24 Ağustos 2011 Çarşamba

...

Yok... Olmuyor... Kafamdan geçenleri yazıya dökemez hale geldim artık...

Tek isteğim Fenerbahçe'me kavuşmak...

Şampiyonlar Ligi'ne Katılamıyoruz

Sevindim... Olması gereken oldu. Şu şartlarda Şampiyonlar Ligi'ne katılmamalıydık zaten, içim rahat etmiyordu...

Bu gece, olmadı yarın ayrıntılı bir yazı yazacağım...

---------------------------------------------------------------------------------------------------------

TFF'nin açıklaması şu şekilde;

"UEFA, 23 Ağustos 2011'de Türkiye Futbol Federasyonu'na gönderdiği yazıda, ülkemizde sürmekte olan şike soruşturması çerçevesinde, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan çekilme kararı vermesi gerektiğini, kulüp bu yola gitmeyecek olursa, Türkiye Futbol Federasyonu'nun Fenerbahçe'yi 2011-2012 sezonunda Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men etmesi gerektiğini, bu 2 yoldan herhangi birisi benimsenmeyecek olursa, UEFA'nın kendi disiplin soruşturmasını başlatabileceğini ve Türkiye Futbol Federasyonu yani ülkemiz aleyhine disiplin yaptırımları uygulama yoluna gideceğini bildirmiştir.

Bu yazı üzerine durum TFF tarafından yazılı olarak derhal Fenerbahçe Kulübü'ne bildirilmiştir. Fenerbahçe Spor Kulübü, 24 Ağustos'ta TFF'ye gönderdiği cevabi yazıda, TFF'nin bu konuda iddianamenin mahkemece kabulünün beklenmesine yönelik kararına saygı duyduğunu ve kendisine tanınan kısa süre içinde böylesine önemli bir konuda herhangi bir karar almasının fillien mümkün olamayacağını bildirmiştir.

Bu gelişme karşısında, durum 24 Ağustos'ta TFF Yönetim Kurulu'nun yapmış olduğu olağanüstü toplantıda ele alınmış ve gerek Fenerbahçe'nin maruz kalabileceği, ağır disiplin yaptırımları gerekse Türkiye Futbol Federasyonu'nun yani ülkemizin maruz kalabileceği disiplin yaptırımları göz önünde bulundurularak, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün bu sezon UEFA Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men edilmesine karar verilmiştir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur."

18 Ağustos 2011 Perşembe

"Safiyesiz Faik şov!"

Uğur Meleke'yi eleştirdiğim, samimi bulmadığım zamanlar çok olmuştur ama bugünkü yazısı harika... Hiçbir yazısından sonra böylesine helal olsun dediğim olmamıştı. Hep böyle net yazsın, canımı yesin...

"Belki biraz iddialı bulacaksınız, ama korkarım “15 Ağustos 2011”  Türk futbolu için acı bir milat özelliği taşıyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı M.Ali Aydınlar’ın yaptığı o basın açıklaması, 88 yıllık federasyon tarihinin en talihsiz ve (hatta belki farkında olmadan) en zararlı beyanatıymış hissiyatı doğurdu bende...
Neden mi? Anlatayım... 

SORU 1: AÇIKLAMANIN YAPILMA BİÇİMİ DOĞRU MUYDU?
Öncelikle o gün yapılacak toplantıyla ilgili kamuoyunda oluşturulan beklenti, saat beş buçuk sularında yaşanan hayal kırıklığının boyutunu milyonla çarptı. TFF Başkanı prompterdan çok uzun metin okudu, ama aslında pek bir şey söylemedi! Toplantıya rekor sayıda basın mensubu katıldı, ama ortaya çıkan rekor düzeyde hayal kırıklığından başka bir şey değildi. Madem açıklamanın içeriği buydu, neden böyle büyük bir beklenti oluşturuldu? Böyle bir açıklama, pekâlâ yazılı olarak da yapılabilirdi!
TFF Başkanı Aydınlar özetle, nihai kararın iddianamenin oluşturulmasından sonra verileceğini söyledi; ama herkesin aklına ister istemez “Ligler zamanında başlayacak, Süper Kupa finali vaktinde oynanacak”  açıklamaları geldi! İddianame oluşturulduktan sonra TFF, “Nihai kararı mahkemenin sonucuna göre vereceğiz”  derse artık kimse şaşırır mı? Sanırım şaşırmaz.

SORU 2: TFF’NİN AMACI, “TÜRK FUTBOLUNUN BU KRİZİ EN AZ ZARARLA ATLATMASI” MI OLMALIYDI?
Bence, kamuoyundaki bugünkü güvensizlik ortamının fitili, “Türk futbolu bu krizi en az zararla atlatmalı”  safsatasıyla yakılmıştı. Aslında TFF bu davayı, bu cümleyi kurduğu gün kaybetti.
Şu benzetmeyi yapmak zorunda kalıyorum: “Bir aile içinde ensest ilişki yaşandığına dair şüphe var. Ailenin tüm fertleri mahkemeye çıkıyor. Canı yanmış baba, “Önemli olan bu krizi, ailemize en az zararı verecek şekilde atlatmak”  diyor!”
TFF’nin şike krizini en az  zararla atlatalım düşüncesi, Kulüpler Birliği’nin de toplantı yapıp “birlik beraberlik” mesajı vermesi, biraz bu ailenin haline benziyor! Oysa gün, “Darağacında bile XSpor” , “Darağacında bile Türk futbolu”  deme günü değil... Gün, “Darağacında bile adalet”  dileme günü...
Eğer, “Büyük takımlar küme düşecek, yayın gelirleri sekteye uğrayacak, Süper Lig kulüpleri ciddi bir ekonomik darbe yiyecek” endişesiyle radikal kararlar almaktan kaçılıyorsa; Türk futboluna iyilik değil, kötülük ediliyor! Bir kulübün havuzdan aldığı pay yüzde 50 azaldığında ekonomisi çökecekse, zaten 2014’te UEFA Finansal Fair-Play kriterleri eksiksiz yürürlüğe girdiğinde o takım bu ligde yarışamayacak demektir. İki sene içinde giderleriyle gelirlerini dengeye getiremeyecek, havuzdan aldığı pay düştüğünde dükkânını döndüremeyecek bir kulübün bugün iflas bayrağını çekmesi, belki de 2014’te çekmesinden daha hayırlı...

