29 Mart 2009 Pazar

Fazla Bir Şey Değişmedi


Fazla bir şey değişmedi diyorum hatta iyi bile oldu denebilir. Şöyle açıklayayım, bugün bir beraberlik çıkarsaydık buradan, İspanya İstanbul'daki maçtan galip ayrılmak isteyecekti ve o maçı çok ciddiye alacaklardı. Fakat bugünkü galibiyetle neredeyse grupta 1. olmayı garantilediler, 2. maçta kendilerine fazla sıkmalarına gerek yok. Türkiye son dakikalarda yüklenmesi gerekirken oyunu kabullenmiş gibiydi, İspanya da topu kolay kolay vereceğe benzemiyordu. Artık bundan sonrasına bakmak lazım. Bosna dün akşam aldığı 4-2'lik galibiyetle gruptaki dengeleri değiştirdi. Evimizde grubun zayıf ekipleri Estonya ve Ermenistan ile oynayacağız, bu maçlardan 6 puanı kesin almamız gerekiyor. 14 puana ulaşırız böylelikle. Geriye evimizde oynayacağımız İspanya maçı, deplasmandaki Belçika ve yine deplasmanda oynayacağımız Bosna Hersek maçları kalıyor. Bu maçlardan da 5 veya 6 puan çıkarmamız lazım. Özellikle Bosna'yı deplasmanda yenip diğer maçlarda da berabere kalırsak grubu 2. olarak tamamlarız diye düşünüyorum. Bosna'yı yenmeliyiz diyorum, çünkü onların son maçı evlerinde rahat İspanya'ya karşı. Bizim İspanya'yla oynayacağımız akşam Bosna da evinde Belçika ile oynayacak. İki maçın da berabere bitmesi bizim için en iyisi. Özellikle biz yenilirsek ve iki ekipten biri galip gelirse çok zor bir hal alır gruptan çıkmamız...

27 Mart 2009 Cuma

Delgado...


Beşiktaş'a büyük umutlarla gelmişti, hiç de azımsanmayacak bir bonservis bedeliyle transfer olmuştu. Uzun bir süredir de Beşiktaş'ta oynuyor, bir değerlendirme yapabilirim. Öncelikle söylemeliyim ki Delgado çok büyük bir futbolcu değil. Onun gibi onlarca yabancı futbolcu oynadı Türkiye'de. Tabii bu Delgado'nun futbolculuğunu küçümsediğim anlamına gelmez, kendi çapında gayet iyi bir futbolcu o da. Beşiktaş'ın en farklı oyuncusu açık ara. Ama Beşiktaş'ı şampiyonluğa taşıyabilecek bir isim değil. Örneğin; onun yerine Alex oynasaydı Beşiktaş'ta, bu sezon rahatlıkla şampiyon olabilirler diyebilirdim. Tamam, Delgado da teknik bir oyuncu, uzaktan şutları iyi, çalım atabiliyor, oyunu öne taşıyabiliyor. Fakat belirli bir performansı yok. Çok üst düzey bir futbolcu olmamasına rağmen istikrarlı olsaydı Beşiktaş'a ve Türk futboluna çok yararlı olabilirdi ve maalesef istikrarlı bir isim değil. Ne bir Okocha, ne bir Revivo, ne bir Alex, ne bir Hagi... Hatta Yusuf ve Ceyhun'un 26-27 yaşındaki hallerinden pek bir artısı yok. Beşiktaşlıların geneli bu durumu kabullenemiyorlar fakat durum bu. Beşiktaş gerçekten her sezon şampiyon olabilecek bir ekip kurmak istiyorsa ilk iş Delgado'yu gönderip daha iyi bir 10 numara almalı...

Yemekteyiz


İlk başladığında izlememiştim hiç. Ekşi Sözlük'le beraber haberim oldu Yemekteyiz'den. Kısa bir süre sonra izlemeye başladım ve her hafta düzenli bir şekilde olmasa da, bazı haftalar yakından takip ettim programı. Öncelikle söylemeliyim ki, bu program bağımlılık yaratıyor. Belki de ben tartışma izlemeyi sevdiğim için bana öyle geliyor, bilemiyorum. Tartışma olmayan, sade haftaları izlemiyorum. Ne zaman ilginç yarışmacılar olsa televizyon başından ayrılamıyorum. Yemek yapmaktan anlamamama rağmen, yemek yapılmasını izlemeyi de seviyorum. Örneğin; Nika ve Naim'in olduğu haftayla, Adana'daki Hikmet'li, Faruk'lu yarışmayı hiç kaçırmadan izledim. O haftalarda genel olarak da reyting yüksekti bence. Aslında o haftalardaki yarışmacı benzerlerini seçseler her hafta, yine büyük reyting alır program. Neydi o iki programın ortak özellikleri? Nika ve Selbi adında, henüz 18'ini yeni bitiren, yemek yapmasını bilmeyen ve kendisini beğenen tipler. Naim, Hikmet gibi enteresan tipler. 40-45 yaşlarında ev hanımları. Yine orta yaşlı hanımlar.

Yarışma boyunca izlediğim en enteresan iki tip Adana'lı Hikmet ve meşhur Hasan Amca. Çok zor gelir bir daha onlar gibi yarışmacı. Bazen çok güzel yapan, arkadan konuşmayan, 1. olmayı hakeden tipler de çıkmıyor değil. Fakat öyle yarışmacılar olduğu sürece Yemekteyiz izlenmez. Eminim ki herkes benim gibi tartışma programı izler gibi seyrediyor programı... Bu arada Hasan Amca sadece 4 puan alarak yarışma rekoru kırdı dün akşam.

