29 Temmuz 2009 Çarşamba

Bafetimbi Gomis Lyon'da!


Bu abimiz Lyon'a transfer olmuş. Yani Lyon'un sitesine girdim, o suratı görünce korktum ilk başta. Ama anladım ki Lyon yeniden şampiyonluk istiyor. 13 milyon euro ödenmiş onun için Saint-Etienne'e. 2 milyon euro da ek olarak ödenebilirmiş. Ne diyelim, hayırlı olsun... Benzema'nın gidişinin ardından birini alacaktı Lyon, Güiza'nın da adı geçiyordu zaten...

23 Temmuz 2009 Perşembe

Yeni Sezon Formaları


forma, renk, tişört, şort beğenisi kişiden kişiye göre değişir. dolayısıyla birine süper gözüken forma diğerine iğrenç gözükebilir. şimdi 3 çeşit forma var. birincisi çubuklu. her sene giyilen çubuklu formadan biraz değişik kabul ediyorum ama öyle büyük fark yok. zaten olamaz da. diğer sarı-beyaz formaya gelelim, kuruluş forması diyorlar galiba. e bunun enine çizgilisi yok muydu geçen sene? çizgileri boyuna yapmışlar sadece. ne fark var, biri bana anlatsın? son forma, arma diyorlar, evet o güzel. 3 formadan en güzeli o. ben beğendim. bu 3 formanın değerlendirmesi.

ben alırsam -ki param olursa alırım büyük ihtimal- daha önceki yıllarda satılmayan, bu seneden itibaren satılmaya başlanacak olan kaleci formalarından alacağım. iki çeşit satılacakmış kaleci forması. biri lacivert -ki volkan geçen sene de giyiyordu onu yanılmıyorsam-, diğerini tam olarak çözemedim ama arma diyorlar ona da. ne farkı var, tam olarak çözemedim. alırsam, lacivert, açık mavi çizgili formayı alırım.

benim asıl değineceğim konu başka. uzun yıllardır forma almıyorum, 5 seneden fazla oldu. gerçi daha sonra da forma benzeri birçok şey aldım ama (birinin formadan farkı yoktu, fiyatı neredeyse aynıydı, önünde alex resmi olan tişörtü diyorum, bilenler vardır) formaları beğenmediğimden, bir de her sene forma almayı gereksiz gördüğümden forma almadım. aldığım forma da bu seneki arma formasına benziyordu, lennyleonard bilir, ismini bilmiyorum ne yazık ki.

formanın güzelliğinin cidden benim için çok önemi yok "iğrenç" olmadığı sürece. benim için önemli olan sarı olması. evet, sarı takıntım var. fenerbahçe'nin sapsarı giyinmesini istiyorum. ha beğenmiyordur insanlar belki bilemiyorum ama sarı bana daha iyi geliyor, dediğim gibi tercih meselesi. yıllardır, isveç milli takımı olsun, brezilya olsun, fenerbahçe sapsarı forma üretmediği için almak zorunda kalıyorum. bu bir de küçüklüğümde fenerbahçe'nin zaman zaman sapsarı giyinmesi yüzünden kaldı bende. örnek olarak göstereyim (biri gerçi kaleci forması ama o da çok güzel bence)

http://fenerbahce.de/...aneler/1990lar/oguz_cetin.jpg

http://www.turkfutbolu.net/...990/viorel_moldovan.jpg

http://img.blogcu.com/.../yusuffutbol_rusturecber.jpg

bu formaların çok da kötü olduğunu düşünmüyorum açıkçası. bu tarz forma yapsınlar (özellikle rüştü'nün giydiğini) en kötü 2 senede bir alırım...

21 Temmuz 2009 Salı

Dört Büyüklerde Oynamayan Anadolu Yıldızları


Ekşi Sözlük'e yazdığım entry'yi buraya da taşımak istiyorum...

"evet konumuz, hiç dört büyüklerde oynamamış, ama hem performansları, hem de yetenekleriyle dört büyüklerde oynamayı hak eden futbolcular... yaşım gereği son 15 yılı takip edebildiğimden 1993/94'ten bu yana bir liste çıkarmak istiyorum.

notlar:

1- yabancı futbolculardaki kriterim, uzun süre türkiye'de oynamaları. 1-2 yıl oynayıp da türkiye'den giden ismi eklemek mantıksız olur.
2- hala 4 büyüklere transfer olma ihtimali olan isimleri yazmıyorum.

