhittin Boşat'a resmen dayılanıyor. Hangi maç olduğunu tahmin etmek futbolseverler için zor olmasa gerek... Olimpiyat'ta oynanan, 2-2'lik beraberlikle biten tartışmalı maç... Muhittin Boşat'ın son derbisi, 3 ay sonra düdüğü asıyor. Kendisiyle 2001'de oynanan Eyüp-Maltepe maçı öncesi konuşmuşluğum da vardır. Maçı kaybetmiştik, o da ayrı bir yazı konusu.


Bugünkü son fotoğrafımız ise Pepsi'nin reklam çekiminden...

22 Haziran 2011 Çarşamba

Şampiyonluğun Öyküsü -Bölüm 1-


1963 yılında, henüz 30 yaşındayken intihar eden büyük şair Sylvia Plath, zamanında demişti ki, "Yazıyorum çünkü içimde susturamadığım bir ses var..." Daha kısa nasıl dile getirilebilirdi ki bu iç ses? Ara ara farklı nedenlerden dolayı, uzun süre benim için önemli konularda yazmayacağım desem de, içimdeki sesi susturamıyorum ve sonunda kendimi klavyenin tuşlarına basarken buluyorum. Neyse... 4 yıl aradan sonra şampiyon olmuşken, şampiyonluğun öyküsünü yazmadan yapamazdım. E bu sezonki şampiyonluğun öyküsü yazılırken de, 2006 ve 2010'da son maçlarda kaybedilen şampiyonluklardan, Aziz Yıldırım'ın tek oyla başkan seçilmesinden, Trabzonspor'la olan rekabetimizden bahsetmemek olmaz... Uzun yazıları, okumayı çok seven ben bile genelde okumadığımdan, ve son zamanlarda "özet geçilen" bölümler aradığımdan, birkaç bölüm halinde yazsam çok daha iyi olacak.

***

21 Mayıs 1978:
Fenerbahçe bu tarihte Boluspor'la berabere kalarak ligin bitimine 1 hafta şampiyon oluyor. Bu şampiyonluğun önemini ne mi arttırıyor? Sezonu Fenerbahçe'nin ardından 2. tamamlayan Trabzonspor, 1977/78 sezonunda da şampiyon olsa idi, tam 6 sezon arka arkaya şampiyon olan ilk ve tek Türk takımı olmuş olacaktı. (1977/78 sezonundan önceki 2 sezon ve daha sonraki 3 sezonun şampiyonu Trabzonspor) Fenerbahçe, kendi şampiyonluğunun yanında, rakibinin de rekor kırmasını engellemiş oluyor.


***

19 Nisan 1996: Trabzonspor en son 1984'te, Fenerbahçe en son 1989'da şampiyon olmuş. 1995/96 sezonunda iki ekip de çok iyi durumda, yıllar sonra şampiyon olmak istiyorlar. Hami'li, Ogün'lü, Şota'lı ekip, son 5 haftaya Fenerbahçe'nin tam 4 puan önünde giriyor. Fenerbahçe'yle sahalarında oynayacaklar, o maçı kaybetseler bile diğer maçları kazanmaları halinde şampiyonlar. Böyle bir avantaja sahipler. Ama futbol bu. 19 Nisan'da 15. sıradaki Vanspor'u ağırlıyorlar. Biraz becerikli ve şanslı olsalar en az 4-5 farkla kazanacakları maçı, sezon sonunda Beşiktaş'a transfer olacak olan Erkan'ın attığı golle 1-0 kaybediyorlar. (Peşin spoiler: Bu maçın bir kopyası 14 yıl sonra Fenerbahçe ve Trabzonspor arasında Kadıköy'de oynanacak, gülen taraf Bursaspor olacak)


5 Mayıs 1996: 1995/96 sezonunun en önemli maçı 5 Mayıs akşamı oynanıyor. Son 3 haftaya 1 puan önde giren Trabzonspor, şampiyonluk yolundaki tek rakibi Fenerbahçe'yi ağırlıyor. Beraberliğin dahi yeteceği maçta, öne de geçmelerine rağmen Oğuz&Aykut ikilisinin attığı goller, Fenerbahçe'yi şampiyonluğa çok yaklaştırıyor... Rüştü'nün müthiş kurtarışları da bu maç anılırken es geçilmemeli.

