30 Haziran 2012 Cumartesi

Sümer'in Dört Atlısı...


Valla hangisi Jarro'ydu, hangisi Eduardo'ydu hatırlamıyorum... O ara Trabzonspor'a sürüyle acayip topçu geliyordu. Salazar'lar falan... Trabzon'un ilk Brezilyalısı Rogerio Oliveira genç yaşta vefat etti, araştırdığımda üzülmüştüm. Baştan 1 ve 3 numaralı abiler iyidirler inşallah... Özkan Sümer tarafından ucuza getirilişleri ve ligin ilk maçında İnönü deplasmanından zaferle (ilk golü atan Demiray'ı da anayım) dönüşleri hiç unutulmadı. En sağdaki Da Silva, bence "en az" Aurelio kadar yetenekliydi ama harcandı diyerek postu sonlandırayım...

16 Haziran 2012 Cumartesi

Final Maçlarına Gelinirken...


İş, sıcaklar, maçların akşamları oynanması ve tüm maçları izlediğimden yazacak vakit kalmaması... Boş vakit bulmuşken ve gruplardaki son maçların başlamasına daha zaman varken takımları değerlendireyim kısasa...

Almanya: Portekiz maçında son 2 turnuvadaki genel performansını sahaya yansıtamayan Joachim Löw'ün öğrencileri, Hollanda maçındaki oyunlarıyla İspanya'yla birlikte turnuvanın neden 2 favori takımından biri olduklarını gösterdiler... Kaleci Neuer'den, ileri uçtaki Gomez'e kadar... Tam bir takım Almanya. Robben'leri, Van Persie'leri yok ama bu oyunculara sahip Hollanda, onların 10'da 1'i oranında bile takım olabilmiş değil. Golcün bulduğu az sayıdaki pozisyonu ağlarla buluşturuyorsa, kalecin güven veriyorsa ve orta sahan sürekli pres yapıp bencil oynamıyorsa, her zaman bir adım öndesindir. Almanya da çok dengeli ve güven veren bir ekip. Gençler, hızlılar ve sistemi kurmuşlar... Kadrosunda Lahm dışında özel olarak sevdiğim bir oyuncu olmadığından bu Almanya'nın elenmesini istiyorum ama olmuyor abi, adamlar takım gibi takım...

Çek Cumhuriyeti: Çekler iki farklı maç oynadı... Rusya'ya karşı maçı 2-2'ye getirme şansları da doğdu lakin maçın hakkı 6-1, 7-1'di... Kerzhakov'a dua etsinler... Son yarım saatte Rusya'nın her atağı gol olabilirdi, oyundan öylesine kopmuşlardı... Yunanistan karşısında ise ilk 6 dakikada buldukları 2 golle maça adeta mahalle maçlarındaki gibi avansla başladılar. Adını daha önceden hiç duymadığım Pilar, iki maçta da attığı gollerle takımını taşıyan ve öne çıkan isim oldu. Milan Baros, Bursaspor'un yıldızı olacak kıvama geldiğini gösterdi(!)... Cech 4 yıl öncesini hatırlattı, sonlarda Samaras'ın kaleye geçmesini de bekledim ama o olmadı... Son maçlara girilirken avantajları var tabii ki, beraberlik onlara yetecek ama bence daha şanslı olan taraf ev sahibi Polonya...

Danimarka: Hollanda karşısında Euro 2004'ün Yunanistan'ı gibiydiler... Sağlam top oynadılar ve golü attıktan sonra iyi kapandılar... Ellerinden gelenin en iyisini yaptılar, futbolu çirkinleştirdiler eleştirilerine katılmıyorum... Arsenal'lilerden çok küfür yiyen Bendtner için sevindim, Portekiz'e 2 gol birden attı... Güçlü Portekiz'e karşı 2-0 geriye düştükten sonra öyle veya böyle eşitliği yakalamaları da büyük başarı. Belki gruptan çıkamayacaklar ama en azından ben bu Danimarka'yı hep hatırlayacağım... Hollanda karşısında beni/bizi yatırışlarını özellikle... :) Almanya'ya beraberlik her türlü yeteceğinden belki puanı kaparlar...