- cenk işler: ilk aklıma gelen isim oldu. 1. lig'de attığı 130'un üzerinde gole rağmen, hiç dört büyüklerde oynamadı cenk. büyük kulüplere transfer olan nice dandik futbolcuyu düşündükçe, cenk'e haksızlık yapıldı diyor insan kendi kendine... istanbulspor'a zamanında bir maçta 5 gol birden atma başarısı gösteren cenk, bir kez de olsa a milli takım'da oynadı.

- okan yılmaz: 100'ler kulübüne girmiş ve gol kralı olmuş bir isim bilindiği gibi... şimdilerde ne yapıyor bilmiyorum açıkçası... bursa'daki ekürisi murat sözkesen galatasaray'a transfer oldu, o da 3 büyüklere gelebilirdi nihayetinde... konfederasyon kupası'nda kaçırdığı penaltıdan sonra her şey kötü gitti onun için...

- andre kona: ilk aklıma gelen yabancı futbolcu. o da 100'e yakın gol atmış bir isim. tam hatırlamıyorum 100'ler kulübüne girdi mi giremedi mi ama o sınırdaydı. uzun seneler türkiye'de oynadı, gençlerbirliği ve antalya başta olmak üzere 4-5 takımda forma giydi.

- hasan çelik: bildiğim kadarıyla büyük golcü hasan çelik de 4 büyüklerde oynamadı. eyüpspor'dan yetişme olduğu için daha iyi biliyorum (hatta eyüp'te kuyumcu dükkanı vardı, arada bir gelirdi, duruyor mu bilmiyorum). ne olurdu hasan'ı alsanız, en kötü sonradan girip golünü çakardı. benim için yeri çok özeldir.

- daniel timofte: onu da atlamak istemem açıkçası. samsun'da yaptığı işler düşünüldüğünde, maldonado'dan ne eksiği vardı diyor insan...

- engin özdemir: o da bu listeye girmeyi hakeden isimlerden. 4 büyüklere transfer olan çoğu futbolcudan daha kaliteli bir isimdi. ki sık sık ismi de anılmıştı büyüklerle.

- fernand coulibaly: o kadar ismi yazdık, coulibaly, timofte ve kona'yı görüp kendi ismini görmeseydi, beni bulur kafa atardı herhalde. evet, en azından trabzonspor'da oynaması gereken bir isimdi coulibaly.

ara not: majid musisi'yi eklemiyorum, bursaspor'da 2 sene oynadıktan sonra 30 yaşına gelmişti, o yaştan sonra zordu transferi.

- atakan sancarbarlas (sancarbarlaz da olabilir, her neyse): evet, atakan da oynamalıydı... böyle mi olacaktı? maldonado+can arat+ilhan parlak'ı toplasan bi atakan etmezdi...

ikinci ara not: hastası olduğum kaleci stingaciu'yu yazmıyorum, zaten türkiye'ye geldiğinde 30 yaş üstündeydi.

- cafer aydın: onu da yazmasaydım bir şekilde haberdar olup beni papua yeni gine'ye götürürdü. 1. lig'de 70'in üzerinde gol atmış bir isim.

- coşkun birdal: bana göre 3 büyüklerde direkt oynayacak kapasitede bir isim olmadı hiçbir zaman fakat en azından transfer olup onun keyfini sürebilirdi. 1. lig'de 50, 2. lig'de 90 civarında gol attı.

- mithat yavaş: ben bu çocuğu beğenirdim. hem yakışıklıydı, oradan da avantajı vardı. 1. lig'de 230'un üzerinde maça çıkıp 30'un üzerinde gol atmış. yahu soner keleş'in transfer olduğu fenerbahçe'ye 10 kez transfer olurdu...

- nuri çolak: ona da ayıp edildi. şöyle diyeyim, nuri'yi ibrahim üzülmez'e tercih ederdim...

- timuçin bayazıt: sol kanat yazdık, devam edelim. evet, timuçin de çoğu 4 büyük sol kanadından iyi bir oyuncuydu. severdim, öperim kendisini.

- ender alkan: o da son anda 4 büyüklere transfer olamayanlardan. zamanında iş yapabilirdi, bursa'da yıldız statüsündeydi.