19 Mayıs 1996: İlk şampiyonluğumun günü... Küçük olmama rağmen çok net hatırladığım o gün, apayrı bir yazı konusu... Televizyonların naklen vermediği maçta, Vanspor'u mağlup edip şampiyon oluyoruz... O günün tek üzüntüsü, Bolic'in gol kralı olamaması... Aynı gün Trabzonspor, Eskişehir'e 7 gol birden atıyor, bu 7 golün 5'i Şota'dan... Şota kral, Boliç 2. sırada... Zaten Türkiye'de hiç gol kralı olamayan Boliç, 3 sezon arka arkaya gol krallığında 2. oluyor. Bu gibi ayrıntılara girip yazıyı daha da uzatmaya gerek yok. Özetle, futbol otoritelerinin hiç de azımsanmayacak bölümüne göre Fenerbahçe'den kadro olarak daha güçlü olan Trabzonspor, 82 puan toplamasına rağmen, harika geçirdiği sezonu 2. bitiriyor. O süper kadro, ilerleyen yıllarda dağılıyor.  (15 yıl sonrasına ne kadar benziyor değil mi?)


21 Mayıs 1996: Bu tarihte basılan Milliyet'te, şöyle bir manşet var: "Fenerbahçe'de operasyon". Yalçın Türk imzalı bu haberde, "Yönetim, Oğuz ve Aykut da dahil birçok oyuncuyu elden çıkaracak" yazıyor. Yani şampiyonluğun sadece bir gün sonrası... Bu haberi Yalçın Türk'e bizzat Ali Şen mi veriyor bilemem ama yazdıkları bir bir çıkıyor. Aykut Kocaman ve Oğuz Çetin Fenerbahçe'den uzaklaştırılıyorlar.


***

15 Şubat 1998: Fenerbahçe için çok yoğun bir gün... Hem seçim var, hem de Galatasaray maçı. Ali Şen aday olmuyor, Vefa Küçük'ü destekliyor. Karşısında Aziz Yıldırım var. Bir de Ömer Çavuşoğlu... O günleri çok özlüyorum deyip seçimin sonuçlarını aktarayım; Aziz Yıldırım: 1469 oy, Vefa Küçük 1468 oy, Ömer Çavuşoğlu: 157 oy... Evet, Aziz Yıldırım sadece 1 oyla başkan seçiliyor... Üstelik onun yönetim kurulu değil, Küçük'ün yönetim kurulu seçiliyor. Böyle bir enteresan durum var. Ömer Çavuşoğlu aday olmasaydı, kıçını kaldırıp daha fazla insan oy vermeye gitseydi... Bunlar 13 yıldır hep konuşulan konular. Tabii bir de "Aziz Yıldırım benim son dakikada gelip verdiğim oyla başkan oldu" geyiği-efsanesi vardır. Neticede tek oy, ister olumlu, ister benim gibi olumsuz bakın, Fenerbahçe'nin tarihini değiştirmiş oldu...

Ha derbi mi... "20.45"le hatırlanan maç, Boliç'in son dakikalarda attığı güzel golle 2-2 bitiyordu.


***

2. bölümde 2006 ve 2010'da kaçan şampiyonlukları ve bu sezonun başındaki hüsranı yazacağım... 3. ve son bölümde ise son 8-9 ayı...

19 Haziran 2011 Pazar

Alex'le Geçen 7 Yıl...


19 Haziran 2004... Çok çok önemli bir gündü, henüz o an için bilmiyorduk...

Alex, Türkiye'ye bu tarihte ayak bastı. Tam 7 yıl geçti üzerinden bugün itibari ile...

Onu anlatmaya kelimeler yetmez, anlatamıyorum da zaten.

Sadece şunu söyleyeyim, bu 7 yıllık süre zarfında, kimse, hiçbir şey senin kadar mutlu etmedi beni...

Agu & Aykut


7 Nisan 1996'da Kayseri'de oynanan maçtan... Kaleci Agu hamlesini yapmış, fırsatçı Aykut kafasını sokmaya çalışmış... Sonuç mu? Tayfun, Boliç ve Bülent'in golleriyle alınan 3-1'lik galibiyetle dönmüşüz İstanbul'a. Şampiyonluk yolunda çok kritik bir maç...

18 Haziran 2011 Cumartesi

Sezer Öztürk...