SORU 3: KANAATLE KARAR VERMEK ADALETSİZLİK Mİ DOĞURUR?
Eğer TFF, 15 Ağustos’taki açıklamayı “Türk futbolunun az zarar görmesi” düşüncesiyle değil, “Kanaatle karar vermek adaletsizlik doğurur”  zihniyetiyle yaptıysa, bu kez haklı kabul edilebilir mi?
Benim fikrim, cevabın yine “hayır” olduğu yönünde ... Çünkü futbolu yalnızca ceza hukukuna teslim etmek, spor hukukunu fiilen yok saymak anlamına geliyor. Eğer federasyonlar sportif kararları sadece yıllar süren mahkemelerin sonuçlarına göre alsaydı İtalya halen Calciopoli’2006’yı tam olarak çözememiş olacaktı. Ya da Türk futbolu, Ankaraspor/Ankaragücü sorununu halledememiş olacaktı bugün... Oysa spor çok hızlı işliyor; oyun, mahkemelerden çok çok daha hızlı akıyor. 
Yaşanmış bir örnek, aslında bizim için yol gösterici olabilir: İtalya Futbol Federasyonu, Calciopoli’yle ilgili ilk kanaatine göre Juventus’u üçüncü lige düşürecekti, ama belge akışı hızlandıkça kararını ikinci lig olarak değiştirdi. İlk planda Milan’dan 15 puan silecekti, ama lig başladıktan sonra cezayı 8 puana düşürdü.
Yani federasyonlar pekâlâ kanaatle karar verebiliyorlar. Hatta gerekirse bu cezaları sezon içinde değiştirip en âdil hale getirebiliyorlar. Çünkü esas maksatları “Bu krizi İtalyan futbolunun en az zararla atlatması”  filan değil. Saf ve pürüzsüz “adalet” i sağlamak.

SORU 4: TFF’NİN ELİNDE KANAAT OLUŞTURMAYA YETER DÜZEYDE BELGE VAR MIYDI?
Bu noktada akla gelen kritik soru sanırım şu: İtalya Federasyonu’nun elinde Moggi’nin hakem atamalarına direkt tesir ettiğine dair konuşma kayıtları vardı ve ivedilikle karar verebildiler. Peki TFF’nin elinde kanaat sahibi olabilecek düzeyde belge var mıydı?
Bu sorunun cevabını tabii ki sadece kozmik odaya girebilenler, bir de her nasılsa o odadan bilgi sızdırabilen(!) bazı meslektaşlarımız biliyorlar! Ama şu iki sorunun yanıtını tüm TFF Yönetim Kurulu üyeleri biliyor olmalılar:
a) Eğer TFF’nin elinde karar için kanaat oluşturabilecek düzeyde belge yoktu ise, neden üçü futbolcu, ikisi antrenör (yani beşi doğrudan sahanın içinde olan) toplam 17 kişi PFDK’ya tedbirsiz değil, TEDBİRLİ  OLARAK  sevk edildiler? Bu tedbirli sevk kararı, “Elimizde yeterli delil yok” açıklamasıyla çelişmiyor mu?
b) Bir TFF  yöneticisinin, “Beşiktaş’ı da kurtardık sayemde. Teşekkür etmeleri lazım. Değil mi? Başka kimsede yok ki bu kadar şey... Sonuç...” cümleleri de bir kanaat itirafı sayılmaz mı?
“Sonuç”  sözcüğünün (açıklama sahibinin iddia ettiği gibi) yabancı oyuncu yerine kullanılmış olduğunu algılayamamış olmam, benim zekâ geriliğimle mi ilgili acaba?


SORU 5: AVRUPA KUPALARINA GİDİŞ , KULÜPLERİN İNİSİYATİFİNE BIRAKILABİLİR Mİ?
TFF’nin kanaatle karar veremeyip, bazı kulüplerin sezon içinde UEFA tarafından Avrupa kupalarından ihraç ihtimalinin önünü açması da, Türk futboluna küçük çaplı bir ihanet...
Çünkü bir (ya da birkaç) takımımızın Avrupa kupalarından ihracı sadece itibar açısından değil, sportif ve ekonomik açıdan da bedel ödememize neden olacak. Üstat Cemal Ersen 26 Temmuz’da Milliyet’te bu detaya değinmişti: Sportif olarak (şu anda 10’uncu olduğumuz) kıta sıralamasında ilk 12’nin dışında kalmak demek, 2013-14’te Şampiyonlar Ligi’ne direkt takım gönderememek demek. Devler Ligi’ne takım sokamamak demek, asgari 25 milyon euroluk gelirden de mahrum kalmak demek.
Ayrıca TFF’nin kamuoyunda oluşturduğu “Avrupa kupalarına göndereceğimiz takımları değiştirme vakti zaten geçti” imajı da doğru değil... İtalya, 6 Temmuz 2006’da UEFA’ya verdiği takım listesini 26 Temmuz’da pekâlâ değiştirmiş; iki yeni kulübünü Avrupa’ya gönderebilmişti.

