31 Ocak 2011 Pazartesi

Kritik Maçtan Geriye Kalanlar...


Maçı az önce sakin kafayla tekrar izledim ve daha detaylı bir şeyler yazabilirim...

Öncelikle şuna değinmek lazım. Fenerbahçe geçen sezon kendi evinde oynadığı 26 resmi karşılaşmada da gol attı. Bu sene ise Trabzon maçına dek Kadıköy'de sadece Young Boys ve Galatasaray maçlarında gol atılamamıştı. Young Boys maçında 53. dakikada 10 kişi kalmıştık, zaten o maçta defansta Bekir, Bilica, İlhan, ileride de Gökhan Ünal oynamıştı. Trabzonspor'a karşı oynadığımız maçlarda ise, içeride dışarıda son 5 maçta golümüz var.

Tüm bu istatistiklere karşın, dün Trabzonspor sadece 2 kez gole yaklaştı. Onlara da net pozisyon demek zor. İlki, Umut'un kale dibinde dokunuşu ve Volkan'ın kurtarışı. Diğeri de, ikinci yarıda kullanılan serbest atışın direkt kaleye yönelmesi ve Volkan'ın topu kornere çelişi. Şenol Hoca gayet beğendiğim ve sevdiğim bir teknik adamdır ama özellikle 2-0'dan sonra hemen bir şeyleri değiştirmesi gerekiyordu. Zaten geçen hafta evinde berabere kalmışsın ve sonra da kupadan elenmişsin... Sanki bir kupa maçıydı bu, Şenol Hoca ilk maçı evinde 1-0 kazanmış, burada bir gol atarsam 2 gol yesem bile bir üst tura çıkarım anlayışındaydı...

Maç öncesi Twitter'a da yazdığım gibi, Kadıköy'e giderken kafamda "acaba?" sorusu yoktu. Bu maçı rahat kazanacağımıza inanıyordum. 6. hissin yanı sıra tabii bu düşüncemi destekleyen nedenler vardı. Birincisi, Fenerbahçe son yıllarda final maçlarını kazanamasa da -2006'daki Denizli, 2010'daki Trabzonspor maçı, bunlara ilave olarak Türkiye Kupası finalleri-, 2. yarıdaki kazanması gereken maçların çok büyük bir bölümünü kazanıyordu. En yakın örneklerimiz, geçen sezonki Galatasaray deplasmanı, ardından da Beşiktaş maçı. Galatasaray maçı öncesi lider Bursaspor'dan 6 puan geride olduğumuzu unutmayalım. Bunun yanında, zaten önemli maçlarda ekstra performans sergileyen Lugano, Volkan gibi oyuncuların, Mayıs ayında Fenerbahçe'yi yıkan Trabzonspor'a karşı yine aynı sahada daha da motive olacağını tahmin etmek güç değildi.

Bir de Aykut Kocaman faktörü var tabii... Teknik direktörlük kariyerinin en önemli maçına çıkıyordu. Bu maçta alınacak bir yenilgi, Fenerbahçe'yi şampiyonluk yarışından koparacağı gibi, Aykut Hoca'nın da teknik adamlık kariyerinin içine edecekti. O yükselme dönemine geçmek isterken, tek maç gerileme hatta dağılma dönemi noktasına getirecekti. Böyle olmaması gerekir ama burası Türkiye, maalesef kendine has kuralları var. Şenol Güneş bundan 15 yıl önce benzer bir karşılaşmaya çıkmıştı, yine Fenerbahçe karşısında. Aykut Kocaman o gün golü atarak şampiyonluğu Fenerbahçe'ye getiren isim olmuştu. Ama Şenol Hoca daha sonra toparlanarak Milli Takım'da önemli başarılara imza attı, yurt dışında çalıştı ve yine Trabzonspor'a döndü. Maçı elbette çok önemsemiştir ama Aykut Hoca'ya göre çok daha rahattı iki takımın ligdeki pozisyonu itibari ile. Aynı şekilde Trabzonsporlu oyuncular da Fenerbahçeli futbolculara oranla...


Stada girmeden 1 saat önce kadroları öğrenmiştim. Niang'ın sakatlığı geçmiş olmalıydı ki ilk 11'deydi. Trabzonspor'un en zayıf halkası bana göre sol bekleri Cale -ki eminim benim gibi düşünenler hiç de az değildir- ve ben onun karşısında Dia'nın oynamasını istiyordum. Cale'yi dağıtacağı düşüncesindeydim Gökhan Gönül'le birlikte. Ama Aykut Hoca sürpriz yapmadı ve onu Serkan'ın karşısında sol kulvarda oynattı.

