24 Ağustos 2012 Cuma

Alex ve Cristiano


Tipinden de belli olduğu gibi Ronaldo o zamanlar neredeyse liseli... 19 yaşında. Bizim al yanaklı hat-trick'i yaptığında Cristiano'nun elinden hiçbir şey gelmiyordu... Ulaştığı nokta muazzam.

Not: Alex ve Aykut Kocaman konusunda sonuna kadar haksız olan Alex olsa da, taparcasına sevdiğim bu iki adam arasında taraf tutmak bana gelmez. Dolayısıyla şimdilik bir şey yazmıyorum. Belki aylar sonra, belki de Alex ayrıldığı zaman...

22 Ağustos 2012 Çarşamba

Kankalar...


1-0'ı Düşlersek Tur Gider...


Maçtan önce ilk 11'imizi gördüğümde, aklıma ilk olarak Galatasaray'ın 2009/2010 sezonunun sonlarında oynadığı Sivasspor maçı geldi... Rijkaard, Galatasaray'ı Sivas deplasmanında Mustafa Sarp, Barış Özbek, Mehmet Topal ve Ayhan Akman orta sahası ile sahaya sürmüştü. Bizim bu akşam oynayan orta 4'lümüz de buna benzer bir yapıdaydı.

Takımın sigortası Volkan yok, yerine oynayan Mert'in moral durumu malum. Oynadığın bütün resmi maçlarda gol yemişsin, sezonun en önemli maçına çıkıyorsun, deplasmandasın, karşında çok yakından tanıdığın Emenike var, üstelik de defansın toparlayıcısı Yobo'nun ilk maçı... Tüm bunlar bir araya geldiğinde, Aykut Hoca'nın bu kadar tedbirli olması doğal. Ben olsam Mehmet Topal-Mehmet Topuz-Selçuk-Cristian dörtlüsünden Selçuk'u oynatmayıp Krasic'le başlardım ama blog'da bir önceki yazımda açıklamaya çalıştığım gibi formsuz Alex ve Stoch'u aynen yedek bekletirdim...

90 dakikaya gelince... Hedef yol yememek, yeniyorsa da gollü beraberlikti. Bu planla maça başlayan Aykut Hoca bence az daha istediğine ulaşıyordu. Planı bozan ise takım arkadaşları arasında adeta sırıtan ve bizlere Ziegler'i aratan Hasan Ali Kaldırım oldu.

İki Vaslui, Galatasaray ve Elazığspor maçlarının ardından oynadığımız 5. resmi maçtı bu ve ben eleştirilerin aksine takım olmaya en çok bu maçta yaklaştığımızı düşünüyorum.

Kuralar çekildiğinde şansımız %40 demiştim, aynı şeyi yineliyorum fakat bir nokta hariç. Lille maçında tribünde olan biri olarak şunu söyleyeyim, kafalarda "nasıl olsa bir tane atarız, gol yemezsek tur bizim" mantalitesi olursa ve maça bu anlayışla çıkarsak, şimdiden geçmiş olsun. 2 tane gol atmamız zorunluymuş gibi oynamalıyız kesinlikle. Hani biraz daha abartsam, "inşallah maçın ilk 5 dakikasında bir tane gol yeriz" diyeceğim. Çünkü biliyorum ki, öyle veya böyle bir gol yeriz -Zenit maçı harici oynadıkları 4 maçın hepsinde en az 2 gol attılar- ama Zenit'ten 5 yiyen takıma 2-3 tane atabilecek kapasiteye fazlasıyla da sahibiz...

Not: Zaman bulabilirsem bu hafta takımdaki her oyuncuyu ayrıntılı bir şekilde yazacağım, Sezer ve Özer konusuna ayrı paragraf açacağım...

21 Ağustos 2012 Salı

Sami Yen Sarı-Lacivert...