Fransa: 16 maç içerisinde 90 dakikasını izleyemediğim tek maç, dün akşam Fransa'nın oynadığı Ukrayna maçı... Aslında izliyordum, 4. dakikada yağmur yüzünden yarım kalınca ben de uyuya kalmışım ve sonrasında beni kaldırabilene aşkolsun... :) Özete baktım, 2 gol de güzel... İngiltere maçının ilk yarısı ise Tarkovski filmlerinden bile daha yavaştı... Ben Fransa'yı hazırlık maçında, Estonya'ya karşı izlemiştim... Harbiden çok iyi oynamışlardı ve gözüme girmişlerdi. Ama İngiltere karşısında bu oyundan eser yoktu. Tabii ki İngiltere-Estonya mukayese edilemez ve ilk maç olduğundan Blanc takımını daha kontrollü oynatmış olabilir fakat Lampard'sız, Rooney'siz İngiltere'den kadro olarak bariz daha güçlüler ve biraz zorlasalar 3 puanı alabilirlerdi. Benzema'nın golü henüz yok ama asistleri çok önemli ilerisi adına...

Hırvatistan: Son maçlarda ne olur, İtalya 2-2 krizi yaşar mı bilmiyorum ama şu bir gerçek ki, Hırvatistan çok iyi bir takım... Modric süper topçu oldu, Pletikosa güven veriyor, hava toplarında Mandzukic'in üstüne yok... Düşünün, eski Beşiktaşlı Schildenfeld takımın direkt elemanı ama hiç sırıtmıyor... İrlanda maçında biraz da Shay Given'ın hataları farkın açılmasına yardımcı oldu, fakat skor tabelası 3-1 yerine 5-1'i de gösterebilirdi. İtalya maçında savunmada iyi olduklarını söylemek zor, maç boyu üstün olan taraf da İtalya'ydı zaten... Ama önemli olan o maçtan puanı almalarıydı. Benim asıl merak ettiğim, Bilic ayrıldıktan sonra da bu oyunu oynayıp oynayamayacakları...

Hollanda: Aslında o kadar çok yazacak şey var ki Portakallar hakkında... Ama özeti şu, hani biz bir zamanlar nasıl 4-Aurelio-5 oynuyorduk Daum 2. yarı hücum oyuncularını soktuktan sonra. Hollanda da 6-0-4 oynuyor... İleride savunmaya katkısı sıfıra yakın 4 adam, ortada da hücuma katkısı hiç olmayan ve sık sık savunma arasına giren iki ön libero... Almanya maçındaki orta sahaları felaket ötesiydi... Ben olsam son vuruş özürlüsü ve takım oyunundan kopuk olan Robben ve hakeme gider yapan ama oyun olarak vasatın bayağı altında kalan Sneijder'i Portekiz'e karşı oynatmam. Van der Vaart, Huntelaar ve özellikle Luuk de Jong bu takımda mutlaka oynamalı... Farklı bir şey denemedikleri sürece Portekiz maçında da puan alamayacakları ortada. Şansları o ya, şu anda puanları olmamalarına rağmen tek galibiyetle gruptan çıkma şansları var. Özetin özeti, Bert van Marwijk istifa...

İngiltere: Gerrard Başkanlı İngiltere'nin Fransa karşısındaki durumu beni üzdü açıkçası... Sanki koskoca İngiltere değil de Premier Lig'in alt sıra takımı vardı Fransa karşısında. Gerrard bile hücuma çok az katıldı. 1 puan için çıkmışlardı maça, o puanı da almayı bildiler. Tamam, Rooney yok, Lampard gibi çok önemli bir silah evine döndü, daha kontrollü oynatması normal ama bu kadarı da fazla geldi bana. Bakalım turnuvanın kalan bölümünde de böyle devam mı edecek Roy Hodgson... İsveç maçındaki performansıyla da Walcott ilk 11 başlar artık... (İsveç-İngiltere maçını uzunca yazdığım için kısa kesiyorum)

İrlanda: İrlanda ile ilgili buraya güzel şeyler yazabilmeyi çok isterdim... Taraftarları çok iyiydi ama oyun olarak yazacak olumlu bir şey yok maalesef. Shay Given bile ne goller yedi... İspanya maçında iyi toplar çıkardı da biraz karizmayı düzeltmeyi başardı. Ama elinden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışan Robbie Keane dışında ön plana çıkan bir isim yoktu kadroda, adamım McGeady de vasatı aşamadı ilk 2 maçta. İrlanda buradayken biz evimizde oturduğumuza yanalım...