Bugün Mehmet Demirkol'un da yazısında bahsettiği gibi, Fenerbahçe özellikle ilk yarım saatlik bölümde inanılmaz baskılı bir oyun oynadı. Sırf orta saha oyuncuları değil, Niang bile sanki bir "Diarra"ymışcasına müdahalelerde bulundu ve maçı izleyenlerin hatırlayacağı gibi, onun yere yatıp aldığı topla az daha gol atıyorduk maçın başında... Baskıyla birlikte başka bir şey de göze çarpıyordu, o da kaptığımız topları hatasız kullanabilmemiz. Hani bu taraftar zamanında Selçuk'a, Deniz'e, Maldonado'ya vs. pas hataları yüzünden, bir de hep geriye oynamaları yüzünden kızardı ya, dün böyle bir şey olmadı çünkü Selçuk, Mehmet Topuz, Emre üçlüsü -Gökhan Gönül'ü de katabiliriz girdiği kademelerle- yerinde müdahalelerden sonra minumum pas hatası yaptılar. Selçuk'un Niang'a attığı bir uzun pas hala gözümün önünde.

Futbolcuların maça böyle başlamasında taraftarın da etkisi muhakkak... Stat tıklım tıklımdı ve Fenerium Tribünü'ndekiler bile zaman zaman oyuna katkıda bulundular. Hani oyuncular maç seçiyor diye bir deyim oluştu ya son yıllarda, aslında bu taraftarla doğru orantılı. Taraftar maç seçince oyuncu da seçiyor, ya da tam tersi. Dün iğne atsan yere düşmezdi, geçen kupa maçında 2.000 kişiyi geçtim, belki de 1.000 kişi yoktu. Olacak iş mi bu Haşmet!


Dia, kendisi kadar çabuk olan Serkan'a karşı oynamasına rağmen, ilk yarıya ofansif anlamda damgasını vuran isimdi 22 futbolcu arasında. Tam da bizim tribünün önündeydi -Migros Tribünü'nün alt katında, en sağ taraftaydık- ve hepimizi mest etti. Aykut Hoca'nın en sevdiğim yönlerinden biri de bu, kim hakediyorsa ona veriyor formayı. Cristian'ı geçen sene o aldırdı yanılmıyorsam ve şimdi inat da edebilirdi sırf o getirdi diye. Ama dün kadroda yoktu, forma Selçuk'undu. Stoch-Dia ikilisinden şu an kesinlikle oynaması gereken isim Dia ve Stoch'u yedek bırakıyor.

Art arda attığımız 2 golden sonra biraz geriye çekilmemiz normaldi. Zaten Umut ve Burak başta olmak üzere, Trabzonspor'un hücum hattı da etkisizdi. Jaja için ayrı parantez açmak gerekir, dün "Ben farklıyım!" dedirtti izleyenlere... Ona yardımcı olan bir isim olsaydı, güzel işler yapabilirdi ama Fenerbahçeli oyuncular 2'li-3'lü pres yapınca ve bazen de faulle durdurunca o da gol yollarında etkili olamadı.

2. yarıya Yattara ile başladı Trabzonspor. Biz de 2-0 önde olmanın verdiği avantajla daha temkinli bir oyuna devam ediyorduk. O dakikaya kadar gayet iyi oynayan Selçuk çift sarıdan atılınca -hakemin kararı tamamen doğruydu- maç yeniden başlıyordu. Ta ki, Glowacki de Trabzonspor'u 10 kişi bırakana kadar... Selçuk oyun dışı kaldıktan sonra Trabzonspor 11 kişi devam edebilseydi maç sonuna kadar, skor değişebilirdi, ki biz taraftarları da az da olsa tedirginlik kaplamıştı. Tabii maçtan sonra konuşmak kolay, ama bizim 10 kişi kaldığımız anda, Şenol Hoca Alanzinho'yu oyuna soksaydı Burak'ın yerine, ileri uçta daha etkili olabilirlerdi.

Glowacki de atılınca art arda gördüğü kartlarla, her şey çok kolaylaştı Fenerbahçe adına. Dia'nın yerine Bekir girdi -bence Dia görevini fazlasıyla yerine getirdi ama ilk yarıdaki çizgideki çalımlarını ikinci yarıda atamadı ve 60'ta çıksa iyi olurdu- ve Gökhan Gönül de orta sahanın sağına geçti. Şenol Güneş ise Tayfun'u aldı defansa. Bu değişiklik de zaten Trabzonspor'un maçtan ümidini kestiğini ve farkın daha fazla açılmamasını istediğini ortaya koyuyordu. Şunu da eklemek lazım, Aykut Hoca Yattara'yı durdurmak için önce Dia'yı dikti onun karşısına, daha sonra da Niang'ı... Zaten Yattara da hiç etkili olamadı.

Hakem hakkında hiçbir şey yazmadım farkederseniz, dün yaptıkları ve yapmadıklarıyla göbek adının "Eyyam" olduğunu bize söylemek ister gibiydi... Bizim futbolculara kısa kısa yorumlar yazıp post'u sonlandırayım, zaten önümüzdeki maç öncesi yine bir şeyler yazarım...


Volkan Demirel: Hatasızdı yine. Güvenimi boşa çıkarmıyor. Sadece çalıma giriştiğinde yüreğimizi ağzımıza getirdi, ama ben onu bu haliyle de seviyorum... Zaten futbolcular maçtan sonra topluca tribünleri tek tek dolaşırken yaptığı hareketlerle gönlümü bir kez daha fethetti.