İspanya-Türkiye?

25 Mart 2009 Çarşamba

Futbol Blogunda Flamenkonun Ne İşi Var?

Büke'nin bana gönderdiği ilk şarkıydı, 4 kış geçti sanırım üzerinden. Yarın kendisiyle uzun süreden sonra ilk defa görüşüp Starbucks'ta bir kahve içecez. Buluşmanın şerefine blog ahalisi de bu şarkıdan haberdar olsun istedim. Paco çalıyor Camaron söylüyor.

23 Mart 2009 Pazartesi

İbo



İbrahim Kutluay en sevdiğim basketbolcudur/basketbolcuydu. Başka bir ara onunla ilgili bir şeyler de yazarım. Bu basketi izleyin istiyorum...

Ligue 1 Değerlendirmesi


Fransa futbolunu yakından izlediğimi söylersem Allah adamı çarpar. Ayda 1-2 maç anca izleyebiliyorum. Ama yine de bir değerlendirme yapalım. Ligin bitmesine 9 hafta kaldı, ülkemizdeki gibi birçok takımın hala iddiası var Fransa'da da. Lyon 56 puanla lider, Marsilya 55 puanla ikinci, Bordeaux 53 puanla üçüncü, PSG, Toulouse ve Lille 52'şer puanla ilk 3'ü takip ediyorlar. Her sene açık ara giden Lyon, 29 maçta sadece 38 gol atabildi. Ligin en az yenilen ekibi Rennes, liderin 8 puan gerisinde 7. durumda. Gol krallığında Toulouse forması giyen André-Pierre Gignac 17 golle ilk sırada. Onu 15 golle Guillaume Hoarau, 13 golle Fernando Cavenaghi, 12 golle Karim Benzema takip ediyor. Küme düşme hattına gelirsek, son sıradaki Le Havre düştü gibi. Bizdeki Hacettepe'den farkı yok. Fransa'nın köklü ekiplerinden Saint-Etienne de düşme tehlikesi yaşıyor. Onların dışında Nancy, Nantes, Sochaux ve Caen de düşmeye en yakın ekipler.

Şampiyonluğa Sevinememek


Bu ligde ne olacağı hiç belli olmaz, Fenerbahçe ve Galatasaray'ın da hala önemli ölçüde şampiyonluk şansı var. Oldu ya bu iki ekipten biri şampiyon oldu, taraftarları nasıl sevinecekler, sabahlara dek kutlama yapacaklar merak ediyorum. Ben Fenerbahçeliyim, açıkça söylüyorum Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını istemiyorum. Çünkü takım kötü futbol oynuyor, şampiyonluğu haketmiyor. Kısaca neticeye değil haticeye bakıyorum. Benim gibi düşünenler azınlıkta. İnsanlar şampiyon olalım da, kupayı kaldıralım da nasıl olduğu çok da önemli değil görüşüne sahipler. Türk futbolunun bu noktaya gelmesine sebep olanlar da, ne olursa olsun şampiyon olalım insanları. Sen takımın belli bir oyun sisteminde oynuyor mu bakma, gelir-gider dengesini önemseme, yapılan transfer harcamalarına ses çıkartma, takımın kötü futbol oynayınca eleştirme, sonra ne olacak bu Türk futbolunun hali diye debelen dur.

15 yıla yakın bir süredir Fenerbahçe'yi izliyorum, izlediğim en kötü oyunlarından birini oynuyor Fenerbahçe. Hem de o kadar maddi imkana rağmen. Gerçekten şampiyon olsak dahi zerre kadar sevinmeyeceğim bu oyun devam ettiği sürece. Takımı 2 kez şampiyon yapan, diğer sezonda da 80 puanın üzerinde puan toplamasına rağmen son maçta şampiyonluğu kaçıran Daum'un suçu neydi o zaman? Takım kötü futbol mu oynuyordu? Hayır. Bence Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kalınan Zico'nun ekibinden de iyiydi takım, Aragones'in ekibinden de.

Konudan konuya atlamak istemiyorum, bloga bundan sonra daha fazla zaman ayıracağım için sık sık benzer konulardan bahsedeceğim. Kısaca Fenerbahçe ve Galatasaray'ın şampiyon olmasını istemiyorum bu sezon. Bu oyuna rağmen olurlarsa da taraftarları hangi yüzle sevinecekler merak ediyorum. Bekleyip göreceğiz...

Petra Nemcova

Tümer Golle Döndü


Tümer'den uzun süredir ses çıkmıyordu. Aslında ben bu sezon da Fenerbahçe'ye yararlı olacağını düşünüyordum. Larissa'nın 2. golünü atmış. Tümer bayağı sevdiğim bir futbolcudur, Fenerbahçe'ye çok yararlı olduğunu söylemek zor ama her zaman başarılı olmasını isterim. Gollerine devam eder inşallah.

20 Mart 2009 Cuma

UEFA Kupası Kuraları


Bir Fenerbahçeli olarak dün Galatasaray'ın elenmesiyle derin bir oh çektim. Belirtmeden geçemeyeceğim. Hamburg, Manchester City ile eşleşti. Manchester City'nin ne yaptığı belli olmuyor açıkçası. Çok zor geldiler bu noktaya. Yine de eşleşmenin favorisi onlar. PSG, Dinamo Kiev ile eşleşti. Paris ekibini hiç sevmem, elensinler istiyorum, fakat tur ortada. Werder Bremen şampiyon adaylarımdan biri, Udinese ile eşleştiler. İtalyan ekipleri bu sezon kötü fakat yine de Udinese'nin o kadar kolay pes etmeyeceğini düşünüyorum. Yine de Alman ekibi turu geçecektir. Lucescu'nun ekibi Shakhtar Donetsk, Marsilya ile eşleşti. Marsilya turu geçer diyeceğim fakat Shakhtar'ın ne yapacağı belli olmaz. Ben Manchester City-Werder Bremen finali bekliyordum fakat finalde eşleşemeyecekler kura gereği.