SORU 6: PEKİ, TEK SUÇLU TFF Mİ?
Tabii ki bütün bu kaos ortamının faturasını TFF’ye çıkarmak da çok büyük haksızlık olur. Çünkü sokaktaki adama “gizlilik prensibi”  filan dediğinizde artık gülüyor; Hürriyet’te, Habertürk’te, Takvim’de, Bugün’de ve başka birçok gazetede; bir Vatan yazarının ya da bir Taraf yazarının köşesinde okuduklarının gizli olmamasına anlam veremiyor.
Artık kamuoyu, spor ailesinde (biz dahil) hemen hiç kimsenin temiz olduğuna inanmıyor; “Suçluların dünyasında tek gerçek günah yakalanmakmış” diyor  içinden... Şike soruşturması kapsamında yayına başlayan “Ne olur bana yardım edin Memedalibey Şov” la “Safiyesiz Faik Şov” u birer reality-şov hissiyatıyla gülerek ve eğlenerek takip ediyor halk...

SORU 7: ŞİMDİ NE OLACAK?
Kamuoyundaki güven erozyonu bu denli derin olunca, tamirinin uzun yıllar alacağını tahmin etmek de zor olmuyor.
Artık önümüzdeki yıl futbolcular sahaya avukatlarıyla mı çıkacak, boş kaleye golü atamayan oyuncunun maç sonu açıklamasını hukuk müşaviri mi yapacak, doğrusu bilemiyoruz!
Ama şunu biliyoruz: Eğer bir önceki meclis, Şiddet Yasası’nı yenilerken spor mahkemelerinin kuruluşunun yolunu da açabilseydi; bugünkü krizi daha hızlı çözebilecektik. Belki o zaman TFF, bu kritik kararı kanaatle verme yükü altına girmek zorunda kalmayacak, iş mahkemede halledilecekti.
Olmadı. Bundan sonra da ne olsa, kekremsi bir tat kalacak damağımızda... 9 Eylül’den sonra ne karar alınırsa alınsın tatsız yıllar bekliyor bizi... Çünkü “geç kalmış adalet”, gerçek adalet olmuyor."

15 Ağustos 2011 Pazartesi

...

Aykut Kocaman, Alex ve diğerlerinin bu işlerle alakaları olmadığına güvenim tam olsa da... Mehmet Ali Aydınlar'ın bugün söylediklerinden sonra Şampiyonlar Ligi'nde Barcelona'yı yensek ne farkedecek? Sevinebilecek miyim? Sevinmeyi geçtim rahatça maçı izleyebilecek miyim? Sence?...

Şike soruşturmasında bazı şeyler netleşene ve bir takım kararlar alınana kadar -olumlu&olumsuz hiç farketmez- bu futbolla ilgili yazdığım son şey olsun. İnsanlar birbirini bıçaklamaya başladığında en ufak payım dahi olsun istemiyorum, insanların kanı aktığında da birkaç yıl önce gencecik oğlunu acı bir şekilde kaybeden Mehmet Ali Aydınlar ne hisseder bilemiyorum...

Hadi eyvallah...


14 Ağustos 2011 Pazar

Bu Nasıl Hata?


Fotoğrafta da görüldüğü gibi, Trt 3, yani diğer adıyla Trt Spor, Alex'in geçen sezon attığı golleri yayınlarken, azımsanmayacak bir süre sağ alt köşede "Bank Asya 1. Lig özetleri" yazdı.

Hataysa nasıl bir hata bu?

Kasıtsa, yazılacak tek şey küfür...

7 Ağustos 2011 Pazar

Tarihten fotoğraflar bilmem kaç...


İlk fotoğrafımız, Fenerbahçe'nin 2000/01 sezonu şampiyonluğu kutlamasından... Muhtemelen bizim meşhur maymun Çarli, Petek Dinçöz'le öpüşüyor, pardon yani şampiyonluğu kutluyor.


2. fotoda, tahmin edilebileceği gibi, Aziz Yıldırım'ın eski eşini görüyoruz, Yıldız Yıldırım... Bu da bayağı eski bir fotoğraf ve Yıldız hanım çok ciddiyken, Aziz Yıldırım'da ilginç bir gülümseme var.


Günün son fotoğrafı, Şükür ailesi... Çocuklar kime benziyor, karar sizin...


6 Ağustos 2011 Cumartesi

Yayın Rezaleti Üzerine İnceleme


Henüz yüz yüze tanışamadığım ama kısa sürede çok sevdiğim ve bence çok iyi bir taraftar olan Ahmet Özen, Bursaspor'un Gomel maçında yaşanan yayın krizi ile ilgili bir değerlendirme yazdı ve henüz blog yazmaya başlamadığından -umarım kısa sürede başlar- burada paylaşıyoruz... Söz Ahmet'te...

"Geçen hafta sahamızda oynadığımız Gomel maçıyla başlayalım isterseniz. 
İlk maç sahamızda oynanacağı için bu maçın yayın hakları Bursaspor kulübündeydi.
Bursaspor-Gomel maçı öncelikle D Smart’ta yayınlanacak diye kamuoyuna duyuruldu. Ondan sonra maça 1 gün kala Bursaspor TV verecek diye kulüp tarafından deklare edildi. Ardından  maç günü sabaha karşı  01:20’de LİG TV’den naklen yayınlanacağı duyuruldu. 
2 yıldır neden göğüs reklamı alamıyoruz sorusunun en büyük cevabı sanırım yukarıda gelişen olaylar silsilesinden çok rahat anlaşılabiliyor.
Bursasporlular maçı seyredebileceklerine şükrettiler. Bu yüzden , son ana kalan yayın olayını yazılı ve görsel basında sorgulayan olmadı.

Gelelim rövanş maçına;
Gomel-Bursaspor maçının yayın hakları Gomel kulübündeydi. Gomel kulübü de maçın yayın haklarını Sadettin Saran’ın şirketine satmış.  Bursasporlular hacı bekler gibi maçın hangi kanalda yayınlanacağını beklediler.  Maçtan bir gün önce Bursaspor TV sorumlusu Sevgili Burak Uçar'ın twitterdan yaptığı açıklama şu şekilde;
@burakucar1burakucar
sarangrubundan trt'nin bursa ve antep'in uefa yayın haklarını almasına karşın iftar programı nedeniyle maçları yayınlamayacağı bilgisi geldi

Burak Uçar’ın yukarıdaki mesajından anlayacağımız şu
1-    Maçı saran grubu satın aldı.
2-    Maçı satın alan saran grubu Maçın haklarını TRT’ye sattı.
3-    Maçı para vererek satın alan Devlet Televizyonu TRT para ödeyerek aldığı maçı Ramazan programı nedeniyle yayınlamaktan vazgeçti.