Gökhan Gönül: Fenerbahçe'de oynadığı için onun adına üzülüyorum, nokta. Avrupa'nın en büyük 3-5 takımında oynamayı fazlasıyla hakediyor.

Diego Lugano: Büyük maçların büyük oyuncusu olduğunu dün bir kez daha gösterdi. Ondan tek istediğim, aynı konsantrasyonu ligimizin zayıf takımlarıyla oynadığımız maçlarda da göstermesi. Zaten bu sorunu halledebilseydi herkes kadar ben de seviyordum şimdi onu.

Yobo: İyi ki kiralamışız...

Andre Santos: Hep dünkü kadar oynasın, razıyım...

Mehmet Topuz: Ofansa da skor olarak katkı sağladığı gün, tam olacak...

Selçuk: Kırmızı kart görene kadar çok iyi oynadı. Allahtan puan kaybetmedik de ihale ona kalmadı.

Emre: Daha iyi oynayabilirdi ama kötü oynadı diyen taş olur...

Dia: İlk 30 dakikanın kahramanı. Evlat edinmeyi düşünüyorum... :)

Alex: Bunu dalgasına yazmıyorum, dün yaptığı presi 28 yaşındayken de yapsaydı, bizden iyi bir bonservisle daha büyük bir takıma transfer olurdu. İyi ki yapmamış da bizde kalmış... :) Alex'e laf söyleyen Fenerbahçelilerle futbol konuşmamakla doğru yaptığımı dün bir kez daha hatırlattı bana. Onun gibisini izleyemeyiz bir daha.

Niang: Dün ona çok güveniyordum, gol atacak yazmıştım Twitter'a maç başlarken, çok da şahane bir gol attı. 2 tane de kaçırdı ama olsun. Son maçlara göre çok daha iyiydi.

Son olarak, Şenol Hoca Glowacki ve 95'te atılan Tayfun'u tokatlasa haklıdır...

29 Ocak 2011 Cumartesi

Cumartesi Kuponu


Oranı yükseltmek adına ben kupona Barcelona maçında ilk yarı beraberliğini de koydum, elbette Barcelona böyle giderken bayağı riskli bu, onu çıkarınca 6 oran kalıyor ki, bu da fena değil. İlk 3 maç gayet ideal bir kupon oluşturuyor...

"Fanatik Taraftar Akıl Hastanesine!"


28 Eylül 1989 tarihli Milliyet'e ait bu haber... Özet geçecek olursam, Fenerbahçe'nin fanatik taraftarları, Sparta Prag maçı öncesi polis tarafından Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne gönderilip muayeneden geçirilmişler. Maçlardan önce sabahlayan taraftarları caydırmaya yönelik bir hareketmiş bu.

Yazacak çok şey var ama hiç yazmamak daha iyi belki de "ruh sağlığı" açısından...

28 Ocak 2011 Cuma

Gol Krallıklarındaki Son Durumlar


Önce ülkemizdeki liglerdeki yarışlardan başlayayım. Süper Lig'de Alex 17 maçta attığı 12 golle Karabük'ün Nijeryalı golcüsü Emenike ile birlikte ilk sırayı paylaşıyor. Alex 1300 dakikada attı bu 12 golü, son 2 sezonda 26'şar maçta 11'er gol atmıştı, daha şimdiden geçmiş oldu böylelikle son 2 sezondaki gol sayısını... 20 golün altında kalacağını sanmıyorum, Türkiye'ye ilk geldiği yıl ligde 31 maçta attığı 24 golü geçmesi de biraz zor görünüyor. Emenike geçtiğimiz yıl Bank Asya 1. Lig'de 16 golle yarışta Mehmet Batdal ile birlikte 2. olmuştu, bu yıl da büyük bir sürpriz olmadığı takdirde en kötü 2. sırada tamamlayacak krallık yarışını... 3. sırayı 9'ar golle Manisalı Simpson ve Burak Yılmaz paylaşıyor. 8 golü bulunan futbolcular ise, Niang, Herve Tum ve Umut Bulut... Betsson Alex'e 2.75, Emenike'ye 4.00, Niang'a 4.50, Umut, Semih ve Burak'a 6.00 veriyor şu an... Geçen sezonun gol kralı Makukula'nın ise 4 golü var sadece. Zaten son zamanlarda yedek kalmaya başladı, Hikmet Hoca onu gönderebilir...

Bank Asya 1. Lig'de ilk sırada 11 golle Gaziantep BŞB'li Serdar Deliktaş var ve tanıdığım bir futbolcu değil. 90 dakika dikkatli bir şekilde hiç izlemedim şimdiye kadar. Onu Samsun'un genç Nijeryalısı Zenke ve Tavşanlı Linyitsporlu Mehmet Akyüz takip ediyor. Bu iki futbolcunun 9'ar golü var. Geçen sezon 18 golle kral olan Yasin Avcı ise bu sezon Karabük'le Süper Lig'de mücadele ediyor, maalesef gol atamadı henüz. Sürekli oynadığını da söyleyemeyiz.