İspanya: Turnuva öncesi İspanya'nın Çin'le oynadığı maçı canlı izlemiştim... İspanya maçı zar zor 1-0 kazanmıştı. Çin'in kalecisinin süper bir performansı vardı ama direkten dönen toplar, beceriksizlik, İspanya'nın son vuruşlarda bir eksiğinin olduğu kesindi. Ve Del Bosque zorlu İtalya karşılaşmasına santrforsuz başladı. Fabregas'ı Messi gibi kullanmaya çalıştı. Herkesin de gördüğü gibi çok zorlandılar, Fernando Torres oyuna girdikten sonra önemli pozisyonları harcadı ama en azından gole yaklaştı. Oyunu sıkıştırmadı ceza sahası çizgisi üzerinde. Zayıf İrlanda'ya karşı oynadığı futbolla da kalan maçlarda 11'de oynamayı garantiledi gibi. İspanya'da Xavi sanki biraz ağırdan alıyor, kendini son maçlara saklıyor gibi. Iniesta ve David Silva çok etkiliydiler İrlanda karşısında, Silva'nın attığı gol de harika ötesiydi. Soldado'm oynasa şampiyon şimdiden belliydi ama onsuz da en büyük favori yine İspanya... :) Şampiyonluk kaçarsa, son vuruş eksikliği ve Barca-Real'li yıldızların yorgunluğu sebebiyle kaçar...

İsveç: İbrahimovic ve arkadaşlarını iki kez uzunca yazdım, ama buraya da iki cümleyle not düşmüş olayım... İki maçta da 2. yarı öne geçip son maçlar öncesi 0 puanın varsa, mazaret aramayacaksın arkadaş... Turnuvanın en uzun boylu takımı, hava toplarından sürüyle gol yedi. Üzüldüm ama İsveç ilk 2 maç sonunda gruptan çıkmayı haketmemişti zaten, bu yüzden sorun yok...

İtalya: Bu turnuvadaki İtalya'yı sevdim ben... De Rossi'nin en geride oynadığı, sağ kanatta adamım Maggio'nun olduğu, yedekte golcünün kralı Di Natale'nin girdiği, Cassano ve Balotelli gibi iki arızanın bir araya geldiği ve kalede Buffon'un olduğu İtalya'yı nasıl sevmem... Üstelik farklı olarak 3'lü defansla oynuyorken... İspanya maçında fazlasıyla iyiydiler... Hollanda'nın nasıl orta sahası yoksa, takımdan çok her şeye benziyorlarsa, İtalya da tam tersi bir görüntüde. Gruptan çıkarlarsa finale kadar gidebilirler... Bakalım Euro 2004'ten sonra yine 2-2 şoku yaşayacaklar mı...

Polonya: Kadrosunda Lewandowski gibi çok önemli bir oyuncuyu barındıran ev sahibi Polonya, turnuvanın açılış maçında Yunanistan'a karşı ilginç bir maç oynadı... İlk yarıda 2-0, 3-0 öne geçebilecekken devre 1-0'lık skorla sonuçlandı, ardından Yunanistan golü geldi ve sonrasında da Polonya'nın kalecisi Szczesny penaltıya sebebiyet verip kırmızı kartla oyun dışı kaldı. Yedek kaleci de oyuna girer girmez penaltıyı kurtardı... Her maçta görmek isteyeceğimiz hareketler... Polonya o noktadan sonra da maçı kazanabilirdi ama psikolojik olarak tamamen dağıldıklarını düşünüyorum. Grubun en güçlü takımı Rusya'ya karşı ise iyi bir maç çıkardılar, genelin aksine ben beraberlik oynamıştım ve maç 1-1 bitti... Çek Cumhuriyeti'ni ev sahibi olma avantajıyla da yenerlerse, çeyrek final ve sonrasında ilginç işler çıkarabilirler...

Portekiz: Ölüm grubunda Cristiano Ronaldo ve arkadaşları şimdiye dek oldukça zorlandılar... Güçlü Almanya'ya karşı iyi direndiler, ama Gomez'in golüne engel olamadılar... Beraberliği alacak oyunu oynamışlardı, yazık oldu diyebiliriz... Neticede Pepe'nin direkten dönen şutu da var... Danimarka karşısında ise 2-0 öne geçmelerine rağmen, son bölümde ölüp ölüp dirildiler. C. Ronaldo net pozisyonları kendine yakışmayan bir biçimde harcadı... Turnuvada henüz golü olmayan Ronaldo'nun Hollanda karşısında artık sahneye çıkması gerek... Şu anki duruma rağmen şu bir gerçek ki, Portekiz turnuvanın en potansiyelli takımlarından. Hem İspanya'yı, hem de Almanya'yı eleyebilecek güçteler.