- yılmaz özlem: yazardan biraz torpilli bir isim. vefa borcumu ödemek için yazıyorum. o kadar güzel frikik golleri attı ki, o keyfi 30 milyon euro'luk çoğu futbolcu yaşatamıyor bana. trabzonspor'da sırıtmazdı hani?!?!

- hasan yiğit: nuri çolak'ın bir benzeridir kariyer olarak. tek farkı karşı kulvarda oynamasıdır. o da ne yazık ki oynamayadı 4 büyüklerde.

- silvino joao de carvalho jaba: jaba'yı beğenmeyenler var, fakat bence en azından trabzonspor'da oynayabilecek kapasitede bir oyuncu. ki ilk geldiğinde performansı çok iyiydi.

- zdravko lazarov: şimdi fenerbahçe'de oynayan cem karaca'yı düşünüyorum. bir de onu düşünüyorum. olmuyor be abi... 198 lig maçında 69 gol atmış, hiç de fena değil.

- luis enrique martinez: listeye yazdığım ilk kaleci stingaciu dışında... evet, o da bir yıldızdı. şimdilerde neler yapıyor, bilen varsa mesaj atsın lütfen...

kapanış notu: unuttuğum isimlerden özür diler, hepsini öperim. fırsat buldukça aklıma gelenleri yazmaya devam edeceğim..."

Unutulmayacaksın...


Ünlü birisi hakkında vefat etmeden önce bir şeyler karalamadıysam, öldükten sonra da bir şeyler yazmamaya özen gösteriyorum, en azından sıcağı sıcağına, o gün... Yazdıklarım olmuştur belki ama çok nadirdir. Hani daha önceden onu sevmiyormuşum da, öldükten sonra sürüye uymak için yazıyormuşum gibi hissediyorum, insanların hissedeceğini düşünüyorum. Allah'tan Vedat Okyar Amcam için bir şeyler karalamıştım önceden, şimdi rahat rahat yazabiliyorum (bkz: vedat okyar/#16131558).

Vedat Okyar, seni sevmeyen ölsün kıvamında bir insandı. Kendisini bir kez bile görmedim, sevdiğimi, çok baba adam olduğunu söyleyemedim ama eminim ki sırf Beşiktaşlılar değil, benim gibi koyu Fenerbahçeliler ve Galatasaraylılar da onu seviyordu/seviyordur.

Tabii bu saatten sonra ne yazsak boş. Hatırladığım bir şeyi yazmak istiyorum.. Yıllar öncesi, ben 10 yaşımda falanım, Beşiktaş kötü gidiyor, başkanlık seçimleri öncesi galiba, bir maçta yeniliyor Beşiktaş ve maç sonrası röportaj yapılıyor Vedat Okyar ile, "başkanlar kadar param yok, üç kuruş param var fakat adam gibi bir başkan çıkmayacaksa onu da harcarım, biz yüreğimizi ortaya koyarız, başkan adayı olurum gerekirse" gibi bir şeyler söylemişti. Aradan seneler geçti, ona karşı sevgimi azaltacak hiçbir şey yapmadı... En sevdiğim 4-5 Beşiktaşlıdan biriydi -Kazım Kanat'ı da çok severdim genelin aksine- , birer birer gidiyorlar. Zaten doğru dürüst olmayan Beşiktaş muhalefeti, iyice güç kaybediyor...

unutulmayacaksın Vedat Okyar...

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Dünya'nın En Kötü (!) Futbolcusu Sabri Sarıoğlu


Yazıyı az önce Ekşi Sözlük'e yazdım, hiç dokunmadan aktarıyorum.

"Sözlükte en acımasızca eleştirilen futbolcu. Bakın herkes, her şey, eleştirilebilir. En sevdiğim şeylerden biri de özeleştiri. Buraya kadar tamam. Fakat Sabri'yi "acımasızca" eleştirenlere, sadece bir şey sormak istiyorum.

Bu adam torpilli mi? Ali Sami Yen'in, Metin Oktay'ın, Adnan Polat'ın, veya herhangi bir tanınan Galatasaraylının akrabası mı? Bildiğim kadarıyla değil. Eğer öyleyse söyleyin lütfen. Madem öyle, onu şimdiye kadar oynatan teknik direktörleri neden eleştirmiyorsunuz? Sabri'yi eleştirdiğinizin 10'da 1'i kadar eleştirseniz razıyım. Sabri uzun yıllardır Galatasaray'da oynuyor. bir sürü teknik adamla çalıştı.