Premier Lig'de Berbatov arayı açmış durumda... 19 golü var ve sakatlık yaşamadığı takdirde kral olacak... Onu Manchester City'nin gol denilince ilk akla gelen ismi Tevez takip ediyor 14 golle. Newcastle'ı sırtlayan Carroll & Nolan ikilisinin 21 golü var. (Carroll 11, Nolan 10) Drogba'nın da Nolan gibi 10 golü bulunuyor. 1.55'ten Betsson'da Berbatov'a yüklenin...

La Liga'da ilk 2 sıradaki isimleri yazmaya gerek bile yok aslında... Cristiano Ronaldo ve Messi'nin harika ötesi performanslarını bilmeyen kalmadı. Ronaldo'nun 23, Messi'nin 20 golü var. Bu ikiliyi adamım David Villa takip ediyor 14 golle. Llorente'nin 12, İtalyan Rossi'nin 11, Nilmar ve Pedro'nun 10'ar golü bulunuyor.

Serie A'da geçtiğimiz sezon olduğu gibi bu sezon da büyük golcü Di Natale sahnede. Keşkelerle yaşanmıyor ama Güiza'yı aldığımız sezon önce İtalya'ya uğrasak fena olmazdı... 20 maçta 15 golü attı ligde şimdiye dek. Edinson Cavani'nin 14 -ki ben bu kadar etkili olmasını beklemiyordum beğenmeme rağmen-, Marco Di Vaio'nun 13, Eto'o ve İbrahimovic'in 12'şer golü var. Betsson'da birbirine yakın oranlar var, şansınızı deneyin derim...

Sevmediğim Fransa Ligi'yle devam edelim. Moussa Sow diye bir çocuk 15 golle zirvede, ne yalan söyleyeyim adını bile ilk kez duydum bu yazıyı hazırlarken... Lille'i taşıyor. Bu sene transfer etmişler. Bir ara bize geleceği söylenen Nene'nin 13 golü var, onu yine adını şimdi duyduğum El-Arabi takip ediyor 11 golle. Gervinho'nun ise 10 golü var geçtiğimiz seneden daha yakından tanıdığımız...

Bundesliga'da Freiburg'un golcüsü Cisse -bu bizim asıl bildiğimiz Cisse değil, o hala Panathinaikos'ta oynuyor, birazdan bahsedeceğim- zirvede... 15 golü var, neredeyse maç başına 1 golü var. Konuşuluyor diye birkaç ay önce Wolfsburg'a yenildikleri maçta dikkat etmiştim, iyi oynamıştı, golünü de yazmıştı. Mario Gomez de onun gibi gayet iyi gidiyor, gol sayıları eşit. Cisse küçük takımda oynadığı için ilk sıraya yazdım, bırakın da o kadar yazayım. Zaten Betsson Gomez'e 2.00, Cisse'ye 5.00 veriyor gol sayıları eşit olmasına rağmen. İnşallah Cisse olur da 5.00 oran boşa gitmez... Bu iki golcüyü bir türlü sevemediğim Gekas takip ediyor 14 golle. Onun da oranı 5.25 şu an. Manchester'a uçan Dzeko'nun 10 golü vardı, sezona kötü başlayan Raul da toparladı ve 10 gole ulaştı. Bir ara art arda gollerini sıralayan Huntelaar ise 7 golde kaldı.

İskoçya iyice rezil bir lig haline geldi. Açık ara kral olacak 21 gollü Kenny Miller'ı ülkemize getirdik, ondan hiç değinmiyorum bu Ada ülkesine...

Komşu'da Cisse'nin 17 golü var, en yakın rakibi 10 gole bile ulaşamadı...

Hollanda'da adını az önce ilk kez duyduğum, garip isimli futbolcu Vleminckx'in 16 golü var. 2008/09'da Salzburg'ta 40'a yakın gol atarak Turgay Şeren amcamızı aklımıza getiren Marc Janko, 14 golle 2. sırada.

Portekiz'le postu sonlandırayım. Hulk formunu bu sezon iyice yükseltti ve 19 gole ulaştı... Joao Tomas'ın 11, Carlao'nun 9, geçtiğimiz sezonun gol kralı Oscar Cardozo'nun ise 8 golü var. Cardozo'nun önemli bir sakatlık geçirdiğini ve bir süre oynamadığını da ekleyeyim.

TFF 2. Lig'i yazmıyorum, onu ayrı bir post'ta yazacağım.

27 Ocak 2011 Perşembe

BJK TV Rezaleti...


Öncelikle konunun tamamı şuradan okunabilir, ben az önceye kadar duymamıştım...

Özet geç diyenler için, geçtiğimiz günlerde Beşiktaş Televizyonu yeniden açıldı. BJK TV'nin stüdyolarının içinde bulunan camekanlı bölümde, bir boya kutusunun üzerine "Fenerbahçe'nin aldığı son kupadır" yazılmış. Yangın söndürücüsünün üzerine de "Fenerbahçe'nin son şampiyonluk kupası"...

Ben yorum yapmak istemiyorum, zaten yazacak bir şey de yok. Söz sizde...

Edit: Yorum bölümüne yazan arkadaşlar şöyle bir yazının ilave edildiğini söylüyorlar, paylaşayım dedim...

Samandıra Ziyareti...