Rusya: Turnuva öncesi de A Grubu'nun favorisi olarak gösterilen Advocaat yönetimindeki Rusya, turnuvaya onlar için muhteşem geçen Çek Cumhuriyeti maçıyla başladı. İzleyenleri futbola doyurdular, Kerzhakov yerine Pavlyuchenko maça 11'de başlasaydı belki 6-7 atacaklardı. Dzagoev ve Arshavin müthiş oynadılar. 2. maçta ise futbolseverler yine onlardan galibiyet bekliyordu, galibiyeti getirecek pozisyonları da buldular fakat Polonya 90 dakika boyunca gayet iyi oynayıp puanı hak etti... Rusya grubu muhtemelen lider bitirecektir, çeyrek finaldeki rakip onlar için çok önemli...

Ukrayna: Milli Takımımızla oynadığı hazırlık karşılaşmasında hiç de iyi sinyaller vermeyen Ukrayna, İsveç karşısında çok farklı bir oyunla karşımıza çıktı. Özellikle ilk yarıda üstün olan taraftılar, 2. yarıda da yaşayan efsane Andriy Shevchenko çıktı sahneye ve golleriyle galibiyeti getirdi. Fransa'ya yenildiler ama ev sahibi olarak hala gruptan çıkma şansları var. Bakalım İngiltere karşısında bu fırsatı değerlendirebilecekler mi?..

Yunanistan: Açılış maçında ev sahibi Polonya karşısında oyuna hiç de iyi başlayamayan Euro 2004 şampiyonu Komşu, 2. yarıda maçı az daha çeviriyordu... Penaltıyı gole çevirebilselerdi şimdi durumlar çok daha farklı olacaktı. Çek Cumhuriyeti maçında ise ilk dakikalarda yedikleri gollerin şokunu atıp maçı çevirmeleri kolay değildi. 2-1'i yakaladılar ama gerisi gelmedi. Zaten çok önemli bir yıldızı bulunmayan Yunanistan, grubun son maçında güçlü Rusya ile mücadele edecek. İşleri çok zor, bakalım bir mucizeye imza atabilecekler mi?

Eve Dönüş...


Şampiyona başlamadan önce, "İsveç hem ev sahibi Ukrayna'ya, hem de İngiltere'ye karşı 2. yarıda öne geçecek, üstelik 2 maçta toplam 3 gol atacak" deselerdi, Fransa'yla oynayacakları grubun son maçında beraberlik dahi gruptan çıkmalarına yetebilir yorumunu yapardım... Ama maalesef şimdiden turnuvaya veda etmiş durumdalar üstelik 2. maçlar sonunda puan alamayan 3 takımdan biri İsveç...

Zaman olmadığından yazma fırsatı bulamadığım Ukrayna-İsveç maçıyla başlayayım. Sonucu itibari ile, oynanan 16 maçta beni yatıran 2 maçtan biri oldu bu karşılaşma. Diğeri de malum Hollanda-Danimarka karşılaşması...


Erik Hamren, takımını Isaksson/Lustig-Mellberg-Granqvist-Olsson/Elm-Kallström/Larsson-Ibrahimovic-Toivonen/Rosenberg 11'iyle başlattı maça... Sırbistan'a karşı oynadıkları son hazırlık karşılaşmasındaki 11'den tek fark, Svensson'un yerine Rosenberg'in oynamasıydı.

Hamren'in orta sahada tipik ön libero sayılan bir oyuncuyla maça başlamaması bence bir hataydı. Türkiye'ye karşı da bir hayli sert oynayan Ukrayna'ya orta alanda üstünlüğü kaptırdılar ve ilk yarıda daha etkili olan taraf ev sahibi ekipti. Tabii bize karşı oynadıkları futboldan sonra çoğu futbolsever gibi ben de böyle bir oyun beklemiyordum Ukrayna'dan. Gerçi ilk yarıdaki en tehlikeli atak İsveç'ten geldi... Ibrahimovic'in yere çarptırarak gole çevirmeye çalıştığı kafa vuruşu, direğe çarparak auta çıktı.

Cüneyt Çakır'ın yönettiği maçta, 52'de Ibrahimovic sahneye çıktı ve İsveç'i öne geçirdi. Bu dakikadan sonra fena top da oynamadılar, fakat yaşayan efsane sahneye çıkınca tüm planlar bozuldu.