Şampiyonlar Ligi Kuraları


Evet, sonunda kuralar çekildi. Hemen bir değerlendirme yapalım. Manchester United-Porto. Manchester United'ı sevmem, Porto'yu da fazla sevdiğim söylenemez ama inşallah Porto sürpriz yapıp Manchester'ı eler. Ama sanmıyorum...

Arsenal-Villarreal eşleşmesine gelince. Arsenal'in sakat futbolcuları kadroya dahil olacak gibi duruyor maça kadar. Villarreal'i bu sezon fazla izlemedim ama turu geçerlerse kimse bir şey diyemez herhalde. Yine de favori Arsenal...

En güzel eşleşme Barcelona-Bayern Münih eşleşmesi. Baştan söyleyeyim, Bayern Münih'i de fazla sevmem ama bu turu Bayern Münih'in geçmesini istiyorum. La Liga'da da hiç sevmememe rağmen Real Madrid'in şampiyon olmasını istiyorum. Çok formda takımlara her zaman gıcık olmuşumdur. Tabii ki favori Barcelona ama Bayern Münih de her zaman Bayern Münih'tir.

Liverpool bu aralar belki de en formda takım. Liverpool'u severim, oyuncularını da seviyorum. Turu onların geçmesini istiyorum fakat bir yanda da en sevdiğim teknik direktörlerden biri olan Guus Hiddink var. Liverpool formda olsa da bu tur ortada bence. Az gollü maçlar olacağını düşünüyorum.

Shay Given



Ağustos ayında izlediğim ve Manchester City'nin zar zor uzatmalara götürdüğü Midtjylland maçında penaltılarda Joe Hart harikalar yaratmıştı ve Manchester ekibi bir üst tura çıkmıştı. Dün gece de Manchester'ın yeni transferi Shay Given iki penaltı kurtardı ve çeyrek finale taşıdı takımını. Bakalım kaleciler nereye kadar onları taşımaya devam edecek...

17 Mart 2009 Salı

Lost



Lost deyince herkesin aklına dizi geliyor fakat maalesef değil. Noir Desir'in en güzel, en sevdiğim şarkılarından biri. Klibi de pek güzel. Bilenler vardır pek tabii ki ama ben bilmeyenler için yazayım dedim. Dinleyin, dinlettirin.

Şampiyonluk Yarışı


Ligin bitmesine 10 maç kaldı. Liderle 5. Galatasaray arasında sadece 5 puan var. 3 büyüklerden hiçbiri şampiyonluğu haketmiyor bana göre. Ben Fenerbahçe şampiyon olursa sevineceğimi sanmıyorum. Sevinecek olanları da normal karşılamıyorum. Tek tek bakalım şimdi bu 5 takımın kalan maçlarına.

Sivasspor: Bu hafta Beşiktaş ile oynayacaklar kendi sahasında. Son hafta da Galatasaray deplasmanındalar. 29. haftada ise Trabzonspor ile Sivas'ta mücadele edecekler. Büyük bir avantaj tabii ki bu. Ligin üst düzey takımlarından sadece Gaziantep ile maçları kaldı. Sivas'ın şampiyon olmasını istiyorum Türk futbolunda bazı şeylerin değişmesi için. Kalan 3 derbiden 4 puan çıkartabilirlerse, özellikle de bu hafta Beşiktaş'ı yenebilirlerse şampiyonluğun en büyük adayı olurlar. Çünkü bu takım diğer Anadolu kulüpleriyle oynadığı maçları öyle veya böyle kazanıyor.

Beşiktaş: Beşiktaş'ın zor maçları var fakat fikstür avantajı var. Fenerbahçe ve Galatasaray ile sahasında oynayacak. Tamam bu bir avantaj ama herkesin dikkat etmesi gereken bazı noktalar var. Beşiktaş'ın son maçı Denizlispor ile deplasmanda ve kimse unutmamıştır herhalde Fenerbahçe'nin şampiyonluğu nasıl kaybettiğini. Ayrıca bu hafta Sivas ile deplasmanda oynayacak, bir sonraki hafta da İstanbul'da Kayseri maçı var. Beşiktaş'ın 4 puan alması lazım bu 2 maçtan. Diğer bir dezavantaj kalan 10 maçın 6'sının deplasmanda olması. Ayrıca Beşiktaş'ın son yıllarda son haftalara iddialı girip şampiyonluğu kaybettiğini herkes biliyor. Bence Fenerbahçe ve Galatasaray'ın şansı Beşiktaş'tan daha fazla.

Trabzonspor: Uzun bir süre sonra ilk defa bu kadar iddialı Trabzonspor şampiyonluk yarışında. Daha önceki Ersun Yanal takımlarındaki gibi fazla gol atmıyorlar. Kalan 10 maçta zorlu ekiplerle karşılaşacaklar. En büyük avantajları son maçta sahalarında Fenerbahçe ile oynamaları. Sivas ve Gaziantep'le deplasmanda oynayacaklar. Sivas deplasmanının ardından sahalarında Kayserispor ile karşılacaklar ki, bu da kritik virajlardan biri. Şampiyon olmak istiyorlarsa bu 2 maçtan 4 puan almaları lazım. Sivas veya Trabzonspor'un şampiyon olmasını istediğim için, inşallah başarılı olurlar diyorum. Ama kendi sahalarında son 3 maçta sadece 1 puan aldılar, bu böyle giderse erkenden havlu atarlar.