Yücel Abi (Aslan) ve diğer Fenerbahçeliler, önemli maçlar öncesi yapılan klasik Samandıra ziyaretini yapmışlar. Fotoğrafları gencfb.org'ta görmüşken, buraya da eklememek olmazdı...




Ahmet Dursun'un Doğum Gününden


Bu da ekstra olsun, büyük futbolcu İlyas Kahraman'ın antrenmandaki güzel şutu...

25 Ocak 2011 Salı

İşte Sergen'in Tempra Macerası...

Sergen Ntvspor'dan ayrılmadan önce ilk arabasını nasıl aldığını anlatmıştı. Zaten Sergen böyle anıların adamıdır, ölüyorum gülmekten bu anıları anlattığı sırada...



Ben de bir bakayım dedim olayın aslı nedir diye... Sonuçta Tanju, Sergen gibi efsanelerin böyle çok anısı var ama biraz abartı (!) olabiliyor. Ama tam da Sergen'in anlattığı gibiymiş, Sergen sadece maçta Beşiktaş'ın ilk golünü attığını hatırlamıyor, 2-1 veya 3-1 oldu diyor.



Ve sonunda Sergen 40 gün arayla da olsa arabasına kavuşuyor ve yönetici abilerine selamı çakıyor...

The Year My Parents Went on Vacation


İzlediğim ve ülkemizde pek popüler olmayan filmleri tavsiye etmeye devam edeyim. The Year My Parents Went on Vacation'ı geçtiğimiz hafta otobüs yolculuğum sırasında izleme fırsatı buldum. Çok da sevdim, daha önce adını duymamıştım bile. (bu da benim ayıbım)

Filmin başrol oyuncusu ufak bir çocuk ve bu bile filme vereceğim notu direkt 1 puan arttırıyor. Film Brezilya'da 1970 Dünya Kupası zamanı geçiyor. Futbol, aile ilişkileri, ufak ve yalnız bir çocuğun yaşadıkları, siyaset...

İzlediğim en iyi filmlerden biri diyemem ama kesinlikle kaçırılmaması gerekir. Zaten o kadar az futbolla geçen kaliteli film var ki, üstüne '70 Dünya Kupası, Brezilya, Pele vs. olunca izlememek imkansız...

Haftanın Sözü



"Alex'e laf söylersek Allah bizi çarpar..." Hakan Şükür.

Caner&Santos İkilisi


Hem Caner, hem de Andre Santos gayet iyi futbolcular. Ama ikisi de özhakiki sol bek değiller. Andre Santos da, Caner de sol açık diye tabir edilen mevkide oynayacaklarsa kabul, forma savaşına girerler diğer oyuncularla. Zaten geldiğinden beri Andre Santos'un tuhaf bir futbolcu olduğunu, Alex'in mevkisinde sol bekte olduğundan daha yararlı olabileceğini söylüyorum. (bizde değil tabii ki ama koy bir Anadolu takımının forvet arkasına, döktürmezse özür dilerim herkesden)

Bizde Gökhan Gönül gibi uçup giden bir sağ bek varken, sol bekimiz daha dengeli olmalı. Ben de isterim iki bekimizin de maç boyu defalarca gidip gelmesini ama FM oynamıyoruz burada.

Bu yazıyı yazma sebebime gelince... Önümüzde çok kritik bir Trabzonspor maçı var. Farkı 4'e indirip her şeye yeniden başlayabiliriz. Aykut Kocaman'a olan desteğimi, beni Twitter'dan, blog'dan vs. takip eden herkes bilir. Yaptığı ve kabul ettiği hatalara rağmen onu hiç sert bir şekilde eleştirmedim, zaten eleştiremem de. Ama Trabzon maçını hangisi oynar bilmiyorum ama sol bekimizin yaptığı hatalarla kaybedersek Aykut Hoca'yla bozuşuruz...

Sol bek ve Cristian-Selçuk'un bölgesine takviye yapılması gerektiğini kendisi de biliyor, zaten bunu ekranlarda da açıkladı. Oyuncularla anlaşılsaydı şimdi yeni sol bek oynuyordu belki de. Fakat bir şekilde anlaşılamadı, transfer sezonunun bitmesine 1 haftaya yakın bir süre var. Sonradan en çok Aykut Hoca pişman olur transferi yapmadığı takdirde...

Sakat makat, Uğur Boral oynasın -şu an takımdan ayrı çalıştığını biliyorum- daha iyi Andre Santos ve Caner'in yerine Trabzonspor maçında. Özellikle de Yattara sağ açıkta oynayacaksa. Önüne de defansif yönü kuvvetli Mehmet Topuz'u koyarız ve şu ankinden daha az sorun yaşarız defansif anlamla sol kanatta. Ya da Mehmet Topuz oynasın sol bekte, önünde de Özer...

Gönlümdeki sol bek adayı işe aşağıda... Belki gelmek istemez, Roma'da banko oynuyor sonuçta. İlla da o olsun demiyorum zaten. Ama hırslı, defans-ofans dengesini kurabilen, şutları, frikikleri ve taç atışları herkes tarafından bilinen, kariyeri belli bir oyuncu. O olmasa bile onun bir alt seviyesinde bir sol beke de razıyım. Vederson'dan yeterince memnun değildim ama kalsaydı banko yazardım 11'e...