Burada İsveç savunmasının hava topu zaafiyetine dikkat çekmek gerekiyor. Shevchenko'nun ilk golünde savunmada olan 3 oyuncu, Lustig, Mellberg ve Granqvist... Boy ortalamaları 189,6... Turnuvanın en uzun takımı zaten İsveç, muhtemelen en uzun savunması da bu oyunculardan oluşuyor... Onlara göre daha kısa boylu olan 36 yaşındaki Shevchenko'nun golüne engel olamıyorlar... İkinci golde de Ibrahimovic savunmaya çalışıyor, ön direkte de 1.90'lık Lustig var.

Oyun 2-1'e geldikten sonra İsveç gol için bastırdı ama çok net ataklar geliştiremedi. Son dakikalarda Elmander'in pozisyonu var bir hatırladığım %100'lük... Elmander de 2.44&7.32'lik kaleye topu sokamadı... Bu yenilgiyle İsveç'in gruptan çıkma şansı çok azalıyordu.

İngiltere maçı...

14 maçı da canlı izledikten sonra dün turnuvaya 1 gün ara verdim, Fransa maçı 4. dakikada yağmur yüzünden yarım kalınca ben de uykuyu tercih ettim. Torrent sağolsun maçı indirip az evvel 90 dakika izledim. 

Hamren, İsveç maçına değişikliklerle başlamış. Lustig, Toivonen ve Rosenberg'in yerine ilk 11'de şans bulan isimler, Jonas Olsson, Galatasaray'ın silahı Elmander ve Svensson'du. Tercübeli Svensson'la orta sahayı kuvvetlendirmeyi planlıyordu İsveçli teknik adam, Elmander'i de belki hala tam iyileşmemesine rağmen risk alıp oynatıyordu.


Rooney'siz, Lampard'sız İngiltere, Fransa maçına oranla bu maçın ilk yarısında daha iyiydi. 15. dakikadan itibaren oyunun hakimi olan taraftı. Carroll'ın golünde büyük pay Gerrard'ın... Taca çıkmak üzere olan topu çok iyi kontrol edip oyunda tuttu, sonrasında da süper orta... İlk 2 gol gibi 3. golü de kafa topuyla yedi İsveç, uyuyan isimler yine Mellberg ve Granqvist. Sen vurursun, vuramazsın o ayrı mesele ama orada adamı boş bırakma arkadaş...

Tur gitti gidiyordu... Dolayısıyla İsveç 2. yarıda oynayan, hücumu düşünen takımdı. Çok hızlı olmayan ama teknik oyuncularla golü aradılar, iki tane birden buldular. Savunmada hava toplarında dökülen efsane isim Mellberg, aynı golden bir de kendi attı, artı şans golü olsa da ilk gol de ona ait sayılır...

Bu dakikadan sonra teknik adamların hamleleri önemliydi, Hodgson zamanında Walcott'ı oyuna sokarken, Hamren değişikliklerde geç kaldı.

Önemli toplar çıkaran Isaksson, Walcott'ın oyuna girdikten 3 dakika sonra attığı golde topa müdahele edemedi. Top falsolu gidiyor, rüzgar durumu nedir ekrandan çözemedim... Genç yıldızın golünden sonra da, karşılıklı pozisyonlar bulundu... Çok iyi bir maç çıkaran Ibrahimovic'in "başkanlığında" İsveç'in bu yarıda iyi oynadığını, Ukrayna maçının büyük bölümünde oynanan vasat futboldan uzak olduklarını net bir şekilde söyleyebilirim. Ama beraberliği fazlasıyla hakettikleri maçı, Welbeck'in süper vuruşuyla kaybettiler. Oyunu 3-2'ye getiren kritik golde, yumuşak savunma yapan ve sanki öylesine savunan Larsson'a yazıyorum hatayı... Larsson zaten bu turnuvanın en büyük hayal kırıklıklarından benim için...


Sen yıldızlarından yoksun İngiltere'den 3 gol yersen, 36'sına gelen Shevchenko'yu durduramazsan, öne geçtiğin maçlarda en azından beraberliği kurtaramazsan tabii ki gruptan çıkamazsın. Turnuvada İsveç'ten daha fazla gol atan sadece 4 takım var... Ama onlardan daha fazla gol yiyen tek takım da, şampiyonanın en zayıf halkası İrlanda...

Takımın iyileri: Belki sol bekte oynayan Olsson, mücadelesiyle Kallström, yediği gollere rağmen Isaksson ve son maçtaki oyunuyla Ibrahimovic...