Fotoğraf 4 Şubat 2001'de oynanan İstanbulspor-Fenerbahçe maçından... İstanbulspor o sezon çoğu maçını Kadıköy'de oynarken (Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor maçları dahil), Fenerbahçe'ye karşı da Ali Sami Yen'i tercih edince ortaya bu görüntü çıkıyordu... Maçı Fenerbahçe Serhat'ın golleriyle 2-1 kazanmıştı ve 3 gün sonra da Galatasaray'la unutulmaz 4-4'lük kupa maçı oynanacaktı...

19 Ağustos 2012 Pazar

Gecenin Fotoğrafı...


Agüero...


Harbiden çok yazık oldu... İnşallah Messi'yi hiç bu halde görmeyiz...

Hatırlayanlara Selam Olsun...


Bu pozisyon gözümün önünde olmuştu, kaç yıl geçmiş...

Fenerbahçe'nin Esas Sorunu...


Ne benim de çok istediğim kalite oyun kurucunun henüz alınmaması, ne de Sow'un etkisizliği...

Fenerbahçe'nin asıl sorunu yukarıda gördüğünüz iki büyük insanın aşırı formsuz oluşları... Buna paralel olarak da Alex'in 25 gün sonra 35'ini bitirip 36'sına basacak yaşa gelmesine rağmen hala hiç dinlenme fırsatı bulamadan her maça ilk 11'de çıkması ve yedek bırakılma durumunda bile kıyametin kopması... (Bkz: Son Galatasaray maçı öncesi) Zidane futbolu 34'ünde bıraktı, Del Piero 35'inden sonra Juventus'ta daha az süre aldı, (Örneğin son yılında 23 maçın 19'una sonradan girdi.) Aykut Kocaman daha 30 yaşında bu takımda yedek kalıyordu ve yeri geldi en kritik Trabzonspor maçında şampiyonluğu getiren golü attı... (Son 3 maçını 90 dakika izlediğim henüz 32 yaşındaki Ronaldinho'yu da bu Fenerbahçe'de 11'de başlatmam, öylesine kaçak oynuyor ki...)

Lafın özü, orta sahaya o beklediğimiz adam alınmasa bile, bu iki efsane kendini toparladığında ve Alex dinlenme fırsatı bulduğunda Fenerbahçe şimdikinden çok daha iyi durumda olacak...

Son söz, Orhan Şam seni sevmiyorum ve Sow bu sistemin kesinlikle tek santrforu olamaz... Yakında uzunca bir değerlendirme yazacağım inşallah, herkese iyi bayramlar...

18 Ağustos 2012 Cumartesi

Bir O Var...


Açılış...


Sezonun ilk maçında iki takımın da goller bulacağını ve Fenerbahçe'nin hücumda sıkıntı yaşamayacağını düşünüyorum. Elbette 9 sene önce kazandığımız, Tuncay'ın 4 gol attığı 7-1'lik maç gibi olmaz ama (bkz: üstteki fotoğraf) Moskova maçı düşünülerek düşük viteste oynamazsak, Ivesa'ya 3 gol atarız... Skor tahmini de yapayım her zamanki gibi, 3-1 veya 3-2/4-2...

14 Ağustos 2012 Salı

Erzurum Günlüğüm


Büyük Fenerbahçeli arkadaşım Melih Eskinazi, Süper Kupa maçı için taa Erzurum'a gitti ve nihayet maç günlüğünü yazdı. Bana da blog'umda paylaşmak düşer... İşte sonu skor olarak kötü biten gün Melih Eskinazi'nin gözünden...

"Pazar günü tüm Türkiye’nin gözü Süper Kupa Finali’nin oynanacağı Erzurum şehrindeydi. Özellikle Kadıköy’deki son maçta yaşanan olaylardan sonra, derbinin nasıl bir atmosferde geçeceği büyük merak konusuydu. Malum 3 Temmuz’dan bu yana yaşanan süreçte …..