24 Ocak 2011 Pazartesi

Unutma, Unutturma...


Baştan söyleyeyim, o zamanki 3 silahşörlü şampiyon olamayan Fenerbahçe'yi, şu anki Ülker'le birleşmiş, her sene final oynayan, Avrupa'da şov yapan takıma tercih ederim...

Gün itibari ile tam 15 yıl geçti bu karşılaşmanın üzerinden... Koraç Kupası çeyrek finalinde, evimizde Efes'e 95-68 yenilmiştik. Tur artık mucizelere kalmıştı ve o mucize az kalsın gerçekleşiyordu. Güray Kanan'ın hayatının performansını sergilediği karşılaşmada, farkı bir ara 20 sayıya da çıkarıp Efes'i deplasmanda 74-56 mağlup etmemize rağmen eleniyorduk.

Unutma, unutturma o günleri... İbo, Henry Turner ve Dallas Comegys... Teksiniz.

35 Milyonluk Bir Overrated: Benzema


Son yıllarda en çok abartılan futbolculardan biri, belki de birincisi...

35 milyon euro bonservis bedeli ödedi onun için Real Madrid. Alındığı vakit de yazmıştım zaten Ekşi Sözlük'te Higuain kadar iyi olmadığını ve verilen bonservisin çok yüksek olduğunu...

Zaman beni haklı çıkardı, Higuain inanılmaz maçlar çıkarırken, Benzema da tam tersi kötüydü. Hatta Higuain'in sakatlanmasıyla Mourinho santrforsuz çıkmaya başladı maçlara, yönetime "ben golcü istiyorum" mesajı vermek için.

Biraz da abartarak İlhan Parlak = Benzema diyoruz, hadi canım oradan diyorlar. :) Benzema araya gayet iyi kaçıyor ofsayta yakalanmadan, aynı Güiza gibi. Ama gol vuruşları aynı derecede kötü, hatta daha da kötü. Ben hep eleştiriyorum, uzun zamandır takığım ya Benzema'ya, çok da geriye gitmeye gerek yok. Dün akşamki Mallorca maçında golü attı atmasına ama onun yerine başka bir üst düzey golcü olsaydı, maç en az 3 farkla biterdi. David Villa olsa şu takımda Higuain'in yokluğunda, Real Madrid'in maçlarının alt bitme olasılığı 0'a yakın...

14 milyon euro verdiğimiz Güiza'yı alay konusu -biraz da haklı olarak- edenler, onun 2.5 katı paraya alınan Benzema dökülürken neredeler diye sormak istiyorum...

Konya Torku Şekerspor Galibiyeti


Dün TFF 2. Lig Kırmızı Grup'ta, 2. yarının kendi evimizdeki ilk maçını oynadık. Konya ekibi ligde 2. sıradaydı ve bizden oldukça iyi konumdalardı. Yeni transferimiz Ahmet Dursun'un daha ilk dakikadaki golüyle -ki tarihe geçmiş de olabilir TFF 2. Lig'de- maça 1-0 önde başlamış olduk.

Bir zamanların büyük umudu Cafercan'ı da kadrosunda bulunduran Konya Şeker, oyunun ortalarında dengeyi kursa da, eşitlik golünü atamadı. 2. yarıda eski bir Galatasaraylı Sedat Debreli'nin güzel golüyle 2 farklı üstünlüğü yakaladık ve maç da bu skorla sonuçlandı.

Sezona çok kötü başlamasaydık şimdi daha da iddialı bir konumda bulunabilirdik ama Play-off maçları için ilk 5'e girmemiz yeterli olacak. Dün alınan galibiyetle de puanımızı 25'e yükselttik, 5. sıradaki Fethiye'nin 27 puanı var. Konya Şeker ise 36 puanda kaldı. Grupta Trabzonsporlu eski defans oyuncusu Osman Özköylü'nün teknik direktörlüğünü yaptığı Elazığspor, yenilgisiz liderliğini sürdürüyor. Liglerimizdeki tek yenilgisiz ekip aynı zamanda. Çok büyük bir sürpriz olmadığı takdirde Bank Asya 1. Lig'e çıkacaklardır...

23 Ocak 2011 Pazar

Pazar Kuponları

İlki sürpriz, ikincisi de deplasman ekiplerinden oluşan 2 kupon hazırladım. İçlerinden size uygun olan maçları seçebilirsiniz, sonuçta yüksek oranlı maçlar. Güzel pazarlar...


Yeni Bir Başlangıç Şansı


Normal şartlar altında takımımın 90 dakika içerisinde oynadığı futbol en az netice kadar önemlidir benim için. Ama dün Trabzonspor'un evinde 2 puan kaybetmesiyle normal şartların dışına çıkılmıştı... Haftaya da evimizde Trabzonspor'la oynayacağımız düşünüldüğünde, puan farkını 4'e indirmemiz ve lige yeni bir başlangıç yapma şansımız, artık rakiplerimizin değil, bizim elimizdeydi.