Hayal kırıklıkları: Granqvist-Mellberg ikilisi, Larsson, Rasmus Elm ve tabii ki öne geçilen maçlarda üstünlüğü koruyamayan Erik Hamren...

7 Haziran 2012 Perşembe

Euro 2012 öncesi İsveç...


İsveç, ev sahipliğini yaptığı ve yarı final oynama başarısı gösterdiği Euro 92'de, A Grubu'nda Fransa, İngiltere ve Danimarka ile gruptan çıkma savaşı vermişti. Danimarka tarih  yazarak şampiyon olurken, grubun iki devi turnuvaya erken veda etmişti. İsveç 20 yıl sonra yine bir Avrupa şampiyonasında, grupta İngiltere ve Fransa ile mücadele edecek, ek olarak da ev sahibi Ukrayna var D Grubu'nda.

Tamam, İsveç'in Kennet Andersson, Martin Dahlin, Tomas Brolin, Thomas Ravelli'li 90'ların ilk yarısında harikalar yaratan jenerasyonuyla şu andaki jenerasyonu karşılaştırmak doğru değil fakat şu anda da Zlatan Ibrahimovic gerçeği var... Seveni de, sevmeyeni de çok... Ama azımsanmayacak orandaki futbolsevere göre de şu anda dünyanın en iyi golcüsü o...

İsveç'i 1957 doğumlu teknik adam Erik Hamren çalıştırıyor. Göreve 2009'da gelen Hamren, son olarak Rosenborg'da görev yapmıştı ve hem Danimarka'da, hem de Norveç'te yılın teknik adamı seçildi sırasıyla 2008 ve 2009 yıllarında. Hamren yönetimindeki İsveç, eleme grubunda genelde 4-2-3-1 sistemiyle oynadı ve İsveçli teknik adam zaman zaman eleştiri de aldı takımı gereğinden fazla ofansif oynattığı gerekçesiyle. En uçta Galatasaray'ın şampiyonluğunda fazlasıyla pay sahibi olan Johan Elmander'i oynatan ve takımın adeta her şeyi olan Zlatan'ı ise onun arkasında görevlendiren Hamren, oynattığı ofansif futbolun karşılığını eleme gruplarında aldı.

E Grubu'nda yıldızlar topluluğu Hollanda ile liderlik mücadelesi veren İsveç, ilk 9 maçını kazanan Portakallar'a karşı koyamadı fakat Ibrahimovic'in oynamadığı grubun son maçında, Hollanda'yı Elmander, Sebastian Larsson ve Toivonen'in golleriyle yenmeyi bildi. Böylece 10 maçta 24 puana ulaşan İsveç, en iyi 2. olarak Euro 2012'ye direkt katılma hakkı kazandı.

1994 Dünya Kupası'ndaki 3.'lükten bu yana önemli bir başarısı bulunmayan fakat Avrupa Şampiyonalarına katılmayı alışkanlık haline getiren İsveç'in Euro 2012 kadrosuna da bir göz atalım.

ŞAMPİYONA KADROSU

Kale


Kaleyi tecrübeli Andreas Isaksson koruyacak. Şu ana dek 93 kez İsveç Milli Takımı formasıyla ter döken file bekçisi, 2008'den bu yana PSV'nin kalesinde... 2000'lerin ilk yarısında en çok umut vaadeden kaleciler arasında gösterilen fakat kariyer olarak istenilen noktaya gelemeyen Isaksson, İsveçlilerin turnuva öncesi en güvendiği isimlerden... Kadrodaki diğer iki kaleci ise, Johan Wiland ve Par Hansson. İkisinin de uluslararası tecrübesi fazla değil.

Defans

Defansın sağında Mikael Lustig oynayacak. 1986 doğumlu futbolcu, Celtic'te forma giyiyor ve boyu bir sağ beke göre fazlasıyla uzun. (1.91 m) Fakat bu boya rağmen sık sık ileri çıkıyor ve sıra dışı bir sağ bek profili çiziyor. Takımın iki stoperi Olof Mellberg ve Andreas Granqvist. Mellberg sadece İsveç'in değil, turnuvanın da en tecrübeli oyuncularından. Çok uzun yıllar Aston Villa'da oynadıktan sonra Juventus'a transfer olmuştu, 3 yıldır da Komşu'da Olympiakos forması giyiyor. Granqvist ise, bir defans oyuncusu olmasına rağmen, 2010/11 sezonunda Groningen formasıyla attığı 11 golle dikkat çekmişti. 2011 yazında Genoa'ya transfer oldu ve 1.92'lik stoper göstereceği performansla piyasasını artırmaya çalışacak. Ufak bir ayrıntı, İsveç turnuvanın da en uzun boylu takımı... Sol bekte ise Martin Olsson oynayacak. Takımın boy ortalamasını da o düşürüyor zaten... 18 yaşından beri Blackburn Rovers adına oynayan 1988 doğumlu genç yıldız adayı, son 3 yıldır İngiliz ekibinde düzenli olarak şans buluyor.