Tam TRT olayını irdeleyeceğimiz anda gelen reaksiyonlar üzerine Burak Uçar’dan bir açıklama daha geliyor. Kendisinden dinleyelim…
@burakucar1burakucar
@ibrhmturan trt'nin imzaladığı sözleşmeyi iptal edeceğini öngöremezdi kimse diye düşünüyorum

Buradan şunu anlıyoruz. Devlet Televizyonu TRT, Saran Grubuyla anlaşmaya varıp sözleşme imzalıyor. Sonra da imzaladığı sözleşmeyi iptal ediyor.

1-    Bunu twitter üzerinden öğrenen Bursasporlular Devlet Televizyonu TRT’ye tepkisini gösteriyor.
2-    Bunu twitterdan gören gazeteciler ‘’TRT Ramazan programı nedeniyle maçı vermiyor’’ diye haberlere imza atıyor.
Bunun üzerine Saran Grubu telefonla arayan bir Bursasporlu (OkanOğuztürk) neden TRT’nin bu maçı yayınlamadığını soruyor.
Okan Oğuztürk, Saran grup yetkilisi Emre Bey’le yaptığı görüşmeyi aktarıyor.: ‘’Maçın yayın hakkı onlarda, satacak kanal bulamamışlar, adam akıllı kimse kapılarını çalmamış, onlarda şaşkınlık içindeler, siz halen burda kendinizi avutuyosunuz 'öğlen gibi açıklanır' diyerek...’’

TRT ile yapılmış bir anlaşmanın olmadığını bu yapılan görüşmeden anlayabiliyoruz.

Burak Uçar,  Twitter hesabından maç günü saat 12:59 da yeni bir açıklama yapıyor. Yine kendisinden dinleyelim….
@burakucar1burakucar
gomel-bursaspor maçı rusyadaki uplink sıkıntısı nedeniyle yok.rus kanalı bile veremiyor. 19:45 bstv radyo anlatımı özel yayın..

Burak Uçar’ın bu açıklamasından hemen sonra, Bursaspor kulübünün resmi internet sitesi www.bursaspor.org.tr ‘den şu açıklama geliyor.

’Yayın hakları Beyaz Rus kulübünde olan maçın naklen yayını konusunda  yaşanan teknik sıkıntı tarafımıza bildirilmiştir. Beyaz Rusya’daki up  link planlamasında yaşanan teknik  sorun nedeniyle maçın Beyaz Rusya’da   TV-FİRST’de dahi naklen yayınının yapılamayacağı iletilmiştir.
    Bu çerçevede  Digiturk 73. Kanal Bursaspor TV’de 19:45’ten itibaren  özel yayın ve radyo anlatımıyla gerçekleştireceğimiz yayının OLAY FM ve  RADYO S’ten de dinlenebileceğini duyururuz.’’
1-    Maçın yayını konusunda Up Link sıkıntısı olduğunu anlıyoruz.
2-    Beyaz Rusya’nın TV first kanalında dahi yayınlanamayacağını öğreniyoruz.
3-    TV First kanalında yayınlanmamasını referans olarak kabul ediyoruz.

Bursaspor taraftarı konuyla ilgili hemen araştırmaya girişiyor. Gomel –Bursaspor maçının Belarus’ta yayın yapan LAD TV’den canlı yayınlanacağını öğreniyor.
Yani Burak Uçar’ın twitter hesabından, Bursaspor Kulübünün de kendi resmi sitesinden yapılan duyurunun yanlış olduğunu öğreniyoruz.

Peki sonrasında ne oluyor? Bu haber dilden dile yayılınca BURSASPOR KULÜBÜ resmi siteden yayınladığı bu açıklamayı bir anda yayından kaldırıyor.

Ve bugüne gelirsek eğer;
Bursaspor Kulübü maç günü yayınlandığı açıklamayı 1 saat sonra geri çektikten sonra yayın problemini anlatan hiçbir açıklamada bulunmadı. Bursaspor kamuoyu, yaşanan bu süreci Bursaspor TV sorumlusu Burak Uçar’ın twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamalarla anlamaya çalıştı.
Bursaspor Yönetim Kurulundan en kısa zamanda konuyla ilgili açıklama bekliyoruz.

Basında çıkan TRT haberleri üzerine, Bursa CHP Milletvekili Aykan Aydemir’in, TRT’nin UEFA Avrupa Ligi 3’üncü Ön Eleme Turu’nda Gomel-Bursaspor maçını yayınlamamasını TBMM'ye taşıdığını öğrenmiş bulunmaktayız. Bu olaya açıkçası çok sevindim.
Yaşanan süreci,  yorum yapmamaya özen göstererek delilleriyle ortaya koymaya çalıştım. Gerçeğin en yakın zamanda ortaya çıkması dileğiyle…"


Ahmet Özen

Twitter: http://twitter.com/ahmetozenn

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Teşvikler, Şikeler, Çikolatalar, Püskevitler...

Şike soruşturması başlayalı tam 1 ay oldu... Yeni bir yazı yazmamın da zamanı geldi.

Tekrarlayacağım bazı hususlar var, çünkü bunları tekrar tekrar yazmadığımda bu kadar hassas bir konuda yazılanlar yanlış anlaşılabiliyor, ya da farklı yerlere çekilebiliyor.