Dolayısıyla, dün akşam oynanan oyunu çok da önemsemedim. Semih, Niang ve Alex'in bir arada oynaması dışında, özellikle 1-0'ı yakaladıktan sonra geçtiğimiz sezonki Daum'un Fenerbahçesine döndük. Zaten geçtiğimiz sezonun da kilit skoru 1-0'dı...

Adı Gökhanovic olsa şimdi Chelsea'de oynayacak olan Gönül'ümüzün attığı şahane ötesi golle kazandık. Selim Soydan amcam bugünkü yazısında, "Sen insan mısın Gökhan?" diye sormuş, ben Şabanoğlu Şaban'daki cevabı vereyim, "Sen insan olamazsın... Sen meleksin, melek!!!" Gökhan'ın sırf golü değil, golden sonra da kademede yaptığı müdaheleler muhteşemdi.

Niang yine istenilen seviyede değildi. Güiza'yı adeta ....... malzemesi haline getirenler, neden Niang'ı hiç eleştirmez anlamam... Bende hala büyük kredisi var Niang'ın o ayrı konu ama, "titre ve kendine gel!" demek istiyorum buradan Niang'a... Öyle ki, Niang'ın maç boyu yapamadığı çalımı maçın son dakikalarında Yobo yaptı ki, ağzım açık kaldı.

Trabzonspor'un bu hafta içi Beşiktaş'la deplasmanda bir kupa maçı var ve iyice yorgun bir şekilde çıkacaklardır bizim karşımıza eğer Şenol Hoca yedek ağırlıklı bir kadroyla sahaya çıkmazsa İnönü'de. Geçen sene hem ligi, hem de kupayı elimizden alan Trabzonspor'u yenme vaktimiz gelmedi mi? :)

Ligdeki durumların değişmesiyle transferler de daha fazla ertelenmeyecektir. Yazıyı dün akşam Sergen'in söylediği bir sözle bitireyim, "Orta sahaya yıllardır bir sürü adam alınıyor, onlar oynatılıyor, zor durumda ihale hep Selçuk'a kalıyor..."

22 Ocak 2011 Cumartesi

Efsane Benzer Goller



Sevinç Budur


1989'dan 1990'a girildiği gün oynanan bir karşılaşma sonrası... Çok güzel bir fotoğraf değil mi? Fenerbahçe'de karda kışta, Rıdvan, Schumacher, Hakan gibi önemli eksiklerine karşın 1-0 kazanmış Büyük Şenol'un penaltı golüyle Ankara'da. Özellikle Aykut'un yüzündeki sevinç ifadesi harika... Alttaki foto da, Rıdvan penaltı anını radyodan dinlerken... El radyosu parazit yapınca dışarı çıkmak zorunda kalmış...


Fotoğraflar: Münir Bağrıaçık ve Halil Özer. Milliyet Arşiv.

Cumartesi Kuponu


 Edit: Kupon tuttu, umarım oynayanlar vardır... Yarın için de bir kupon yazarım uyandığımda...

21 Ocak 2011 Cuma

Olmuyor Stoch Olmuyor


Hollanda'da yaşayanlar ve Hollanda liglerine özel ilgi duyanlar dışında Stoch'u kimse yakından tanımıyordu Fenerbahçe'ye transferi öncesi. Bize karşı UEFA Avrupa Ligi'nde oynadığı maçlar vardı kendini gösterdiği. O kadar.

Pek tabii ki çok genç bir futbolcu olması, Twente'nin şampiyonluğunda büyük katkısının bulunması, henüz 17 yaşında Chelsea'nin altyapısına transferi -boş adamı almazlar herhalde o yaşta Chelsea'ye- ve bonservis bedelinin yüksek olmaması biz Fenerbahçelileri sevindiren ve umutlandıran maddelerdi. Dünya Kupası'nda oynaması da cabası.

Özellikle Tuncay'ın ayrılmasından sonra açık diye tabir edilen mevkide oynayan oyuncularımızın da az gol atmasıyla doğru orantılı olarak gol ortalamamızın azalması ve ligde 70 golü aşamamamız, Stoch tarzı oyunculara fazlasıyla ihtiyacımız olduğunu gösteriyordu.

90 gol attığımız ve 81 puanla şampiyonluğu son haftada kaçırdığımız 2005/06 sezonunda, Nobre'nin 17, Tuncay'ın 15, Alex'in 14, Anelka'nın 10, Semih'in 9 ve Appiah'ın 8 golü vardı. Bu 6 oyuncunun toplamı 73 gol atmıştı ki, biz geçen yıl 61, bir önceki yıl da 60 golde kaldık. Bunları zaman zaman tekrarlıyorum ama maalesef ülkemiz insanları bazı şeyleri çabuk unutuyor...

"Fenerbahçe ilk yarıda 40 gol attı, gol sorunu yok, esas sorun yediklerinde" diyenler de olabilir. Fakat 34'üne gelen Alex 27 yaşında gibi oynayarak şov yapmasaydı 35'i bile bulamazdık. Artı büyük umutlarla aldığımız iki açık oyuncusu Stoch ve Dia'nın ligin ilk 17 maçında attığı toplam gol sayısı sadece "1". Yazıyla da "bir". Stoch'un Konyaspor'a golü var ve ilk geldiğinde de Young Boys'a güzel bir gol atmıştı. Dia'nın ise golü yok.