Fenerbahçe: Sivasspor maçlarından sonra umutlanmıştım fakat böyle olacağını biliyordum. Ahmet Çakar futbolcuların maç seçtiklerini söylüyor, ben de katılıyorum Ahmet Hoca'ya. 10 maçın 6'sı deplasmanda ve Fenerbahçe deplasmanda çok kötü. Evindeki 4 maçta 12 puan alması lazım Fenerbahçe'nin. Deplasmanda oynayacağı 3 derbiden de minumum 4 puan alması lazım. Deplasmandaki 6 maçtan sadece Antalyaspor maçı kolay gibi, o da düşme hattında olduğu için kritik bir nokta. Kısaca Fenerbahçe'nin işi çok zor, ilk 2'ye girmesini beklemiyorum Fenerbahçe'nin. Tabii unutulmaması gereken nokta, Fenerbahçe'nin büyük maçlarda çok iyi oynadığı, 3 derbiden 7 puan çıkartırsa Fenerbahçe kimse şaşırmamalı.

Galatasaray: Sezon başında Galatasaray açık ara şampiyon olur deniyordu fakat şu an 5. durumda takım. Hoca değişti, takım iyi top oynamıyor. Lincoln sorunlu, Meira gitti, Servet sakat... Galatasaray'ın avantajı kalan 10 maçın 6'sını sahasında oynayacak olması. Bu maçlarda alacağı 15 ve üstü puan ilk 2'ye sokar Galatasaray'ı. Deplasmanda Beşiktaş ve Gaziantep ile oynayacaklar. Galatasaray son 2 hafta yani Beşiktaş ve Sivas maçlarından 4 puan çıkartırsa şampiyon olur diye düşünüyorum. Tabii bunu iç sahada 6 maç oynayacak olmasını bir artı olarak gördüğümden söylüyorum.

14 Mart 2009 Cumartesi

Bu Kadar da Hata Olmaz


Eski adıyla Superspor, yeni adıyla Sporx, yıllardan beri en çok tıkladığım sitelerden biridir. Ama son yıllarda öyle hatalar yapıyorlar ki, site hakkındaki görüşlerim iyiden iyiye değişmeye başladı. Arsenal maçının sonucundan haberim var, 4-0 yendi Blackburn'u. Fakat Sporx'e göre 2-0 yenmiş Arsenal. Çok da önemli değil diyebilirsiniz. Fakat birisi alt-üst bahisi oynamışsa çok önemli Sporx'in yaptığı bu hata. Belirtmeden geçemedim, inşallah böyle hataları minumuma indirgerler.

Halim


Blogda anket de düzenlemiştim, neredeyse eşit oy aldı Ali ve Halim. Ali'nin bu kadar oy almasını anlayamıyorum. Tamam Halim'ciyiz diye Halim'in yanlışlarını görmüyor değiliz fakat yapılır mı hakikaten bu Halim gibi adama... Ayrıca İlker Aksum'u da kutlayayım burdan, gerçekten böyle bir olayı yaşarmışcasına oynuyor.

İspanya'dan Ayrılmayacakmış!


Sezon sonunda David Villa'nın Valencia'dan ayrılmasına kesin gözüyle bakılıyor. Benim de çok sevdiğim bir futbolcu olduğu için transferiyle de yakından ilgileniyorum açıkçası. Basına açıklama yapmış menajeri, Villa İspanya'dan ayrılmayacak demiş. Bu da ya Barcelona'ya, ya Real Madrid'e transfer olacağı anlamına geliyor. Bence Barcelona'ya transfer olacaktır İspanya'da kalacaksa. Bekleyip göreceğiz tabii ki.

Bianca Balti

Nick Moran


En sevdiğim filmlerden biri olan Lock, Stock and Two Smoking Barrels'ın, en sevdiğim karakteri Eddie'yi canlandıran oyuncu... 1969 doğumlu İngiliz aktörün başka bir yapımını izlediğimi hatırlamıyorum maalesef. Özellikle filmde kumarda paraları kaybettikten sonraki halleri tekrar tekrar izlenmeye değer...

Arkadaşım ve Nejat Alp



Arabesk müzik dinleyen, taverna kültürüne seven bir insan olarak söyleyebilirim ki, Nejat Alp'i pek dinlemem, şarkılarının da çoğunu bilmem. Fakat Arkadaşım ve klibi gerçekten efsane statüsüne girmiştir gözümde.

Şarkıda sevgilinizin cep telefonunu karıştırmayın mesajı veriliyor. Ayrıca 1:35'te Ozan'ı elle gösterişi var ki, ilk izlediğimde müşterilerin eline ne geçirirlerse Ozan'ın kafasına atacaklarını zannettim. İzleyin, izlettirin diyorum, başka da bir şey demiyorum...

13 Mart 2009 Cuma

Hafta Sonu Maçları


Fenerbahçe-Kocaeli: Aslında bu maçla ilgili konuşacak pek şey yok. Fenerbahçe'nin son haftalarda oynadığı oyunla birlikte şampiyonluğa inanmaya başladım. Dolayısıyla Fenerbahçe'nin bu maçı kesinlikle kazanması lazım. Fenerbahçe'nin şampiyon olabileceğine inanmayanlar 0 veya 2 oynayabilirler.