Ben Fenerbahçeliyim... Sonradan Fenerbahçeli olanlardan veya belli bir yaşa kadar futbolla/takımıyla ilgilenmeyip, sonradan fanatik olanlardan değilim. Ki zaten herkes kendine göre iyi taraftardır ve kimseye nasıl Fenerbahçeli olduğumu kanıtlama zorunluluğum yok.

Ne medyayı yönlendiren bir gazeteciyim, ne de önemli biriyim. Sıradan bir taraftar olarak kafamdan geçenleri yazıyorum...

Ben Fenerbahçe'yle dünyaya gözlerimi açtığımda Aziz Yıldırım diye birini tanımıyordum... Başkan olduğunda ve sonraki 1-2 yılda kendisini çok sevmiştim/seviyordum (bkz: Şansal Büyüka'nın programında istifa ettiği zaman) küçük bir çocuk olarak, sonraki yıllarda da -yani büyüdükçe ve bazı şeyleri iyice anlamaya başladıkça- inanılmaz bir nefret oluştu içimde. Nasıl sevme hakkım varsa, nefret etme hakkım da var değil mi? Tek düşüncesi Fenerbahçe olan, bu işlerden en ufak bir menfaati olmayan genç bir taraftar, Aziz Yıldırım'dan neden ve nasıl bu kadar nefret eder, hiç düşündünüz mü?...

1 ay önce ne yazdıysam yine aynı şeyi yazıyorum. Aziz Yıldırım bu sezon şike yapmış mıdır, teşvik primi vermiş midir bilemem... Yanında değildim... Hala ümit ediyorum ki yapmamış olsun... En azından bu sezon. Umarım beklenenden de kısa sürede gerçekler ortaya çıkar. Fakat şu var. Ben bir hukukçu değilim. Diyorum ya, Fenerbahçeliyim... 13-14 yıldır kendisinin her anını yakından takip eden bir Fenerbahçeli olarak "Aziz Yıldırım teşvik primi vermiştir, şike yapmıştır" diyebiliyorsam, sorun bende değil, Aziz Yıldırım'dadır...

Şike operasyonunun esas öznesi Fenerbahçe değil de Galatasaray veya bir başka ezeli rakibimiz olsaydı, böylesine uzun ve ağır yazılar yazmazdım, neticede bunları içim acıdığı için yazıyorum. O zaman da yazardım yazmasına da, böylesine olmazdı. Ve o kadar eminim ki, şimdi yazdıklarımı beğenen rakip takım taraftarlarının büyük bölümü o zaman bana küfredeceklerdi. Aziz Yıldırım destekçisi Fenerbahçeliler de "aslansın, kaplansın" diyeceklerdi. Bu işler maalesef böyle...

Ben en başından beri diyorum ki Türkiye'de şike vardır, teşvik primi ise gırladır, artık adeta peynir ekmek gibidir. Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, takım adı farketmez, "her takım", bu tarz pis işlere bulaşmıştır dönem dönem... Şerefli kalamayan yöneticileri sayesinde... Yapamayan da, parası ve imkanı olmadığından, şartlar oluşmadığından yapamamıştır... Ve olan da bizim gibi masum taraftarlara olmaktadır. Çünkü böylesine köklü camialarda, temiz olan, temiz kalmaya çalışan yönetici-başkan sayısı o kadar az ki... Konuyla ilgili ilk yazımın, ilk paragrafında yazmıştım... Alex, Aykut Kocaman gibi isimler, şikeyle, teşvikle suçlansa ilk karşı çıkan, en ağır protestoyu yapan, yürüyüşlerde en ön sırada olan yine ben olurum... Çünkü adamlıklarına, dürüstlüklerine o kadar inanıyorum ki... Zaten bu 2 isme de inanamayacaksam, yaşamayalım daha iyi. Veya ne bileyim, olaya siyaset karıştırmak gibi olmasın ama Kemal Kılıçdaroğlu'nun da bu tarz konulara karışacağına zerre inanmam...

Kol kırılır, yen içinde kalır diye bir söz var. Hiç sevmem... Festen isimli Danimarka yapımı harika filmin özeti de buna gelir, izleyenler bilir. Üstünü ört, süpür halının altına... Oh ne dünya... Geçen bir mail geldi, adam diyor ki, "Ben de Aziz'in yaptığına inanıyorum ama senin gibi dangalakça başkanım şike yapmıştır diye ortalıkta bağırmıyorum, rakiplere tam tersini söylüyorum ve Aziz Yıldırım'ı savunuyorum." Bu kafa yapısında taraftar o kadar fazla ki... Her takımda var, çeşit çeşit...

Blog'da anket düzenledim, "Michael Corleone'nin takımının başkanı olmasını ister miydin?" diye...
167 oydan 117'si evet, 50'si hayır... Görüyorsunuz ya, insanlar Michael Corleone gibi bir pisliği başkan olarak görmek istiyorlar. Sonra aynı insan gelip de "Benim başkanım şike yapmaz, bizi küme düşüremezsiniz" diyor.

3 Temmuz'dan beri o kadar çok insanla konuştum ki konuyla ilgili... Biri düzen aynen devam etsin diyor. Diğeri takımım için ben de şike yaparım diyor. Küçük bir azınlık benim gibi düşünüyor. Fenerbahçeliler arasında "Şike, teşvik hep vardı, neden bizden başlandı, düşürülecekse herkes düşürülsün" diyenler çoğunlukta. Ki esasında ben de bu fikirdeyim, yazı zaten çok uzayacak, sonuna kadar dayanabilen detaylı fikrimi de okur...

İş yerinde 2 yakın arkadaşım var. İkisi de Fenerbahçeli. Şampiyonluk maçından kısa bir süre önce şu soruyu sormuştum onlara, "2006 ve 2010'da şampiyonluğu son maçta kaybettik, bu sezon da son maçta şampiyonluk garanti değil, yenersek şampiyonuz... Şikeyle şampiyon olmak ister misiniz?" Cevap, milyonlarca Türk taraftarının arkadaşlar arasında söylediği gibi, "İsteriz tabii"ydi...