Foto: Fanatik'ten

Ekşi Sözlük'te yazdığımdan 2 yıl gecikmeli olarak gelse de, sonunda geldi ve Sezer'e güvenim tam...

Aykut Hoca, Alou Diarra'yı da al, başka bir şey istemiyorum. :)

Yine Ocak 2009'da yazdığım başka bir Sezer entry'si ise;

"u-20 dünya şampiyonası'ndaki bütün maçları izlemiştim. takımı sürükleyen 2-3 isimden biri sezer'di. özellikle sert şutları ve frikikleri çok etkiliydi. ukrayna maçında oleksandr aliyev ile şov yapmışlardı. ikisi de muhteşem frikikler atmışlardı.

o zamandan beri takip ederim sezer öztürk'ü. önce yurt dışında birkaç takım değiştirdi, sonra manisaspor'a transfer oldu. gerçekten çok sevindim izleyebileceğim için fakat istediğim performansı sergileyemedi malesef ilk 2 yılında. bu sezon her şey değişti onun için. 2'si türkiye kupası'nda olmak üzere 12 golü var toplamda. 3-4 maçını izledim sezon başından beri manisa'nın, hepsinde gayet iyi oynadı sezer. bu performansını sürdürürse 3 büyüklere transfer olur, ardından da milli takım kapısı açılır ona.

ayrıca sezer geçtiğimiz haziran ayında almanya'da evlendi."

8 Haziran 2011 Çarşamba

Muslera...


Transfer sezonlarını, transfer duyumcularını ve bayıltan transfer haberlerini sevmem ama Muslera için bir şeyler yazmazsam olmaz...

Yarın dünyanın en komik golünü yese bile, güvendiğim bir isim ve Galatasaray'a gelirse en azından 2-3 yıl "kalede" sorun yaşamazlar. Hakkında sözlükte falan okuduğum bazı yorumlar da dehşet verici. Yeterince iyi değilmiş, istikrarsızmış... Sanki senin takımın çok istikrarlı da... Daha önceden Julio Cesar mı oynuyordu?

Tanımadığı futbolcu hakkında Youtube'dan 4-5 tane video izleyip yorum yapanlara acayip kıl olurum, tanımıyorsan tanımıyorsundur... Ayıp mı? Bizim Dia'nın adını bile duymamıştım, anormal mi? Ama Muslera'yı tanırım, bayağı maçını izledim. Zamanında sözlükte ilk entry'sini de ben yazmıştım. Carrizo'nun formsuz olduğu bir dönemde kaleyi kapmıştı. Dünya Kupası'ndaki performansıyla da kendini iyice kanıtladı...

"Yetenek" olarak Leo Franco'yu katlar...  Kendini Mourinho sananların gazına gelmeyin.

Not: Az önce biten Uruguay-Hollanda maçında da kaledeydi, uzatma dakikalarında kornerde hatalı bir çıkış yaptı ve maç 1-1 sonuçlandı...

Vursam Gol...


Blog yazarlarının Twitter'a ağırlık vermesiyle birlikte -ki benim sık sık okuduğum blog sayısı 10'u geçmiyordu daha çok sözlük ve Twitter okuduğumdan- futbol blogları duraklama değil, gerileme dönemine girdi... (Bana göre tabii) İşte bu dönemin öne çıkan tek blog'u var. Ozan Şişli'nin blog'u Vursam Gol...

Son haftalarda kendi blog'uma bile 3-4 gün boyunca bir kez olsun girmediğim oldu ama Vursam Gol'e her gün göz atıyorum. Eğer hala keşfedemeyenler varsa, kesin kez tavsiye ederim...

Buraya Kadar


7 Haziran 2011 Salı

Bir de Dövseydin...

Helal Arda...


Gönlünce Sevinememek


Fenerbahçe Basketbol Takımı'nın ilk hatırladığım kadrosunda, Mitch Smith, Kevin Rankin falan vardı. İlkokula başladığım yıllar, 95 civarı. O yıllardan taaa 2007'ye kadar şampiyonluk göremedim basketbolda. Ülker'le birleşene dek.