Manchester United-Liverpool: Hafta içi iki takımın da maçını izledim. Beraberlik bekliyorum bu karşılaşmadan, ilk yarıda da gol olacağını sanmıyorum. Dolayısıyla 2.5 altı tercihine oynamak da daha mantıklı gibi geliyor bana.

Hannover-Dortmund: Beraberlik beklediğim bir başka karşılaşma daha. Borussia Dortmund'un son 9 lig maçının 6'sı berabere bitti. Hannover ise son maçta Bayern Münih'ten fark yedi fakat o karşılaşmanın ölçü olmaması gerekir. İki takımın ilk devrede oynadığı karşılaşma da 1-1 berabere bitmiş.

Wolverhampton-Charlton: Ev sahibi ekip lig lideri, konuk ekip sonuncu. Dolayısıyla fazla konuşmaya gerek yok. Gerçi böyle maçlara ne zaman oynasam tutmaz ama yine de oynamakta ve bilgi vermekte fayda var. Wolverhampton'ın son 6 maçının 5'i alt bitmiş ayrıca.

Beşiktaş-Gençlerbirliği: Beşiktaş'ın iyi futbol oynadığına inanmıyorum ve bir gün takılacağına inanıyorum. O takılma günü bence geldi. Konuk ekibin son 7 maçta 4 galibiyet, 2 beraberliği var ve 14 puan topladı. Deplasmanda 22 Kasım 2008'den beri kaybetmiyor. Tamam Beşiktaş favori ama direkt 0 veya Gençlerbirliği yenilmez oynanabilir.

Kopenhag-Esbjerg: Kopenhag lig lideri, Esbjerg 12 takımlı ligde 10. sırada ve sonuncu ile sadece 1 puan var arasında. Kopenhag 3 maçtır kazanıyor, Esbjerg 4 maçtır berabere kalıyor. Kopenhag kazanır diyorum, daha fazla bilgi vermenin gereği yok.

Celtic-G. Rangers: Lider Celtic ile ezeli rakibi Rangers arasında sadece 3 puan var ve şampiyonluk yarışında her zamanki gibi rakipleri yok. İki takım arasında 15 şubatta oynanan karşılaşma 0-0 sonuçlanmıştı. Celtic'in bu sefer kazanacağını düşünüyorum.

12 Mart 2009 Perşembe

UEFA Kupası Maçları


Evet arkadaşlar, bu akşam güzel karşılaşmalar var. Hepsi hakkında tahminde bulunmak istemiyorum, kafamda belirlediğim bazı maçlar hakkında görüşlerimi bildireceğim.

Cska Moskova-Shakhtar Donetsk: Bu tarz maçların sonucunu tahmin etmek zordur. Shakhtar deplasmanda 3-0 yense bile şaşırmamak lazım. 1 veya 0 en garantisi olarak gözükse de, yüksek oran isteyenler için direkt 0 en iyi seçim olarak duruyor.

Werder Bremen-St-Etienne: Bremen'in final oynayacağını düşünüyorum UEFA Kupası'nda. Dolayısıyla bu karşılaşmadan avantajlı bir skorla ayrılacaklarını iddia ediyorum. Fransız ekibi gol atarsa, maç üste doğru gider.

Manchester City-Aalborg: Manchester City'nin de Bremen gibi finale çıkacağını düşünüyorum. Danimarka ekibi iyi bir performans gösterse de, Manchester City karşısında tutunacaklarını sanmıyorum. Az gollü bir maç olmasını bekliyorum.

Hamburg-Galatasaray: Galatasaray'ın Avrupa Kupaları'nda gösterdiği performans ortada. Hamburg da ligde kötü gidiyor son haftalarda. Fakat onlar da UEFA Kupası'nda farklı bir performans sergileyeceklerdir. 1 veya 0 oynamak en mantıklısı bu karşılaşmaya.

Marsilya-Ajax: Ajax ne yapacağı belli olmayan bir ekip. Kaliteli oyuncuları olsa da istikrarlı bir performansları yok. Bu karşılaşmanın 2.5 üstü biteceğini düşünüyorum, Ajax gol atacaktır, attığı golden fazlasını da yiyecektir.

11 Mart 2009 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi Çarşamba Gecesi


Barcelona-Lyon: Gelmiş geçmiş en iyi performanslardan birini sergileyen Barcelona'ya yenemez demek ayıp olur. Ben yine de sanılan kadar kolay kazanacağını düşünmüyorum. Üst oynamak daha mantıklı bir seçenek gibi duruyor. 2-1 gibi bir skor bekliyorum.

Roma-Arsenal: Adamım Vucinic'in bu maçta çok iyi oynamasını bekliyorum. Ayrıca Roma yenilmez diye oynamak en mantıklısı. Alt-üst oynayacaklara da tavsiyem alt oynamaları. Adebayor maç kadrosunda yok bu arada, o yüzden ibre Roma'ya doğru kaydı diyebiliriz.

Manchester United-İnter: İlk karşılaşma 0-0 biter demiştim, dediğim gibi sonuçlanmıştı. Bu maçtan da az gol bekliyorum. Turu ise beklenenin aksine İnter'in geçeceğini düşünüyorum.

Porto-Atletico Madrid: Bu karşılaşmaya 0 veya 2 oynamak en akılcı şey olur. Gerçi Forlan ilk 11'de oynamayacakmış, yabancı gazeteler öyle söylüyorlar. Alt-üste gelince, üst diyorum.

10 Mart 2009 Salı

Canım Ailem

Şampiyonlar Ligi Salı Gecesi


Hafta sonu tahminlerim pek iyi değildi. Şampiyonlar Ligi'nde telafi etmeye çalışacağım. Evet bu akşamki maçları yazayım.