Bunu sadece Sabri ve Galatasaray için söylemiyorum. Beşiktaş'ta İbrahim Üzülmez, Fenerbahçe'de Selçuk Şahin, Deniz Barış ve Ümit Özat'a da zaman zaman yapıldı bu. Neden, "X hoca, Sabri'yi, İbrahim Üzülmez'i, Selçuk Şahin'i oynatıyor, hoca falan değildir!" diyemiyorsunuz? Neden, "X başkan, şunun yerine adam almadı kaç senedir doğru dürüst bir tane, başkan falan değildir" diyemiyorsunuz? Ne kadar Türkiye ortalamasının üzerinde top oynayan, iyi orta açan, kademe anlayışı olan bir sağ bekin, sol bekin maliyeti?

Biraz empati kurun. Sabri'nin yerinde olsanız, "Ben kötü futbolcuyum, Galatasaray'da oynayacak kalitede değilim, gidip Eyüpspor'da oynayayım" diyebilir misiniz? Dürüst olun. Sabri'nin yerinde olsanız ve bu entry'leri okusanız hoşunuza gider mi? Ne yaparsınız? Galatasaray'ı bırakıp, Eyüpspor'da oynar mısınız?

Gücünüz teknik direktör ve başkanlara değil de gariban Sabri'ye mi yetiyor?

Bu satırları Sabri'yi hiç sevmeyen ve beğenmeyen bir insan yazdı, onu da belirteyim.

17 Temmuz 2009 Cuma

Eto'o-İbrahimovic Takası


Okuduğum kadarıyla Eto'o'nun üzerine, 40 milyon euro verecekmiş Barcelona. Eto'o olsam Barcelona başkanının karşısına geçip, ağzıma ne geliyorsa söylerdim. Cidden büyük bir hakarettir bu bana göre.

Dünya'da 7-8 tane santrfor sayılacaksa, bunlardan ikisi Eto'o ve İbrahimovic'tir. Üstüne 40 milyon euro vermek bir yana, Eto'o'yu, İbrahimovic'e tercih edecek binlerce insan vardır.

Bana göre de, bu transfer gerçekleşirse İnter karlı çıkacak. Barcelona'nın Eto'o'suz bu kadar iyi sistem oyunu oynayabileceğini sanmıyorum. Eto'o o sistemin en kilit oyuncularından biri. Fakat maksat taraftarı sevindirmek, endüstriyel futbola uymak olsun. İbrahimovic'in o sisteme Eto'o kadar uyacağını sanmıyorum.

İki oyuncudan birini tercih edecek olsam İbrahimovic'i tercih ederim fakat sistemi ona göre kurarım. Barcelona'da kurulu bir sistem var zaten ve İbrahimovic gerektiği kadar sözünü geçiremeyecektir takımda İnter'de olduğu gibi.

Bekleyip göreceğiz...

Nostalji


En öndeki futbolcuyu son birkaç yılda izleyen var mı acaba?

Lucio Transferi


İnter'in oynadığı futbolu hiç beğenmiyorum. Gayet sıkıcı bir futbol. Eto'o-İbrahimovic takası bence İnter için olumlu olacaktır.

Lucio da bu sezonki en iyi transferlerden biri bence. İnter'e çok fayda sağlayacağına inanıyorum. Brezilya Milli Takımı'nın kaptanı, sık sık gol atabiliyor. Defansif yönlerini herkes biliyor zaten. İnter'deki günlerini tamamladıktan sonra, ülkesine döneceğini düşünüyorum. Tabii üst düzey performansı devam ederse 37-38'e kadar Avrupa'da kalabilir, ülkemize de gelebilir.

Kuralar Çekildi


Beklenen kuralar çekildi en sonunda. Fenerbahçe ve Galatasaray için fazla konuşmaya gerek yok gerçi. Herkesin ortak görüşü, iki ekibimizin de rahatça turu geçeceği... Önemli olan Sivasspor.

Rakipleri sırasıyla, Shakhtar, S. Lizbon, Panathinaikos, Celtic ve Anderlecht idi. En iyi kurayı çektiler ve Sivasspor, Belçika ekibi ile eşleşti. Anderlecht'in kaliteli futbolcuları var -ki bazılarının bizim takımlarımız için de adı geçti-. Fakat sonuçta Belçika Ligi'nin kalitesi belli. Sezon öncesi hazırlık maçlarında güçlü ekiplerle mücadele eden Sivasspor'un, zor da olsa Anderlecht'i geçeceğini düşünüyorum. Fakat bu turu geçerlerse, çok güçlü ekiplerle karşılaşacaklar. En azından elendikleri takdirde UEFA Ligi'ne direkt katılmış olacaklar. Ne kadar puan kazanırlarsa, ülke puanına katkı için o kadar iyidir.