Orta saha

Orta sahada da tecrübeli oyuncularla patlama yapabilecek genç yıldız adaylarının harmanlandığı görülüyor. Artık 36'sına gelen ve tam 127 kez milli takımı için mücadele eden Andreas Svensson, takımın abisi hüviyetinde. Svensson'un 2002 Dünya Kupası'nda Arjantin'e attığı harika frikiği ve sonrasındaki gol sevincini futbol dilencileri unutmadı. Hepimizin artık yakından tanıdığı Samuel Holmen de kadroda, ama şans bulabilir mi, tartışılır. İlk 11'de yeri kesin olan iki isim, Sebastian Larsson ve Kim Kallström. Larsson Premier Lig'de yıllardır direkt oynuyor ve attığı gollerle hem Birmingham'a, hem de bu sezon forma giydiği Sunderland'e önemli puanlar kazandırdı. 8 yıldır Fransa'da bulunan ve bunun 6 yılını Lyon'da geçiren Kallström'ün performansı da, İsveç için çok önemli Euro 2012'de. İsveç'in Hollanda'da oynayan 2 genci Rasmus Elm ve Emir Bajrami de oynamaları halinde patlama yapabilirler. AZ Alkmaar'lı Rasmus Elm'in direkt 11'de başlaması bekleniyor, duran topları da zaman zaman o kullanıyor. Wilhelmsson da diğer bir alternatif, 32'sine geldi ve Katar'da oynuyor.

Forvet

Hücum hattında kaptan Zlatan Ibrahimovic için bir şey yazmaya gerek yok. Geçtiğimiz gün 90 dakikasını izlediğim İsveç'in Sırbistan'la oynadığı hazırlık karşılaşmasına birazdan değineceğim, Ibra'nın oynadığı mevki beni eskilere götürdü... Milan'lı süperstar dışında Johan Elmander, Markus Rosenberg, Ola Toivonen ve Göteborg'da oynayan Tobias Hysen var kadroda. Elmander'in sakatlık durumu büyük önem taşıyor, ilk olarak gruptaki 2 maçta oynaması çok zor dendi, fakat daha sonra iyileştiği haberleri çıktı. Son hazırlık maçında oynamadı fakat iyileşmesi halinde forması garanti Galatasaraylı golcünün. Onun yokluğunda Hamren, Sırbistan'a karşı Toivonen'i oynattı ve o da fırsatçılığını konuşturup golünü attı. Son 3 sezonda PSV formasıyla 13, 15 ve 18 gol attığını belirtmek lazım.


SON HAZIRLIK MAÇI

İsveç-Sırbistan

İsveç Euro 2012 öncesi son hazırlık maçını 5 Haziran'da Sırbistan'la oynadı. Evinde dolu tribünlere karşı tam kadroyla mücadele eden İsveç, yedek ağırlıklı Sırbistan'ı 2-1 mağlup etti. Hamren takımını Isakkson-Lustig, Mellberg, Granqvist, Olsson- Svensson, Kallström- Larsson, Ibrahimovic, Elm- Toivonen 11'iyle başlattı ve 4-2-3-1 düzeniyle oynattı.

Fenerbahçe'nin Beşiktaş'ı deplasmanda 3-1 yenip "Şampi..." olduğu 2003/04 sezonundaki maçta stattaydım. Dolayısıyla çok net hatırlıyorum. Daum, Pierre van Hooijdonk'u orta sahanın göbeğine çok yakın bir bölgede oynatmıştı normalin aksine... Açıkçası bu taktik işe yaramıştı. Turnuva öncesi okuduğum yazılarda, Elmander'in İbrahimovic'in önünde oynadığını okumuştum ama Ibra'nın bu kadar geride oynayacağını düşünmemiştim. Aklıma da hemen Hooijdonk geldi. Evet, özellikle ilk yarıda, forvet arkası bölgeden bile daha geride oynadı Ibrahimovic Sırbistan karşısında. Sık sık geri geldi, top aldı, oyun kurmaya çalıştı. Etkili olduğunu söyleyemem ama gününde olmayan bir Kobe Bryant gibiydi. Hani şutlarının hiçbiri girmediğinde bile arkadaşlarına bağırır ve takımı ateşlemeye çalışır ya Kobe, onun gibi...