Bayern Münih-Sporting Lizbon
: Şampiyonlar Ligi'ndeki 8 maçın en kolayı. İlk maçtan sonra formalite artık bu karşılaşma. Luca Toni ve Ribery gibi isimler de riske edilmeyecekmiş bu karşılaşmada. Alt diyorum, bir dahaki maça geçiyorum.

Liverpool-Real Madrid: İlk karşılaşmada Liverpool'un deplasmanda kazanacağını söylemiştim, kazandı. Bu sefer de Real Madrid'in yenilmeyeceğini söylüyorum. İlk karşılaşmayı Liverpool kazanmasaydı bu maçı Liverpool'un kazanacağını söylerdim fakat oranlar ve sonuçlar önemli. Alt da 2. bir seçenek.

Juventus-Chelsea: Trezeguet sakatlığı atlattı ve bu maçta kadroda. Hiddink'e ilk karşılaşmada olduğu gibi güveniyorum ve Chelsea'nin yenilmeyeceğini düşünüyorum.

Panathinaikos-Villarreal: Panathinaikos ilginç sonuçlar almaya devam ediyor. Bu maçın sonucunu da kestirmek zor. Bol gollü bir karşılaşma olacağını düşünüyorum, 2.5 üstü diyorum.

8 Mart 2009 Pazar

You Don't Fool Me



Dün akşam Line'da bir arkadaşımızın doğum gününü kutladık. Sahnede Kolpa diye bir grup vardı eski bir grup ama ben ikinci kez dinledim, oldukça başarılı coverlar yapıyorlar. Neyse 02:00'dan sonra ekip yavaş yavaş dağılmaya başladı. En son ben kaldım bizim tayfadan. Ben de tam kapıya yönelirken grup you don't fool me çalmaya başladı. Bi:Dr duvara yaslanıp dinledim, sarhoş kafayla yalnızken dinlemek gerek bu şarkıyı.

http://www.myspace.com/kolpa

Josie Maran

Jenerasyonlar 1 - FC Girondins de Bordeaux


Uzun zamandır Bordeaux'nun 1995'teki çıkışıyla ilgili bir şeyler yazmak istiyordum karşıma bu fotoğraf çıktı. Soldan sağa Lizarazu, Zidane ve Dugarry var. Ortadaki amca da Pierot Labat isimli birisi tam emin değilim ama eski bir koç futbol DVD'si türü bir şey çıkarmış.

Fransız takımlar enteresan takımlar şampiyonlar ligii kazanıp ertesi sene kümeye oynayabilecek kadar dengesizler. Bkz: Monaco. Zaman zaman enteresan çıkışlar yapabiliyorlar. İşte bu çıkışlardan en enteresanını 1995'te geçtiğimiz hafta Galatasaray'a elenen Bordeaux yapmıştı.

Baljiç, Mususi, Ercüment'li Bursaspor'un İntertoto yarı finalinde Karlsruhe'ye penaltılarla (Ercümen penaltı atışında ağları delmişti) elendiği sene kaybettiği sene fotoğraftaki isimlerin önderliğinde büyük sükse yapan Bordeaux aynı kupadan gelerek UEFA'da finale kadar çıkmıştı.

İntetoto finalinde Bursaspor'u eleyen Karlsruhe'yi saf dışı bırakan Bordeaux sırasıyla Üsküp Vardar, Rotor Volgograd, Real Betis gibi takımları eleyerek çeyrek finale kadar çıkmıştı. Çeyrek finaldeki rakipleri müzesinde hiç uefa kupası bulunmayan Weah'lı, Saviçeviç'li, Boban'lı Milan'dı. Daha önce Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nı, Şampiyonlar Ligi'ni, Kupa Galipleri Kupası'nı, Avrupa Süper Kupası'nı ve Intercontinental Cup'ı kazanan Milan gerçekten UEFA kupasını almak istiyordu. Bordeaux ilk maçı San Siro'da 2-0 kaybetmiş ama Parc Lescure'daki rövanşta Milan'ı 3-0 yenerek yarı finale çıkmışlardı. Yarı Finaldeki rakipleri Çeklerin güçlü temsilcisi Slavia Prag'dı.
Bordeaux iki maçı da kazanarak, yarı finalde Barcelona'yı eleyen Bayern'in rakibi oldu.


Kahn, Matthäus, Babbel, Helmer, Sforza, Scholl, Klinsmann gibi yıldızları kadrosunda bulunduran Bayern Münih Olimpiyat Stadı'ndaki ilk maçı Helmer ve Scholl'un golleriyle 2-0 kazanmıştı. (O maçta Zidane ve Dugarry kadroda yoktu)

İkinci maçta da fazla varlık gösteremediler ve kendi sahalarında 3-1 mağlup oldular. bu maçın golleri, Scholl, Kostadinov, Dutuel ve Klinsmann'dan geldi.

Tahmin edebileceğiniz gibi Bordeaux bu kadroyu uzun süre elinde tutamadı. Ertesi sezon Zidane Juventus'a, Lizarazu Atletic Bilbao'ya, Dugarry Milan'a, Witschge Ajax'a gitti.

Andriy Voronin


Dün attığı 3 golle Hertha Berlin'in rakipleriyle puan farkının kapanmasını engelledi. Hertha Berlin yöneticileri onu Liverpool'dan kiralamakla çok iyi bir iş yaptılar. 1979 doğumlu Ukraynalı yıldız takımını şampiyonluğa taşıyabilecek mi hep beraber göreceğiz...

6 Mart 2009 Cuma

Hafta Sonu Maçları


Evet arkadaşlar, tahminlerimize başlıyoruz.