Şimdi de biraz konuşulan maçlardan, gündemdeki şahıslardan bahsedeyim. Fenerbahçeliler sokaklara döküldü, statta Aziz Yıldırım maskeleri dağıtıldı, rezil bir biçimde parayla Aziz Yıldırım baskılı tişörtler satıldı, Shakhtar maçında yaşananlar ortada... Yüzbinlerce Fenerbahçeli'yle tek tek konuşmadığım için net bir oran veremem tabii ki fakat gördüğüm kadarıyla "Yapmış olabiliriz ama herkes yapıyor" diyenlerin sayısı, "Kesin yapmamışızdır" diyenlerden çok daha fazla...

"Cemaat Fenerbahçe üzerinde oyun oynuyor, Ülker başkan yapılacak" deniliyordu... Tayfur Havutçu ve Serdal Adalı da içeri alınınca bu görüş biraz azaldı. E peki durum böyle, Aziz Yıldırım, Tayyip Erdoğan'ı zamanında hapisten çıkaran adamı neden kendine avukat olarak seçer diye soruyorum, ikna olacağım bir cevap alamıyorum. Medya maymunu, kendi ününe ün katmak isteyen, bu yaştan sonra Beşiktaş'ı bırakıp Fenerbahçe'ye geçtiğini söyleyen bir avukat, Vefa Küçük kendisiyle ilgili gayet de düzgün bir yorum yapınca, sinirlenip dangalakça hareketler yapıyor. Çocuklar Duymasın'daki Fısfıs İsmail kılıklı Faik Işık isimli şahsiyet, konuyu hep başka yere çekiyor, Türkiye'de her şeyde şike var diyor, önce başka konularda şikeler temizlenmeli diyor. Aziz Yıldırım böyle olaylara kesinlikle girmemiştir demedi şimdiye kadar... Zaten böyle bir adam, savunmasını yaptığı şahsın tamamen suçsuz olduğuna inansa, annesinin, karısının üstüne yemin bile ederdi televizyona çıkmışken...

Deniyor ki, Rasim Ozan Kütahyalı (Oray Eğin'le birlikte en kıl olduğum 2 gazeteciden biridir), Mehmet Baransu gibi ne kadar gazeteci müsveddesi, hükümet yanlısı varsa, bu olayda Fenerbahçe'nin karşısında... Tamam burada aynı şekilde düşünüyoruz. İyi güzel de, ne kadar fanatik Fenerbahçeli olarak bilinen, daha çok anti-Galatasaraylı olmasıyla gündeme gelen insan varsa da diğer tarafta... (Bağış Erten vs. gibi ilk günlerde ekrana çıkan isimleri tabii ki ayrı tutuyorum) Bir bakıyorum, Ömer Çavuşoğlu çıkmış, Ercan Saatçi çıkmış ekrana... Ercan Saatçi kısa süre önce "Nasıl siktik Galatasaray'ı?" temalı videosuyla rezil olan insan... Ömer Çavuşoğlu da en çok nefret edilen Fenerbahçeliler listesinde ilk sıralardadır. Ayrıca adam teşvik primi yasal olsun zihniyetinde... Ziya Şengül güzel bir konuşma yapıyor, olması gerektiği gibi... İçi kan ağlıyor... Hemen içimizdeki İrlandalı ilan ediliyor. Hasan Ali Atasoy geçen Fanatik'te sormuş, Fenerbahçe yönetimi neden bu kadar sessiz kalıyor diye... Bence cevabını herkesten iyi biliyor da kendine bile itiraf edemiyor. "Rıdvan neden susuyor, diğer hakiki Fenerbahçeliler neden Aziz Yıldırım'ı savunamıyor?" gibi sorular uçuşuyor Fenerbahçelilerin kafasında. Yönetimin önde gelenleri, Ali Koç, Nihat Özdemir vs., "Böyle bir şey yaptığına inanmıyoruz" diyebiliyor sadece Aziz Yıldırım için. Uzaktan yakından alakası olmasa böyle mi derlerdi, sessiz kalmaya devam mı ederlerdi yoksa kıyameti mi koparırlardı?...

Geçenlerde Ömer Çavuşoğlu Twitter'da şöyle bir şey yazmıştı; "Bir Fenerbahçeli, başkanının şike yaptığını nasıl düşünebilir?" Bizi yıkan, yerle bir eden cümle bu aslında. Aziz Yıldırım Fenerbahçe'yi, Cumhuriyet olduğu iddia edilen Fenerbahçe'yi, monarşiyle yönetiyor çok uzun senelerdir. Bu duruma ses çıkaran da bizim gibi azınlık... Ulan ben Fenerbahçeliyim, Azizyıldırımspor'lu değilim ki? Neden inanmayayım yani? Nefret ettiğim başkan kötü işler yaptı diye takımı mı bırakayım? Konu Fenerbahçe'yse Masumiyet/Kader'deki Bekir, Ezel'deki Cengiz Atay'ım adeta... Sonradan tutmaya başlasam belki çoktan bırakmıştım ama öyle değil. Anne-babayı seçememe gibi... Mehmet Berk'in iddia ettiği gibi eğer yapılıyorsa şikeyi benim sevdiğim Fenerbahçem yapmıyor, üçkağıtçı yöneticiler yapıyor. Ama sorun şu... Fenerbahçe taraftarının çok büyük bir bölümü Aziz Yıldırım'ı çok seviyor, tapanlar da az değil. Bu durum böyle olduğu sürece Fenerbahçe'yi başkandan ayrı tutamayız. Hani deniyor ya, "Biri bir suç işlediyse cezasını çeksin, takımlar küme düşmesin..." Bunu ancak Fenerbahçe tribünleri güçlü bir şekilde Aziz Yıldırım'ı sürekli protesto etse mantıklı bulabilirdim...