14 Temmuz 2009 Salı

Aziz Yıldırım'ın Fenerbahçelileri Uyutma Yöntemleri


Yazıyı az önce Ekşi Sözlük'e yazdım, buraya da aktarmak istedim...

"Aziz Yıldırım Fenerbahçe'ye 15 Şubat 1998'de başkan seçilmiştir. Hem de hatırlanacağı gibi sadece bir oy farkla, şaka gibi hakikaten...

Öncelikle söylemeliyim ki Aziz Yıldırım çok akıllı bir insandır. Milyonlarca Fenerbahçe taraftarının çoğundan akıllı olduğu için, bugüne kadar başkan kaldı ve efsane başkan sıfatını kazandı.

Başkan olduğu günleri şöyle bir hatırlayalım. 1995/96'da Fenerbahçe 6-7 yıl sonra şampiyon olmuştu. 1996/97 sezonun da ise Galatasaray devamı gelecek şampiyonluklarının ilkini kazanmıştı. Aziz Yıldırım göreve geldiğinde -ki o gün Galatasaray derbisi vardı deplasmanda- Fenerbahçe liderdi, derbiden alınan beraberlikle, o hafta da Trabzonspor'un Beşiktaş'ı yenmesiyle, 45'er puanla Fenerbahçe ve Trabzon liderliği paylaşır konuma geldiler. Galatasaray ise onları 43 puanla takip ediyordu. Göreve geldiğinde Galatasaray'ın 2 puan önünde lider olan Fenerbahçe, sezonu Galatasaray'ın 4 puan gerisinde 2. tamamladı. Aziz yıldırım, o sezonki başarısızlığı, bütün yaz Baliç, Ancelotti, Löw gibi isimlerin transferini gündemde tutarak unutturdu. Zaten ilk senesiydi, olur böyle şeyler dendi.

Devre arasında da (yanlış hatırlamıyorsam) Sergen alındı. Fakat Löw'le de beklenen şampiyonluk gelmedi. Transfer ve hoca şova devam etti başkan. Önce camianın göz bebeği Rıdvan getirildi takımın başına. Alpay, Ogün, Abdullah, Oulare, Preko, Johnson gibi önemli transfer yapıldı yaz boyunca, taraftlar bir umut yine başkanın arkasında durdu. Fakat Mtk maçlarının ardından hatırlanacağı gibi Rıdvan gitti, Zeman geldi. Zeman döneminde kulüp tarihinin en ağır hezimetlerinden biri yaşandı, Rüştü gibi bir isim dövüldü. Aziz Yıldırım ilk defa istifa ve kongre kararı aldı bu aralıkta. Yani tam tarihini hatırlayamıyorum maalesef ama Pendik maçından sonraydı. "Karardan dönüş yok" gibi açıklamalar yapılır. Fakat kısa bir süre sonra çark eder büyük başkan, seçimlere kısa bir süre kala yeni bir yönetim kurulu ile yeniden aday olur. Pendik maçı falan da unutulur, Aziz Yıldırım ve yönetimi yeniden seçilir. Zeman'dan sonra takımın başına eski futbolcu Turhan Sofuoğlu'nun getirildiğini, Galatasaray'ın art arda 4. şampiyonluğunu ve Uefa Kupası'nı kazandığını da hatırlatmadan geçmeyelim.