E peki kardeşim Dia da gol atamamış, neden sadece Stoch'a yükleniyorsun sorularını duyar gibiyim. En azından ben olsam sorardım. :)

Birincisi, Stoch 17 maçta toplam 948 dakika forma giymiş, Dia ise 694. Çoğu maça sonradan girdi bilindiği gibi. İkincisi de geldiğinde ben onun adını bile duymadığım için, fazla beklenti içinde değildim. Stoch'u direkt 11'e yazarken, Dia sonradan girer diyordum. Ama ilk yarı performanslarını karşılaştıracak olursam, Dia bana çok daha fazla umut verdi ve ikisinden biri ilk 11'de oynayacaksa bu kesinlikle Dia olmalıdır sahada yaptıklarına göre karar vereceksek eğer. (asistleri, çizgiye inişleri, çok hızlı oluşu ve özellikle de statta izlediğim Kasımpaşa maçındaki şovu)

Bazı oyuncuların klasik hareketleri, çalımları vardır. Stoch da genelde soldan içeriye kat ederek şut çekiyor. Ama bu şutlar genelde etkisiz. Beceremiyor. Ya çok cılız bir şut çekiyor ve kaleci rahatlıkla kontrol ediyor. Ya da farklı bir şekilde auta gidiyor.

Bir farklı yüz ifadesi var Stoch'un. Kendini gecelere verip çalışmadığını sanmıyorum. Tüm bu eleştirilerimle de Stoch'u sevmediğim zannedilmesin. Seviyorum ve başarılı olmasını herkesden çok istiyorum. Duygusal da bir çocuğa benziyor. Ama ortada bir sorun olduğu ve Stoch bu şekilde devam ederse Fenerbahçe'nin hücumdaki sıkıntılarının süreceği açık. Sanki bir kıza deli gibi aşık olmuş... Bazen sahada şaşkın şaşkın dolanıyor.

Aykut Kocaman'ın sene başı ona güvenerek kadroyu kurduğu ortada. Hocasını da hayal kırıklığına uğrattı. Eminim ki ilk yarı performansı sonrası Aykut Hoca da pişmandır ve keşke Dzsudzsak'ı alsaydık diyordur (19 maçta 10 golü var ligde bu sezon şimdiye dek).

Ben Aykut Kocaman'ın yerinde olsam, onu yine Hollanda'da kafaya oynayan bir takıma kiralar, yerine Tuncay'ı veya başka bir futbolcu alır ve sezon sonunu beklerdim... Sonuçta henüz 21-22 yaşında bir futbolcu ve ondan hemen vazgeçmek mantıksız. Ama hedef son günlerde hep açıklandığı gibi hala şampiyonluksa, Stoch'a güvenmek sıkıntı yaratır.

Henüz bir transfer yapmış değiliz ve 2. yarıda Alex-Niang-Emre'den çok Stoch'u dikkatle izleyeceğim. Fenerbahçe'nin Overmars'ı olmasını beklerken, henüz Mehmet Yozgatlı'sı bile olamayan Stoch'un, 2 kritik maç alması, 5-6 gol atması benim için kafi. :)

Unutulmaz...



Transferi esnasında blog'a yazmadığımdan bu golü anamamıştım... Beşiktaş'ın yeni golcüsü Hugo Almeida'nın attığı bu golü canlı izleme şerefine nail olmuştum -canlı izlemek derken tabii ki televizyondan- ve hayatımda izlediğim en güzel frikik gollerinden biridir. Golcülüğünden öte bu frikiği vardır benim için ve Beşiktaş maçının devre arasında bu golü belki de daha önceden izlememiş olanlar vardır diye paylaşayım istedim...

20 Ocak 2011 Perşembe

Yeniden...



Takip edenlerin bildiği gibi, blog'a yazmayı bir süre önce bırakmıştım. 20 Kasım'da yazmışım en son, tam 2 ay geçmiş üzerinden. Bir daha yazmayacağımı da söylemiştim -ki daha dün akşama kadar da kararımın arkasındaydım- ama son okuduğum romandaki bir paragraf beni çok etkiledi...

Neden bıraktığım, neden yeniden başladığım, hayatımda olup bitenler vs. ile ilgili sayfalar dolusu şey yazabilir(d)im buraya ama sanırım anca bir günlüğe yazılabileceğim şeyler bunlar. Ki günlükle de işim olmaz...

Kısaca, eskiden olduğu gibi beni takip eden 3-5 kişiye fikirlerimi, bildiklerimi, izlediklerimi aktarmayı kendi çapımda sürdüreceğim.

Sevgiler...

Not: Baktım da böyle çok ciddi bir yazı olmuş. Merak eden olursa önemli bir şey olmadığını söyleyeyim, aslında reelde bu yazıdakinin tam tersine hiç de fazlasıyla ciddi olan adamlardan biri değilimdir... :)