Şu an Fenerbahçe kadrosu dışında -hadi biraz Efes'i ayrı tutayım- Galatasaray dahil hiçbir takımdan 6-7 oyuncu sayamam. (Örneğin, az önce rastgele baktım, Türk Telekom'un hocasını tanımıyorum, alt sıralardaki takımlardan da 1-2 oyuncu bile sayabileceğimi sanmıyorum) Küçükken, tamam futbolla aynı ölçüde olamaz ama, basketbolla da çok yakından ilgilenirdim. Ne bileyim, Telekomlu Jamal McCullough'yı, Darüşşafakalı Michael Ansley'yi daha dünmüş gibi hatırlarım (peki verdiği çıplak poz?), ama Galatasaraylı Jerry Johnson'dan Banvit'le oynadıkları maça kadar haberim yoktu... Yatılı okul, basketbol maçlarının şifreli kanala geçmesi vs., beni kopardı...

Uzatmayayım... Bugün seride 2-0 öne geçtik. İki maçta da büyük fark attık Galatasaray'a. Bu noktadan sonra şampiyonluğu kaybetmemiz mucize olur. E zaten son yıllarda lige de ağırlığımızı koymuş durumdayız. Antalya'yı yenilgisiz geç, Efes'i yenilgisiz geç, Galatasaray'ı darmadağın et...

Bunu yazıyorum diye bana kızan Fenerbahçeli arkadaşlarım olabilir -ki bizim sözlükteki tabirle troll'lük yapıyorsun diyen bile çıkabilir- ama şampiyon oluyoruz diye hakkıyla, yeterince sevinemiyorum cidden. Nedeni de, Fenerbahçe ve diğer takımlar arasında ciddi güç farkı -her açıdan- olması... Bildiğin haksız rekabet. Bunu futbol için söyleyemem, çünkü futbolda istediğin kadar güçlü ol, son 2 yılda Bursaspor ve Trabzonspor örneklerinde de görüldüğü gibi, gelip bir sürpriz at seni geçebilir, seninle son ana kadar mücadele edebilir. Ama basketbolda öyle değil. Bariz bir güç farkı varsa, çat çat kazanılıyor.

Fenerbahçe'nin en sevdiğim basketbol kadrosu, üç silahşörlü kadrosudur. Yani İbo, Henry Turner, Dallas Comegys önderliğindeki, Murat Özgül'ün koç olduğu kadro. Şampiyonluğu geçtim, final oynayabildiler mi? Hayır... Ama o takımda gerçek bir heyecan vardı. O kadronun Efes'i, Tofaş'ı, Ülker'i yenmesi, futbolda Galatasaray'ı yenmemizden daha değersiz değildi benim için. Çünkü para bu 3 kulüpteydi ve bizde Erdal Koşan, Hicri Güneri oynuyordu. :) Koraç Kupası çeyrek finalinde, Güray'ın inanılmaz oynadığı maçta Efes'e fark attığımız maçı Fenerbahçe ve basketbol dilencileri unutmamıştır, unutamaz... O maç ve benzerleri, şu an her maçı rahat rahat kazandığımız şampiyonluklara bedel desem?

Denir ya, "bu takımın şampiyon olması normal, asıl zaten şampiyon olmasa başarısızlıktır..." Hah bu söz, tam da şu an bizim basketbol takımı için geçerli. Maça gidiyorum (adet yerini bulsun diye) Galatasaray'a 20 küsür fark atıyoruz ama şöyle içten bir şekilde coşkuyla sevinemiyorum. Biz o Abdul-Rauf, Conrad McRae, Marko Milic, Zan Tabak, Goran Kalamiza vs. vs. sürüyle yabancılı kadromuzla bile final oynayamamıştık. (Zaten o mütevazi kadromuz bozuldu diye çok sinir olmuştum ya neyse) George Gilmore'un Tofaş maçında kaçırdığı serbest atışlar?

Orta güçlükteki fakat Fenerbahçe ismini layıkıyla taşıyan kadro gitti, sanki Mourinho zamanındaki Chelsea geldi... Heyecan yok... Barcelona maçları nasıl sıkıyorsa, sonucu nasıl merak etmiyorsam, bizim basket maçları da en azından ülke sınırları içinde aynı durumda.

İbo'nun 1997'de, Efes'le oynadığımız Türkiye Kupası final maçında delirerek daha maçın ortasında oyun dışı kalması > Lavrinovic'in pota altını domine etmesi :(

Ya rakipler güçlensin, ya da... (boşluğu sen doldur)

25 Mayıs 2011 Çarşamba

...