Maçın ilk golü, ilk yarının ortalarında Elmander'in yokluğunda oynayan Toivonen'den geldi. Fakat ben bu golü ona değil, Sırbistan kalecisine yazarım. Yapılan ortada topu elinden kaçırdı ve İsveçli golcüye fırsatçılığını konuşturmak kaldı. Birçok önemli yıldızı olmadan maça başlayan Sırbistan'ın golünü ise, bu tarz çok golü olan Subotic attı. Dortmund'lu oyuncu, kornerde iyi yükseldi ve maça eşitliği getirdi.

Maçın 2. yarısını yarım gözle izleyebildim çünkü bizim Ukrayna maçının ilk yarısıyla çakıştı. Ama şunu net bir şekilde söyleyebilirim, İsveç benim beklediğimden oyun olarak uzaktı. Hazırlık maçı olduğundan da olabilir, ara ara hareketlense de maçın geneli temposuzdu fakat neticede İsveç kazanmasını bildi. Sırbistan devre arasında kaleci değişikliği yaptı, giren kaleci de bana göre hatalı bir şekilde penaltıya yol açtı. Ceza sahasına giren İsveçli oyuncuyu düşürdü, düşürmese belki vuruşu gol olmayacaktı. Penaltıyı Ibrahimovic çok şık bir şekilde ağlara gönderdi.

Isaksson önemli kurtarışlar yaptı, sağ bek Lustig gözüme girdi. Çok şey beklediğim Sebastian Larsson ise vasatı aşamadı.

GRUPTAN ÇIKMA ŞANSI

İsveç'in gruptan çıkma şansına gelince... İsveç gruptaki ilk maçını ev sahibi Ukrayna ile oynayacak. Turnuvaların büyük çoğunluğunda ev sahipleri en azından gruptan çıkmıştır fakat Ukrayna'nın kadrosu İsveç'ten üstün değil. İsveç'in en azından 1 puan alacağını düşünüyorum ilk maçta. Hele bize karşı Ukrayna'nın oynadığı rezil futbolu görünce... Ukrayna maçı kazanılırsa, bence İsveç'in gruptan çıkma şansı %49'a yükselir. Çünkü İsveç 2. maçını İngiltere ile oynayacak. İngiltere'nin hücum hattını sürükleyen isim Wayne Rooney, cezası nedeniyle İsveç'e karşı da oynayamayacak. Bu İbrahimovic ve arkadaşları için büyük avantaj. Ayrıca İngiltere'de turnuva öncesi birçok sorun ve hoca değişikliği yaşandı, şu günlerde oynanan hazırlık maçlarında da Frank Lampard ve Gary Cahill gibi takımda direkt oynayacak 2 önemli yıldızı kaybettiler. İlk 2 maçta sağlanacak avantaj ve alınacak güzel sonuçlar, Fransa maçında da takımın direncini artırabilir.

Bahis sitelerinin 4. ve 5. favori olarak gösterdiği iki takımla aynı grupta olmak İsveç için fazlasıyla kötü -grupta da en az şans onlara veriliyor- ama bunu ilk 2 maçta avantaja döndürmek de kendi ellerinde. Aslında sözün özü, biraz da Zlatan ne derse o olacak...

3 Haziran 2012 Pazar

Dirk Kuyt


Uzun uzun yazacak hiç halim yok, kısa ve net: Dirk Kuyt çok iyi transfer... 1 milyon bonservis + yıllık 2.5 milyon alacağı söyleniyor, Tuncay diye diye Tuncay'ın her açıdan 1 gömlek daha iyisini aldık, sıra Ziegler'in yerine yeni Ümit Özat'ı bulmakta...


2 Haziran 2012 Cumartesi

Saçlara Gel


Seedorf'ün forvete daha yakın oynadığı, gerçek 10 numara olduğu zamanlar... Ki ben o zamanlar kendisinin hastasıydım... Neyse, postun konusu Seedorf'ün oyunu değil, saçları. Taribo West'in yeşile boyayıp unutulmaz bir görüntü oluşturduğu saçlarıyla yarışmaz mı?


Sergen & Sergen


Fotoğraf 12 yıl öncesinden... Sergen, Sergen adlı atını severken, yani öperken...