Maçlara değinmeden önce şunu da söyleyeyim. Bana kalsa bir çırpıda sayabileceğimiz Türk takımlarının %95'i en az 1 sezon küme düşer bu ağır yasayla birlikte. Galatasaray bu sezon için değil bilmem kaç sene öncesi yüzünden düşer, x takım 2-3 kez düşmeli vs. vs... Yine küme düşürme hakkım olsa, Fenerbahçe'yi 2000/01 sezonu için de düşürürüm net... (Bu yasalara göre diyorum, çünkü ben teşvik primi ile şikeyi bir tutmuyorum ve ikisinin cezası aynı olmamalı...) Ama şu an istediğimiz kadar konuşalım, üzerinde durulan maçlar ve takımlar belli... Ve ne yazık ki benim takımımın başkanı suçlanıyor, rakiplerimin değil... Benim de bir yanım neden biz diye soruyor, sormuyor değil... Fakat konuyla ilgili ezberimde 10 tane madde varsa, esas ilk 3 maddede değil bu... Medyanın tavrı, Tayyip Erdoğan-Aziz Yıldırım ilişkisi, bunlar zaten yeterince konuşuluyor. Ortada ciddi bir şike soruşturması varken, sen önce başkanının ve yöneticilerinin şike yapıp yapmadığını konuşmak yerine medyayı, cemaati ve diğer konuları gündeme getirirsen, ana maddeyi çarpıtmış olursun. Ki bunu yapanlar da benim gözümde bir yandan şikeyi desteklemiş oluyorlar... Adam diyor ki, masumiyet karinesi var... Tamam eyvallah... Fakat aynı adam rakibini zamanında şike yapmakla, teşvik vermekle suçluyor. Bu bildiğin çirkefliktir. Masumiyet herkes için geçerli, sadece senin takımın için değil...


Yıllar önce Cihan Oskay'ın açıklamalarını herkes hatırlar. Bir kısmın deli dediği Cihan Oskay... Adam 2000/01 sezonuyla ilgili bildiklerini, daha doğrusu o zaman yaptıklarını anlatmıştı... Tabii iddia bunlar ve hala kesinleşmiş bir şey yok. Ne oldu, bir şey çıkmadı... Ben ve bir grup Fenerbahçeli, adamın dediklerinin bir bölümüne o zaman inandık, ama adam toplumdan resmen dışlandı ve sonunda kıskançlık krizi sonrası hapse girdi... Şu an içeride. Bunları şimdi neden mi yazıyorum? Oktay Derelioğlu, dün akşam Cnn Türk'te, zamanında Cihan Oskay'ın kendisine teşvik primi teklif ettiğini söyledi. Ve reddettiğini de kesin bir dille ifade etmedi, "maçtan sonra konuşuruz dedim" dedi... Programı izleyen herkes Oktay'ın ne dediğini biliyor zaten... Keşke görüntü kaydı olsa da buraya da koysam... Eee? Bu adam zamanında bunları anlattı, kitap da yazdı üstelik konuyla ilgili. Adamın üşütük olduğunu iddia edenler dün akşamdan beri ne düşünüyor acaba? Oktay yıllar sonra itiraf etti, ağzından da kaçırmış olabilir. Program biraz daha uzasa onu da gözaltına alabilirlerdi. :) Muhtemelen Mehmet Ağar'dan bahsediyor, şunu söyledi, "Emniyetten bir abimiz, bana yıllar önce bir maçtan önce, iyi oynarsan bacaklarını kırarım" demişti... Adam şaka yapıyormuş, konuşmalara göre suçlama yapılacaksa dışarda adam kalmazmış... E ben de onu diyorum Oktaycım... Ben Cihan Oskay'ın teşvikle ilgili dediklerine inandım diye o olaylar zamanı, Aziz Yıldırımcı bir arkadaşımla ciddi bir tartışmaya girmiştim ve çocuk benle bir daha konuşmadı. Dün akşam utanmıştır inşallah...

Bu sezonun maçları...

Bak bu sefer tersten başlayayım... Karabük kalecisi Tomic'in bizim maçın uzatma dakikalarında, kornerde ileriye çıkışına taktım ve kolay kolay da unutamam. Maç akşamı da sinir olup bir sürü tweet yazmıştım. Teşvik varsa eğer, ilk bu olay araştırılmalı. Mesela şu meşhur Zalad'lı, 8-0'lık Ankaragücü maçı hep konuşulur ya Galatasarayla ilgili... Galatasaraylılar hep şike yapmadık der. 1-0 Galatasaray'a yetiyordu diyorlar Beşiktaş'ın moralinin bozulduğunu hesaba katmadan. Bir Galatasaraylıdan da "Tamam biz yapmış olabiliriz ama Beşiktaş da yapmıştır, diğer haftalarda atılan goller ortada" lafını duymadım. Yani insanların düşünce yapısı illa savunma mekanizmasıyla işliyor.

Ben pozisyonları ortaya koyuyorum... Diyorum ki, Korcan'ın Selçuk'tan yediği gol dışında konuşulan konulardan biri bana inandırıcı gelmiyor. (Şike kapsamında) Korcan dışında bir de Buca maçında hakemin verdiği penaltı bana şüpheli geliyor. Bünyamin Gezer'in çaldığı penaltı düdüğü ve Korcan'ın Selçuk'tan yediği gol haricinde gerisi saha içine bakınca bana hikaye geliyor. Teşvik primi kapsamında ise, Eskişehir'e vermişizdir diyorum. Ben Aziz Yıldırım 13.5 yılda belki 10'dan fazla kez teşvik primi vermiştir diyorum, adam Aziz Yıldırım'a babasıymış gibi güveniyor. Tertemizdir diyen var... İki ayrı uçtayız yani. Yine Trabzonspor'un, Antep'e teşvik primi vermiş olma ihtimali, verememiş olma ihtimalinden çok daha fazla benim için... Antep'in bize karşı oynadığı oyun ortada, Trabzon'a oyunu ortada. Aynı şekilde Eskişehir'in iki maçı da... Kanıtım var mı, yok... Bunları sadece izlediğim maçlara dayanarak yazıyorum.