Yazacak o kadar çok şey var ki... Ne zaman kimseye anlatmak istemesem, yazının yarısına gelmişken sayfalarca yazıyı yok ederim, yine... Belki başka bir zaman. Gülümseyerek...

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Volkan'ın Yediği Goller


Edit: Sanırım benim daha önce yazdıklarımın hiçbirini okumamış, dolayısıyla Volkan sevgimi/hayranlığımı bilmeyen bir yurdum genci, mail atmış saat 21:15 sularında... (okumamış olması gayet normal) Ona gayet uzun bir cevap yazdım ama kısa bir özet de buraya geçeyim. Esasında bu postu sadece Ahmet Çakar-Erman Toroğlu ikilisinin -özellikle de Ahmet Çakar'ın- geçen sezon kalecilerle ilgili yaptığı açıklamalar hakkında yazacaktım. Çünkü aynı Ahmet Çakar, bu sezon Aziz Yıldırım veya bir başkasından korktuğundan mıdır, yoksa başka avantaları olduğundan mıdır bilemiyorum, dün Korcan'ın yediği hatalı golün ardından ağzını açmadı. Bu da benim kafamın tasını attırdı. Ahmet Çakar dün akşam da Korcan'a Leo Franco, Murat Şahin vs. muamelesi yapsaydı, "Adam gündemde kalıp milyarları götürebilmek için bu yollara başvuruyor, onu böyle kabul etmek lazım, en azından hep aynı şeyi savunuyor/iddia ediyor" der geçerdim. Ama bundan 1 sene önce Galatasaray'ın kalecisi Leo Franco'nun Selçuk'tan yediği golde kıyametleri koparan da, Murat Şahin'in sinirini bozan da Ahmet Çakar'dı. Korcan tam da şampiyonluk maçında böylesine önemli bir hata yapıyor, ama Ahmet Çakar-Erman Toroğlu ikilisi susuyordu. Bitime haftalar varken, üstelik bir derbide yenilen golden sonra kaleci hakkında 2 saatten fazla konuşan Ahmet Çakar'ın, Korcan'ın golünün üstünde durmaması normal miydi? İkide bir "Türk futbolunda dönenleri açıklasam kimse sokağa çıkamaz" diyen Ahmet Hoca -ki bir zamanlar kendisine hayrandım- Korcan'ın hatası ile ilgili neden 5.5 saat program yapmadığını açıklayana dek, benim için tamamen bitmiştir... Alex ve Gökhan Gönül'le birlikte ayrı bir yere koyduğum Volkan'ı bu posta alet ettiğim için de kendisinden özür dilerim. 3 değil 13 yese, zerre kızmazdım, istesem de kızamazdım...
-------------------------------------------------------------------
Volkan Demirel... Kalitesini kimse tartışmaz. Bu ülkenin Rüştü'den sonra yetiştirdiği en iyi kaleci. (Trabzonspor'lu Onur geçebilir onu, o ayrı konu)

Kasım 2009'da Kasımpaşa maçında yaptığı çok büyük hatadan sonra muhteşem bir performansın altına imza attı. İnanılmaz oynadı. Kurtardığı penaltılar, yaptığı harika kurtarışlar vs. vs. Geçen sene o olmasa son maça kadar gidemezdik, bu sene de önemli bir hatasını hatırlamıyorum.

Aynı Volkan... Son haftalarda, ligi 24 puanla 16. sırada tamamlayıp küme düşen Buca'dan 3 gol yedi. Aynı şekilde 15. Sivasspor'dan da 3 gol yedi. Dün uzaktan ne varsa içeri aldı. Erman Kılıç bir güzel geçirdi.

Zamanında Leo Franco'nun, Murat Şahin'in, Serkan Kırıntılı'nın yediği gollerin araştırılmasını isteyenler oldu. Başta Ahmet Çakar... En doğal hakları tamam. Gerçi nedense dün Korcan'ın golüyle ilgili ağzını açamadı ya... O da farklı bir yazıda uzun uzun tartışılmalı.

Ben de Volkan'ın yediği gollerin araştırılmasını istiyorum. Harikalar yaratan Volkan'ın, 15. ve 16. takımlardan, ligin son maçlarında toplam 6 gol yemesi normal mi? Belki de Volkan'a çantalar gelmiştir. Kim bilir ki? Volkan'ın, eşinin, anne-babasının, 1. dereceden tüm yakınlarının hesapları kontrol edilmeli.