Denizde kum bende para anlayışıyla, teknik direktör ve oyuncu transferine devam edilir. Bu kez Mustafa Denizli getirilir başa ve Revivo, Rapaiç, Kennet Andersson ve birçok oyuncu transferi yapılır. Beklenen şampiyonluk, iç sahada alınan 51 puanla gelir (yanlış hatırlamıyorum di mi?). Strateji ustası olan Aziz Yıldırım, tam da şampiyon olmuşken, en önemli hamlesini yapar ve istifa eder. Bunu da Şansal Büyüka ile yaptığı programda açıklar. Şansal Amcamın da verdiği gazla gayet duygusal konuşmalar yapılır. Aziz Yıldırım'ın amacı açıktır, bütün taraftarların desteğini arkasına almak ve güvenoyu tazelemek. Ki o dönemde Aziz Yıldırım'ı çok sevdiğimi belirteyim. Yürüyüşler yapılır -ki geçtiğimiz aylarda Genç Fenerbahçelilerin lideri Sefa, Aziz Yıldırım'ın kendilerini yürüttüğünü açıklamıştı, yalanlama da gelmedi Aziz Yıldırım'dan- romantik bir ortam oluşturulur. Ailesine vakit ayıramadığı gerekçesiyle başkanlıktan istifa eden Aziz Yıldırım, sanki ailesi bir anda kaybolmuş gibi baskılara dayanamayarak geri döner. Ha bir de Fenerbahçe sahipsiz kalmasın diye.

Mustafa Denizli'nin ikinci yılı başarısız geçer, Şampiyonlar Ligi'nde "0" çekilmesinin ardından, art arda oynanan 5 maçın 4'ünün kaybedilmesiyle, bir Diyarbakır deplasmanı sonrası, "Mustafa Denizli şampiyon yap bizi" diyenler, "Mustafa Denizli rezil ettin sen bizi" diyerek Mustafa Denizli'yi yollarlar. O sezon gayet de başarılı olacak olan fakat kimsenin beğenmediği Lorant gelir takımın başına (en azından istatistiklere göre çok başarılı). Sezon sonunda yine Ortega, Washington transferiyle taraftarlar uyutulur. Feyenoord'a elenerek Şampiyonlar Ligi'ne bay bay diyen Fenerbahçe, yine bir Diyarbakır deplasmanı sonrası Lorant'a da bay bay der. Aziz Yıldırım kendi başarısızlığını -kendi başarısızlığını diyorum, bir konuşmasında Fenerbahçe'yi Mustafa Denizli değil ben şampiyon yaptım demişti, şampiyon olunca başarı onunsa, başarısızlık da onundur aynı şekilde- teknik direktör değiştirerek örter, Fenerbahçe efsanesi Oğuz Çetin'i, hiç istemediğim bir şekilde taraftarın önüne yem olarak atar. O da başarısız olunca, gençlere yöneliyoruz denerekten, Tamer Güney getirilir takımın başına.

Sezon sonunda, Aziz Yıldırım kesin bir şekilde 2004'te aday olmayacağım der. Hatta, "yeme bizi" tarzı gelen tepkilere, "bırakacağım diyorum, koskoca Fenerbahçe başkanına inanmıyorlar" diye cevap verir. Ne olur, sezona Daum ve Hooijdonk önderliğinde iyi başlanınca, yine çark eder (tarihleri karıştırıyor olabilirim, hatırlayanlar uyarırsa sevinirim, dile kolay 11 sezondan fazla oldu başkan olalı) ve yeniden aday olur, seçilir.

2 yıl şampiyonluk yaşanır, her şey güle oynayadır. Ta ki, mayıs 2006'daki Denizli'de oynanan şampiyonluk maçına kadar. Yaşanan büyük yıkımdan sonra her zamanki gibi Aziz Yıldırım yine istifa eder. Aziz Yıldırım istifa edince, dangalak Fenerbahçeliler, yaşananları unutur, "büyük başkan bizi bırakma" moduna geçerler. Açlık grevi yapanlar bile olur, hatırlayanlar olacaktır. Yapılan yoğun ısrarlara dayanamaz, ha tabii bir de "Fenerbahçe'yi sahipsiz bırakmamak" adına istifa kararından vazgeçer. Zico ile ilk yıl şampiyonluk gelir, ikinci yıl da kulüp tarihinin Avrupa'daki en büyük başarısı gelince, ligde kaçan şampiyonluğa rağmen kimse bir şey demez Aziz Yıldırım'a. Fakat o antrenör değiştirmeye devam eder.

Aragones gelir, bu sezonki başarısızlığı herkes biliyor. Aziz Yıldırım ne yapar, Mehmet Topuz transferiyle gündemi değiştirir, Beşiktaşlılar doya doya kutlayamazlar şampiyonluğu. İçimiz dışımız Mehmet Topuz olur, olayı kan davası haline getirir, gidip kendi alır. Üstüne bir de 3 yıl önce gönderdiği adamı tekrar getirir Fenerbahçe'nin başına. Bir Allah'ın kulu da madem tekrar getirecektin ne diye gönderiyorsun demez... Üstüne de Rıdvan/Oğuz/Aykut üçlüsünün kralını getirir, sportif direktör göreviyle. Olası bir kötü sonuçta ilk iş Aykut'u gönderecektir, sonra da ya çok büyük isimleri transfer edip bütün yaz bu transferlerle gündemi değiştirecektir ya da istifa edecektir... 70 yaşından önce de başkanlığı bırakacağını sanmıyorum...