Stuttgart-Borussia Dortmund: Ev sahibi Stuttgart 7., Dortmund 9. sırada. Aralarında 3 puan var. Stuttgart son 8 maçta yenilmedi ve iyi bir performans sergiliyor. Son 4 lig maçında 12 gol attı, 8 gol yedi. Dortmund ise ligin en az yenilen ve en çok berabere kalan ekibi. Son 8 maçının 6'sında berabere kaldı. Ben bu karşılaşmadan da beraberlik bekliyorum, 3.10 gibi güzel bir oran var fakat risk almak istemeyenler 1 veya 0 oynayabilirler, 1.14 onun oranı da.

Roma-Udinese: Roma son senelerde çok yakından takip ettiğim bir ekip. Sezona kötü başlamışlardı fakat Spalletti yönetiminde toparlanmayı bildiler. 6. sıradalar şu an ve evindeki son 4 karşılaşmayı kazandı. Udinese ise 12. durumda. Kuvvetli ekiplerle deplasmanda oynadıkları tüm maçlarda yenilmişler. İnter, Milan, Juventus, Fiorentina... Bu karşılaşmayı Roma'nın kazanmasını bekliyorum fakat ilk yarı 0 seçeneği gayet güzel bir oran getirecektir. 4.25'miş 0/1 oranı.

Torino-Juventus: Torino son sıralarda ve kümede kalma mücadelesi veriyor. Aslında iyi mücadele ediyorlar, son 7 maçının 6'sını beraberlikle sonuçlandırmayı bildiler. Son maçlarına baktığımızda, Lazio ve İnter'le de deplasmanda berabere kaldığını görüyoruz. Juventus ise İnter'e daha da yaklaştı, 7 puan kaldı liderle arasında. İki haftadır kritik galibiyetler alıyorlar. Bu sefer takılacaklarını düşünüyorum. 1 veya 0 diyorum. 1.47 oranı var...

Real Madrid-Atletico Madrid: Barcelona ile arasında sadece 4 puan kalan Real Madrid bu karşılaşmaya çok önem veriyor. Olası bir puan kaybında bu şansı bir daha yakalayamayabilirler. Ligde art arda 10 maçtır galip geliyor ev sahibi ekip. Bu maçların 6'sı alt, 4'ü üst bitmiş. Konuk ekibe gelecek olursam, onlar da 5. sıradalar ve Şampiyonlar Ligi için mücadele veriyorlar. Geçtiğimiz hafta Agüero önderliğinde Barcelona'yı yenerek Real Madrid'in ekmeğine yağ sürdüler. Bu karşılaşmanın 2.5 üstü olmasını umuyorum. 1.45 oranı var.

Den Haag-Ajax: Den Haag, 18 takımlı ligde 23 puanla 15. sırada. Geçtiğimiz hafta Twente'ye kaybettiler. Ajax ise 3. sırada ve artık şampiyon olması çok zor görünüyor. Yine de bu karşılaşmayı kazanmak isteyeceklerdir. Son 3 maçını kazandı Ajax. 1.35'lik oranıyla Ajax'ın bu maçı da kazanacağını düşünüyorum.

Eyüp-Van Bld. Spor
: Eyüplü olduğum için Eyüpspor'u yakından takip ediyorum. 2. lig'e yükseldiğinden beri ilk defa Yükselme Grubu'na kaldı ekip fakat şu ana kadar istenen başarıyı sergileyemedi. 7 maçta topladığı 7 puanla 7. durumda Eyüpspor. İç sahada oynadığı 3 maçta da berabere kaldı. Konuk Van Belediye ise, 9 puanla 4. sırada. Eyüpspor'un üstteki takımların arasına katılabilmesi için kazanması gereken bir maç. 2.00 oranı var Eyüpspor'un ve bence gayet iyi bir oran.

Kayseri-Fenerbahçe: Aslında bu maça uzun uzadıya yorum yapmama gerek yok. Zaten herkes kendi çapında bir yorum getirecektir bu maça. Ben Fenerbahçe'nin zor da olsa 1-0 gibi bir skorla kazanacağını düşünüyorum bu karşılaşmayı. Gol de son 20 dakikalık bölümde gelecektir. Dolayısıyla 0/2 oynamak en mantıklısı bence. Oran 4.25...

5 Mart 2009 Perşembe

Bahis Köşesi


Şampiyonlar Ligi maçları için tahminde bulunmuştum, hiç beklemediğim bir şekilde mailler aldım. Çoğu okur blogda tahminlere yer vermemi istiyor. Yaklaşık 5 yıldır bahis oynuyorum, zaman zaman çok kötü tahmin yaptığım da oldu fakat genelde başarılı olduğumu söyleyebilirim. Kısaca elimden geldiğince tahminlerimle buradan okurlarla buluşacağım her cuma akşamı. Belirtmem gereken bir nokta var. Kimsenin söyleyeceğim maçlara büyük paralar yatırmasını istemiyorum. Zaten bütün maçları bilecek olsam, şu an bilgisayar başında bunları yazmakla uğraşıyor olmazdım. :)

Şampiyon?

2 Mart 2009 Pazartesi

Her Maç Deplasmanda Olsa


Trabzonspor bu sezon deplasmanların açık arayla en iyi takımı. Zirvede yer alan diğer takımların deplasman karnelerine bakıldığında Trabzonspor’un bu açıdan bile bu sezon ne kadar büyük bir iş yaptığı gün gibi ortada.