Aramızda avukatlar varsa, bu konuya hassasiyet göstersinler lütfen. Şimdiden teşekkürler.

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Alex!


Alexcan Twitter'ı en süper kullanan ünlülerden biri. Elinden geldiğince herkese cevap yazmaya çalışıyor. Neticede o da insan ve bazıları onun kadar şeker bir insanı bile sinirlendirmeyi başarıyorlar. O da kendine has Türkçesiyle cevabı yapıştırıyor...

Yeni Tweet'ine gelince... Alex'e, "Moritz Türkiye'ye senden sonra geldi, o çok iyi konuşuyor ama sen konuşamıyorsun" tarzında bir tweet yazılıyor muhtemelen. Çünkü yazan kişi hesabını dışarıya kapatmış ve bu yüzden okuyamadım. Alex'in cevabı ise yukarıda... :)

"Burası Uganda mı kol-bacak yiyelim?"


Bugünkü nostaljik haberimiz, Mususi ile ilgili... Zamanının başarılı futbolcusu, timsah yürüyüşünün mucidi ve maalesef çok genç yaşta aramızdan ayrılan Bursasporlu Musisi...

Şimdilerde Emenike sinirlenip "Türkiye'den ayrılırım" diyerek resti çekiyorsa, o zaman da Musisi'yi Erbakan sinirlendirmiş. Dönemin Refah Partisi lideri Erbakan, kendileriyle koalisyon kurmayacaklarını söyleyen partileri ima ederek, "Halk bizi istemiştir. Burası Uganda mı? Konuğun kolunu, bacağını yiyeceksin, hem de "Ben seni seviyorum diyeceksin". Bu olsa olsa belki Uganda'da vardır" demiş... Musisi de, "Biz de sığır, keçi, koyun eti yiyoruz, insanlarının kolunu, bacağını yemiyoruz" açıklamasını yapmış. Türkiye'de en çok sevdiği yemekler ise patlıcan kebap ve haşlama ile iskendermiş...

Zaman işte...

Kaynak: Milliyet arşivi

30 Nisan 2011 Cumartesi

Cumartesi Kuponu


Adanaspor-Çaykur Rizespor: Biraz önce bu maçı çok uzun bir şekilde yazmıştım ama bir sorun oldu ve bütün yazdıklarım gitti. Zamanım olmadığından bir daha yazamayacağım. Özet geçeyim, çok zorlu bir karşılaşma, iki takımın da şiddetle kazanmaya ihtiyacı var, Rize deplasmanlarda çok kötü... Bu sene son kez deplasmanda Rize... Yine kazanamazlarsa Ümit Kayıhan'la bozuşuruz... Mbilla'yı durdursunlar yeter.

Beşiktaş-Galatasaray: Beşiktaş kazanır.

Köln-Leverkusen: +7 için gözüme çarpan ilk maç...

Chelsea-Tottenham: İlk yarı berabere biter...

Al sana işte 181 küsür İddaa oranlı bir kupon. Bas kafana göre 2-5 tl arası, tutmazsa kimseye koymaz.

Edit: Unuttum sonuçları yazmayı, ki zaten 1 haftadır blog'a yazacak hiç zamanım olmadı... Beşiktaş kazandı, Chelsea-Tottenham maçının ilk yarısı berabere bitti. Diğer 2 maça gelince... Ümit Kayıhan, Mithat Yaşar ve Freddy Adu'yu yanında oturttu, 2-0'dan sonra ikisini de oyuna aldı ama geç kalındı. Ki maçı izleyenler 2. yarıda Rize'nin daha üstün olduğunu görmüşlerdir. +7 yazdığım ama Leverkusen'in 2-0 yenildiği maça gelecek olursam. Birincisi, bu maç öncesinde Leverkusen'in 31 maçta attığı 62, yediği 41 gol vardı. Maçlarında 3+ gol oluyor. Köln de aynı şekilde... Ayrıca Köln son 3 maçta 12 gol yemişti, Mart ayında da Hamburg'tan 6 yemişti, bu nedenle +7 olabileceğini düşündüm ama Leverkusen'i yendiler ve Dortmund'un erken sevinmesine yol açtılar...

29 Nisan 2011 Cuma