Ayrıca defalarca verdiği karardan dönene halk arasında ne dendiğini herkes bilir...

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Shevchenko Transferi


Söylenene göre, Shevchenko, Hakan Şükür'le konuşmuş, "Türkiye'ye gelsem nasıl olur?" demiş... Yahu hakikaten Fenerbahçe yönetimini anlamak zor. Neden Shevchenko?

Gabriel Agbonlahor, Ayegbeni Yakubu, Vagner Love, Darren Bent, Kris Boyd, Patrick Helmes vb. isimleri almak varken, neden geçen sezon tek bir gol bile atamamış (Serie A'da) bir Shevchenko? Marka isimlerle başarının gelmediğini hala anlayamadınız mı? İngiltere'nin, İtalya'nın, İspanya'nın üst düzey kulüpleri Shevchenko'yu istemiyorken, biz neden istiyoruz? Şöyle düzelteyim, Shevchenko neden Fenerbahçe'ye geliyor? Hiç düşündünüz mü?

Başarılı olur olamaz, o ayrı konu. Belki 3 sezonda 80'in üzerinde gol atar, Shevchenko bu. Ama dediğim gibi son yıllarda adam gibi top oynamayan, 33 yaşında bir adamı almak neden? Alacaksınız Toni'yi alın bari de 4-2-3-1 oynayabilelim adam gibi...

Kimse Kimseyi Kandırmasın


Mehmet Demirkol'un son açıklamaları, büyük tepki çekti. Olumlu karşılayan da var, olumsuz karşılayan da. Sözlükte de Mehmet Demirkol sevenler ve sevmeyenler ikiye bölünmüş...

Mehmet Demirkol'u severim, gayet iyi bir yazardır, ondan daha iyileri çıkana kadar da spor basınının en iyilerinden biridir. Demirkol, son olarak, "Ferrari vasat bir futbolcudur, Gökhan Zan ondan iyidir" demiş.

Ben Ferrari'yi beğenen bir insanım. Bu görüşüne katılmıyorum Demirkol'un. Fakat, her insan aynı düşünecek diye bir şey yok. Her insan aynı düşünürse düşüncelerin ne önemi kalır ki? Bana göre de Roberto Baggio, Zidane'dan iyi futbolcudur/futbolcuydu. Bunu söylemem benim futboldan anlamadığım anlamına gelmez.

İkinci bir konu, Mehmet Demirkol'u eleştirenler Avrupa futbolunu yeterince takip etmediğini söylüyorlar. Yahu kim takip ediyor ki? Celtic'in geçen sene kaç maçını izlediniz? Bordeaux'nun? Ajax'ın? Borussia Dortmund'un? Küme düşen Newcastle'ın? İnsanlar atıp tutmaya bayılıyor, ama kimsenin adam gibi Avrupa futbolunu takip ettiği yok aslında.

Mehmet Demirkol denen adam, işi gereği 3 Süper Lig maçını izlemek zorunda. Üstüne Barcelona/Real Madrid maçlarından birini ve gündüz oynanan Bundesliga/Premier Lig maçlarından birini izlese eder 5 maç. Ki vakti de kalmaz başka maç izlemek için...

Sonuçta bu adam futbolu seviyor, işi olmasaydı da eminim ki bu maçları izlerdi. Önemli olan da o zaten bana göre... Bana söyleyin, bir spor yazarı olsun ki senede minumum 8 Celtic maçı, yine 8 Newcastle maçı, 8 Borussia Dortmund maçı, 8 Bordeaux maçı izlesin...

Kimse işi, gücü, arkadaşı, sevgilisi varken oturup da Racing Santander-Recreativo Huelva maçını izlemez... İzleyen ya aşırı derecede asosyaldir, dışarı çıkmıyordur, ya da bahis oynamıştır, onun için izliyordur... Kimse kimseyi kandırmasın...