Bol telefon trafikli geçen bir cumartesi gecesi ardından, Tuncay hatırası çubukluyla düştüm yollara. Tarifeli bir seferle Sabiha Gökçen havalimanından Erzurum’a hareket edecektik ki, bir de ne görelim? Sayıları en az bizim kadar olan Galatasaray taraftarı da bizimle aynı uçakta. Havalimanında alıntı olmaktan mı korktuk dersiniz, yoksa başka bir şey mi dersiniz bilmem ama aramızda en ufak bir gerginlik bile yaşanmaması enteresandı. İşte bu ruh haliyle indik Erzurum’a. Sağolsun Taner Karabağ kardeşimiz en iyi şekilde ağırladı
bizleri otelinde. İlerleyen saatlerde öğlen yemeği için meşhur Koç Cağ Kebabı restoranına gittik. Kapıdan girdiğimizde, yüzlerinden de belli olduğu üzere İstanbul’dan gelen Galatasaraylı taraftarları gördük. İçerde ufak çaplı bir sessizlik yaşansa da, yine en ufak bir gerginlik yaşanmadı. Cağ kebabını da afiyetle götürdükten sonra sıra gelmişti kiralanan minibüsle stadın yolunu tutmaya. Erzurum için iftar vakti olmuştu tam stadyum gişesinden geçerken. Maçın başlamasına 1.5 saatten fazla bir süre vardı ama tribünler dolmuştu bile. Maraton ve numaralı tribünler ortadan bölünmüştü eşit dağılım için. Fakat ne hikmetse Ankara’daki Türkiye Kupası Finali’nde olduğu gibi, protokol tribünü yine Fenerbahçe taraftarlarının sınırları içerisinde kalıyordu.

Neyse biz konumuza dönelim en iyisi. Hakemler sahaya çıktığında, Fenerbahçe taraftarları Cüneyt Çakır’ı tribünlere çağırıp “Türkiye seninle gurur duyuyor” tezahüratı yaptı. Aynı Aykut Kocaman gibi, kendisi de eğilerek selamladı Fenerbahçe taraftarını. Hızını alamayan taraftar “polise kalkan eller kırılsın” tezahüratıyla devam etti. İşin ilginç yanı, maç sonunda Cüneyt Çakır’a küfür, polislere de yabancı maddeli saldırı gerçekleşti. Maç başlayana kadar Maraton tribününde yaşanan ufak çaplı bozuk para alışverişini de unutmamak lazım :). Böylece biraz da olsa, derbi havasına girmiş sayıldık.

Bu arada stattaki 30.000 taraftarın yaklaşık %75’lik bir kısmını Erzurumlu futbol severler oluşturuyordu. Bunun dışında kalan %24’lük kısmı İstanbul’dan gelen Galatasaraylılar, %1’lik kısmını da İstanbul’dan gelen Fenerbahçeliler oluşturuyordu. İtiraf etmeliyim ki, ilk kez bir deplasman maçında kendimi bu kadar yalnız hissetmiştim. EMEĞİ GEÇEN HERKESE TEŞEKKÜRÜ BİR BORÇ BİLİRİM!!!

Maçın ilk golünden sonra müthiş bir şekilde organize olan Galatasaray taraftarı meşale şov yaptılar. Bunların bir kısmı sahaya, bir kısmı da üzerimize atıldı. İşin en komik kısmı ise, sahaya düşen bir meşaleyi, Eboue’nin yerden alıp Galatasaray seyircisine fırlatmasıydı.

Maçın 2. yarısında yediğimiz golden sonra, Muslera’nın arkasında bulunan Fenerbahçe taraftarları ses bombaları ve bilimum yabancı madde ile Galatasaray taraftarının yaktığı meşalelerin üzerine çıkmak istedi. Ambulansa yakın yerde olmamdan dolayı kafaları yarılan birçok kişiyi yakından görme fırsatı buldum. Sayısını bilmiyorum ama en az 40 kişinin kafasına dikiş atılmıştır. İçlerinden öyle bir manzarayla karşılaştım ki, gözyaşlarıma hakim olamadım. Yaşı en fazla 6-7 olan bir çocuk, babasının kucağında ambulansa yetiştiriliyordu. Gömleğinin rengi kıpkırmızıydı. Çocuğunu ambulansa bindirdikten sonra dışarı çıkartılan baba, yerinde duramıyor, sağa sola koşturuyordu. Öteki oğlu olduğunu düşündüğüm bir başka çocuğa sarılıp, beraber ağlamalarına şahit oldum. Ardından ambulansın yanında duran polis, hemen arkamızdaki güvenlik görevlisine “kulağı kopmuş” diye seslendi. O anda dünyam yıkıldı. Pazar günü oynanan ve hayatımda ilk kez en ufak heyecan duymadığım bu derbi, benim için o anda bitti.

Son olarak devre arasında yanımda duran yaşlı amca ile aramızda geçen konuşmayı anlatmak istiyorum. Yaşlı amca “bugün hayatımın en mutlu günü” diyerek yanımıza geldi. “Noldu amca? Neden?” deyince de “Hayatımda 2. kez Fenerbahçe maçına geldim. 1.'si askerliğimi İstanbul Kartal’da yaparken, 2.'si de bugün. Torunum ne zaman ki Süper Kupa’nın Erzurum’da oynanacağını duydu, hemen onu maça getirmem için yalvarmaya başladı. İşte bugün torunumla beraber hayatımda 2. kez Fenerbahçe’yi canlı izliyorum” dedi. Belki kendisinin yüzüne söyleyemedim ama Fenerbahçe’nin benim için ne ifade ettiğini bir kez daha bana hatırlattığın için teşekkür ederim Amcacım.

NOT: Gecenin en güzel pankartı ise; “Alex de bizi görebilecek” idi.

Günün en enteresan olayı ise; Maç sonunda arabanın camına oturan Fenerbahçe formalı birinin Galatasaray bayrağı sallamasıydı. Nasıl bir kafa olduğunu hala çözemedim... :(

Melih Eskinazi"

9 Ağustos 2012 Perşembe

5-1...


Bu saatte uyuyan normal insanlar sabah uyanınca ufak çaplı bir şokla karşılaşacaklar, skor ortada... Maçın 90 dakikasını canlı izledim, ilk yarıda Mourinho'nun öğrencileri yine üstün olan taraftı ama 2. yarıda Higuain ve Kaka'nın girmesiyle iyice azıttılar... 3, 4 derken 5-1 bitti maç. Ki 8-2 falan bitmesi de şaşırtıcı olmazdı. Di Maria açılışı bana göre efsane golle yaptı, hızlı atakta Robinho'yla Milan'ın tek golü geldi. Sonra Cristiano Ronaldo sahne aldı, biri süper 2 golle maçı kopardı ve gerisi geldi...

Sen en önemli 2 oyuncunu gönderip transfer yapmazsan olacağı budur... Madrid karşısında bu skor belki çok ağır ama maçı izleyenlerin de gördüğü gibi en az 2-3 fark çok normal şu kadrolarla... İlk 11'deki adamları değil, son dakikalarda giren Nuri'yi, Callejon'u ve Diarra'yı versek Milan bambaşka bir takım olur. Neyse... Belki de bu sonuç transferin kapanmasına 3 hafta kala Milan'lı yöneticileri uyandırır.


Bu Sevda Bitmez Gönüllerde...


4 Ağustos 2012 Cumartesi

Tanıdık İsimler...


Krasic ve Felipe Melo'yu tanımayan zaten yoktur da, hatırlayamayanlar için belirteyim, diğer isim de Gökhan Inler...

2 Ağustos 2012 Perşembe

Bo McCalebb


Milli takımının renkleri dışında en ufak bi falsosu yok. :) Hastasıyız tek kelimeyle. Bari basket takımı iyi gitsin...

Yazıklar Olsun...


Sezonun en kritik maçlarından birinde, bu takımın açık ara en formda, en istekli oyuncusu bundan birkaç sene evvel "Ben Beşiktaşlıyım, gerekirse uzun süre futbol oynamam ama Fenerbahçe'ye transfer olmam" diyen Mehmet Topuz'sa, benim yazacak hiçbir şeyim yok...