Trabzon deplasmanı Avni Aker’e rakip takımlar her zaman için farklı bir gözle bakarlar, zorluğu hakkında değişik ve genelde hep aynı kapıya çıkan yorumlarda bulunurlar. Ancak olayın içerisinde olan bizler, Avni Aker’in Trabzonspor için daha zor olduğunu biliriz. En son örnek geçen haftaki Denizlispor maçı oldu. Trabzonspor’un 1 seneyi aşkın bir süredir ligde kendi evinde aldığı ilk yenilgiye sahne olan bu maçta stadı dolduran Trabzonsporlular son yılların en tiyatrovari seyrini gerçekleştirdiler ve çoğu kimse tarafından da maçın kaybedilmesinde önemli bir etken olarak gösterildiler. Deplasman maçlarında ise bu başarılı performansın saha içerisine ait bir çok sebebi vardır ancak bazen insan acaba futbolcular dışarıda kafa olarak daha mı rahat oluyorlar düşüncesi de akla gelmiyor değil.

Maçtan önce aslında çok da dillendirilmese de gergin bir bekleyiş vardı camiada. Zira son üç haftadır kaybedilen puanlar, bundan kötüsü sergilenen futbol Trabzonsporluları telaşlandırıyordu. Rakibin de hem Mehmet Özdilek sonrası genel performansı hem de kendi evinde zirvede takımlara karşı aldığı başarılı sonuçlar (ki buna ben kaybetmiş olmalarına rağmen ligin ilk maçındaki Beşiktaş karşılaşmasını da ekliyorum) tüm bunların sütüne Bordo-mavililer adına tuz-biber ekiyordu. Maçın ilk yarısında Trabzonspor, genelde İbrahima Yattara’nın başlattığı pozisyonlarda net gol atma şansları yakaladılar ancak girmeyince girmeyen top, az kalsın Trabzonspor ağlarından çıkacaktı ilk yarının sonlarında.

İkinci yarı artık Trabzonspor’un tam anlamıyla Antalyaspor’a baskı kuracağını düşünüyorduk ancak görüntünün yine ilk yarıdan çok fazla değişik olmadığını gördük. Trabzonspor yine ısrarla net pozisyonları kaçırıyor, hatta boş kaleye topu vuramıyordu ki bunların bir tanesinde başrolde Hüseyin Çimşir bile vardı. Maçın 75. dakikasında Trabzonspor’un son yıllardaki en başarılı kalecisi olan Tony Sylva’nın başlattığı atakta sahanın neredeyse tümünü kateden İbrahima Yattara’nın ortasına Umut Bulut’un (hem de yine eciş-bücüş bir durumda) vuruşuyla Trabzonspor 1 saatten fazla aradığı golü bulmuş oldu ve bu gergin bir şekilde beklediği karşılaşmadan istediği sonuç ve büyük bir rahatlama ile döndü.


Artık Trabzonspor için her hafta daha da kritik bir hal almaya başladı. Bu hafta alınan bu galibiyet 3 puandan da fazlasını ifade ediyor. Üç maçtır takım istediği oyunu ortaya koyamıyordu. Aslında Antalyaspor maçında da çok çok başarılı bir top oynadığı söylenemez Trabzonspor’un ancak bu üç maçın kötü futbolunu da takımın üstünden attığı bir gerçek. Haftaya Konyaspor karşısında alınacak bir galibiyet, hemen ardından oynanacak yine bir iç saha karşılaşması olan Galatasaray maçı için daha da moralli bir hale getirecektir takımı ve bu kısa süreç sonrasında oluşan tablo Trabzonspor’un ligde bahar aylarındaki kaderini biraz daha netleştirecektir. Şu sıralar kesinlikle iyi oyun yerine 3 puan almak daha değerli ancak birkaç hafta daha iyi futbolla bu galibiyetlerin alınması geleceğe umutla bakmak adına daha hoş bir durum olacaktır biz Trabzonsporlular için.

1 Mart 2009 Pazar

Fener Şampi...!


Böyle bir başlık atmamın sebebi, Fenerbahçe'nin dün gerçekten her şeyiyle şampiyon gibi olmasıydı. Taraftarlar bir başkaydı, oyuncular bir başkaydı, Aragones bile normal değildi. İlk 45 dakika gelen gollerle birlikte çok zevkliydi. Uzun zamandır izlediğim en iyi 45 dakika diyebilirim. Sivas oyunu çirkinleştirmeye yönelik bir harekette bulunmadı. Bence gayet iyi oynadılar. Sonuçta kendi sahasında 12 maçta 33 gol atmış bir Fenerbahçe var.

Maç boyunca düşündüğüm şey futbolcuların maç seçmesiydi. Tamam başta Aziz Yıldırım ve Luis Aragones hatalı. Fakat futbolcuların hiç mi suçu yok? Aragones ne kattı bu takıma da bambaşka bir Fenerbahçe izledik bir haftada? Futbolcular maçın öneminin farkındaydılar, ona göre oynadılar. E be kardeşim her maç 3 puan değil mi? Koskoca adamlarsınız, bunun farkına varamıyor musunuz? Alex az daha hakeme itirazdan dışarı atılacaktı, o kadar önem vermişti karşılaşmaya, ki çok da iyi oynadı. Uğur Boral son haftalarda hiç olmadığı kadar iyiydi. Emre Belözoğlu eskiye nazaran daha iyiydi. Semih de öyle...

Fenerbahçe bu şekilde oynasın şampiyon olur, buna inanıyorum fakat oyuncuların maç seçmesinden dolayı özellikle deplasmanlarda iyi oynayamadıklarını, bu yüzden de bu maçın istisna olduğunu düşünüyorum. İnşallah yanılırım ve takım hep dün geceki oyunu oynamaya devam eder.