5 Temmuz 2009 Pazar

Fenerbahçe'nin Yeni Appiah'ı


Achille Emana'nın haberleri var basında. Poulsen olmazsa b planı olarak Emana'yı düşünüyormuş yöneticiler. Ben olsam Poulsen'i geçip direkt Emana'yı alırdım. Appiah tarzı bir isim, direkt defansif bir orta saha oyuncusu değil. Son 3 sezonda oynadığı 101 lig maçında attığı 26 gol de bunu destekler nitelikte. Yalnız geçen sezon 35 maçta 9 sarı, 1 kırmızı kart görmüş, çok fazla bence... Gelirse çok sevineceğim bir isim olacak...

3 Temmuz 2009 Cuma

Saviola Transferi


Benfica'nın yöneticileriyle tanışmak isterdim. Portekiz'de en sevdiğim takım Benfica, 2-3 yıldır iğrenç transferler yapıyor. "O eski halimden eser yok şimdi" adlı güzide eserimizi söyleyen futbolcuları bir bir transfer ediyorlar. Juan Pablo Aimar, Reyes, şimdi de Saviola. Yeni haberim oldu Saviola transferinden. Sözlüğe aylar önce bir şeyler yazmıştım, hala arkasındayım sözlerimin. Belli ki Aimar-Saviola efsanesini canlandırmaya çalışıyorlar. Ama bence bu sene de şampiyon olamayacaklar. 5 milyon euro vermişler bonservisine...

Son Yılların En İyi Transferi


Evet, başlıktaki yazım, transferin özeti. Beşiktaş'ın son yıllardaki en iyi transferidir bana göre Ferrari. Çok uzun yıllardan beri takip ettiğim, maçlarını izlediğim bir isim. Sözlükte transferden önce son entry'sini de ben yazmıştım. Parma'da Hakan Şükür, Nakata, Appiah gibi isimlerle bir arada oynamıştı. Yalnız Keita transferinde olduğu gibi burada da önemli bir sorun var. Ferrari için gözden çıkartılan isim, Beşiktaşlıların Zapo'su.

Zapotocny için 4.5 milyon euro gibi bir bonservis bedeli ödendi. Şimdi Büyükşehir Belediye'ye kiralanacak deniyor, sonra da ne kadara satılır bilinmez. Ferrari için de 4.5-5 milyon euro gibi bir bedel ödeneceği söyleniyor, toplam 9-10 milyon euro eder. Gerçekten büyük bir para bu. Yoksa dediğim gibi Ferrari çok iyi bir transferdir.

Keita Transferi


Öncelikle hayırlı olsun diyorum. Türkiye'ye hangi takım olursa olsun kaliteli futbolcu gelmesini isteyen bir insanım. Keita'yı isim olarak biliyorum, Lyon'un izlediğim maçlarında -ki bu sene 6-7 kez izledim- alıcı gözüyle bakmadığım için pek dikkat etmedim ama kalitesi belli olan bir futbolcu. Sorun ise kendisi için ödenen 8.5 milyon euro ve ek olarak ödenebilecek olan 500 bin euro. Euronun 2.15 YTL olduğunu göz önüne alırsak 20 trilyona yakın bir bonservis yapar. Galatasaray'ın ekonomik durumuna baktığımızda çok büyük bir para bu. Ha bunu dediğimde Galatasaraylılar, "Sen ne karışıyorsun bizim işimize?" diyorlar. Ama ekonomik açıdan kötü olduklarında da fakir edebiyatı yapıyorlar. O yüzden Galatasaray'ın ekonomisini tamamen sağlama almadan oyunculara böyle büyük ücretler ödemesine karşıyım. Gün gelir Fenerbahçe'de de durumlar kötüleşir, Fenerbahçe'deki transferlere de karşı olurum. Ki Roberto Carlos, Emre Belözoğlu gibi isimlerin yıllık aldığı paraların fazla olduğunu hep söylemişimdir ve bu durumu eleştirmişimdir.

Keita ile ilgili son sözüm, her maçını dikkatle izlermiş gibi yorum yapan Ekşi Sözlük yazarlarına ve Blog adamlarına. Ekşi Sözlük'te transferi öncesi sadece 3 entry yazılmış, çok tanınan bir isim olsa minumum 15 entry olurdu. Bakıyorum, herkes adamı çok yakından tanıyormuş gibi yorum yapıyor. Gün gelir de dediklerini yemezler inşallah...