İşte ben artık bundan böyle her pozisyondan şüphelenmemek için -tapelerden gördüğümüz kadarıyla hiç de paranoyakça düşünceler değil aslında, fakat bundan sonra kimse teşviğe dahi kolay kolay teşebbüs edemez- güzelce maçımı izlemek için şike operasyonunu destekliyorum... 3. Lig'e de düşsek destekliyorum. Küme düşüp düşmememiz bu noktadan sonra beni çok da ilgilendirmiyor, ben tam tersi bu kadar rezillikten sonra küme düşmeliyiz diyorum taraftar olarak. Düşünsene... Aziz Yıldırım'lar içeride... Ama bizi düşürmediler. Nefret artacak Fenerbahçe'ye, öyle böyle olmayacak... İnsanlar kahvehane köşelerinde birbirini bıçaklayacak her maç sonrası... Öyle -15 puanlarmış vs. düzenin aynen devam etmesini isteyen, aslında bizden ölümüne nefret etmesine rağmen sırf kendi çıkarları için ligde kalmamıza çaba gösteren çakalların işidir. İbrahim Akın'ın itirafı, son olarak da Uğur Uçar'ın söylediği iddia edilen laflar, Aziz Yıldırım ve Tom Hagen aka Şekip Mosturoğlu'nu iyice zora soktu zaten...

Ha bir de 19 maç konuşuluyor, ama içeride sadece 2-3 futbolcu var, şikeyi futbolcular yapar deniyor ya... Bence bu da saçmalık. Arkadaşım, yeni yasada cezalar o kadar ağır ki... İlla maçta şike olmasına da gerek yok. Konuşmalara vs. ceza verilmese, sadece sahada olanlara göre karar verilse eyvallah. İki yöneticinin konuşması yeterli. Maçı bir takım isterse 5-0 kazansın, 5 golün 4'ünü atan oyuncu, gol atmaması için kendine para teklif edildiğinden ve maç öncesi de bunu kabul ettiğinden, şu an hapiste olabilir. Ne yani, sonradan vazgeçip golleri atmış olamaz mı? Veyahut başkan sadece hocaya dedi, "bu maçta şu oyuncuları oynat, x'i acayip mevkiye koy, takıma kendilerini çok sıkmamalarını söyle..." Al bu da şike... Ortada futbolcu mu var? Şike illa parayla mı olur? Hatır şikesiyle bildiğin adam satın almanın ne farkı var? Birinde adam alıyorsun, diğerinde de kendini satıyorsun... Tanju, Rıdvan'la maç içinde yaptığı hatır şikesini defalarca, kahkahalarla gülerek anlatmadı mı? Zaten bu işlerin kaşarı olan Tanju'nun, cezaevine ziyarete gittikten sonra "Kabak bunların başına patladı" demesi, Türk futbolunun bataklık olduğunu ortaya koyuyor.


Son söz olarak... Daha önce de birkaç kez gündeme getirdiğim gibi, bu ülkede zamanında Fenerbahçe ve Galatasaray oyuncuları, Galatasaray'ın kümede kalması için beraberlikte anlaşıyorlar ve eşitliğin bozulmaması için sözleşiyorlar. (Yazdıklarıma inanmayanlar, Milliyet'in arşivine girip 5 Mayıs 1980 tarihli gazetenin 10 ve 12. sayfalarını okuyabilirler) Bu maç günü dahi konuşuluyor yıllar önce, konuyu Gökmen Özdenak "Fenerbahçe'ye bilerek gol atmadım" diyerek bir süre önce de itiraf ediyor. O patavatsızlığıyla, bir bakıma da açık sözlülüğüyle meşhur Gökmen Özdenak... Cemil Turan, Gökmen vs. anlaşıyorlar maçın berabere biteceğine... Anlıyor musun dostum? Bunun Fener'i Galatasaray'ı yok yani. Maçta Fatih Terim'inden tut, Ziya Şengül'üne, Turgay Şeren'ine kadar herkes var ve muhtemelen takımların önde gelen oyuncularının hepsi durumdan haberdar. Bu adamlar hatır şikesi yapıyorlar, taraftarlara sonucu belli bir maçı izletiyorlar. Adam ağzıyla itiraf ediyor, programdan sonra acayip tepkiler almış olacak ki, ben şaka yaptım diyor. Sen bu konuya da inanmazsın tabii... Gökmen sallamıştır, uydurmuştur kafasından dersin. Sana kalsa kendi takımın tamamen temiz ama senin takımın dışında bütün takımlar şikeci...

Ben sonucu belli maçlar izlemek istemiyorum, tertemiz bir Fenerbahçe ve Fenerbahçe başkanı istiyorum... Şu aşamada arınmaya çalışmak kafi... Hala, bu konuda tamamen suçsuz olsa koskoca Fenerbahçe'nin başkanını apar topar içeri atamazlar kafasındayım... Tamam dediğin gibi olsun, diyelim ki seçimi bekledi Tayyip Erdoğan, tamamen bir operasyon. E bundan sonra başka seçim yok mu? Adam salak mı 25 milyon Fenerbahçeliyi karşısına alsın ortada şike falan yokken.

Bu sezonki sloganımı tekrarlayıp kaçıyorum... Şampiyonlar Ligi'nde Messi'li Barcelona'yı ağırlayan, başkanı içerde olan takım senin; temizlenmeye çalışan, bundan sonra şikeyle, teşvikle işi olmayacak yöneticilere sahip, Güngören Belediye deplasmanındaki Fenerbahçe'm benim... Spor Toto 2. Lig'e düşsek bile, minumum 20 maça gitmeyen Cimbomlu olsun sbt...