22 Temmuz 2013 Pazartesi

İlk Fenerbahçe Maçım...


Türk futbolu ve Fenerbahçe için fazlasıyla sıradan ama benim için büyük önem taşıyan bu derbi karşılaşmasını daha önce de Ekşi Sözlük'e yazmıştım ama bakarsın bir şey olur, bir de blog'a aktarmış olayım...

İlkokul öncesi ve devam eden yıllarda, kendisini takımının en büyük taraftarı olarak gören onbinlerce, belki de yüzbinlerce ufaklıktan biriydim. Dert yok, tasa yok. Tüm gün top oyna, tuttuğun takımla ilgilen ve televizyon izle. Şimdi transfermarkt, wikipedia varsa, o zaman da futbolcu kartlarımız vardı. Boy, yaş, kilo, fiyat derken futbolcuları ezberliyorduk. Daha Rüştü yoktu piyasada, Engin'den iyi kaleci yoktu benim için. Boliç Fenerbahçe'ye transfer olduğunda dünyanın en mutlu çocuğuydum, hele ilk formam alındığında defalarca öptüğümü dün gibi hatırlarım...

Bizim ailede takım durumları karışıktır, herkes farklı takımı tutar. Babam Beşiktaşlı, annem Galatasaraylı. Hasta Fenerbahçeli dayım olmasaydı, muhtemelen ben de ya Beşiktaşlı, ya da Galatasaraylı olacaktım. Dolayısıyla insanların takımına göre yorum yapanları da şimdiye dek hiç anlamamışımdır. Sanki yavaş yavaş bilinçlenilen orta okul-lise döneminde seçiyoruz takımlarımızı... İlkokula başladığım sezon Beşiktaş Daum'la şampiyon olmuştu, babam bir o zaman "Sen Fener'i bırak Beşiktaş'ı tut" demişti.

Gittiğim ilk Fenerbahçe maçına gelecek olursak... 1993/94 sezonunun sonlarını hayal meyal hatırlasam da, net olarak hatırladığım ilk sezon ilkokul 1'de olduğum 1994/95'tir. Cannes maçları, Aykut'un 3 gol attığı "Öptüm seni şeker"li Galatasaray maçı, Aygün'ün penaltı kaçırdığı unutulmaz kupa maçı... Lig maçları da İnterstar, Show vs. de yayınlanıyor, rahat rahat izleyebiliyoruz. Hayatımda gittiğim ilk maç Eyüpspor maçıdır fakat bir Fenerbahçe maçına gitme zamanım çoktan gelmişti! Babama ısrar etsem, tuttursam da götürmeyeceğini biliyordum. Cannes maçı için, penaltılara kalan Galatasaray maçı için kahveye bile zar zor götürmüştü. Hatta kahve kapanıyor bahanesiyle 120 dakika sona erdiğinde eve götürmüştü ve penaltıları canlı izleyememiştim. Tek çare dayımdı ve beklediğim telefon sonunda çalıyordu. Annem, "Dayın aradı, hadi maça götürecek" demişti.


Maç da öyle dandik maç değildi ha... 1995/96 sezonu başında oynanan TSYD Kupası finali. Hem Fenerbahçe, hem de Beşiktaş, Galatasaray'ı 3 golle geçince iş son maça kalıyordu. Bizim takımın başına Parreira yeni geçmişti, Antep'ten Boliç'i almıştık, Atkinson, Tarık, Högh falan derken daha iyi bir takımımız vardı. Maç İnönü'de, tabii ki yeni almış olduğumuz 9 numaralı formamı giyiyorum. Dayımın "Maç deplasmanda, forma falan giymesin" demesini dinler miyim hiç? Hem o yaşta çocuk ne bilir bunları... Belki de 12-13 yıldır görmediğim dayımın arkadaşı Nurettin Abi ve onun arabasıyla yola koyuluyoruz. Maç öncesinden hatırladıklarım, havanın gayet güzel olması ve Bülent Karpat'ı görmem... O yaşta Bülent Karpat'ı görünce çok heyecanlanmıştım. Adam hayatında o kadar çok maçta görev aldı ki, bu maçı yarım saat anlatsam muhtemelen hatırlamaz, benim de aklımda kalan en enteresan şey, onu görmem işte...

Akşam eve döndükten sonra karşılaşmanın özetini birçok kez izlemeseydim, 90 dakikaya dair hiçbir şey hatırlamayabilirdim. Çünkü kazanmamıza ve kupayı kaldırmamıza rağmen dayımın takımı sürekli eleştirmesi beni etkilemişti. Hatta maç sonundaki diyaloğumuz şu şekildeydi:

-Beğendin mi takımı? (Dayım soruyor)
-Çok beğenmedim... (Bana kızmasın diye bu cevabı veriyorum. Koskoca adam boşuna takımı eleştirmez ya)
-Olur mu ya, koyduk Beşiktaş'a!
-... (Şimdi olsa 'futbol asla sadece futbol değildir' derdim.)

Seyyar köfteciden aldığımız köfteyle birlikte ananeme dönüyoruz.

Fenerbahçe, Beşiktaş'ı yeni transferleri Erol ve Tarık'ın golleriyle 2-0 yenip TSYD Kupası'nı kazanıyor. (Bu kupa, Fenerbahçe'nin kazandığı son TSYD Kupası'dır) İlk Fenerbahçe maçım böylelikle çok güzel geçiyor. Sezon sonunda da bu kadroyla şampiyon oluyoruz ve ilk şampiyonluğumu yaşıyorum. Gittiğim 2. maç ise, yine aynı sezon, Rıdvan'ın jübilesi... Neredeyse hiç izleyemediğim Rıdvan'ın jübilesinde olan şanslı azınlıktan biriydim küçük bir çocuk olarak.

Not: Dikkatli bakanlar, alttaki fotoğrafta Mehmet Ali Aydınlar'ı görebilirler. :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder